10 yıl önce
Muhteşem Yedili filmine yorum yazdı:
Spectral filmine yorum yazdı:
Bir televizyon filmi için oldukça iyi bir görsellik sunduğunu söylemek gerekiyor.
Filmin fazla bir olayı yok, ancak "ben müthiş bir final yapacağım" gibi bir sözü de yok. Başta bir gizem veriyor, ve bunu bir şekilde sonuca ulaştırıyor. Bu açıdan verdiği sözü fazlasıyla tutuyor.
Aksiyon yeterince makul, hatta yer yer aşırıya kaçılmış bir düzeydeydi.
70/100
Saygılar.
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2 filmine yorum yazdı:
4 yıl önce kitabı okumayacağımı söylemişim, ancak çatır çatır da okudum. Hatta son bölümü kim bilir kaç kere okudum hatırlamıyorum.
Filmi kitaptan daha güzeldi diyecek halim yok, bu saçmalık olurdu, ancak kitapta anlatılan savaşın, daha başarılı ve biraz daha tanımlı bir şekilde beyaz perdeyle buluştuğunu düşündüm ben. Harry ile Voldemort arasındaki savaşın anlatılışı oldukça farklılık gösteriyor, ancak ikisi de kendi çapında mantıklı geldi bana.
Snape kısmına girmeyeceğim. Half Blood Prince filminden beri o kısmı işleme tarzı çok hoşuma gitti. Yavaş yavaş işin o kısmını aydınlatma girişimi (ama çok üstünkörü) falan.
Hele kitapta Rowling'in yazık ettiği Dobby sahnesi... Filmde olağanüstüydü o kısım (deathly hallows part 1i diyorum).
Bence bu kadar gişe yaptırmış ve övgü almış bir filmin yönetmenine çok da eleştiri getirmemek gerekiyor. Elbette içine şeyettiği yerler olmuş, ancak ben olumlu yaptığı şeylerin sayısını hep daha fazla buldum.
Yani şu "screenplay" denen şeyin oluşturulm ... Devamı4 yıl önce kitabı okumayacağımı söylemişim, ancak çatır çatır da okudum. Hatta son bölümü kim bilir kaç kere okudum hatırlamıyorum.
Filmi kitaptan daha güzeldi diyecek halim yok, bu saçmalık olurdu, ancak kitapta anlatılan savaşın, daha başarılı ve biraz daha tanımlı bir şekilde beyaz perdeyle buluştuğunu düşündüm ben. Harry ile Voldemort arasındaki savaşın anlatılışı oldukça farklılık gösteriyor, ancak ikisi de kendi çapında mantıklı geldi bana.
Snape kısmına girmeyeceğim. Half Blood Prince filminden beri o kısmı işleme tarzı çok hoşuma gitti. Yavaş yavaş işin o kısmını aydınlatma girişimi (ama çok üstünkörü) falan.
Hele kitapta Rowling'in yazık ettiği Dobby sahnesi... Filmde olağanüstüydü o kısım (deathly hallows part 1i diyorum).
Bence bu kadar gişe yaptırmış ve övgü almış bir filmin yönetmenine çok da eleştiri getirmemek gerekiyor. Elbette içine şeyettiği yerler olmuş, ancak ben olumlu yaptığı şeylerin sayısını hep daha fazla buldum.
Yani şu "screenplay" denen şeyin oluşturulmasında oldukça etkili ve yapımcılardan biri olan J. K. Rowling'in kontrolünde yapıldığını unutuyorsunuz. Kuvvetle muhtemel aşağıda verdiğim 2 tane kilit değişiklik ve bunlar gibi yüzlercesi kitap yazılırken acaba şöyle mi olsun, yoksa böyle mi olsun diye kararsız kaldığı paralel oluşumları kullanmışlar filmde.
Mesela Snape'den alınan düşünseli sahnesi. Kitapta ağzından yüzünden her yerinden akan o büyülü düşünseli anlatımı, filmde tek bir gözyaşı damlası ve Rickman'ın müthiş oyunculuğu ile bir üst seviyeye çıkmıştı. Oldukça sembolik ve daha dokunaklıydı. En azından ben böyle hissetmiştim.
Voldemort'un horcruxları hissetmesi en çok eleştiri alan şeylerden biriydi ve aslında kitaba göre inanılmaz ölçüde sapmaya sebep oluyordu, ancak gene beyaz perde için, Fiennes'in de oyunculuğunu ön plana çıkarmak suretiyle yapılan bu değişiklik mantıksız gelmemişti. Yönetmen ve rowling'in almış olduğu stratejik bir karar gibi geldi.
Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi filmine yorum yazdı:
Orjinal serinin tam göbeğine hoş bir giriş olmuş. Geçen seneki serinin orjinal akışının 7. filminden sonra ilaç gibi geldi açıkçası.
Filmin ilk yarısı bazı anlarda fenalık geçirecektim sıkıntıdan, ancak 2. yarı müthiş toparladı ve neticede keyifli bir film olduğu izlenimi verdi. Ancak film bitince, film hakikaten bitti. Gene olsa gene izlemem açıkçası.
Hele o fenomenolojik takılalım diye ucuz ve geride kalmış bir takım CGI'lar ve özellikle de hesapta nostalji kisvesi altında neredeyse yarım yüzyıl önce kullanılmış set dekorlarının muadillerinin kullanılmış olması çileden çıkarttı. Uzay gemilerine gerçekçi görünsün diye en ufak bir çaba dahi sarfedilmemiş. Kontrol ünitelerinin falan olduğu bölgelere hiç girmiyorum. Azıcık Star Trek Beyond'a bakıp nasiplerini alsalarmış dedim. Resmen isme dayanıp ya bunlara kasmayalım. karton kutu koyup üstüne düğme görünümlü kırmızı fosforlu resimler çizelim demedikleri kalmış.
Yani 2000lerde çekilen filmler zamanına kadar ne kadar müthişse bu açıdan ... DevamıOrjinal serinin tam göbeğine hoş bir giriş olmuş. Geçen seneki serinin orjinal akışının 7. filminden sonra ilaç gibi geldi açıkçası.
Filmin ilk yarısı bazı anlarda fenalık geçirecektim sıkıntıdan, ancak 2. yarı müthiş toparladı ve neticede keyifli bir film olduğu izlenimi verdi. Ancak film bitince, film hakikaten bitti. Gene olsa gene izlemem açıkçası.
Hele o fenomenolojik takılalım diye ucuz ve geride kalmış bir takım CGI'lar ve özellikle de hesapta nostalji kisvesi altında neredeyse yarım yüzyıl önce kullanılmış set dekorlarının muadillerinin kullanılmış olması çileden çıkarttı. Uzay gemilerine gerçekçi görünsün diye en ufak bir çaba dahi sarfedilmemiş. Kontrol ünitelerinin falan olduğu bölgelere hiç girmiyorum. Azıcık Star Trek Beyond'a bakıp nasiplerini alsalarmış dedim. Resmen isme dayanıp ya bunlara kasmayalım. karton kutu koyup üstüne düğme görünümlü kırmızı fosforlu resimler çizelim demedikleri kalmış.
Yani 2000lerde çekilen filmler zamanına kadar ne kadar müthişse bu açıdan (hikaye olarak kıyaslama yapmayacağım bile), bu filmler de zamanın bir o kadar gerisinde kalmış.
İki Eli Kanda filmine yorum yazdı:
Chris Pine'ı böyle kaliteli bir yapımda görmek oldukça ilginçti. Demek ki adam sadece tipi için filmlere seçilmiyormuş, böylesine müthiş bir performans da sergileyebiliyormuş.
Ben Foster zaten bu tarz yönetmen filmi diyebileceğimiz yapımlarda ve oldukça ilginç rollerde yer alan müthiş başka bir oyuncu.
Bridges abiye zaten yorum yapmamak lazım. Saçma olur.
Hatrı sayılır bir kitleye sıkıcı gelmiştir. Filmin tarzıyla da ilgili. Aslında Amerika bu gördüğünüz yaşamdan oluşuyor gençler. Tamam chicago'dur, San Francisco'dur, New York'dur bunlar harekeyli, ancak nüfusu 300 milyona yaklaşan bir ülkede, toplamda sadece 30 milyon insanın (hatta onun da hepsi değil, o sıkıcı county yaşamına dahil olanlar var) belli bir bölümünün hızlı erişiminde olan o gıpta edilen Amerikan yaşamı, toplam nüfusun %10'u gibi birşey. Türkiye'de bile o büyükşehir yaşamına erişim sağlayan nüfus oranı çok daha yüksek.
Diyeceğim o ki, film dürüstlükten yıkılıyor, ancak bu kabul etmek istediğimiz ya da izlemek istedi ... DevamıChris Pine'ı böyle kaliteli bir yapımda görmek oldukça ilginçti. Demek ki adam sadece tipi için filmlere seçilmiyormuş, böylesine müthiş bir performans da sergileyebiliyormuş.
Ben Foster zaten bu tarz yönetmen filmi diyebileceğimiz yapımlarda ve oldukça ilginç rollerde yer alan müthiş başka bir oyuncu.
Bridges abiye zaten yorum yapmamak lazım. Saçma olur.
Hatrı sayılır bir kitleye sıkıcı gelmiştir. Filmin tarzıyla da ilgili. Aslında Amerika bu gördüğünüz yaşamdan oluşuyor gençler. Tamam chicago'dur, San Francisco'dur, New York'dur bunlar harekeyli, ancak nüfusu 300 milyona yaklaşan bir ülkede, toplamda sadece 30 milyon insanın (hatta onun da hepsi değil, o sıkıcı county yaşamına dahil olanlar var) belli bir bölümünün hızlı erişiminde olan o gıpta edilen Amerikan yaşamı, toplam nüfusun %10'u gibi birşey. Türkiye'de bile o büyükşehir yaşamına erişim sağlayan nüfus oranı çok daha yüksek.
Diyeceğim o ki, film dürüstlükten yıkılıyor, ancak bu kabul etmek istediğimiz ya da izlemek istediğimiz bir şey mi, takdir sizlerin.
Saygılar.
This Is Us dizisine yorum yazdı:
İlk bölümünü izledim.
Dram kalitesi sıradanmış gibi başlıyor. Bölümün sonuna gelindiğindeyse hiç de öyle olmuyor.
O dramın kalitesinin bölüm boyunca artışı neydi öyle. Ne kalitede devam edecek bilmiyorum, ancak Golden globeda en iyi dizi adaylığı var. İşi oldukça zor, ancak hakedecekmiş gibi geliyor.
Hani diyorlar ya insanın kalbine dokunmak diye. Öyle bir şey...
Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları filmine yorum yazdı:
Bu adamın olduğu bir şeyde de hayalgücünün sınırı olmasın. Bu konuda hiç yanıltmadı.
Hatta senaryosu kendisine ait olmasa da o baba oğul temasını da bulmuş olması çok ilginç.
Hatta işin içinde Danny Elfman (Miyazaki için Hisaishi neyse, Burton için de Elfman oydu) olmasa bile müzikler onunmuşçasına hissettirdi. (O değil de müzikler baya müthişti)
Ben şahsen underrated olarak nitelendirmek gerektiğine karar verdim. Yani ne bir Edward, ne de bir Big Fish, bunu tartışmak bayağı anlamsız, ama hakkını da yememek lazım. Görselliği oldukça müthiş kullanmış. O yaratıklar neydi, o kuşa dönme efekti falan ne kadar hoştu.
Keşke başucuma alabileceğim kadar iyi olsaydı. Buna sebep olabilecek 2-3 sahnesi var ama gerisi... Aslında sıkılmadım ama nasıl desem... bitince başucunu haketmiyor gibi hissettirdi. Bazı oyunculuklar garipti, bazı şeyler çok uzatılmış ya da es geçilmişti. Karşıma daha önce Big Fish gibi muhteşem bir ürün koymuş adama yakışmadı :(
Not: Underrated deyip, 66/100 puan vermem d ... DevamıBu adamın olduğu bir şeyde de hayalgücünün sınırı olmasın. Bu konuda hiç yanıltmadı.
Hatta senaryosu kendisine ait olmasa da o baba oğul temasını da bulmuş olması çok ilginç.
Hatta işin içinde Danny Elfman (Miyazaki için Hisaishi neyse, Burton için de Elfman oydu) olmasa bile müzikler onunmuşçasına hissettirdi. (O değil de müzikler baya müthişti)
Ben şahsen underrated olarak nitelendirmek gerektiğine karar verdim. Yani ne bir Edward, ne de bir Big Fish, bunu tartışmak bayağı anlamsız, ama hakkını da yememek lazım. Görselliği oldukça müthiş kullanmış. O yaratıklar neydi, o kuşa dönme efekti falan ne kadar hoştu.
Keşke başucuma alabileceğim kadar iyi olsaydı. Buna sebep olabilecek 2-3 sahnesi var ama gerisi... Aslında sıkılmadım ama nasıl desem... bitince başucunu haketmiyor gibi hissettirdi. Bazı oyunculuklar garipti, bazı şeyler çok uzatılmış ya da es geçilmişti. Karşıma daha önce Big Fish gibi muhteşem bir ürün koymuş adama yakışmadı :(
Not: Underrated deyip, 66/100 puan vermem de garip oldu, ancak benim esas düşük bulduğum metascore idi.
Suikast filmine yorum yazdı:
Aksiyon çok iyi de... Bilader o ne gemiymiş de Syndey’den bizim Karadeniz’e 1-2 güne geliverdi. Zamanda yolculuk filmlerinde bile bu kadar zamansızlık hissetmemiştim açıkçası. Tabi böyle olunca "saçmalık" demekten başka bir seçenek kalmıyor.
Daha ne abukluklar var da girmeyeceğim. Tamam yaratıcı detaylar var da, bari zamanlamalar falan gerçekçi olsaydı.
Swiss Army Man filmine yorum yazdı:
Özgün bir senaryo yakıştırması yapmak filme resmen hakaret olur. Daha çok ütopik,eşi benzeri olmayan "bir şey" demek daha doğru. Bunu bir film olarak nitelendirmek oldukça hatalı olabilirdi, ben de film diyemeyeceğim.
Müthiş yaratıcılık barındıran bir şey olduğun bir gerçek. Oyunculuk da oldukça tepelerde geziniyor. Her şey iyi güzel de bilader... siz naaptınız yahu? WTF yani. Tamam alt metin olayı doruklarda ama... yani anlayın işte artık.
Saygılar.
Ben-Hur filmine yorum yazdı:
Film hakkında hiç kimsecikler yorum yazmamış. Nedeni çok belli. Ben de yazmıyorum. Sadece sesli düşüneceğim
(Saçmalık,vakit kaybı. Sonundaki yarış sahnesine sarın orasını izleyin. Karantinaya da alamayacağım açıkçası o kadar da değil. Bir "The New World" değil neticede)
Saygılar (sadece sizlere)
Ek not: sona konan müzik güzel olsa da ne alaka dedirtti. Bardağı taşıran son damlaydı bu. Kill it!!!
Nerede Appaloosa, 3:10 Yuma gibi senaryolar... Bu filmi değil karşılaştırma listesine, düşünce sırasına dahi koyamayız.
1960'daki versiyornunu bilemem, izlemem de. Ancak bu versiyon senaryo olarak oldukça sıradan ve tahmin edilebilirliği son derece yüksek. Ancak kendini izletiyor. Özellikle Haley Benett'in oyunculuğu takdire şayandı. Jeniffer Lawrence'a abartı benzeyen siması ve hatta oyunculuğu da ilgimi çekti. Aynı şeyi korkunç alakasız ingilizce aksanı için söyleyemeyeceğim. Diğer oyuncuların aksanları üzerine de fazla çalışılmamış. Özellikle Washington ve Pratt karakterleri yöresel aksan kullanmaya çalışmışlar ancak kendi içlerinde yabancılaştıran tutarsızlıklar mevcut. Fakat Benett'in aksanı kötü dedim ya... aslında aksan yoktu bile. Dümdüz okumuş anonim bir amerikan ingilizcesi aksanını.
Keşke karakterlerin içyüzlerine daha çok girilseymiş, ancak bu noktada Comanchi ( ... Devamı
Nerede Appaloosa, 3:10 Yuma gibi senaryolar... Bu filmi değil karşılaştırma listesine, düşünce sırasına dahi koyamayız.
1960'daki versiyornunu bilemem, izlemem de. Ancak bu versiyon senaryo olarak oldukça sıradan ve tahmin edilebilirliği son derece yüksek. Ancak kendini izletiyor. Özellikle Haley Benett'in oyunculuğu takdire şayandı. Jeniffer Lawrence'a abartı benzeyen siması ve hatta oyunculuğu da ilgimi çekti. Aynı şeyi korkunç alakasız ingilizce aksanı için söyleyemeyeceğim. Diğer oyuncuların aksanları üzerine de fazla çalışılmamış. Özellikle Washington ve Pratt karakterleri yöresel aksan kullanmaya çalışmışlar ancak kendi içlerinde yabancılaştıran tutarsızlıklar mevcut. Fakat Benett'in aksanı kötü dedim ya... aslında aksan yoktu bile. Dümdüz okumuş anonim bir amerikan ingilizcesi aksanını.
Keşke karakterlerin içyüzlerine daha çok girilseymiş, ancak bu noktada Comanchi (Sensmeier) ve Jack Horne (D'Onofrio) karakterleri en başarıyla sergilenmiş olanlarıydı bana göre.
Kısaca... Herşeyi vermeye çalışan, ancak verdiği herşeyi de yalapşap yapan bir film. Diyeceklerim bunlar.
55/100
Saygılar.