1 yıl önce
Bar Fedaisi filmine yorum yazdı:
the golden god is not taking questions
13. Savaşçı filmine yorum yazdı:
Bazı filmler vardır, izledikten sonra film için harcanan parayla kaç kişinin karnının doyurulabileceğini, kaç hastaya ilaç alınabilineceğini, kaç bölgeye su götürülebilineceğini düşünürsünüz... İşte 13. Savaşçı tam olarak böyle bir filmdir. Bana kalsa "kaç yetimin hakkına girdiniz" derdim de işte daha fazla arabesk katmak istemiyorum yazıya. Ömer Şerif'in, filmin ilk on dakikasının ardından bir daha görünmemesi neden biliyor musunuz? Boris Vian'ın, filme çekilen ve yazarı olduğu J'irai cracher sur vos tombes (Mezarlarınıza Tükmükleyeceğim)'u izlerken kalp krizi geçirip ölmesi gibi, Ömer Şerif de sanıyorum İbn Fadlan'a yapılan bu zulmü görünce ilk intihar teşebbüsünü gerçekleştirmiş olmalı. Ben hala, Ömer Şerif'in filmde oynama nedenini anlayamadım. Kumar borcu mu vardı, demansa mı yakalanmıştı, çoluğunu çocuğunu kaçırdılar da "eğer oynamazsan ayaklarını gıdıklarız" deyu tehdit ettiler bilemiyorum.
Kostümlerin tarihsel gerçekliklerle zıtlığı harikaydı gerçekten. Sanıyorum bir çeşit c ... DevamıBazı filmler vardır, izledikten sonra film için harcanan parayla kaç kişinin karnının doyurulabileceğini, kaç hastaya ilaç alınabilineceğini, kaç bölgeye su götürülebilineceğini düşünürsünüz... İşte 13. Savaşçı tam olarak böyle bir filmdir. Bana kalsa "kaç yetimin hakkına girdiniz" derdim de işte daha fazla arabesk katmak istemiyorum yazıya. Ömer Şerif'in, filmin ilk on dakikasının ardından bir daha görünmemesi neden biliyor musunuz? Boris Vian'ın, filme çekilen ve yazarı olduğu J'irai cracher sur vos tombes (Mezarlarınıza Tükmükleyeceğim)'u izlerken kalp krizi geçirip ölmesi gibi, Ömer Şerif de sanıyorum İbn Fadlan'a yapılan bu zulmü görünce ilk intihar teşebbüsünü gerçekleştirmiş olmalı. Ben hala, Ömer Şerif'in filmde oynama nedenini anlayamadım. Kumar borcu mu vardı, demansa mı yakalanmıştı, çoluğunu çocuğunu kaçırdılar da "eğer oynamazsan ayaklarını gıdıklarız" deyu tehdit ettiler bilemiyorum.
Kostümlerin tarihsel gerçekliklerle zıtlığı harikaydı gerçekten. Sanıyorum bir çeşit cosplay mağazasına gidilmiş yahut şehirde yapılan LARP etkinliğindeki ortaçağ kıyafetleri çarpılmış olmalı. Viking adamlarda neden ispanyol miğferi gördüm hiç bilmiyorum.
Kendinden babelfish'li polyglot İbn Fadlan, üf be. Dili hemen çözüp ilk iş anaya küfretti hemen. Akabinde Ömer Şerif'i ayağının içiyle film setinden attı, seninle bir işimiz yok diyerek.
En başta, ayağına gidilmeyen, ayaklara getirilen kahin detayı harikaydı. Kadının cebinden çıkan çerçöplerle İbni Fikfik'in kaderi çizildi resmen. Bu adam neden Viking'lerle takılıyor, neden cenge gidiyor, Müslüman olmasına rağmen neden çamurda namaz kılıp Allah'a "Babamız" diyor, Viking'ler neden düşmanın mağarasına dalıp görünmekten korktukları halde meşalelerle geziyor, neden talim yapar gibi hareketediyorlar ben anlayamadım.
Bir de hepi topu üç kişisiniz, düşmanınız insan eti neyin yiyor diye korkuyorsunuz, ona rağmen kendi aranızda düello yapıp adam öldürüyorsunuz. Ne filmdi hakikaten:
Fantastik Dörtlü: İlk Adımlar filmine yorum yazdı:
Herhalde uzun yıllardır sinema salonuna gitmiyordum. Abimin "vay efendim ilk fantastik'i de sinemada izledik, fox kids'i hatırla, remember, remember the fifth of november" ısrarları sonucunda IMAX biletlerinden satın almış bulundum. Işığı iyice kısmaları yüzünden geçici körlük yaşadım, hatta gözlüğüm bile dile gelip "eaah bu kadarı da olmaz ayıp lan" dedi. 2 saatlik baş ve göz ağrısı; cebime, çocukluğuma ve var olan tüm iyi şeylere hakaret gibiydi. İlk on dakika harici insanın hicap duymasına sebep olabilecek denli kötü mantık hatalarına sahipti. Diyalogları ise Nathan for You dizisinin Interview With a Seven-Year-Old bölümünü anımsattı bana. Sanki tüm filmin diyaloglarını yazması için yedi yaşında bir çocuğu, çocuk işçi diye çalıştırmışlar.... Devamı
Yeri gelmişken, Pedro Pascal'ı her yerde görmekten çok sıkıldım. Reed Richards rolündeki mimikleriyle sanki film çekimleri boyunca kabızlık hastalığıyla mücadele etmiş bir adamcağıza benziyordu. Hortumla 1 litre duphalac içiresim geldi.
Herhalde uzun yıllardır sinema salonuna gitmiyordum. Abimin "vay efendim ilk fantastik'i de sinemada izledik, fox kids'i hatırla, remember, remember the fifth of november" ısrarları sonucunda IMAX biletlerinden satın almış bulundum. Işığı iyice kısmaları yüzünden geçici körlük yaşadım, hatta gözlüğüm bile dile gelip "eaah bu kadarı da olmaz ayıp lan" dedi. 2 saatlik baş ve göz ağrısı; cebime, çocukluğuma ve var olan tüm iyi şeylere hakaret gibiydi. İlk on dakika harici insanın hicap duymasına sebep olabilecek denli kötü mantık hatalarına sahipti. Diyalogları ise Nathan for You dizisinin Interview With a Seven-Year-Old bölümünü anımsattı bana. Sanki tüm filmin diyaloglarını yazması için yedi yaşında bir çocuğu, çocuk işçi diye çalıştırmışlar.
Yeri gelmişken, Pedro Pascal'ı her yerde görmekten çok sıkıldım. Reed Richards rolündeki mimikleriyle sanki film çekimleri boyunca kabızlık hastalığıyla mücadele etmiş bir adamcağıza benziyordu. Hortumla 1 litre duphalac içiresim geldi.
Baştaki Fantastik Dörtlü tanıtım video'su gayet eğlenceliydi, kostümler ve evren de harikaydı. Onun dışında kalan ve aklınıza gelebilecek her şey tam anlamıyla berbattı. Muhteşem zekalı bilim adamı Reed Richards'ın dahiyane fikir ve söylemleri, ilkokul mezunu benin (?) düşünebileceği kadardı. Vay be Arşimet Prensibi, dünyanın her noktasına enerji emici köprüler inşa edip dünyayı ışınlayalım. Vantilatörün karşısında yatarken çarpılınca gördüğüm rüyalardan film yapmışlar. Eureka diye de bağırsaydı bari.
Bana Franklin'in kurban edilmemesi için yapılan tüm eylemler inanılmaz saçma geliyor hala. Susan Storm elinde bebesiyle çıkıp beş saniye sonra yutulacak dünyaya anne babasından bahsediyor ve tüm dünya bir anda kardeşlik türküsü eşliğinde yarınlara koşuyor. Paris'e, Londra'ya, Şikago'ya bağlanıyorlar, Özgür Özel geliyor "1 dk ışık kapatma eylemi yapalım" diyor, Roger that deyu cevap veriyorlar. Paris'i hatta tuttukları an koptum gittim ben.
Johnny Storm'un ölü dili çözmesi, Shalla-Bal'a telesekreterden ses dinlenip bir zamanlar beyaz pudralı ve cilt tonuyla eşleşmeyen fondöten kullanan insanlarla aynı gezegende yaşadığını hatırlatıp ağlatması... Susan'ın, temizlik yapan anne edasıyla koltuk çeker gibi koca Galactus'u iteleme suretiyle portala sıkıştırması.
Asla komik olmayan; ancak komik olmak için uğraşılmış sahneler, AKP'nin aile yılı pompalamasına benzer aşırılıklar ve sonucunda hiçbir şeye benzemeyen bir film.
Evinde Biri Var filmine yorum yazdı:
creep serisini çok severim. filmin yönetmeninin patrick brice olduğunu görünce heyecanlandım biraz. neticede biz kimiz ki, gerilim bizim neyimize. abicim git creep 3’ün çekimlerine devam et ne yapmışsın sen böyle ya. 90’lar teen slasher’ı esintili bir film çekmeye çalışmışlar galiba. terliklerimi ters giyip yanlışlıkla iki adım yürüyünce daha çok geriliyorum. yapımcılarından biri de james wan. ahh ahh.
Mortal Kombat filmine yorum yazdı:
Üzülerek ve kalbim sıkışarak izledim. Biraz da utandım. Gerçekten çok kötüydü. James Wan’ı yapımcı pozisyonunda görünce beklentiyi sıfıra indirmiştim de bu kadarı fazla ajsjsd. Filmdeki cut’lardan başım ağrıdı. Milyonlarca dolares harcanmasına rağmen cgi’ı yeterli bulmadım. Bir tek Goro iyiydi. (Goro’yu övmezsem rüyama girip brutality yapar diye korkuyorum)
Perfect Blue filmine yorum yazdı:
Perfect Blue ve Dikizleme Üzerine
Perfect Blue; Satoshi Kon’un kullanmayı tercih ettiği temaları, renkleri, karakterleri, kısaca biçemini anlayabilmek adına inceleyebileceğimiz, güzide örneklerden biri, hatta belki de ilki... dakikalarda gerçek olduğunu düşündüğümüz; ancak geniş açıdan gösterildiğinde bir çeşit live action’dan ibaret olduğu anlaşılan Powertron sahnesiyle açılıyor film. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca, gerçek ve hayal (kurgu) arasında sıkışıp kalan karakterin başına gelecek olayların ilk ipuçları bunlar... Gerçek ve kurgu ayrımını ortadan kaldırmada yardımcı; art arda kesme, görüntüyü bulanıklaştırma gibi, izleyiciyi yanıltacak tekniklere başvuruluyor.
Gerilim unsuru, müzikler ve karakterlerden hareketle, birçok izleyici, Perfect Blue’yu Alfred Hitchcock filmlerinden Rear Window ile kıyaslamış. Rear Window’da fotoğrafçı (Jeff), aslında bir röntgenci; yani sinema seyircisidir, her bir ’balkon’ ayrı bir hikayedir. Biz de Perfect ... DevamıPerfect Blue ve Dikizleme Üzerine
Perfect Blue; Satoshi Kon’un kullanmayı tercih ettiği temaları, renkleri, karakterleri, kısaca biçemini anlayabilmek adına inceleyebileceğimiz, güzide örneklerden biri, hatta belki de ilki... dakikalarda gerçek olduğunu düşündüğümüz; ancak geniş açıdan gösterildiğinde bir çeşit live action’dan ibaret olduğu anlaşılan Powertron sahnesiyle açılıyor film. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca, gerçek ve hayal (kurgu) arasında sıkışıp kalan karakterin başına gelecek olayların ilk ipuçları bunlar... Gerçek ve kurgu ayrımını ortadan kaldırmada yardımcı; art arda kesme, görüntüyü bulanıklaştırma gibi, izleyiciyi yanıltacak tekniklere başvuruluyor.
Gerilim unsuru, müzikler ve karakterlerden hareketle, birçok izleyici, Perfect Blue’yu Alfred Hitchcock filmlerinden Rear Window ile kıyaslamış. Rear Window’da fotoğrafçı (Jeff), aslında bir röntgenci; yani sinema seyircisidir, her bir ’balkon’ ayrı bir hikayedir. Biz de Perfect Blue’da sık sık Mima’nın hayatını, amiyane tabirle dikizliyoruz. Yalnızca biz değil; obsesif hayranlar, paparazziler, Double Bind dizisinin çekimleri esnasında gözümüze sokulan monitörler, eve alınan bilgisayarlar, kısaca her şey, bu röntgenin/dikizlemenin bir parçası...
Darren Aronofsky’nin Black Swan’ı, belli bir ücret karşılığında telif hakları alınan Perfect Blue’nun, yeniden çekilmiş versiyonu... Black Swan’da Nina’nın dönüşümünün zirve noktası, kanatlarının çıktığı andı. Uykusunda sırtını kaşıyıp kendini yaraladığı için tırnaklarını kesen Nina, aslında benliğini aşıp dönüşüyor, bir nevi kozasından çıkıyordu. Darren Aronofsky’nin, o ünlü küvet sahnesinin aynısını çekmek için 59 bin dolar telif hakkı ödediğini söylemeden geçmeyelim.
Mima’nın büyüyüp olgunlaşmasını izliyoruz film süresince. İçinde bulunduğu müzik grubundan kopup kendi yolunu çizmek istemesi, eski görünümünün; çocuksuluğunun izlerini silebilmek için çıplak pozlar verip cüretkar diyebileceğimiz sahnelerde oynaması...
Mima’nın büyümesine engel olan girlband ve boyband’ler, özellikle 90’lar sonu ve 2000’lerin başında Amerika’yı kasıp kavurmuştu. Genç yaşta ünlü olan ve genellikle genç kitleye hitap eden insanlar, yaşları ilerledikçe bu durumdan rahatsız olmaya başlıyorlardı. Grup içinden biri tek başına devam etmediği müddetçe, maalesef, nostalji kisvesi altında anılmaya mahkum hale geliyorlardı.
Mima’nın, Double Bind’daki ufak tefek replikleri bile kimlik karmaşasının bir izdüşümü gibi değil mi? Sık sık tekrarlanan "Who are you?" sorusu, Mima kadar, bizim de cevabını vermemiz gereken bir soru gibi sanki.
Akvaryumlar, aynalar, pencereler, gerçeklik algısını bozan kırmızılar ve tüm bu katmanları ustalıkla oluşturan Satoshi Kon, üzerinden yıllar geçse bile yeni bir şeyler bulabileceğim çeşitlilikte, sayfa sayfa bile yazsam, muhakkak eksik kalacak bir sinema dili yaratmış.
Amerikan Tanrıları dizisine yorum yazdı:
kitabını 6 sene önce okumama rağmen yan karakterlerin fazlalığından kafam ciddi anlamda karışacak gibi. yalnızca diziyi izlemek yetmiyor, bu kim, bu hangi tanrı diye araştırmanız lazım, yoksa hikayeyi oturtamazsınız. ilk bölüm hakkında bilgi vereyim.
mitolojik tanrılar modern zamana uyarlanıyor. ölümsüz oldukları için şimdiye kadar gelebilmişler. ilk bölümde belkıs, leprikon, technical boy, odin gösterildi. zaten belli başlı göndermelerle anlaşılıyor, odin'in tek gözünün lens oluşu, bay çarşamba (mr. wednesday-odin's day) adını kullanması, hava durumunu değiştirip durması vs. technical boy, neil gaiman'ın yarattığı, modern dünya tanrısı. sivilceli, zayıf, artiz olduğunu, her şeyi bildiğini sanan bir eleman. kitapta, gölge'nin siyahi olduğuna dair herhangi bir ibare yoktu. lakin oyuncu seçimini beğendim.
Blue filmine yorum yazdı:
Keşke daha çok belgesel yapsalar böyle. İsmini dahi bilmediğimiz pek çok sanatçı var ülkemizde. Hiçbirinin kıymetini bilemiyoruz. Ne zaman yabancı, biyografik belgeseller izlesem, bizde neden yapılmadığını düşünürüm. Umarım blue ile bu yollar açılır, daha çok yetenek tanırız.
Under the Dome dizisine yorum yazdı:
Bi bu diziye bi de walking dead'e çok şans verdim. Hadi içlerinden bi akıllı karakter seveyim de sırf onun hatrına izleyeyim diyeceğim, yok. Akıllı yok dizide. Gram akıllı yok. Hepsi andaval. Aklı geçtim, yakışıklı olsun, sırf gözüm göynüm için izleyeyim diyeceğim o da yok.
Oyuncuların hepsi bu kadar mı kötü olur, allam nerden topladınız hepsini? Arka Sokaklar'da cinayet işleyen adam ve onun ailesi oyunculuğu var hepsinde. Sırf kitabı alıp okumaya üşendiğimden izliyorum. Her bölümde küfrediyorum. Bi gün dayanamayıp d&r'a gidicem ve kitabı açıp son 10 sayfayı okucam. Allah'ın belası kubbe neden orada var ve hiç yok olacak mı diye. Tüm karakterler ölebilir umurumda değil. Hatta hepsi ölsün zevkle izlerim.
(Kitabı okumuş etmiş varsa insanlık adına beni spoilerlara boğsun)
Zorba filmine yorum yazdı:
Kitabını okudum, filmini izledim. Evet, quinn muhteşem bi oyunculuk sergilemiş, hatta görünüş olarak -cüsseli vs- tam da kafamdaki zorba tipine uyuyordu; ama gerçekten filmde zorba'nın hayat felsefesi çok yüzeysel verilmiş. Kart zampara gibi göstermişler adamı. Peki bu adam neden böyle hareket ediyor, doğru düzgün o sebebi gösterememişler. Kart zampara dedim, evet, filmde patronunu dolandırıp parayı da kadınlarla yiyen itici biri gibi görünüyor. Kitapta bununla alakası yok. Öyle güzel fikirler aşıladı ki bana kitaptaki zorba, kafa yapımı hepten değiştirdi diyebilirim. Filmdeki zorba benim hiçbi düşüncemde sallantıya neden olamadı. Dediğim gibi, 'hayat boş pompala coş xd' tipinde filmde. Kitaptaki can alıcı sözlerinin %5'i bile filmde yok. Filmi bu denli sevdiyseniz, etkilendiyseniz, kitabı okuduğunuzda nolur çok merak ediyorum. Zorba, deli dürtmüş gibi sirtaki yapan bi adamdan daha fazlası.
O kadar kötü bir filmdi ki utancımdan uyuyamadım izledikten sonra. Bu yönüyle tam Dana White'lık iş olmuş...
Anlayamadığım kısım, abla, milletin habire kavga edip hesap ödemediği barının neyinden para kazanıyor da Dalton'a haftalık beş bin kayme para vereceğini söylüyor?
Dalton, çalışmaya başlar başlamaz dövüşmek nedir bilmeyen çocuğa "nasıl bıçaklanılır" dersi veriyor, harika. Muhteşem striking yetenekleriyle aklımızı alıyor. Yandan yemiş krav maga, abuk subuk tokat ve çeşitli anırma teknikleri derken efsane UFC dövüşçülerinden biri olduğunu bir kez daha kanıt ... Devamı
O kadar kötü bir filmdi ki utancımdan uyuyamadım izledikten sonra. Bu yönüyle tam Dana White'lık iş olmuş...
Anlayamadığım kısım, abla, milletin habire kavga edip hesap ödemediği barının neyinden para kazanıyor da Dalton'a haftalık beş bin kayme para vereceğini söylüyor?
Dalton, çalışmaya başlar başlamaz dövüşmek nedir bilmeyen çocuğa "nasıl bıçaklanılır" dersi veriyor, harika. Muhteşem striking yetenekleriyle aklımızı alıyor. Yandan yemiş krav maga, abuk subuk tokat ve çeşitli anırma teknikleri derken efsane UFC dövüşçülerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Dosta güven, bana sanırsam hiçbir şey veremiyor. Steroid basıp duracağına 2-3 haftalığına Dağıstan'a bırakaydınız adamı da iki güreş filan öğreneydi bari.
Daha kötü ne olabilir derken greenbox'lı okyanus sahnelerinde kahkahayı patlattım artık. Ulan havuzda çektiğiniz belli, suyun kloru görünüyor neredeyse. Havuz sulu yüzeyde ne rollenmelerdir onlar, ne tekne sürüşleridir, ne şakalar ne esprilerdir. Jake Gyllenhaal amma yeteneksiz bir oyuncuymuşsun, gapçık ağzını da al git rica ediyorum.