13 yıl önce
Paralel Yaşam filmine yorum yazdı:
ölümüne sıkıcı
Gece Yarısından Sonra Londra filmine yorum yazdı:
"Kayıp bir vampir filmi. Her ne kadar tarihçiler bunun çok da iyi bir film olmadığını söylese de filmin Chaney'in kariyerindeki en başarılı hitlerden biri olduğunu söylemek mümkün. 1967 yılında MGM'in 7 numaralı deposu yandığında filmin orijinal kopyası da kül olmuştu. Bugüne kadar pek çok yalancı versiyonu ortaya atılsa da henüz özgün bir kopyası bulunmuş değil. videoda ise ancak filmin yapım aşamasında çekilen birkaç şeyin bir araya getirilmiş bir versiyonunu seyredebiliyoruz."
Rough Play filmine yorum yazdı:
yarım yamalak korecemizle ve kim ki duk'un diğer tüm senaryolarını da göz önüne alarak yapabileceğim ilk yorum herhalde; fazla diyalogluydu, demek olur .d onun dışında konu itibariyle, başarılı bir aktör olmak için yanıp tutuşan kahramanımızın gayri ihtiyari bi şekilde kendini mafyanın içinde bulmasından mütevellit işlerin sarpa sarması ve aslında hiç de olmak istediği bi karaktere dönüşmesi gayet iyi işlenmişti. dönüm noktaları yumuşak ama belirgin geçişlerle kendini belli ediyordu. filmde fazlaca erotik sahneler var fakat filmin gidişatıyla ilintili olduğundan rahatsız etmiyor. artı çiçeği burnunda aktör lee joon bu filmde neredeyse kendini kanıtlıyor gibi, başarılıydı. tabi bir kez de ingilizce veya türkçe izleyip editlemekte fayda var.
Yaşamdan Sonra filmine yorum yazdı:
film boyunca düşündüm 'hatırladığım en eski ve mutlu anım hangisi', film bitti hala düşünüyorum. bazıları yaşamını sorgular, bazıları güzel anılarının olup olmadığından emin olamaz, bazıları paylaşmak istemez, bazıları kendi hayallerinde yaşar, bazılarınınsa hayatı, en sevdiği anılarıyla dolmuş zaten ve daha fazlasını istemez.
film için yönetmen "taze ölmüş" adayları canlandırması için bi çok kişiyle görüşmüş, üstelik hiçbiri oyuncu dahi değilmiş. anlatılan anılar, tepkiler, düşünceler, hepsi gerçek bu yüzden. filmi izlerken birinci bölümde özellikle, ölülerimizin karşısında oturanları görmediğimiz için sanki tüm o güzel / kötü anıları size anlatıyormuş hissine kapılıyorsunuz ve sürekli dşünüyorsunuz, zamanımı iyii mi değerlendiriyorum, benim en güzel lanet anım hangisi???
iseya karakterinin ısrarla bi anı seçmemesi hoşuma gitti. zaten 21 yaşında öldüm, hiçbir şey yaşamadım ki der gibi. onun yerine bi rüyasını sonsuza kadar hissetmek istediğini söyler, üstelik çok da tatlı bir rüya
... Devamıfilm boyunca düşündüm 'hatırladığım en eski ve mutlu anım hangisi', film bitti hala düşünüyorum. bazıları yaşamını sorgular, bazıları güzel anılarının olup olmadığından emin olamaz, bazıları paylaşmak istemez, bazıları kendi hayallerinde yaşar, bazılarınınsa hayatı, en sevdiği anılarıyla dolmuş zaten ve daha fazlasını istemez.
film için yönetmen "taze ölmüş" adayları canlandırması için bi çok kişiyle görüşmüş, üstelik hiçbiri oyuncu dahi değilmiş. anlatılan anılar, tepkiler, düşünceler, hepsi gerçek bu yüzden. filmi izlerken birinci bölümde özellikle, ölülerimizin karşısında oturanları görmediğimiz için sanki tüm o güzel / kötü anıları size anlatıyormuş hissine kapılıyorsunuz ve sürekli dşünüyorsunuz, zamanımı iyii mi değerlendiriyorum, benim en güzel lanet anım hangisi???
iseya karakterinin ısrarla bi anı seçmemesi hoşuma gitti. zaten 21 yaşında öldüm, hiçbir şey yaşamadım ki der gibi. onun yerine bi rüyasını sonsuza kadar hissetmek istediğini söyler, üstelik çok da tatlı bir rüya
"Inanılmaz renklerde bir sahil var ve orada bir gemi demirli. Çok hızlı koşan biri beni kovalıyor. Mümkün olduğunca hızlı koşuyorum ama rüyalarda her şey, bilirsiniz çok aralıklıdır. +Ağır çekim mi? - Hayır, ağır çekim değil. "
"...Ama bunlar sadece anı. Ve eninde sonunda, bizler anıları kendi imajlarımıza dönüştürürüz. Elbette, gerçekten olmuştur, yani çok gerçek gibi gelir ama... Sanki bir film yapıyormuşum gibi geleceği kurgulayacağım. Geleceği hayal ederken yarattıklarım, bence bazı anılardan çok daha gerçek olacak. Ben böyle düşünüyorum."
japon sinemasını bir kez, bir kez daha sevdim. koreeda'ya her defasına daha da saygı duyarak bağlanıyorum. umutsuzca, hala en sevdiğim eski anımı hatırlamaya çalışıyorum şimdi. aklıma sadece iki yaşında olduğum, sepya bir gün geliyor gözümün önüne. ananemin evinde, camdaki demirlerden bacaklarımı sarkıtmış, satılan ineğimizin evden ayrılışını ağlayarak izlediğimi hatılrıyorum. iki yaşındaki bi anıyı hatırlamak mümkün mü? ben hatırlıyorum.
I Wish filmine yorum yazdı:
iki hızlı tren aynı anda zıt yöne gittiklerinde, birbirleriyle kesiştikleri noktada açığa çıkan enerjiden dolayı tam o esnada dilek tutarsan kabul olurmuş
Benim Dünyam filmine yorum yazdı:
bir film ya da dizinin başka ülkelerce "uyarlama"sı nadiren orjinalinden iyi olur. bu onlardan değil işte. bi kere ben bu kadını her yerde görmekten artık tiksinir oldum. bayıldığımızı falan sanıyorlar herhalde reklamlarda dizilerde filmlerde hep bu var. kaldı ki oyunculuğu ciddi anlamda vasat. mimiksiz, buz gibi bi kadın. şimdi bu kadın,karakteri mi canlandırıcak yoksa film karakterinin karakterini mi canlandırıcak?!
Kimse Fark Etmiyor filmine yorum yazdı:
henüz kendi bile büyümemiş, dört çocuğu olan bi anne, geri döneceği sözüyle evi terk eder. "bir hafta sonra", "üç ay sonra" ibaresini hiçbir zaman görmüyoruz, annenin dönmediğini yavaş yavaş silinen ojelerden, uzayan saçlardan anlıyoruz. filmin başlarken de belirttiği gibi, her ne kadar karakterler gerçek olmasa da hayattan uyarlanan bu hikaye japon yönetmenle soğuk bir gerçekliğe dönüşmüş.
Tony Takitani filmine yorum yazdı:
hakkında yapılan diğer tüm yorumlarda da belirtildiği gibi; "kitap okur gibi izlemek filmi". o yüzden mis gibi ses tonuyla,ağzına sağlık hidetoshi bey.
Aoi Bungaku Series dizisine yorum yazdı:
Hiçbir Zaman Unutulmayacaklar, Çünkü Hepsi Birer Başyapıt
Bu seri, japonya'nın tarihe adını kazımış altı önemli edebiyatçısına ait Japon edebiyatının, altı modern klasiğinin uyarlamasından oluşmaktadır.
Birinci bölüm (1 - 4) Ningen Shikaku
Osamu Dazai'nin sembolik yarı otobiyografisi Ningen Shikaku (İnsanlığımı Yitirirken) dan oluşuyor. "Yaşamım utançlarla dolu. İnsan yaşamının ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok" cümlesiyle başlayan eserinde Dazai, çocukluğundaki yalnızlığını, gençlik yıllarında ailesinden kopup Tokyo'da geçirdiği sıkıntılı zamanlarını, intihara teşebbüslerini, vereme yakalanışını, yaşadığı tüm maddi ve manevi sorunlarını gayet ustalıkla ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır. Vereme yakalandıktan sonra işini kaybedip terk edilen, alkol ve esrar bağımlısı olan Dazai 1948 yılında, 39 yaşındayken sevgilisiyle birlikte Tokyo'daki Tagamawa barajına atlayarak intihar ettiğinde geride bıraktığı son sözü "doğmuş olduğum için ... DevamıHiçbir Zaman Unutulmayacaklar, Çünkü Hepsi Birer Başyapıt
Bu seri, japonya'nın tarihe adını kazımış altı önemli edebiyatçısına ait Japon edebiyatının, altı modern klasiğinin uyarlamasından oluşmaktadır.
Birinci bölüm (1 - 4) Ningen Shikaku
Osamu Dazai'nin sembolik yarı otobiyografisi Ningen Shikaku (İnsanlığımı Yitirirken) dan oluşuyor. "Yaşamım utançlarla dolu. İnsan yaşamının ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok" cümlesiyle başlayan eserinde Dazai, çocukluğundaki yalnızlığını, gençlik yıllarında ailesinden kopup Tokyo'da geçirdiği sıkıntılı zamanlarını, intihara teşebbüslerini, vereme yakalanışını, yaşadığı tüm maddi ve manevi sorunlarını gayet ustalıkla ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır. Vereme yakalandıktan sonra işini kaybedip terk edilen, alkol ve esrar bağımlısı olan Dazai 1948 yılında, 39 yaşındayken sevgilisiyle birlikte Tokyo'daki Tagamawa barajına atlayarak intihar ettiğinde geride bıraktığı son sözü "doğmuş olduğum için beni affedin" olmuştur.
İkinci bölüm (5 ve 6)Sakura no Mori no Mankai no Shita
Sakaguchi Ango'nun en ünlü eseri olan Sakura no Mori no Mankai no Shita (Ormanda, Çiçek Açmış Kirazların Altında) dır.Ango'nun kişisel deneyimleri bu eserin ortaya çıkmasına vesile olmuş. Savaş boyunca, Ueno'daki kiraz çiçeklerinin altında Ango, Tokyo'nun bombalanması sırasında insanların yanarak öldüğüne, Ueno Dağı'na getirilip yakıldığına şahit olmuş. Denemelerinde de o zamanlarda hissettiklerini anlatmış. Kiraz ağaçlarının tamamen çiçek açtığı, o insansız ormanda bir tek esip geçen rüzgarın sesi duyulurmuş. Bu ölüm sessizliği kaçıp gitmenize neden olurmuş. Ango, yeniden doğuşun simgesi olan kiraz çiçeklerinin lanetli olduğuna bu yüzden inanırmış.
Üçüncü bölüm (7 ve 8) Kokoro
İnsan ilişkileri konusunda her zaman rahatsızlık içerisinde olan Natsume Souseki, kendisini ruhsal olarak köşeye sıkışmış hissediyordu. Yakın arkadaşı olan şair Takahama Kyoshi onun bu durumunu fark etti ve yazmayı bir oyalanma vesilesi olarak başlamasına teşvik etti.
Sadece eğlenmek için yazmaya başlayan Souseki'nin ilk romanı "Ben Bir Kediyim" böylece hayata geçmiş oldu. Kitabının yayımlanmasından beş yıl kadar sonra Souseki ciddi bir şekilde hastalanmış ve neredeyse delirme noktasına gelmiş. Bu dönemde Souseki, yazılarında insanların kalplerindeki karanlık üzerine yoğunlaşmış ve tarzı artık daha depresif bir hal almış.
"Kokoro" adlı kitabı bunun bir örneği olarak kabul edilir. İnsan bencilliğinin ve ahlakının arasındaki çelişkiyi anlatan bu kitap Souseki'nin son yıllarının bir sembolüdür de.
iki bölümden oluşan "Kokoro", ilk bölümünde olayları Sensei'nin, ikinci bölümünde ise K'nin gözünden anlatmaktadır. Peki hangisine inanmalıyız?
Dördüncü bölüm (9 ve 10) Run, Melos!
Osamu Dazai'nin bir başka romanı olan Run, Melos'un yazılma sebebi aslında Dazai'nin ödenmesi gereken borçlara sahip olmasındandır.
Dazai, yazar dostu Dan Kazuo'yla birlikte Atami'deki bir handa gösterişli bir yemek ziyafeti verir ve tüm parasını harcar. Faturayı ödemek için Dan'ı handa bırakır ve ustası Ibuse Masuji'den borç almak için yanından ayrılır. Fakat üzerinden epey zaman geçmesine rağmen hana dönmez. Dan bir sebeple handan ayrılır ve Ibuse'nin evine, Dazai'yi aramaya gider. Ondan borç para istemeye bir türlü dili varmayan Dazai'yi Ibuse ile Japon satrancı oynarken bulur. Dan'ın çok kızdığını fark eden Dazai ona şunları söyler :
- Dan-san, bekleyen kişi olmak mı yoksa başkalarını bekleten insan mı daha çok acı çeker? ?
Dazai "Artık İnsan Değil" gibi önceki eserleriyle karşılaştırıldığında, bu dönemdeki eserleri "Koş, Melos" la başlayarak farklı bir tarza bürünmüştür. Artık daha aydınlık ve hassastır.
"Talihsizliğimi severek yazıyorum, neredeyse tadına bakar gibi" Dazai
Beşinci bölüm ( 11 ) The Spider's Thread
Japon edebiyat dünyasına adını altın harflerle kazıyan Ryunosuke Akutagawa. Merhametsiz bir suçlunun, cehenneme düşme hikayesi. Sadece bir örümceği öldürmeyerek ufak da olsa iyilik yapmış olan azılı suçlu Kandata'ya, çıldırmak üzere olduğu cehennemden kendisine uzatılan örümcek ipliğiyle oradan kurtulma şansı tanınır.
Taisho dönemi boyunca sıradışı tarzı ve özenle meydana getirdiği öyküleri ile dahi olarak anılan Akutagawa'nın 23 yaşındayken yayımladığı ilk öyküsü "Hana" yani "Burun"dur. Bu öyküyle Japon edebiyat duayeni Natsume Soseki"nin de büyük övgüsünü kazanmış. Japon kültüründe Gurur"u simgeleyen burun, Akutagawa"nın "Hana" öyküsünde de bencillik kavramı üzerinden ele alınmış ve bireyin özgürce yaşamasındaki engellerden birinin baskıcı toplumun temsil ettiği otoriter vicdan olduğu saptanmıştır. "Burun"* öyküsünün günümüzde değerini koruması ise okuyucunun öyküde kendinden ortak noktalar bulmasına bağlanmıştır. Bu başarılarının ardından Akutagawa'yı, arkadaşı Kikuchi Kan, Akutagawa ödülleri düzenleyerek onure etmiştir. Halen daha bu unvan, Japonya'da yeni yazarlar için büyük bir şeref olarak görülmektedir.
"Örümceğin İpliği" Akutagawa'nın 26 yaşındayken yazdığı hikayesidir. Bu hikayeyle çocuklar için edebiyat fikrinin yaratıcısı olmuştur.
* Burun öyküsünün aslı, Konjaku Monogatari içinde yer alan bir Çin öyküsüne dayanmaktadır.
Ayrıca burun sembolünün kullanıldığı eserler arasında akla ilk gelen Pinokyo (1883) dur. Carlo Collodi'nin bu çocuk romanında, haylaz bir kuklanın tek isteği insan olmaktır. Ancak her yalan söylediğinde burnu uzar. Burada burun karşımıza bencillik objesi olarak çıkar. Nikolay Gogol'un "Burun" (1835) adlı öyküsünde ise bir sabah burnunu yerinde bulamayan bir devlet memurunun başından geçenler anlatılır. Burnu, güzel kıyafetler giymişve kendisinden üst derece bir memur olarak karşısına çıkar. Burada burun, gurur ve bencillik objesi olarak ele alınmıştır.
Altıncı bölüm ( 12 ) Hell Screen
Ryunosuke Akutagawa'ya ait olan bir diğer eserdir. Akutagawa sanatsal yazma stilinde ilk ve en önemli örneklerdendir. Hell screen de bunu destekler niteliktedir. Fakat Taisho Dönemi sonlarına doğru kendine has üslubu klasik ve batı kaynaklı izlerle donatılan diğer yazarlar tarafından yapay olduğu söylenerek eleştirilmiştir. Bu dönemde kişisel deneyimlerden oluşan "shishousetsu" lar yani otobiyografik romanlar popüler hale geldiğinden Akutagawa döneme kendi shishousetsu'suyla meydan okumuş. Yine de eskisi kadar övgüsel eleştiriler almamış. 24 Temmuz 1927 yılında, 35 yaşındayken intihar etmeden önce bıraktığı mektubunda yazanlara göre geleceğiyle ilgili karmaşık korkular içerisindeymiş. "Cehennem manzarası" sanat için her şeyini feda eden adamı anlatmakta. Akutagawa, shishousetsu'na sadık kalarak öyküsünde kendi kaderine de atıflarda bulunuyor.