Ben olsam bu filme şu ismi verirdim: Boş ve Beleş Hayat.
Filmi sevmedim demektense, buradaki karakteri sevmediğimi söylemek isterim. Neden sevmedim?
Kapitalist sistemin sömürü üzerine kurulu olduğu doğru. Birçok insanın sisteme güveni kalmadı, maalesef. Ama sapla samanı karıştırmamak lazım. Patrondan emir almamak için sekreterliği bırakmak bir karar olabilir. Ama üretmeden, çalışmadan, kazanmadan başkasına yük olmak başka bir şey. Bu düpedüz başkasının sırtından geçinmek, başkasının emeğini, peynirini çalmak. Bu hayatta herkes çabalıyor. Herkes hayatta kalmaya çalışıyor, öyle ya da böyle. Sen ise başkasından bira dileniyorsun, sigara dileniyorsun. Bu özellikle rahatsız edici. Çünkü bunu bir iki kere yapmıyorsun, bu artık bir hal almış.
Bir yandan beleşe yemek yerken, karşı tarafa hoş görünmek için “hayalim patates yetiştirmek” diyorsun. Ama sana toprak verildiğinde patates yetiştirmiyorsun. Tembel tembel yatıyorsun ve sana yardım eden insanla... Devamı
Ben olsam bu filme şu ismi verirdim: Boş ve Beleş Hayat.
Filmi sevmedim demektense, buradaki karakteri sevmediğimi söylemek isterim. Neden sevmedim?
Kapitalist sistemin sömürü üzerine kurulu olduğu doğru. Birçok insanın sisteme güveni kalmadı, maalesef. Ama sapla samanı karıştırmamak lazım. Patrondan emir almamak için sekreterliği bırakmak bir karar olabilir. Ama üretmeden, çalışmadan, kazanmadan başkasına yük olmak başka bir şey. Bu düpedüz başkasının sırtından geçinmek, başkasının emeğini, peynirini çalmak. Bu hayatta herkes çabalıyor. Herkes hayatta kalmaya çalışıyor, öyle ya da böyle. Sen ise başkasından bira dileniyorsun, sigara dileniyorsun. Bu özellikle rahatsız edici. Çünkü bunu bir iki kere yapmıyorsun, bu artık bir hal almış.
Bir yandan beleşe yemek yerken, karşı tarafa hoş görünmek için “hayalim patates yetiştirmek” diyorsun. Ama sana toprak verildiğinde patates yetiştirmiyorsun. Tembel tembel yatıyorsun ve sana yardım eden insanla ağız dalaşına giriyorsun. Ve yardım eden insanın alanını da pisletiyorsun. Yaptığın başka pis şeyler de var!
Bence bu filmde karakter bir noktadan sonra hayatın anlamını yitiriyor. Yaşamak için yaşamaya geçiyor. Yani yaşamasının da bir anlamı kalmıyor.
Filmin sonlarına doğru Mona’ya bir teklif yapılıyor. Pis filmlerde oynaması, poz vermesi isteniyor. Neyse ki sonra başına bir şey geliyor da o iğrenç rolde görmüyoruz. Film biraz daha devam etse kim bilir daha neler görecektik.
Günde iki saat çalışabilirsin. Minimalist, sade bir hayatın olur. Hayatta yetinmeyi bilirsin, ona göre üretir ve tüketirsin. Issız ve yalnız olursun ama şerefin iki paralık olmaz.
Beleşe yemek, beleşe hayat yok maalesef.
Başıboş sokak köpekleri değiliz. İnsanız.
Ve bu filmde Mona’yı sadece tüketirken görüyoruz. Özellikle arabada geçen bir sahnede, bir yandan sigara içip bir yandan ekmek yemesi midemi bulandırdı.
Mahkumu olduğu hiçbir konforu yok. Bağlı olduğu hiçbir insan yok. İnsanları ve ilişkileri öylece salıvermek. Bu özelliğe hem özenirim hem de istemem. İnsanlığın yarattığı betondan, yasadan simülasyonda özgürce yaşamanın tek yolu içinde ama kaçarak yaşamak olduğu fikrini verdi bana bu film. Eninde sonunda insanlara ihtiyacınız vardı. Maalesef doğanın ahenginden düştük, birbirimizden başka sığınacak limanımız yok. Beğenenleri İnto the Wild'a davet ediyorum
Kızı sadece yemek yerken, su ararken ya da uyurken görüyoruz. Into the wild’ dan daha Rousseau’cu bir film. Ayrıca özgürlüğünün sahte olduğunu felsefesine laf ettiği adamdan güzel aldığını düşünüyorum.
kadın güzel değil, zeki değil, sevimli değil, bağımlı değil, idealist değil. Sadece sıradan biri ve yolda olmak istiyor. Fikri, isteği, amacı yok. Sadece olmak istemediği yeri biliyor. Özgürlüğün bedelinin bu kadar ağır olması çok acı, sürüler halinde yaşamak zorunda olan koyunlar olmamız çok acı.
Himayesi ve kökü olmadan, bu dünyaya ait olmak herkesin yaşayabileceği bir özgürlük değil. Hayal etmesi nasıl güzel ise benimsetmesi o denli zor delicesine bir teslimiyettir özgürlük.. Huzuru olmayan ruhların içten içe sindirilesi naif yalnızlığı.. Mona ne kadar güzeldin sen.
Kirli giyisiler, kirli beden, daracık kirli çadır.. Yaşamını sırtında taşıyan bir insan. Kimilerine göre özgürlük bu ve böyle yaşamak istiyorlar. Kimi sizden iğreniyor kimi de size özeniyor. Ben iğrenen taraftandım. Yaşayamayacağım bir hayat tarzı. Günümüzde, böyle bir yaşamım olsa, istediğim her yere gitsem diye düşünen çok fazla insan var. Bu filmi bir izlesinler derim. Duş almadan güne başlayamayan insanlar bu hayatı nasıl yaşarlar ?
kafama oturmayan; geniş bir çadır ve büyük bir sırt çantasıyla dolaşıyor - rahatına düşkün, teklifsiz. yine de kokuyor ve abartılı derecede kirli. ama sürekli hareket halinde. ne işin muammasında, ne felsefesinde, ne de sınıf çatışmasındayım artık. kötü bir film çekmişler onu biliyorum bir tek.
niyeyse izlerken aklımda hep un homme qui dort ile karşılaştırıp durdum. hangisine daha yakın hissettiğimi sorguladım. özgürlük, yalnızlık, var olma çabasından vazgeçmek, kayıtsızlık, katlanmak falan gibi bi sürü kavram aklımda birbiriyle kavga etti durdu. film bitti ve ben mona'ya hayran olduğumla kaldım.
@basak
6 ay önce
6 / 10
Filmi sevmedim demektense, buradaki karakteri sevmediğimi söylemek isterim. Neden sevmedim?
Kapitalist sistemin sömürü üzerine kurulu olduğu doğru. Birçok insanın sisteme güveni kalmadı, maalesef. Ama sapla samanı karıştırmamak lazım. Patrondan emir almamak için sekreterliği bırakmak bir karar olabilir. Ama üretmeden, çalışmadan, kazanmadan başkasına yük olmak başka bir şey. Bu düpedüz başkasının sırtından geçinmek, başkasının emeğini, peynirini çalmak. Bu hayatta herkes çabalıyor. Herkes hayatta kalmaya çalışıyor, öyle ya da böyle. Sen ise başkasından bira dileniyorsun, sigara dileniyorsun. Bu özellikle rahatsız edici. Çünkü bunu bir iki kere yapmıyorsun, bu artık bir hal almış.
Bir yandan beleşe yemek yerken, karşı tarafa hoş görünmek için “hayalim patates yetiştirmek” diyorsun. Ama sana toprak verildiğinde patates yetiştirmiyorsun. Tembel tembel yatıyorsun ve sana yardım eden insanla ... Devamı
Filmi sevmedim demektense, buradaki karakteri sevmediğimi söylemek isterim. Neden sevmedim?
Kapitalist sistemin sömürü üzerine kurulu olduğu doğru. Birçok insanın sisteme güveni kalmadı, maalesef. Ama sapla samanı karıştırmamak lazım. Patrondan emir almamak için sekreterliği bırakmak bir karar olabilir. Ama üretmeden, çalışmadan, kazanmadan başkasına yük olmak başka bir şey. Bu düpedüz başkasının sırtından geçinmek, başkasının emeğini, peynirini çalmak. Bu hayatta herkes çabalıyor. Herkes hayatta kalmaya çalışıyor, öyle ya da böyle. Sen ise başkasından bira dileniyorsun, sigara dileniyorsun. Bu özellikle rahatsız edici. Çünkü bunu bir iki kere yapmıyorsun, bu artık bir hal almış.
Bir yandan beleşe yemek yerken, karşı tarafa hoş görünmek için “hayalim patates yetiştirmek” diyorsun. Ama sana toprak verildiğinde patates yetiştirmiyorsun. Tembel tembel yatıyorsun ve sana yardım eden insanla ağız dalaşına giriyorsun. Ve yardım eden insanın alanını da pisletiyorsun. Yaptığın başka pis şeyler de var!
Bence bu filmde karakter bir noktadan sonra hayatın anlamını yitiriyor. Yaşamak için yaşamaya geçiyor. Yani yaşamasının da bir anlamı kalmıyor.
Filmin sonlarına doğru Mona’ya bir teklif yapılıyor. Pis filmlerde oynaması, poz vermesi isteniyor. Neyse ki sonra başına bir şey geliyor da o iğrenç rolde görmüyoruz. Film biraz daha devam etse kim bilir daha neler görecektik.
Günde iki saat çalışabilirsin. Minimalist, sade bir hayatın olur. Hayatta yetinmeyi bilirsin, ona göre üretir ve tüketirsin. Issız ve yalnız olursun ama şerefin iki paralık olmaz.
Beleşe yemek, beleşe hayat yok maalesef.
Başıboş sokak köpekleri değiliz. İnsanız.
Ve bu filmde Mona’yı sadece tüketirken görüyoruz. Özellikle arabada geçen bir sahnede, bir yandan sigara içip bir yandan ekmek yemesi midemi bulandırdı.
@mivita
2 yıl önce
9 / 10
@glsumwashere
3 yıl önce
9.5 / 10
@kbrcktlbs
3 yıl önce
10 / 10
@fruit_fly
5 yıl önce
8.2 / 10
@alisinatif
5 yıl önce
’’Ve havlamayan dev kopekleriyle
İnsanin zamani... Olmayan
Ama hayalet bir yasemin gibi kokan,
Topragimiz eselendikce’’ diyordu Anday da.
@naksidil
5 yıl önce
8.5 / 10
@okumusoglu
5 yıl önce
8 / 10
@ustunkoru
8 yıl önce
5 / 10
ne işin muammasında, ne felsefesinde, ne de sınıf çatışmasındayım artık. kötü bir film çekmişler onu biliyorum bir tek.
@gaspar_noe
9 yıl önce