İlyada ve Odysseia destanlarını büyük bir keyifle okumuş biri olarak söylemem gerek; oldukça başarılı bir uyarlama yapılmış. Bilen bilir destan düz bir metin şeklinde değil tanrısal anlatının, olağanüstülüğün kol gezdiği oldukça şiirsel bir format. Bu bağlamda kitaptan bu hikayeyi damıtmak ve derli toplu bir eser ortaya koymak nerden baksanız büyük iş. Üstelik perdede izlemesi keyifli, müzikler çok iyi ve oldukça sürükleyici bir film. Fakat bütün bunlara ek olarak filmin kalitesini düşüren Robert Pattinson'dan bahsetmemek olmaz. Lisedeki zorba ergenler gibi arkadaşıyla bir kenara çekilip planlar yapması ve millete zorbalık yapıp kah kah koh koh gülmesi de neyin nesi? Bu ne saçma karakter uyarlaması ve ne saçma oyunculuktur. Oldukça sakil durdu. Ama onun dışında gayet güzel bir film. Ezcümle izleyiniz..
SPOILER UYARISI -> Lütfen izlemeden okumayın.
Filmi izledikten sonra hemen oturup bir şeyler yazmak istemedim. Çünkü Christopher Nolan söz konusu olunca buna pek alışık değilim. Adamın filmleri genelde ilk izleyişte bitmiyor. Hatta bazen asıl film eve dönerken başlıyor. Arabada düşünüyorsun, ertesi gün bir sahne aklına geliyor, sonra bir teori videosu izliyorsun, ikinci kez açıyorsun, bu sefer başka ayrıntılar fark ediyorsun. Benim Nolan'la ilişkim yıllardır böyle. Bu yüzden Odyssey hakkında da hemen karar vermek istemedim. Belki birkaç gün geçince oturur dedim. Ama geçmedi.
İşin ilginç tarafı, bu yazıyı "film kötüydü" demek için yazmıyorum. Çünkü bence kötü bir film değil. Görüntüsüyle, müziğiyle, prodüksiyonuyla zaten belli bir seviyenin çok üzerinde. Sinemada izlenmesi gereken bir yapım olduğu konusunda da bir tereddüdüm yok. Ama film bittiğinde ilk defa şu hissi yaşadım: "Bu Christopher Nolan filmi gibi hissettirmedi." Beni rahatsız eden... Devamı
SPOILER UYARISI -> Lütfen izlemeden okumayın.
Filmi izledikten sonra hemen oturup bir şeyler yazmak istemedim. Çünkü Christopher Nolan söz konusu olunca buna pek alışık değilim. Adamın filmleri genelde ilk izleyişte bitmiyor. Hatta bazen asıl film eve dönerken başlıyor. Arabada düşünüyorsun, ertesi gün bir sahne aklına geliyor, sonra bir teori videosu izliyorsun, ikinci kez açıyorsun, bu sefer başka ayrıntılar fark ediyorsun. Benim Nolan'la ilişkim yıllardır böyle. Bu yüzden Odyssey hakkında da hemen karar vermek istemedim. Belki birkaç gün geçince oturur dedim. Ama geçmedi.
İşin ilginç tarafı, bu yazıyı "film kötüydü" demek için yazmıyorum. Çünkü bence kötü bir film değil. Görüntüsüyle, müziğiyle, prodüksiyonuyla zaten belli bir seviyenin çok üzerinde. Sinemada izlenmesi gereken bir yapım olduğu konusunda da bir tereddüdüm yok. Ama film bittiğinde ilk defa şu hissi yaşadım: "Bu Christopher Nolan filmi gibi hissettirmedi." Beni rahatsız eden asıl şey buydu.
Sonradan düşündükçe şunu fark ettim. Ben Nolan'ı yıllardır yanlış sebeple sevdiğimi sanıyormuşum. Herkes Nolan deyince aklına zaman geliyor, karmaşık kurgu geliyor, kafa karıştıran hikâyeler geliyor. Ben de öyle zannediyordum. Odyssey'den sonra anladım ki benim sevdiğim şey bunlar değilmiş. Ben Nolan'ın bana yeni bir dünya öğretmesini seviyormuşum.
Interstellar'da bana solucan deliğini anlatıyor ama ders anlatır gibi değil. Film boyunca ben de karakterlerle birlikte öğreniyorum. Inception'da rüyaların nasıl çalıştığını anlatıyor. Tenet'te entropiyi anlatıyor. Memento'da hafıza kaybını anlatmıyor, bana yaşatıyor. Prestige'de sihirbazlığı anlatmıyor, beni kandırıyor. Dunkirk'te savaşın tarihini anlatmıyor, o çaresizliği hissettiriyor. Yıllardır Nolan filmlerinde sevdiğim şey buymuş. Her filmde bana sanki "Gel, sana çok ilginç bir şey göstereceğim." diyordu. Odyssey'de bunu bulamadım.
Athena var, Poseidon var, Zeus var, Kalypso var, Sirenler var... Hepsi filmde mevcut ama hiçbiri bana gerçekten tanıtılmıyor. Tamam, bunları bilen biri için belki sorun olmayabilir ama ben Christopher Nolan'dan tam da bunu bekliyordum. Mitolojik bir dünya kuruyorsan beni onun içine sok. Bana tanrıların gerçekten neden tanrı olduğunu hissettir. Poseidon'un öfkesini sadece birkaç fırtınayla değil, gerçekten iliklerime kadar yaşat. Çünkü Odyssey dediğimiz eser zaten Yunan mitolojisinin temel taşlarından biri. Ben bu dünyanın büyüsünü daha fazla hissetmek istedim.
Bir diğer konu foreshadowing. Belki de Nolan'da en sevdiğim özellik bu. Tenet'te Kat'ın uzaktan gördüğü kadın... Finalde onun aslında kendisi olduğunu öğreniyoruz. Interstellar'da "Stay" mesajını kimin verdiğini öğreniyoruz. Inception'da Cobb'un anlattığı hikâyeye başka gözle bakmaya başlıyoruz. Nolan bana hiçbir zaman yalan söylemiyor. Sadece bazı bilgileri saklıyor. Sonra o eksik parçayı yerine koyunca insan gerçekten "Vay be." diyor. Odyssey'de bunu da yaşayamadım. Yaşlı dilenci ilk göründüğü anda "Bu zaten Odysseus." dedim. Yanıldım mı? Hayır. Şaşırdım mı? Hayır. İkinci kez düşünmem gerekti mi? O da hayır. Bu da benim için Nolan sinemasının önemli parçalarından birinin eksik olması demekti.
Uyarlama konusunda da benzer hisler yaşadım. Ben hiçbir zaman "Kitaba birebir sadık kalınmalı." diyen biri olmadım. Yüzüklerin Efendisi bunun en güzel örneklerinden biri. Peter Jackson kitaplarda olmayan birçok şey yaptı ama ortaya tek parça hâlinde çalışan bir vizyon koydu. Dan Brown uyarlamalarında ise kitap zaten sinematik olduğu için büyük ölçüde olduğu gibi aktarılıyor. Odyssey bana bu iki yaklaşımın arasında kalmış gibi geldi. Bir yerde birebir gidiyor, bir yerde tamamen yorum katıyor, sonra tekrar geri dönüyor. Bu yüzden filmin tek bir anlatım dili varmış gibi hissetmedim.
Mesela Penelope ve talipleri uzun uzun anlatılıyor. Ama Sirenler... Belki de bütün destanın en ikonik sahnelerinden biri. Odysseus'u direğe bağlayıp birkaç dakikada geçiyoruz. Ben o sahnede Odysseus olmak istedim. Ben o şarkıyı duymak istedim. Neden kendini bağlatmak zorunda kaldığını hissetmek istedim. Film bunu bana yaşatmadı.
Sonra küçük gibi görünen ama üst üste gelince beni rahatsız eden başka şeyler de vardı. Bronz Çağı anlatırken dönemle uyuşmayan zırhlar görmek, mitolojik tanrıların gerçekten tanrı gibi hissettirilememesi, Odysseus'un tayfası üzerinde yeterince güçlü bir otorite kuramaması, Poseidon yüzünden sürekli felaket yaşayan bir grubun dönüp de "Bu adamı öldürelim." noktasına inandırıcı şekilde gelememesi, finalde tek başına onlarca adamı öldürdüğü bölümün bana fazla "Kara Murat" hissi vermesi... Biraz daha yorum katılsa, biraz daha gerçekçi bir düzenleme yapılsa çok daha inandırıcı olabilirdi.
Bir de oğlu, Telemakhos... Açıkçası film boyunca bana çok pasif geldi. Varlığıyla hikâyeye gerçekten ne kattığını sorguladım. Belki destanda durum farklıdır, onu bilmiyorum. Ama film özelinde düşündüğümde, karakteri çıkarsan bende büyük bir boşluk oluşmayacakmış gibi hissettim.
Bir de günümüz sinemasının kaçamadığı bir konu var: woke tartışmaları. Açık konuşmak gerekirse, Nolan'ın bu tartışmaların hedefi olacağını hiç düşünmüyordum. Ama film çıktıktan sonra insanların bu konuda konuşmaya başladığını görünce şaşırdım. Bu benim filmle ilgili en büyük problemim değil ama yokmuş gibi de davranamam.
Son olarak aklımda kalan en büyük düşünce şu oldu. Belki de Christopher Nolan bu filmi bizim için değil, biraz kendisi için çekti. Bu tamamen benim hissim. Sanki çocukken kendi kendine "Bir gün iyi bir yönetmen olursam mutlaka Odyssey'i çekeceğim." demiş gibi. Yıllar sonra da dönüp bunu yapmış. Bu sefer seyircinin ne beklediğinden çok kendi hayalini gerçekleştirmek istemiş gibi hissettim. Yanılıyor olabilirim ama film bittiğinde aklımda kalan duygu buydu.
Ve belki de beni en çok düşündüren cümle şu: Eğer bu filmi yönetmenini bilmeden izleseydim, büyük ihtimalle Christopher Nolan çekti demezdim. Benim için asıl hayal kırıklığı da tam burada başlıyor. Çünkü ben Christopher Nolan'ı sadece iyi filmler çektiği için sevmiyormuşum. Ben onun beni de filmin içine ortak ettiği o zihinsel yolculuğu seviyormuşum. Odyssey ise bana göre ilk kez o yolculuğu başlatamadı.
Film hikayesi ve görsel efektleriyle çok etkileyiciydi. Sinemada izlemeye kesinlikle değer. Yalnız bu kadar popüler ismi bir arada görmek beni de çok baydı. Botokssuz ve hiç tanınmayan oyuncularla çekilseydi kesinlikle bir başyapıt olurdu.
Her filmde ama her filmde Zendaya baydı artık. Hollywood da artık gerçekten yeteneklilerin değil, ''karpuz'' yalayanların, belirli kişilere hizmet edenlerin yeteneğine bakılmaksızın her filmde rol aldığı, gerçekten hak eden kişilerin ise sırf kendileri gibi olmadığı için önlerinin kesildiği bir kuruma dönüştü. Woke culture ve sjw olayına girmeme bile gerek yok zaten.
oldukça iyi bir film olmuş. berbat bir salonda izlememe rağmen görüntülerden, müziklerinden kostümlerden oldukça etkilendim. film çıkmadan önce yapılan eleştiriler ön yargı oluşturmuştu ancak izlerken kostümlerle, oyuncu seçimleriyle ilgili yapılan tercihlerin asla rahatsızlık yaratmadığın söylemeliyim.
Homeros’un destanına ne kadar sadık kaldığını değerlendirecek biri değilim. Mitoloji ilgi duyduğum bir alan değil, hiç de anlamam. Ama bana göre iyi bir uyarlama, kaynağı bilmeyen bir seyirciyi de içine çekebilmeli. Bu film bunu başarmış. Ben mitolojik bir filmden çok, heyecanını hiç kaybetmeyen, duygusal tarafı güçlü ve teknik olarak da etkileyici bir eve dönüş hikâyesi izledim. Nolan sinemasına hâlâ mesafeliyim bu arada, o ayrı.
3 saat boyunca harika bir şölen i,ledim. Nolan tamamen aşmış . Mitolojiyle felsefe aksiyonla dram herşey içiçe ve harika dizayn edilmiş. Tek birşey eleştirmek isteseydim zendeya derdim:)
@kassandraa
18 saat önce
8 / 10
@victorinox
21 saat önce
7 / 10
Filmi izledikten sonra hemen oturup bir şeyler yazmak istemedim. Çünkü Christopher Nolan söz konusu olunca buna pek alışık değilim. Adamın filmleri genelde ilk izleyişte bitmiyor. Hatta bazen asıl film eve dönerken başlıyor. Arabada düşünüyorsun, ertesi gün bir sahne aklına geliyor, sonra bir teori videosu izliyorsun, ikinci kez açıyorsun, bu sefer başka ayrıntılar fark ediyorsun. Benim Nolan'la ilişkim yıllardır böyle. Bu yüzden Odyssey hakkında da hemen karar vermek istemedim. Belki birkaç gün geçince oturur dedim. Ama geçmedi.
İşin ilginç tarafı, bu yazıyı "film kötüydü" demek için yazmıyorum. Çünkü bence kötü bir film değil. Görüntüsüyle, müziğiyle, prodüksiyonuyla zaten belli bir seviyenin çok üzerinde. Sinemada izlenmesi gereken bir yapım olduğu konusunda da bir tereddüdüm yok. Ama film bittiğinde ilk defa şu hissi yaşadım: "Bu Christopher Nolan filmi gibi hissettirmedi." Beni rahatsız eden ... Devamı
Filmi izledikten sonra hemen oturup bir şeyler yazmak istemedim. Çünkü Christopher Nolan söz konusu olunca buna pek alışık değilim. Adamın filmleri genelde ilk izleyişte bitmiyor. Hatta bazen asıl film eve dönerken başlıyor. Arabada düşünüyorsun, ertesi gün bir sahne aklına geliyor, sonra bir teori videosu izliyorsun, ikinci kez açıyorsun, bu sefer başka ayrıntılar fark ediyorsun. Benim Nolan'la ilişkim yıllardır böyle. Bu yüzden Odyssey hakkında da hemen karar vermek istemedim. Belki birkaç gün geçince oturur dedim. Ama geçmedi.
İşin ilginç tarafı, bu yazıyı "film kötüydü" demek için yazmıyorum. Çünkü bence kötü bir film değil. Görüntüsüyle, müziğiyle, prodüksiyonuyla zaten belli bir seviyenin çok üzerinde. Sinemada izlenmesi gereken bir yapım olduğu konusunda da bir tereddüdüm yok. Ama film bittiğinde ilk defa şu hissi yaşadım: "Bu Christopher Nolan filmi gibi hissettirmedi." Beni rahatsız eden asıl şey buydu.
Sonradan düşündükçe şunu fark ettim. Ben Nolan'ı yıllardır yanlış sebeple sevdiğimi sanıyormuşum. Herkes Nolan deyince aklına zaman geliyor, karmaşık kurgu geliyor, kafa karıştıran hikâyeler geliyor. Ben de öyle zannediyordum. Odyssey'den sonra anladım ki benim sevdiğim şey bunlar değilmiş. Ben Nolan'ın bana yeni bir dünya öğretmesini seviyormuşum.
Interstellar'da bana solucan deliğini anlatıyor ama ders anlatır gibi değil. Film boyunca ben de karakterlerle birlikte öğreniyorum. Inception'da rüyaların nasıl çalıştığını anlatıyor. Tenet'te entropiyi anlatıyor. Memento'da hafıza kaybını anlatmıyor, bana yaşatıyor. Prestige'de sihirbazlığı anlatmıyor, beni kandırıyor. Dunkirk'te savaşın tarihini anlatmıyor, o çaresizliği hissettiriyor. Yıllardır Nolan filmlerinde sevdiğim şey buymuş. Her filmde bana sanki "Gel, sana çok ilginç bir şey göstereceğim." diyordu. Odyssey'de bunu bulamadım.
Athena var, Poseidon var, Zeus var, Kalypso var, Sirenler var... Hepsi filmde mevcut ama hiçbiri bana gerçekten tanıtılmıyor. Tamam, bunları bilen biri için belki sorun olmayabilir ama ben Christopher Nolan'dan tam da bunu bekliyordum. Mitolojik bir dünya kuruyorsan beni onun içine sok. Bana tanrıların gerçekten neden tanrı olduğunu hissettir. Poseidon'un öfkesini sadece birkaç fırtınayla değil, gerçekten iliklerime kadar yaşat. Çünkü Odyssey dediğimiz eser zaten Yunan mitolojisinin temel taşlarından biri. Ben bu dünyanın büyüsünü daha fazla hissetmek istedim.
Bir diğer konu foreshadowing. Belki de Nolan'da en sevdiğim özellik bu. Tenet'te Kat'ın uzaktan gördüğü kadın... Finalde onun aslında kendisi olduğunu öğreniyoruz. Interstellar'da "Stay" mesajını kimin verdiğini öğreniyoruz. Inception'da Cobb'un anlattığı hikâyeye başka gözle bakmaya başlıyoruz. Nolan bana hiçbir zaman yalan söylemiyor. Sadece bazı bilgileri saklıyor. Sonra o eksik parçayı yerine koyunca insan gerçekten "Vay be." diyor. Odyssey'de bunu da yaşayamadım. Yaşlı dilenci ilk göründüğü anda "Bu zaten Odysseus." dedim. Yanıldım mı? Hayır. Şaşırdım mı? Hayır. İkinci kez düşünmem gerekti mi? O da hayır. Bu da benim için Nolan sinemasının önemli parçalarından birinin eksik olması demekti.
Uyarlama konusunda da benzer hisler yaşadım. Ben hiçbir zaman "Kitaba birebir sadık kalınmalı." diyen biri olmadım. Yüzüklerin Efendisi bunun en güzel örneklerinden biri. Peter Jackson kitaplarda olmayan birçok şey yaptı ama ortaya tek parça hâlinde çalışan bir vizyon koydu. Dan Brown uyarlamalarında ise kitap zaten sinematik olduğu için büyük ölçüde olduğu gibi aktarılıyor. Odyssey bana bu iki yaklaşımın arasında kalmış gibi geldi. Bir yerde birebir gidiyor, bir yerde tamamen yorum katıyor, sonra tekrar geri dönüyor. Bu yüzden filmin tek bir anlatım dili varmış gibi hissetmedim.
Mesela Penelope ve talipleri uzun uzun anlatılıyor. Ama Sirenler... Belki de bütün destanın en ikonik sahnelerinden biri. Odysseus'u direğe bağlayıp birkaç dakikada geçiyoruz. Ben o sahnede Odysseus olmak istedim. Ben o şarkıyı duymak istedim. Neden kendini bağlatmak zorunda kaldığını hissetmek istedim. Film bunu bana yaşatmadı.
Sonra küçük gibi görünen ama üst üste gelince beni rahatsız eden başka şeyler de vardı. Bronz Çağı anlatırken dönemle uyuşmayan zırhlar görmek, mitolojik tanrıların gerçekten tanrı gibi hissettirilememesi, Odysseus'un tayfası üzerinde yeterince güçlü bir otorite kuramaması, Poseidon yüzünden sürekli felaket yaşayan bir grubun dönüp de "Bu adamı öldürelim." noktasına inandırıcı şekilde gelememesi, finalde tek başına onlarca adamı öldürdüğü bölümün bana fazla "Kara Murat" hissi vermesi... Biraz daha yorum katılsa, biraz daha gerçekçi bir düzenleme yapılsa çok daha inandırıcı olabilirdi.
Bir de oğlu, Telemakhos... Açıkçası film boyunca bana çok pasif geldi. Varlığıyla hikâyeye gerçekten ne kattığını sorguladım. Belki destanda durum farklıdır, onu bilmiyorum. Ama film özelinde düşündüğümde, karakteri çıkarsan bende büyük bir boşluk oluşmayacakmış gibi hissettim.
Bir de günümüz sinemasının kaçamadığı bir konu var: woke tartışmaları. Açık konuşmak gerekirse, Nolan'ın bu tartışmaların hedefi olacağını hiç düşünmüyordum. Ama film çıktıktan sonra insanların bu konuda konuşmaya başladığını görünce şaşırdım. Bu benim filmle ilgili en büyük problemim değil ama yokmuş gibi de davranamam.
Son olarak aklımda kalan en büyük düşünce şu oldu. Belki de Christopher Nolan bu filmi bizim için değil, biraz kendisi için çekti. Bu tamamen benim hissim. Sanki çocukken kendi kendine "Bir gün iyi bir yönetmen olursam mutlaka Odyssey'i çekeceğim." demiş gibi. Yıllar sonra da dönüp bunu yapmış. Bu sefer seyircinin ne beklediğinden çok kendi hayalini gerçekleştirmek istemiş gibi hissettim. Yanılıyor olabilirim ama film bittiğinde aklımda kalan duygu buydu.
Ve belki de beni en çok düşündüren cümle şu: Eğer bu filmi yönetmenini bilmeden izleseydim, büyük ihtimalle Christopher Nolan çekti demezdim. Benim için asıl hayal kırıklığı da tam burada başlıyor. Çünkü ben Christopher Nolan'ı sadece iyi filmler çektiği için sevmiyormuşum. Ben onun beni de filmin içine ortak ettiği o zihinsel yolculuğu seviyormuşum. Odyssey ise bana göre ilk kez o yolculuğu başlatamadı.
@aleynaa
1 gün önce
10 / 10
@karindesenjack
2 gün önce
@scenehunter
2 gün önce
@zagorgg
3 gün önce
9 / 10
@patrickjane
3 gün önce
@merodesidero
3 gün önce
@kaeii
4 gün önce
10 / 10