Bu filmi özetleyen , izlerken yerle bir eden en korkunç cümleler dökülür çocuğun ağzından.. Çocukların zihnini karalayanlara lanet olsun !
İzlerken içim acıdı .Bu minik kızı oradan alasım geldi. Zavallı çocukların zihniyetlerinin çöküşü korkunç.. Bunların yanında , bizim bir türlü mutlu edemediğimiz çocuklarımız..
Sanırım çok fazla İran filmi izledim, ve bu tarz bi senaryodan sıkıldım. Yani benim en iyilerim arasında yer almıyor bu film. Vermeye çalıştığın mesajı aldım, eyvallah Hana ablacım, ama olmamış, bir şeyler havada kalmış.
Çok bambaşka bir eleştiri getirmiş dünya düzenine, sanki içimizde tutup da dışa vuramadıklarımız gibi. Sanki söylemeye utandıklarımız gibi. Bildiğimiz ama görmezden geldiklerimiz gibi.
’Bakay ölürsen kurtulursun’ bu replik hem bu kadar üzünçlü hem de bu kadar komik olamaz .Çok ilginç
Filmde amatör oyuncular oynuyor yanında İran sinemasıda olunca tahmın edersiniz ki çok çok gerçekçi.Beyaz Balon tadında ilerliyor ama aynı zamanda çok güçlü eleştiri getirmiş.İran sinemasının çocukları ne denli iyi kullandıgını burada daha ıyı goruceksınız.
Böyle amatör şekilde çekilmiş bir film hayatım boyunca izlediğim bir çok filmde hissetmediğim duyguları hissettirmeyi başardı bana. Uzun uzun yazmaya gerek yok, sadece izleyin diyorum.
"Bir heykel bile bütün bu şiddetten, insafsızlıktan ve bunların getirdiği çöküşten utanırdı."
Topraklarımıza bu kadar yakın olan bir coğrafyada, üzerinde pek düşünmesek de birçok ortak noktamızın olduğu İranın havasından, suyundan, kültüründen ve hatta dilinden bu kadar çok şey almamıza karşın İranlı sinemacıların adını neden İngilizce yazıp İngilizce okumaya çalışıyoruz anlamış değilim. Kendi adıma isimleri latinceleştirilmiş Arap ve Fars kökenli bütün herkesi Türkçe karakterlere uygun şekilde çağırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben öyle yapıyorum, dilini önemseyen herkesin de öyle yapmasını öneriyorum, o nedenle bu yazımda İranlı sinemacıların adını da Türkçe yazıyorum. Hana Mahmelbaf, sinemacı bir ailenin çocuğu. Babalarından aldıkları ilham ve saygınlıkla ailede neredeyse herkes sinemacı gibi Kendisi Samira Mahbelbafın kardeşi ve Muhsin Mahbelbaf ile Marziye Meşkini'nin kızı. Mahmelbaf ailesinin, çektiği filmler hep belgesel havasında, son ... Devamı
"Bir heykel bile bütün bu şiddetten, insafsızlıktan ve bunların getirdiği çöküşten utanırdı."
Topraklarımıza bu kadar yakın olan bir coğrafyada, üzerinde pek düşünmesek de birçok ortak noktamızın olduğu İranın havasından, suyundan, kültüründen ve hatta dilinden bu kadar çok şey almamıza karşın İranlı sinemacıların adını neden İngilizce yazıp İngilizce okumaya çalışıyoruz anlamış değilim. Kendi adıma isimleri latinceleştirilmiş Arap ve Fars kökenli bütün herkesi Türkçe karakterlere uygun şekilde çağırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben öyle yapıyorum, dilini önemseyen herkesin de öyle yapmasını öneriyorum, o nedenle bu yazımda İranlı sinemacıların adını da Türkçe yazıyorum. Hana Mahmelbaf, sinemacı bir ailenin çocuğu. Babalarından aldıkları ilham ve saygınlıkla ailede neredeyse herkes sinemacı gibi Kendisi Samira Mahbelbafın kardeşi ve Muhsin Mahbelbaf ile Marziye Meşkini'nin kızı. Mahmelbaf ailesinin, çektiği filmler hep belgesel havasında, son derece rahatsız edici ama gerçek konulara odaklanmış, kurguya pek de mahal bırakmayan ve olabildiğince kendi yaşamını oynayan amatör oyunculardan sürüklediği filmler. Ailenin çektiği filmler alabildiğine politik olmasına karşın, Mahmelbaf ailesi anlatmak istediğini kör göze parmak biçeminde seyirciyi didaktitizme boğmadan ve fazla söze ne hacet kabilinden sahnelerle kotarabilen sanatçılar.
Hana Mahbelbaf ilk filmi Lezate divanegi yi çektiğinde 14 yaşındaydı. Bu filmi ablasının çektiği Öğleden Sonra Saat Beşte adlı filmle ilgili bir belgesel niteliğindeydi. Ablası Afgan kadınları filminde rol almaya ikna etmeye çalışırken Hana bunları kaydediyordu ve oradan elde ettiği kayıtlarla yaptığı film Venedik Film Festivaline katılacaktı. Henüz 14 yaşında olması ve İtalyanın derecelendirilmemiş, sansürsüz filmlerle ilgili politikası nedeniyle kendi filminin prömiyerinde yer alması bile mesele olmuş bir sinemacı. Uzun metrajlı ilk filmi Utanç ı çektiğinde ise sadece 18 yaşındaydı. Babasının çektiği Ayın Ardındaki Güneş- Kandahar (2001) ve kardeşinin çektiği Öğleden Sonra Beşte (2003) gibi yine Afganistan da geçen bir film. Film Kabil'in 230 km kuzey batısında, Bamyan vadisinde bulunan sarp kayalıklara oyularak yapılmış devasa iki adet Buda heykelinin Taliban tarafından put oldukları gerekçesiyle 2001de dinamitlenerek yok edildiği görüntülerle başlıyor. Muhsin Mahmelbafın "Bir heykel bile bütün bu şiddetten, insafsızlıktan ve bunların getirdiği çöküşten utanırdı" sözlerinden ilham alan kızı Hana, halkın yarıdan fazlasının hala açlık sınırında yaşadığı, nüfusun %88inin temiz içme suyu kaynaklarına ulaşamadığı bir ülkede, Taliban rejimi tarafından telakki edildiği biçimiyle Taliban İslamcılığının, kadın ve çocuklar üzerindeki kontrol mekanizmasını, Talibanın eğitim meselesine yaklaşımını ve buna bağlı olarak toplumda oluşan bilinç kırılmasını, bütün derdi okula gidebilmek olan 5 yaşındaki Baktayın gözünden anlatıyor
Baktayın okuma mücadelesi verdiği bir günü anlatan filmde unutamayacağınız o kadar sahne var ki. Komşu çocuğu Abbasın eline defterini alıp karanlık mağaralarından bir nebze uzak olup Baktayların aydınlık mağaralarına gelmesi, neticesinde annesinin Abbas komşunun mağarasına gitmesin diye onu ayağından bağlaması Tek derdi defter almak alan Baktayın annesini bulamayınca elinde 4 yumurtayla kendi geçim derdinde olan insanları tek tek gezerken elinde dünyanın parasını sayan esnafa Bu kadar parayı ne yapaksınız? 4 yumurta sadece 20 rupi eder' deyişi.
Kendilerini sineklerin tanrısı olarak atayan bir grup Taliban sempatizanı gencin sabahtan akşama kadar şiddet içeren oyunlar oynayıp yoldan geçen diğer çocuklar İslam adına esir almaları, Baktayın başına kese kağıdından bir çuval geçirip onun mezarını elleriyle kazmaları ve Abbası bir çamur çukuruna bandırmaları. Bütün bu eziyetlere karşın Baktayın sessiz ama içten Savaş oyunu oynamak istemiyorum serzenişine karşın Abbasın Öl, ölürsen seni azat ederler Baktay diye çığlığı
Yine de bu sahnelerin siz de kalması için son derece sabırlı bir izleyici olmanız gerekiyor. Belgesel tarız sahnelerden sıkılmayan, sorgulayan ve düşünen bir sinefil olmanız lazım, aksi takdirde 76 dakikalık bu film sizin için bir işkenceye dönüşebilir, zira Mahmelbaf sınıfta yüzü tahtaya dönük ve öğrencisiyle göz teması dahil bütün iletişimini kaybetmiş öğretmeni vurgulamak için, kamerasını çocukların sıranın altından öylece sallanan ayaklarına odaklayan bir sinemacı. Baskı altında kalan kadını vurgulamak için önce ona tahakküm eden yüzlere sonra taşı kimin tuttuğuna değil taşı tutan ellere vurgu yapan bir sinemacı. Okula gitmeye çalışan bir çocuğun yolunun nehirde ilerleyen kağıttan bir gemi kadar belirsiz gibi görünse de o yolun o kadar da özgür olmadığını, şuursuzca yürüyen büyükbaş hayvanların gözlerinde bile hadi gidin başka yerde oynayın diyecek kadar duyarsızlaşmış, kanıksamış insanların bakışlarından daha fazla ışık olabileceğini gösteren bir sinemacı. Bütün bunları doğal olarak fazla söze, diyaloga yer vermeden minimalist bir üslupla yapması onu, diğer sanat sinemacıları gibi, muhtemelen bence onların esas hedef kitlesi olması gereken- avam sinemaseverlerden uzak tutacaktır.
Dipnot: Ancak şunu da eklemek gerek filme çekilen coğrafya Bamyan Vadisi. Bamyan vadisi Talibanın öncesinde bile muhtelif etnik çatışmalara maruz kalmış Hazaraların kültürel merkezi.( Şii olan Hazaralara yapılan eziyetler ta 1880lere Emir Abdur Rahman dönemlerine dayanmaktadır. ) Sinema adına olsa bile bir grup Hazara çocuğunun Taliban sempatizanı olarak gösterilmesi tuhaf.
@muratvahdet
9 yıl önce
10 / 10
@naksidil
10 yıl önce
Bu filmi özetleyen , izlerken yerle bir eden en korkunç cümleler dökülür çocuğun ağzından.. Çocukların zihnini karalayanlara lanet olsun !
İzlerken içim acıdı .Bu minik kızı oradan alasım geldi. Zavallı çocukların zihniyetlerinin çöküşü korkunç.. Bunların yanında , bizim bir türlü mutlu edemediğimiz çocuklarımız..
@eski_takvim
12 yıl önce
@majere
12 yıl önce
7.5 / 10
@rafialtun
13 yıl önce
Filmde amatör oyuncular oynuyor yanında İran sinemasıda olunca tahmın edersiniz ki çok çok gerçekçi.Beyaz Balon tadında ilerliyor ama aynı zamanda çok güçlü eleştiri getirmiş.İran sinemasının çocukları ne denli iyi kullandıgını burada daha ıyı goruceksınız.
Az kişi tarafından bilinen
@mhmtlprynr
14 yıl önce
9 / 10
"Baktay, ancak özlürsen özgür kalırsın"
@shutterbugiconi
15 yıl önce
6 / 10
Topraklarımıza bu kadar yakın olan bir coğrafyada, üzerinde pek düşünmesek de birçok ortak noktamızın olduğu İranın havasından, suyundan, kültüründen ve hatta dilinden bu kadar çok şey almamıza karşın İranlı sinemacıların adını neden İngilizce yazıp İngilizce okumaya çalışıyoruz anlamış değilim. Kendi adıma isimleri latinceleştirilmiş Arap ve Fars kökenli bütün herkesi Türkçe karakterlere uygun şekilde çağırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben öyle yapıyorum, dilini önemseyen herkesin de öyle yapmasını öneriyorum, o nedenle bu yazımda İranlı sinemacıların adını da Türkçe yazıyorum. Hana Mahmelbaf, sinemacı bir ailenin çocuğu. Babalarından aldıkları ilham ve saygınlıkla ailede neredeyse herkes sinemacı gibi Kendisi Samira Mahbelbafın kardeşi ve Muhsin Mahbelbaf ile Marziye Meşkini'nin kızı. Mahmelbaf ailesinin, çektiği filmler hep belgesel havasında, son ... Devamı
Topraklarımıza bu kadar yakın olan bir coğrafyada, üzerinde pek düşünmesek de birçok ortak noktamızın olduğu İranın havasından, suyundan, kültüründen ve hatta dilinden bu kadar çok şey almamıza karşın İranlı sinemacıların adını neden İngilizce yazıp İngilizce okumaya çalışıyoruz anlamış değilim. Kendi adıma isimleri latinceleştirilmiş Arap ve Fars kökenli bütün herkesi Türkçe karakterlere uygun şekilde çağırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben öyle yapıyorum, dilini önemseyen herkesin de öyle yapmasını öneriyorum, o nedenle bu yazımda İranlı sinemacıların adını da Türkçe yazıyorum. Hana Mahmelbaf, sinemacı bir ailenin çocuğu. Babalarından aldıkları ilham ve saygınlıkla ailede neredeyse herkes sinemacı gibi Kendisi Samira Mahbelbafın kardeşi ve Muhsin Mahbelbaf ile Marziye Meşkini'nin kızı. Mahmelbaf ailesinin, çektiği filmler hep belgesel havasında, son derece rahatsız edici ama gerçek konulara odaklanmış, kurguya pek de mahal bırakmayan ve olabildiğince kendi yaşamını oynayan amatör oyunculardan sürüklediği filmler. Ailenin çektiği filmler alabildiğine politik olmasına karşın, Mahmelbaf ailesi anlatmak istediğini kör göze parmak biçeminde seyirciyi didaktitizme boğmadan ve fazla söze ne hacet kabilinden sahnelerle kotarabilen sanatçılar.
Hana Mahbelbaf ilk filmi Lezate divanegi yi çektiğinde 14 yaşındaydı. Bu filmi ablasının çektiği Öğleden Sonra Saat Beşte adlı filmle ilgili bir belgesel niteliğindeydi. Ablası Afgan kadınları filminde rol almaya ikna etmeye çalışırken Hana bunları kaydediyordu ve oradan elde ettiği kayıtlarla yaptığı film Venedik Film Festivaline katılacaktı. Henüz 14 yaşında olması ve İtalyanın derecelendirilmemiş, sansürsüz filmlerle ilgili politikası nedeniyle kendi filminin prömiyerinde yer alması bile mesele olmuş bir sinemacı. Uzun metrajlı ilk filmi Utanç ı çektiğinde ise sadece 18 yaşındaydı. Babasının çektiği Ayın Ardındaki Güneş- Kandahar (2001) ve kardeşinin çektiği Öğleden Sonra Beşte (2003) gibi yine Afganistan da geçen bir film. Film Kabil'in 230 km kuzey batısında, Bamyan vadisinde bulunan sarp kayalıklara oyularak yapılmış devasa iki adet Buda heykelinin Taliban tarafından put oldukları gerekçesiyle 2001de dinamitlenerek yok edildiği görüntülerle başlıyor. Muhsin Mahmelbafın "Bir heykel bile bütün bu şiddetten, insafsızlıktan ve bunların getirdiği çöküşten utanırdı" sözlerinden ilham alan kızı Hana, halkın yarıdan fazlasının hala açlık sınırında yaşadığı, nüfusun %88inin temiz içme suyu kaynaklarına ulaşamadığı bir ülkede, Taliban rejimi tarafından telakki edildiği biçimiyle Taliban İslamcılığının, kadın ve çocuklar üzerindeki kontrol mekanizmasını, Talibanın eğitim meselesine yaklaşımını ve buna bağlı olarak toplumda oluşan bilinç kırılmasını, bütün derdi okula gidebilmek olan 5 yaşındaki Baktayın gözünden anlatıyor
Baktayın okuma mücadelesi verdiği bir günü anlatan filmde unutamayacağınız o kadar sahne var ki. Komşu çocuğu Abbasın eline defterini alıp karanlık mağaralarından bir nebze uzak olup Baktayların aydınlık mağaralarına gelmesi, neticesinde annesinin Abbas komşunun mağarasına gitmesin diye onu ayağından bağlaması Tek derdi defter almak alan Baktayın annesini bulamayınca elinde 4 yumurtayla kendi geçim derdinde olan insanları tek tek gezerken elinde dünyanın parasını sayan esnafa Bu kadar parayı ne yapaksınız? 4 yumurta sadece 20 rupi eder' deyişi.
Kendilerini sineklerin tanrısı olarak atayan bir grup Taliban sempatizanı gencin sabahtan akşama kadar şiddet içeren oyunlar oynayıp yoldan geçen diğer çocuklar İslam adına esir almaları, Baktayın başına kese kağıdından bir çuval geçirip onun mezarını elleriyle kazmaları ve Abbası bir çamur çukuruna bandırmaları. Bütün bu eziyetlere karşın Baktayın sessiz ama içten Savaş oyunu oynamak istemiyorum serzenişine karşın Abbasın Öl, ölürsen seni azat ederler Baktay diye çığlığı
Yine de bu sahnelerin siz de kalması için son derece sabırlı bir izleyici olmanız gerekiyor. Belgesel tarız sahnelerden sıkılmayan, sorgulayan ve düşünen bir sinefil olmanız lazım, aksi takdirde 76 dakikalık bu film sizin için bir işkenceye dönüşebilir, zira Mahmelbaf sınıfta yüzü tahtaya dönük ve öğrencisiyle göz teması dahil bütün iletişimini kaybetmiş öğretmeni vurgulamak için, kamerasını çocukların sıranın altından öylece sallanan ayaklarına odaklayan bir sinemacı. Baskı altında kalan kadını vurgulamak için önce ona tahakküm eden yüzlere sonra taşı kimin tuttuğuna değil taşı tutan ellere vurgu yapan bir sinemacı. Okula gitmeye çalışan bir çocuğun yolunun nehirde ilerleyen kağıttan bir gemi kadar belirsiz gibi görünse de o yolun o kadar da özgür olmadığını, şuursuzca yürüyen büyükbaş hayvanların gözlerinde bile hadi gidin başka yerde oynayın diyecek kadar duyarsızlaşmış, kanıksamış insanların bakışlarından daha fazla ışık olabileceğini gösteren bir sinemacı. Bütün bunları doğal olarak fazla söze, diyaloga yer vermeden minimalist bir üslupla yapması onu, diğer sanat sinemacıları gibi, muhtemelen bence onların esas hedef kitlesi olması gereken- avam sinemaseverlerden uzak tutacaktır.
Dipnot: Ancak şunu da eklemek gerek filme çekilen coğrafya Bamyan Vadisi. Bamyan vadisi Talibanın öncesinde bile muhtelif etnik çatışmalara maruz kalmış Hazaraların kültürel merkezi.( Şii olan Hazaralara yapılan eziyetler ta 1880lere Emir Abdur Rahman dönemlerine dayanmaktadır. ) Sinema adına olsa bile bir grup Hazara çocuğunun Taliban sempatizanı olarak gösterilmesi tuhaf.
@havlayankuzu
15 yıl önce
"Sinema adına olsa bile bir grup Hazara çocuğunun Taliban sempatizanı olarak gösterilmesi tuhaf."
Sözün dikkatimi çekti ama. İnsanlar sıklıkla işkencecilerine aşık olur ve onlara öykünürler. Ben çok şaşırmadım adıma.
@koprudekikiz
15 yıl önce
8.6 / 10
başucu filmi.
@zencefil
17 yıl önce
@pekipis
18 yıl önce
7.7 / 10