16 yıl önce
Gizli Günışığı filmine yorum yazdı:
https://www.youtube.com/watch?v=fFGm-co98bE
Gizli Günışığı filmine yorum yazdı:
Kendinizi, ritüelleri farklı olsa da dinlerin insan ve toplum yaşamı üzerine etkileri konusunda sorgulayacağınız, oyunculuğu ve kurgusuyla oldukça başarılı bir film.
Çocuğu öldürülen kadının en dar zamanında başına uzanan ilahi el, dertlerine çözüm olabilecek midir?
Kadına karşılıksız yardım etme çabasındaki adam tiplemesi ve adamın "solucanı korkuttun bir daha geri gelmez" repliği çok hoştu...
8/10
In a Glass Cage filmine yorum yazdı:
Dr. Klaus işkenceci, pedofil eski bir Nazidir. Savaş sırasında çocuklar üzerinde sayısız deneyler yapar, aynı zamanda cinsel olarak da sömürür. Savaş sonrasında başarısız intihar denemesi sonucu, sakat kalıp kafes gibi camekanlı bir yaşam ünitesine mahkum olur. Karısı Dr.Klaus'a bakmaktan yorulmuştur ve bir yardımcı arar. Gelen yardımcı Dr.un kirli geçmişinin izlerini taşıyan biridir ve istenmemesine rağmen eve yerleşir...
alıntıdır...
Balibo filmine yorum yazdı:
Balibo, 400 yıllık Portekiz egemenliğinin ardından bağımsızlığını ilan eden, ama dokuz gün sonra Endonezya tarafından işgal edilen Doğu Timor'un sınır kasabasıdır. İşgal sürecinde Doğu Timor'a gelen 5 Avustralya'lı gazeteci Endonezya askerleri tarafından öldürülür.Kayıp olarak nitelendirilen bu gazetecileri aramak için Avustralya'dan Roger adında başka bir gazetici görevlendirilir. Roger, ölümle yaşam arasındaki bu ülkede insanlık dışı olaylara ve bir ülkenin yokedilişine tanık olur. Arkadşlarının izini buldugunda ise...
Gattaca filmine yorum yazdı:
Teknoloji o kadar ilerlemiş ki takım elbise ile uzay yolculuğuna çıkabiliyorsunuz :)
Temel amacı azmin zaferini anlatmak olan film, bilim-kurgusal fon altında polisye bir ürün çıkarmış ortaya.
Sıradan bir izlencelik ...
5/10
Tahnit filmine yorum yazdı:
Mide bulandırıcı, tiksindirici fakat her anında Gilliam-vari, büyüleyici ve sıradışı bir görsel estetik yakalayan Taxidermiada bir aileden üç kuşak erkeğin hikayesine tanık oluyoruz: Büyükbaba, baba ve oğul. 2. Dünya Savaşı sırasında görevli olan büyükbaba, garip fanteziler diyarında yaşar; en büyük arzusu, aşktır. Dev bir cüsseye sahip olan baba, savaş sonrası Sovyet döneminin atletidir; hedefi başarı kazanmak, yarıştığı dal ise hızlı yemek yemektir. Torun, ufak tefek, edilgen bir tahnitçidir; ancak arzusu babasından da büyükbabasında da daha büyüktür: Ölümsüzlük. Kendi bedenini tıpkı bir hayvan postu gibi doldurarak ölümsüz bir sanat eseri yaratma peşindedir. Filmde tarihi gerçekler sürreal bir anlatımla birleşerek bir tür büyülü gerçekçilikte harmanlanıyor; Palfi, baş döndürücü bir tarzla bizi Macar tarihinin son yüzyılında tura çıkarıyor. İnsan hayatının uç sınırlarını mercek altına alan Taxidermianın üç hikayesinin de ana ekseninde tüm doğallığıyla insan bedeni yer alıyor; fakat g ... DevamıMide bulandırıcı, tiksindirici fakat her anında Gilliam-vari, büyüleyici ve sıradışı bir görsel estetik yakalayan Taxidermiada bir aileden üç kuşak erkeğin hikayesine tanık oluyoruz: Büyükbaba, baba ve oğul. 2. Dünya Savaşı sırasında görevli olan büyükbaba, garip fanteziler diyarında yaşar; en büyük arzusu, aşktır. Dev bir cüsseye sahip olan baba, savaş sonrası Sovyet döneminin atletidir; hedefi başarı kazanmak, yarıştığı dal ise hızlı yemek yemektir. Torun, ufak tefek, edilgen bir tahnitçidir; ancak arzusu babasından da büyükbabasında da daha büyüktür: Ölümsüzlük. Kendi bedenini tıpkı bir hayvan postu gibi doldurarak ölümsüz bir sanat eseri yaratma peşindedir. Filmde tarihi gerçekler sürreal bir anlatımla birleşerek bir tür büyülü gerçekçilikte harmanlanıyor; Palfi, baş döndürücü bir tarzla bizi Macar tarihinin son yüzyılında tura çıkarıyor. İnsan hayatının uç sınırlarını mercek altına alan Taxidermianın üç hikayesinin de ana ekseninde tüm doğallığıyla insan bedeni yer alıyor; fakat gerçek-dışı arzularla donanmış olarak. Yakın dönem Macaristanın Komünist, post-Komünist ve tüketim toplumu dönemlerine dair ironik bir bakış açısını olağanüstü bir hayal gücüyle birleştiren Palfi, aklınızdan günlerce çıkmayacak bir görsel ziyafete imzasını atıyor.
alıntıdır....
Applause filmine yorum yazdı:
Alkol sorunu nedeniyle kocasından ayrılmış ve iki oğlunun velayeti babaya verilmiş orta yaşlı bir tiyatro oyuncusunun, parçalanan ailesini tekrar bir araya getirme çabası.
Nasty Old People filmine yorum yazdı:
Mette, ölüm döşeğindeki dört üst düzey yaşlı liderlerin ihtiyaçlarını karşılamakla görevli Nazi çetesi üyesi bir genç kızdır. Yaşamı yavaşça kurallarını kendinin koyduğu tiyatral bir yalanlar dünyasına dönmeye başlar. Genç kız yaşamının ne yöne gittiğini bilmeden sürdürürken, bir gün bir adama karşı şiddet uygulamasıyla bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varacak ve herşey değişmeye başlayacaktır.
Zindan Adası filmine yorum yazdı:
Güzel görüntüler eşliğinde gerilim ve merak duygularını son ana kadar ayakta tutuyor gibi olsa da ipucu vermeden senaryoda istenildiği gibi oynanarak izleyiciyi ters köşeye yatırmayı erdem sayıp dalga geçen sıkıcı bir film.
Artı puanın tamamı oyunculuk ve görüntüler için ama izleyiciye saygısı olmayan senaryoya puan yok.
5/10
Kederli Pazar filmine yorum yazdı:
"Korkak Titrer Cesur Savaşır" diyordu yıllar önce okuduğum bir Bulgar romanının adı. Korkak kim? Cesur kim? bunu yanıtlamaya çalışıyorum şimdi.. Genellikle erkeklerin yaşadığı sıradışı gönül ilişkisini bir kadın yaşıyor filmde. Bir savaş filmi mi bu? Son dörtte biri için belki evet. Hatta patlayan silahları göstermeden savaşın yakıcılığını iyi anlattığı bile söylenebilir. Hani "geciken adalet adelet değildir" diye bir söz var ya, 60 yıllık gecikme bu anlamda tatmin edici olmadı ve korkak kim cesur kim sorusuna yanıtımı biraz olsun netleştirdi.
Mükemmel anlatıma karşın birşeyler eksik kaldı ama...
Oasis ve Peppermint Candy gibi Güney Kore sinemasından çıkmış en iyi filmlerden ikisine imza atan Chang-dong Lee, Milyang isimli romandan senaryolaştırdığı ve yönettiği 4. filmi Secret Sunshineda çok tartışılacak bir meseleye diğer filmlerinde kullandığı dile çok yakın bir dille yaklaşıyor. Leenin 2000 yılında çektiği Peppermint Candynin baş karakteri Yongho ile birtakım benzerlikler taşıyan, karanlık yönleri ile aydınlık tarafı arasında sürekli çekişme halinde olan gerçek bir karakter daha resimliyor. Üstelik istenildiği gibi kullanılabilecek bu karakteri bir trajedinin tam ortasına konuşlandırarak bıçak sırtı sorgulamaları ile izleyenleri suyun yükselip çekildiği gel-gite çakılı bırakıyor. Her ne kadar filmin konusu içinde önemli bir konuyu açık etmiş olsam da, Junun kaybından sonra filmin esas meselesine değinmeye başladığını görebiliriz. Secret Sunshineın bu önemli kırılma noktasından sonra rotası baştan aşağı değişiyor. O andan itibaren film başlıyor sanki. İlk başl ... Devamı
Oasis ve Peppermint Candy gibi Güney Kore sinemasından çıkmış en iyi filmlerden ikisine imza atan Chang-dong Lee, Milyang isimli romandan senaryolaştırdığı ve yönettiği 4. filmi Secret Sunshineda çok tartışılacak bir meseleye diğer filmlerinde kullandığı dile çok yakın bir dille yaklaşıyor. Leenin 2000 yılında çektiği Peppermint Candynin baş karakteri Yongho ile birtakım benzerlikler taşıyan, karanlık yönleri ile aydınlık tarafı arasında sürekli çekişme halinde olan gerçek bir karakter daha resimliyor. Üstelik istenildiği gibi kullanılabilecek bu karakteri bir trajedinin tam ortasına konuşlandırarak bıçak sırtı sorgulamaları ile izleyenleri suyun yükselip çekildiği gel-gite çakılı bırakıyor. Her ne kadar filmin konusu içinde önemli bir konuyu açık etmiş olsam da, Junun kaybından sonra filmin esas meselesine değinmeye başladığını görebiliriz. Secret Sunshineın bu önemli kırılma noktasından sonra rotası baştan aşağı değişiyor. O andan itibaren film başlıyor sanki. İlk başlardaki rutin, naif hava, sinema dili olarak aşırı değişiklikler göstermiyor, ancak hayatın acı gerçeklerinden kopup gelen trajik olay, anne Shin-ae ve onun hazin hikayesini başlatıyor. Yani filmin başlarında sayılabilecek Junun ölümünden bahsetmesek, birçok taş yerine oturmayabilirdi. Shin-aenin acı kaybından sonra filmi başka mühim kırılma noktaları bekliyor. Böylece hiç aksiyon, kan, şiddet görmediğimiz bir filmin tüyler ürpetici isyanı, tarifsiz kederi ve dinler tarihinin başlangıcından bu yana tartışılmış meselelerin göbeğinde buluyoruz kendimizi. İşte Secret Sunshine, kayıpların, inançların, şüphelerin, günahların, affetmenin, bağışlanmanın hesabını tutuyor.
Yönetmen Chang-dong Lee, katmanlı karakterleri kanlı canlı hale getirmesini bilen, o karakterleri çıkışı olmayan dehlizlere hapsetmeyi seven ve onları bir deney faresini izler gibi izleyen seyircilerin vicdan akustiklerinde ses denemeleri yapan usta bir sinemacı. Bu söylemiş olduklarımı pekçok sinemacı da yapıyor. Leenin sinema matematiğinin formüllerine yaptığı birtakım katkılar ve kendi yazdığı senaryolar üzerindeki hakimiyeti, kendine has bir üslubu da beraberinde getiriyor. Belli bir üslup sahibi sinemacıların eserleri, ötekilere nazaran daha çarpıcı, daha kalıcı oluyor. Leenin en belirgin özelliklerinden biri karakter işleme titizliği.. Fakat bununla yetinmeyip o karaktere hazırladığı doğal ortama da aynı titizlikle yaklaşıyor. Önce o baş karakterin belli bir dönemi üzerinde yoğunlaşıyor, sonra diğer evreleri daha da yoğunlaştırarak birbirine ekliyor. Peppermint Candydeki Yongho ile Shin-ae arasındaki benzerlikler de bununla ilgili.
Yonghonun okul, askerlik, görev, aşk kronolojisini tersyüz ederek ve bu evrelerdeki kritik dönüm noktalarını bize yaşatarak, daha filmin başında çıldırmış bir adamı anlamamızı sağlayan Chang-dong Lee, Secret Sunshineda Shin-aenin hayatından geniş bir kesit almamış, yine de hayati önem taşıyan bir kronolojiyi takip etmiş. Önceleri ateist olan ve bu durumdan şikayetçi görünmeyen Shin-aenin ilk döneminin ardından, belki de acıların en büyüğünü tatmasıyla yön değiştirip, dış etkilerin de yardımıyla ikinci dönem olan itikad dönemi başlıyor. Fakat yine önemli bir dönüm noktasıyla (Junun kaybı kadar olmasa da çok önemli) ilk iki dönemin arasına sıkıştığı son evrede artık olacaklara karşı ümitsizce savrulma var. Yonghonun isyanı, Shin-aenin isyanı gibi sadece din hedefli değil, sisteme ve bireysel hatalara gidip gelen bir isyandı. Ama sapına kadar isyandı. O isyana giden yol üzerinde her ikisinin de yaşadığı olaylar zinciri, birey ne kadar güçlü olursa olsun insani zayıflıkların pençesinde yaptığı seçimlerin bedelini ödetir biçimde zalim oluyor.
Her iki film de, Takva gibi kapısının önüne kadar gelen fırsatı tepen, korkak bir filmden çok başka bir dünyada yaşıyor. Muharrem Efendinin geçirmeye elinin mahkum olduğu değişimin gazozuna maç mantığından bir farkı yoktu bana göre. Muharrem gibi bir malzeme, bir yönetmenin önüne kaç kere gelir ki? Yapmasının şart olduğu dünyevi-dini sistem eleştirisini boşverip (veya anlaşılması güç biçimde şifreleyip), araya parça misali ucuz cinsel rüyalarla veya 3. sınıf roldeki Bosnalı genç ile bir şeyler geveleme manasızlığına düşüyordu. Takvanın cesaretten anladığı buydu. Benzer frekanslarda olduğu düşünülürse değişim ve eleştiri nasıl yapılır, Secret Sunshine bir referans olabilir. Eğer aksi düşünülürse, o değişim ve eleştiriye hazır olunmadığı, muhtemelen de olunmayacağı sonucu çıkarılabilir.
Shin-aeye yakınlık bakımından Lars Von Trier filmi Breaking The Wavesde Emily Watsonun canlandırdığı Bess McNeillden de söz etmek isterim. Shin-aenin tüm devrelerini yakan son kırılma noktası ile girdiği son evre, Bessin Tanrı ile olan konuşmalarının ardından yaptığı dengesizlikler evresini anımsatmıyor değil. Bessin sorgusuz sualsiz itaatlerinin sebep oldukları ile, Shin-aenin sorgusuz sualsiz itaatlerinin sebep oldukları arasında sadece göreceli hasar farkı var. Secret Sunhine, Peppermint Candy, Takva, Breaking The Waves gibi filmler, hedeflerini ana karakterlerinin önünden arkasından, profilinden görmeye çalışan filmler. Ama kimin bunu başardığı, kimin denediği, kimin hiç üzerine kafa yormadığı yorumları bizlere kalıyor. Secret Sunshineın eleştirel bakışı çok güçlü. Ama sırf eleştirel olayım meraklısı değil. Zaten doğal akışı gereği Tanrı-din- Hristiyanlık üzerine söyledikleri olsun, bu söylemlere sebep olan hüzünlü-isyankar dokusu olsun bu eleştirel tavır esnasında yapmacık olması mümkün değil. Lafı ve olayları dağıtmadan, oldukça çiğ eleştiriler yapıyor. Shin-aenin Tanrıya ve dinine inanma sıkıntısı hem aynı sıkıntıyı çeken, hem de inancı sağlam izleyici profili için de dengeli denebilir. Fakat yine devreye giren o doğal akış, filmin her iki tarafı birbiriyle uzlaştırmak için göstermelik bir denge tutturmaya çalıştığını düşündürmüyor. Kısaca Secret Sunshine, bu iki kesimi birden memnun etme veya orta yolu bulma misyonu üstlenmiyor. Septik bir film. Karşı görüşe karşı kuşandığı silahlar ve saldırı planı elbette rahatsız edecektir. Bunu rahatsız etmeden yapmaya çalışan munis örneklerin çoğunluğu acımasız biçimde sıkıcıdır. Kah taraflardan birine körü körüne bağlı, kah orta yolu bulma uğruna herkese kucak açtığını sanan ezik örneklerdir. Secret Sunshineın bir orta yolu varsa bile, olması gereken diye bir şeyi başımıza kakmayıp, olanı saf haliyle yansıttığı için sorgu gücü zarar görmüyor.
Dinlerin varoluşlarından beri şüphe hep olmuştur. Bize doğruluğu söylenenler, öğretilenler ile bizim günlük yaşamda karşılaştıklarımızın örtüşmemesi, öteki alem hakkındaki tasvirlerin çelişkili hali, haksızlıkların ve kötülüklerin açtığı yaralara karşı somut çözümlerin getirileceği tesellisinin dayanakları, dilek ve duaların adaletsizliklere karşı gösterilmesi gereken haklı tepkileri/isyanları budaması gibi nedenler, bireylerde inanç problemleri yaratmıştır. Maneviyat gerçek bir ihtiyaç. Fakat farklı dinlerin varoluşu ve bunların yarattığı söylem kargaşası, teoride ve pratikte birlik olmaması insanların bu dinlere ve Tanrıya duyulan şüpheyi de beraberinde getirebilmiştir. Çeşitli inanç tavırları ortaya çıkmıştır. Mensubu olduğu dinin tüm gereklerini kayıtsız şartsız benimseyen, ama bunu yaparken kendi dininin dışındakilere gösterilecek hoşgörüyü kapının dışında bırakan, Tanrının sözleri kisvesi altında kendi yobazlıklarını dine alet edip din kuralları diye yutturmaya çalışan, Tanrının varlığına inandığı halde dinlere inanmayan veya ne Tanrı, ne de dinlerle alakası olmadığı halde maske takanlar buna örnektir.
Secret Sunshineın affetmek-affedilmek ile de çok derdi var. Dinlerde yeri olan kötülüğe hoşgörü, kötülüğe iyilikle cevap verme, sana yapılan kötülüğü bağışlama, öteki yanağı çevirme ne kadar ulvi bir kapsama alanına sahipse de o kötülüğün boyutları hakkında her zaman hazırlıklı olunmuyor. Affetmek her durumda bu kadar kolay oluyor mu? Çünkü her durum söz konusu. Belli durumlarda affedin, bazılarında affetmeseniz de olur gibi bir durum yok. Shin-ae, oğlunu kaybettikten sonra en büyük acıyı, tırnakları yediren bir yüzleşmenin ardından tekrar yaşıyor. Yapılan bir kötülüğü biz affediyoruz diyelim, ama bir yandan onu affetmeyecek, cezalandıracak birinin de olmasını arzu ediyoruz. Hele Tanrının o kötülüğü bağışlamasını ne derece hazmediyoruz? Tanrının bağışlayıcı olması kadar, yapılan her kötülüğün bağışlanma kapısının da açık olmasını Shin-aenin karşılayış şekli için ne söylenebilir?
Son olarak filmin incisi Do-yeon Jeondan söz edelim. Asyalı suretlerin birbirinden farklarını güç anlamamız, farklı bir ırkın gözünden bakmamızla veya onları oyuncu olarak çok farklı projelerde, sıkça izlemeyişimizle ilişkili belki de. Ama bir kez benimsediğimiz Uzakdoğulu bir oyuncuyu da kolay kolay unutmuyoruz. Kocasını, oğlunu, inancını ve nihayet kendisini kaybetmiş Shin-aenin depresif, mutlu, telaşlı, huzurlu, kederli anlarını, geçirdiği üç değişik evreyi canlandırmak, bu hisler üzerine rol yapmak her oyuncunun eline geçen bir fırsat, her oyuncunun üstesinden gelebileceği bir kolaylık değildir. Şimdi oturup sayamayacağımız kadar fazla Güney Kore yapımında rol almış 34 yaşındaki Do-yeon Jeon, Cannes Film Festivalinde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü de aldığı performansıyla doğallığın zirvesinde. İddiasız duru güzelliği bize Shin-aenin paramparça olmuş ruhuyla bir bütün halinde yansıyor. Zaman zaman dehşet verici bir doğallıktan bahsediyorum.
Shin-aeye ümitsizce aşık oto tamircisi rolüyle Güney Korenin en güçlü aktörlerinden Kang-ho Songun saf, sadık ve komik tiplemesi de ayrı bir renk. Onun Shin-aeyi gerçekte ne amaçla istediğini anlatan çok da güzel bir sahnesi var. Bu uzunca yazı, Secret Sunshineı tam olarak anlatmıyor. Çünkü filmden alınacak şeyler aynı olsa da, yorumlar farklı olacaktır. Herkesin inancı, günahı, sevabı, ibadeti kendine ait. Kutsal kabul ettiğimiz değerlerimiz için yaşıyoruz. Ama bazı insanlar için din kavramı ve onun insanoğlu tarafından değiştirilmiş, katılaştırılmış kuralları hala tartışılıyor. Filmin kimi yorumları hoşunuza gitmeyebilir. Fakat ortada duran şeyi bir sinema eseri, onun yapmak istediğini de banal bir propaganda olarak algılamaz isek, Secret Sunshineın son yılların en eleştirel filmlerinden biri olduğu konusunda hemfikir oluruz.