Cennet Yolcuları filmine yorum yazdı:
...Yaşam dediğin yürüyen bir gölge,
Bir garip oyuncu;
Bir hışım sahnede dolanıp boy gösteriyor;
Sonra haber çıkmıyor zavallıdan ...
Evrim filmine yorum yazdı:
Yorum yapılması gerçekten zor bir film . Şöyle ki filmin senaristi ve yönetmeni Lucile ,"Enter The Void" filminin de senaristlerinden ve Gaspar Noe'nun eşi ,zaten filmdeki kamera açılarından ,seslerden ,rahatsız edici sahnelerden benzer bir üslupları olduğu anlaşılıyor . Çekim teknikleri ve mimiklere ,göz bebeklerine kadar yapılan zoomlar Darren Aronosky 'i , hikayenin distopik atmosferi de Yorgos Lanthimos evrenini çağrıştırıyor . Tüm bunlar bir araya gelince de işin içinden çıkılması zor bir film olması kaçınılmaz zaten .
Film hakkında yazdıklarımı , düşündüklerimi özetleyerek yazacak olursam da ; tabula-rasa yerine daha bütüncül ,Gestalt ekolü içeren yapısıyla Yorgos Lanthimos'un distopik evreninden ayrılıyor ( Kynodontas'la benzer yapısı sadece kabuğu ) evrimin biyolojik olarak tersine döndüğü ,zamanın kestirelemediği bu mikrokozmosta , dalgaların dövdüğü , eril dişiler ve erkek çocuklar dışında kimsenin yaşamadığı , bilinen tüm ideolojilerden ve göreli yasalardan ,tabulardan sıyr ... DevamıYorum yapılması gerçekten zor bir film . Şöyle ki filmin senaristi ve yönetmeni Lucile ,"Enter The Void" filminin de senaristlerinden ve Gaspar Noe'nun eşi ,zaten filmdeki kamera açılarından ,seslerden ,rahatsız edici sahnelerden benzer bir üslupları olduğu anlaşılıyor . Çekim teknikleri ve mimiklere ,göz bebeklerine kadar yapılan zoomlar Darren Aronosky 'i , hikayenin distopik atmosferi de Yorgos Lanthimos evrenini çağrıştırıyor . Tüm bunlar bir araya gelince de işin içinden çıkılması zor bir film olması kaçınılmaz zaten .
Film hakkında yazdıklarımı , düşündüklerimi özetleyerek yazacak olursam da ; tabula-rasa yerine daha bütüncül ,Gestalt ekolü içeren yapısıyla Yorgos Lanthimos'un distopik evreninden ayrılıyor ( Kynodontas'la benzer yapısı sadece kabuğu ) evrimin biyolojik olarak tersine döndüğü ,zamanın kestirelemediği bu mikrokozmosta , dalgaların dövdüğü , eril dişiler ve erkek çocuklar dışında kimsenin yaşamadığı , bilinen tüm ideolojilerden ve göreli yasalardan ,tabulardan sıyrılmış bir nevi apayrı yaşam formları olarak nitelendirilebilecek toplumda kolektif bilince ve arketiplere , denizde başlayıp evrilen biyolojik yaşamın tersine dönse de asıl evrimin mana denizinde olduğunu ,tersine dönmediğini , kaybolmadığını ,zamandan-mekandan bağımsız oluşunu ele alan bir yapısı var . Bana göre öyle bir yapısı var tabi :) , çünkü film gerçekten boşluklarla dolu ve doldurmaya çalışmak ,bir yere bağlamaya çalışmak çok zor .
Ama Noe , Aronofsky ve Lanthimos evrenlerini seviyorsanız izlemenizi tavsiye ederim ..7.5/10
Çılgınlığın Ötesinde filmine yorum yazdı:
Bu film hakkında tam olarak ne söylenebilir diye çok kafa yordum , izlediğimden beri düşünüp duruyorum ve düşündükçe sadece çemberin çapı arttı ama aynı yerde dönüp durmaktan öteye geçemedim ...
Bu bahse sonra geri dönüş yapıp filme geçecek olursam da müziklerinin de kendisine ait olduğu bu filmde John Carpenter ; "They Live" filminde sansürlü bir şekilde söylemeye çalıştığı şeyi daha da karmaşık bir hale getirip ,daha derin ve felsefi temellere oturtup yine sansürlü bir şekilde ,daha korkutucu bir şekilde izleyiciye sunmuş. Medya ,basın ,din ,ideoloji vesaire kullanılarak manipüle edilen , yönlendirilen , çoğunluğa göre izafinin mutlak olduğu anlayışı aşılanan toplumlar üzerinden bir hakikat bilmecesi sormuş . Tabi bunu da bir müfettişi baş karakter olarak oturttuğu bu film üzerinden yapmış , herkese ve herşeye şüpheli gözüyle bakabilecek kadar işinde en iyilerden bir müfettişle yapmış. Karakterimiz olayın içine girdikçe , sorgusu ve şüphesi arttıkça , olasılıkları ,soruları çoğalttı ... DevamıBu film hakkında tam olarak ne söylenebilir diye çok kafa yordum , izlediğimden beri düşünüp duruyorum ve düşündükçe sadece çemberin çapı arttı ama aynı yerde dönüp durmaktan öteye geçemedim ...
Bu bahse sonra geri dönüş yapıp filme geçecek olursam da müziklerinin de kendisine ait olduğu bu filmde John Carpenter ; "They Live" filminde sansürlü bir şekilde söylemeye çalıştığı şeyi daha da karmaşık bir hale getirip ,daha derin ve felsefi temellere oturtup yine sansürlü bir şekilde ,daha korkutucu bir şekilde izleyiciye sunmuş. Medya ,basın ,din ,ideoloji vesaire kullanılarak manipüle edilen , yönlendirilen , çoğunluğa göre izafinin mutlak olduğu anlayışı aşılanan toplumlar üzerinden bir hakikat bilmecesi sormuş . Tabi bunu da bir müfettişi baş karakter olarak oturttuğu bu film üzerinden yapmış , herkese ve herşeye şüpheli gözüyle bakabilecek kadar işinde en iyilerden bir müfettişle yapmış. Karakterimiz olayın içine girdikçe , sorgusu ve şüphesi arttıkça , olasılıkları ,soruları çoğalttıkça gerçeğe ne kadar yalaşırsa yaklaşsın hep kendi adına çizilen yol dışına çıkamaz film boyu , çemberin çapı uzar ama bir türlü dışarı çıkamaz gerçeği görebilmek , sistem dışından bakabilmek için . Otoyoldaki ucube görünümlü ,bisiklet süren kadının da yandığı dert aynıdır ,bir türlü çıkamaz ,hep aynı yolda sürer bisikleti film boyu . Olaylar ilerledikçe tüm insanlık artık herkesin bildiği ,okuduğu o diyara ,o sisteme hapsolur ve baş karakterimiz de kendisini ,film boyunca ne yaptıysa , o kitaptan uyarlanan filmde izler ve o filmdeki şahıs da en son kendisini filmde izler her ne kadar gösterilmese de ve de o gösterilmeyen filmdeki şahsın izlediği karakter de kendisini izler... Ama filmde John Carpenter'in bizden kafa yormamızı istediği sorunun bambaşka olduğunu düşüyorum ; bir sanallığa ,yapaylığa ,izafiliğe inanan insanların çokluğu mu o izafiliği bir simulakr haline getirir yoksa simulakr mı izafiliği insana gerçek gibi gösterir ?
Evet , sorguladıkça soru çemberinin çapı da artmakta ve korku filmi olarak izlemeyin ,zaten o kitsche efektler korkutmaz :) ,asıl korkutucu olan ucu açık gibi görünen filmin izleyeni kısır döngüye hapsetmesi ... 8.5/10
Kalandar Soğuğu filmine yorum yazdı:
Doğayla iç içe yaşamanın ve doğaya direnmenin , insanın kendisiyle barışık ve bir o kadar düşman oluşunun , aileyle hayaller kurup aileye bir o kadar kayıtsız kalmanın , baharda sıcaklarla artan umutların kışları kalandar soğuğuna yüklenen anlamla yerini bahta bırakmasının , bahta küfrederken bir yandan tefekküre sığınmanın , tesadüflere hayret ederken tevekkülle vakar bakmanın , kısacası zıtlıkların bir arada olduğu ; manzarasıyla , çekim teknikleriyle ; her karesi tablo gibi duran görselliğiyle , deneyimli olmayan fakat hayatlarını belgesel edasıyla bize anlattıklarını sanacak kadar bizi olayın içine çeken oyuncularıyla gerçekten izlenilesi bir eser . Filmin kusru ,bazı diyalogların biraz olaydan uzaklaştırması ki oyuncuların fazla deneyimli olmamasından dolayı galiba ama filmin çoğunluğu ve yoğunluğu sizi transa geçirip izlettirecek düzeyde kaliteli . 8.5/10
Hayali veya içinde bulunduğu vaziyetten kurtulma adına zorunlu gördüğü maden arayış ... DevamıDoğayla iç içe yaşamanın ve doğaya direnmenin , insanın kendisiyle barışık ve bir o kadar düşman oluşunun , aileyle hayaller kurup aileye bir o kadar kayıtsız kalmanın , baharda sıcaklarla artan umutların kışları kalandar soğuğuna yüklenen anlamla yerini bahta bırakmasının , bahta küfrederken bir yandan tefekküre sığınmanın , tesadüflere hayret ederken tevekkülle vakar bakmanın , kısacası zıtlıkların bir arada olduğu ; manzarasıyla , çekim teknikleriyle ; her karesi tablo gibi duran görselliğiyle , deneyimli olmayan fakat hayatlarını belgesel edasıyla bize anlattıklarını sanacak kadar bizi olayın içine çeken oyuncularıyla gerçekten izlenilesi bir eser . Filmin kusru ,bazı diyalogların biraz olaydan uzaklaştırması ki oyuncuların fazla deneyimli olmamasından dolayı galiba ama filmin çoğunluğu ve yoğunluğu sizi transa geçirip izlettirecek düzeyde kaliteli . 8.5/10
Hayali veya içinde bulunduğu vaziyetten kurtulma adına zorunlu gördüğü maden arayışını takıntı haline getiren Mehmet’in soğuklarla umudunu kenara bıraktığı , boğa güreşleriyle kendisine başka bir umut yolu denediği , rüyalardaki imgeleri hayra mı şerre mi yoramadığı , hep en yükseklerde ararken ,hep en tepelerde ararken ışığı , bel bağladığı kayıp boğasını ararken bilinçsizce boğanın düştüğü çukuru bulan oğlunun yanında ,arta kalan umutların da sönmeye başladığı anlarda ,çaresizce inip çamura bulandığı çukurda buldu ışığı onca tepeyi karış karış dolanırken , down sendromlu oğluna dipte vakur ifadeyle bakarken ... Oysa filmin başında ne olduğunu tam bilmediği taşlarda bile gülmüştü yüzü Mehmet’in ...
When Pigs Have Wings filmine yorum yazdı:
Sasson Gabai'nin performansını "Gett: The Trial of Viviane Amsalem" filminde de beğenmiştim ,bu filmde de gerçekten çok iyiydi . Uzun bir süre önce izlememe rağmen hala birçok sahnesi aklımda olan , kıyıda ,köşede kalmış güzel bir kara mizah örneği... Orta Doğu'nun içler acısı halini dram yerine mizahla anlatmaya çalışması ve de başarılı olması da takdiri ve daha fazla izlenmeyi hak ettiğini gösteriyor diye düşünüyorum . 8/10
Domuzdan sperm alabilmek için teknenin içine astığı domuz posterleri de takdire şayan bi hareket tabi ki :)
Sınır Karakolu filmine yorum yazdı:
Film ; başta olduğu sürece , bir şekilde Balkan ve Slav halklarını bir arada tutmayı başarmış Josip Broz Tito’nun ölümünden 7 yıl sonrasına ironik bir şekilde değinmekte . Her ulustan askerin katılmak zorunda olduğu Yugoslav Halk Ordusu üzerinden rejimi , ekonomik sistemleri , ırkçılığı , diktayı eleştiren filmin en güzel yanı da tıpkı zamanında kurulu çok uluslu ordusu gibi eski Yugoslavya ülkelerinin ortak yapımı olması .
Ne kadar ortak amaç belirlenmeye çalışırsa çalışılsın insanların ilk olarak kendi hayalleri , idealleri ,gururları , arzuları peşinde koşacağını hicivle anlatan filmin müzikleri de gerçekten harika . Kendisini bile tiye alan Paunoviç’i bir suikastçi gibi intikam dolu birine çeviren hiyerarşiyi ( teorideki sosyalizmle ters düşen ) , kendi çıkarları ,kendi geleceği uğruna sahte düşman yaratarak insanları manipüle eden komutan Pasiç üzerinden politikayı ( barışın simgesi ve delili olacak olan çok uluslu yapı mantığına ters düşen ) , Tito’nun ölüm yıldönümüde yürüyüşe ... DevamıFilm ; başta olduğu sürece , bir şekilde Balkan ve Slav halklarını bir arada tutmayı başarmış Josip Broz Tito’nun ölümünden 7 yıl sonrasına ironik bir şekilde değinmekte . Her ulustan askerin katılmak zorunda olduğu Yugoslav Halk Ordusu üzerinden rejimi , ekonomik sistemleri , ırkçılığı , diktayı eleştiren filmin en güzel yanı da tıpkı zamanında kurulu çok uluslu ordusu gibi eski Yugoslavya ülkelerinin ortak yapımı olması .
Ne kadar ortak amaç belirlenmeye çalışırsa çalışılsın insanların ilk olarak kendi hayalleri , idealleri ,gururları , arzuları peşinde koşacağını hicivle anlatan filmin müzikleri de gerçekten harika . Kendisini bile tiye alan Paunoviç’i bir suikastçi gibi intikam dolu birine çeviren hiyerarşiyi ( teorideki sosyalizmle ters düşen ) , kendi çıkarları ,kendi geleceği uğruna sahte düşman yaratarak insanları manipüle eden komutan Pasiç üzerinden politikayı ( barışın simgesi ve delili olacak olan çok uluslu yapı mantığına ters düşen ) , Tito’nun ölüm yıldönümüde yürüyüşe katılanların amaçlarını kendileri belirlemeye çalışan basın ve medyanın enformasyonunun bile fayda etmediği kapitalist mantığa ve herkesin gerçeği bilip de rol yapmakta bocaladığı döneme ( kişisel ihtiyaçlar her zaman toplumun beklentilerinden önce gelir gerçeğini kanıtlayan) ve de hayatına giren tüm erkeklerde aynı hayallere sahip olan ama her seferinde aynı hayali yıkılan Pasiç’in eşi üzerinden de tüm ekonomik ve sosyal sistemlere göndermede bulunan çok güzel bir ekip çalışması olmuş aslında .
Bir arada yaşayan insanların aslında bir arada yaşamak zorunda oldukları için bir arada yaşadıkları sistemin çatırdamaya ve 4 yıl sonra da kanlı iç savaşlara dönüştüğü dönemin kişiler üzerinden dışa vurumunu anlatan sade , komedi-dram unsurlarını yerinde kullanan (bende dram yönü daha ağır bastı filmin) izlenilesi bir film . 8/10
Dokuz filmine yorum yazdı:
Kısa filmi ile kıyaslandığında sadece görsellik olarak eşdeğerde ama kısa filmindeki etkiyi yakalamak zor uzun metrajlı halinde . Postapokaliptik zamanda geçen hikayede ; yaptıklarını telafi etmeye çalışan bir biliminsanının bir nevi 9 farklı fraksiyona böldüğü ruhuyla dünyaya egemen olan karanlıkla mücadelesi işlenmiş ama Wall-E 'den dolayı galiba ,aynı beklentilerle izlediğimden umduğumu bulamadım . Görsellik olarak ise gerçekten olağanüstü olan animasyonda işin içine biraz (aslında biraz değil ,bayağı) panteist düşünce eklenmiş ,pagan sembolleri kullanılmış ve her yerde karşımıza çıkan piramit-göz sembolü yerleştirilmiş , artık sıkı fıkı olduk zaten bu gözle ,kendi gözümden çok bunu görüyorum . Neyse ; görsellik olarak çok iyi ve süresi de ideal izlemek için . 7/10
The Ossuary filmine yorum yazdı:
İç mimarisi gerçek insan kemikleriyle tasarlanmış Sedlec Kilisesi'nin yapımından ,dekorasyonların hızlı çekimlerle gösterilmesinden yola çıkarak ve Jacques Prevert'in " Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin" şiirini kullanarak alegorik bir şekilde insanı anlatmış Jan Swankmajer ; önce dogmalara , yapay sistemlere , dinlere ,ırklara , "-izm"lere kendini bulma umudu ,bir amaç ,bir çıkar vaad edilerek sokulan , sonra esaret altında izafi özgürlükle taçlandırılan ,daha sonra savaşlarla , hastalıklarla , başkalarının hedefleri uğruna öldürülen ,ölen insanları ve o eserin mimarlarını anlatmış . İyi ki eserlerini ortaya çıkarırken kısa metrajlı filmleri daha çok tercih etmiş Jan Swankmajer . 8/10
Attenberg filmine yorum yazdı:
Film ; Y. Lanthhimos'un "Kinetta" ve "Kynodontas" filmlerinin tam ortasında bir yerde . Kinetta'dan Kynodontas'a müthiş bir sıçrama yapan yönetmen,yapımcısı ve oyuncusu olduğu bu filmde yükseldiği yerden çakılıp ancak yarısı kadar yükselebilmiş diyeyim matematikteki sonsuz seriler soru kalıbıyla biraz daha soyutlaştırırsak karşılaştırmayı .
Film ,açıklamalarından,davranışlarından anlaşılmaya çalışıldığı kadarıyla materyalist bir babanın teorilerle boğup topluma ,kendine yabancılaştırdığı kızının pratikte tökezlemesi üzerine . Ensest bir hayalin ahlaki yönünü önce evrimsel sürece bağlayan babanın çarpık şehir hakkındaki kritikleri de tüm hayatı makine dişlileri gibi gördüğünü , sebebin bilindiği sürece sonucun da kestirilebileceğini öngördüğü düşünceleri de materyalist bir temele determinist bir mantığı oturttuğu düşüncesini doğuruyo insanda filmi izlerken,hatta ölüm korkusu bile tamamen biyolojik korkulardan dolayı ( Kurtçuklardan korktuğu için bedeninin yakılmasını istemesi) . Kendi ... DevamıFilm ; Y. Lanthhimos'un "Kinetta" ve "Kynodontas" filmlerinin tam ortasında bir yerde . Kinetta'dan Kynodontas'a müthiş bir sıçrama yapan yönetmen,yapımcısı ve oyuncusu olduğu bu filmde yükseldiği yerden çakılıp ancak yarısı kadar yükselebilmiş diyeyim matematikteki sonsuz seriler soru kalıbıyla biraz daha soyutlaştırırsak karşılaştırmayı .
Film ,açıklamalarından,davranışlarından anlaşılmaya çalışıldığı kadarıyla materyalist bir babanın teorilerle boğup topluma ,kendine yabancılaştırdığı kızının pratikte tökezlemesi üzerine . Ensest bir hayalin ahlaki yönünü önce evrimsel sürece bağlayan babanın çarpık şehir hakkındaki kritikleri de tüm hayatı makine dişlileri gibi gördüğünü , sebebin bilindiği sürece sonucun da kestirilebileceğini öngördüğü düşünceleri de materyalist bir temele determinist bir mantığı oturttuğu düşüncesini doğuruyo insanda filmi izlerken,hatta ölüm korkusu bile tamamen biyolojik korkulardan dolayı ( Kurtçuklardan korktuğu için bedeninin yakılmasını istemesi) . Kendi görece doğrularıyla yetiştirdiği kızının ise yürümekte zorlanması ,hayata yabancılaşması da teoride öngörülen sonuçların pratikte gerçekleşmemesinden kaynaklanmakta,yani dişlilerin çarkları döndükçe bir sonraki hareketi kestirebileceğini öngören eğitimi onu her seferinde yanıltmakta .
Hayatı , duyguları ,ikili ilişkileri , olayları belgesel mantığıyla ; canlı davranışlarıyla açıklamaya çalışan bir kızın varoluşsal problemlerini farklı tekniklerle ,biraz deneysel ve bağımsız sinema mantığıyla ele alan yönetmen başarılı ve çarpıcı eser sunamamış . İki arkadaşın kimi zaman absürd bir hal alan senkronize yürüyüşlerini hala anlamlandıramadım veya filmdeki çoğu karenin ne amaçla konulduğunu . Marina ve Bella 'nın eş güdümlü hareketleri materyalizm-idealizm arasındaki orta yol olan dualizmi mi temsil ediyodu diye düşündüm iki kızın birbirlerine zıt değerlerinden dolayı bi ara , raks eder gibi tökezlemeden yaşamanın ilk şartı dengeyi kurmak gibi bir anlam mı çıkıyo diye düşündüm de bi yandan da abesle iştigal ettiğimi de düşündüm bunları düşünürken :) 6/10
Maudie filmine yorum yazdı:
Filmi ; öncesinde konusunu dahi okumadan izledim ve biyografi olduğunu öğrenince şaşırmadım ... Çünkü oyuncular o kadar iyi üstlenmişti ki rollerini ve hikayedeki kederi , acıyı o kadar iyi bir şekilde ses tonlarında , yüzlerinde ,kalplerinde taşımışlardı ki izlerken hikayenin kurmaca olduğunu düşünmek imkansızdı. Öyle ki ; film bittikten sonra Sally Hawkins 'in diğer rollerine ,fotoğraflarına ,videolarına baktım ,acaba gerçekten de deformasyon var mı diye vücudunda ...
Maudie her fırça darbesinde umudun tasvirini , dış görünüşünün aksine gök kuşağı kadar renkli iç dünyasını , gerçek olduğunu bilse de bilmese de kızının kendisiyle aynı yazgıyı paylaşmayacağına sevinebilmek için inandığı yalanın yükünü hafifletecek kuşları , yürekteki yangının dışa vurumundan çıkan ışığı çizdi biz karanlıkta kaybolanlar yolu görebilsin diye . Çizdiği tablolar kadar güzel bir filmdi ...8/10
Tek kusru ve keşkesi süresi , yakalanan o tempoyla 1 saat daha rahatlıkla izlenebilirdi . 9/10