14 yıl önce
Pi'nin Yaşamı filmine yorum yazdı:
Death Billiards filmine yorum yazdı:
Türkçe, ölüm bilardosu gibi bir anlama geliyor sanırım. Çok ilginç bir konusu var. Öldükten sonra bir barda kendine gelen iki kişi, arafı temsil eden bu barda makul kaderlerini belirleyici bir oyun seçip, kıyasıya yarışıyorlar. Ancak insanın gerçek kişiliğinin ortaya çıktığı bir müsabakadır bu. Ve hiç bir kural yoktur.Değişik, kafa yoran ypımlara ilgiliyseniz, anime severseniz bir bakın derim.
Fighting Spirit: New Challenger dizisine yorum yazdı:
İçinde çok az mantık hatası barındıran, olması gerekeni anlatan bir seri.
Bir kere baş karaktere yoğunlaşılmadan diğer karakterlerinde hakkını vermiştir. Ayrıca herkesi mutlu eden, tatmin eden olayları da içermez. Belki de bu yüzden animeler animasyonlardan daha gerçekçi ve olgun oluyor. İppo’nun kendi yerini bilmesi, Takamura’nın insan üstü gücünün sonunda ödülünü alması, Date-san’ın trajedik sonu insanı gerçekten etkiliyor. Etrafımda bu animeyi bitiren insanlar arıyorum. İzleyin-izlettirin
İlk Yenilmez: Kaptan Amerika filmine yorum yazdı:
Çok garibime giden bir yaklaşım: Almanlar teknolojiyi kötü emelleri doğrultusunda kullanır, Amerika onu durdurmak için mücadele eder. Tabi deneysel kahraman yaratmaları, kobayların hayatını hiçe saymaları vatani görev aşkıyla anlatılırken, Almanlar kötü, faşist olur. Şimdi sorum şu: Gerçekte atom bombasını kötü emeleri için kullanıp, soğuk savaş döneminde nükleer silahlarıyla dünyayı tehdit eden Amerika mıydı, yoksa iki savaştan da yenik ayrılıp sanayide büyüyen Almanya mıydı? Cidden Hitler olmasaymış Hollywood ekmek yiyemezmiş bu sektörde. Ne bitmek bilmeyen bir Hitler senaryosu varmış arkadaş, x-men'inden Captain MArecasına Hell boyundan Constantine'e kadar tüm çizgi-romanlarda bu faşist güçlere savaş açma, Amerika üzerinden dünyayı kurtarma kutsal görevi bitmek bilmedi. Çocukken keyifli oluyordu da artık yemiyoruz be Hollywood
Geleceğe Dönüş 2 filmine yorum yazdı:
Nike, ikinci filmdeki ayakkabılar üzerine çok hoş bir reklam yapmış. Dr. Emmet Brown'ı görmek adına 2. dakikalığına tüketim çılgınlığının, emperyalist gücün kölesi olabilirim. En güzel şeyse filmdeki çoğu ürünün satışa çıkmayan hayali tasarımlar olması, belkide çımaması, bilemiyorum. (reklamda 2015'i bekleyin deniyor ama) Son olarak, doktor zaman yolculuğu sana yaramamış, çok çökmüşsün be.
http://www.youtube.com/watch?v=qU-okJIgafg
Yenilmezler filmine yorum yazdı:
Çizgi-romanını okumak, çizgi-filmini izlemek yüz kat daha eğlencelidir. İzlemek için en zorlandığım fşlmlerin başında gelir. Kurtlar vadisinin maskeli, süper hallerini izlerken hafakanlar bastı. Umarım devamı çekilmez...
Game of Thrones dizisine yorum yazdı:
s03e04'ü izleyince bu dizinin sezonlarının neden bir sene aralarla çekildiğini daha iyi anlıyor insan. Yüzüklerin efendisinideki kadar çarpıcı-büyüleci görsellik, ince işlenmiş olay örgüsü, muhteşem müzikler bir dizinden çok filme aitmiş gibi duruyor.
Daha önceki bölümlerde hep bir savaşa hazırlanıyor gibiydik. beklediğim görsel şölen, savaş sahneleri gelememişti ama bu bölümden itibaren büyük bir savaş hazırlığı içerisine girdim şahsen. Kimi destekleyeceğimi şaşırıyorum bazen. O kadar sağlam karakterler var ki dizide her hanedandan desteklediğim birileri çıkıyor illa. Dizide üzücü olan nokta ise, öyle karakterler harcanıyor ki, insan ister istemez dert ediniyor kendine. Bir de her bölümde tanıdık simaları arıyor insan. John Snow'un yokluğunu hissettim bu bölüm.
Son olarak: Dengeler değişiyor gibi bakalım...Winter is absolutly coming now...
Sucu filmine yorum yazdı:
Bu filmle ilgili bir hikaye duymuştum ve çok hoşuma gitmişti: Eksisozlukten doğrudan alıntı yapıyorum: "bu filmin gösterime girdiği 1998 yılında abd de en çok izlenen 5. film ilk haftasonu hasılatlarında da 3. film olmasının temelinde yatan sebeplerden biri de öncesindestar wars episode i - the phantom menacefilminin fragmanının ilk defa gösterilmesiymiş. zira bir çokstar warsfanatiği filmden önce fragmanı izleyip fragman bittiğinde de kalkıp gitmişler."
Game of Thrones dizisine yorum yazdı:
Sibel Kekilli: Dizide canlandırdığın karakterle bizim tipik kız triplerini yansıttığın için sana ayrıca teşekkür etmek istedim. Doğaçlama mıdır bilmem ama mimikleri, jestleri o kadar tanıdık ve bizden ki:D Heleki ellerini kavuşturup duruşu...Ömrümü yidiniz ömrümü:) Bkz 3. sezon bölüm 2
Attack on Titan dizisine yorum yazdı:
death note’un yapımcılarından mitolojik bir hikaye. ilk bölümü itibariyle göz doldurmuştur. gerek şehrin atmosferi, gerek orta çağ teması gerekse uçuk icatlarıyla insanı etkileyen bir anime.
Yorumum biraz(!) uzun oldu. Alıntı bir hikaye ekledim o yüzden.
Forrest gump'ta teymen Dan'ın tanrıyla karşılaşmasını andırıyor film. Bütün dinlerin sentezi olmuş bir yerde. Çocuk daha küçük yaşlarda vahşi doğanın kendisiyle karşılaşıyor ama babası tarafından kurtarılıyordu. Bu yolculukta ise vahşi yaşamla iç içe, omuz omuza hayata tutunuyor. Çocuğun annesini babasını kaldırma çabasında Nuh peygamber'den nüanslar yakaladım. Gaflet uykusundan uyanamayan aile ve hayvanlarla bir sandalla yola çıkmış insan. Deniz evrenin yansıması meteforu olmuş. Bütün sistemi barındıran bilinmeyene yolculuk. Ayrıca çok önceden okuduğum bir hint hikayesiyle çok benzerlik yakaladım: Hikaye: Olaylar sonsuz bir çölde başlar. Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin boşlu ... Devamı
Yorumum biraz(!) uzun oldu. Alıntı bir hikaye ekledim o yüzden.
Forrest gump'ta teymen Dan'ın tanrıyla karşılaşmasını andırıyor film. Bütün dinlerin sentezi olmuş bir yerde. Çocuk daha küçük yaşlarda vahşi doğanın kendisiyle karşılaşıyor ama babası tarafından kurtarılıyordu. Bu yolculukta ise vahşi yaşamla iç içe, omuz omuza hayata tutunuyor. Çocuğun annesini babasını kaldırma çabasında Nuh peygamber'den nüanslar yakaladım. Gaflet uykusundan uyanamayan aile ve hayvanlarla bir sandalla yola çıkmış insan. Deniz evrenin yansıması meteforu olmuş. Bütün sistemi barındıran bilinmeyene yolculuk. Ayrıca çok önceden okuduğum bir hint hikayesiyle çok benzerlik yakaladım: Hikaye: Olaylar sonsuz bir çölde başlar. Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin boşluğa dalar. Bir süre sonra Narada Tanrı'ya dönüp sorar: 'Ey yüce Tanrım, bu dünyanın ve orada yaşayan bütün yaratılmışların hayatının görünümlerinin ardındaki sır nedir?' Tanrı gülümser ve susar. Yola devam ederler. 'Evladım,' der bir süre sonra Tanrı ve ufka bakar, 'Güneşin sıcağı beni susattı. Bu yoldan biraz daha gidersen bir ırmak bulacaksın. Irmağı takip et, bir kasabaya geleceksin. Oradaki evlerden birine git ve bana bir bardak soğuk su getir.' 'Hemen,' der Narada ve yola koyulur. Bomboş arazide dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmağa gelir. Irmağın öte yanında bir yerleşim alanı vardır. Narada derli toplu görünen bir çiftlik evine yaklaşır ve eski tahta kapıyı çalar. Kapı genç, güzel bir kız tarafından açılır. Gözleri ışıklar saçmakta ve Narada'nın gördüğü diğer kadınların gözlerine hiç benzememektedir. Kızın gözleri ona Yüce Tanrı'sının gözlerini hatırlatır. Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı'nın talimatını ve oraya geliş amacını unutur. Kız onu içeri davet eder ve ikramda bulunmak ister. İçeride, kızın annesiyle babası bu bilge kişinin gelişini bekliyor gibidirler. Narada için en nadide yiyecekler hazırlanmıştır. Hiç kimse oraya neden geldiğini ve ne istediğini sormaz. Uzun yıllar önce aralarından ayrılıp uzaklara gitmiş eski bir dost, sanki şimdi geri dönmüş gibidir. Narada bu dost canlısı ailenin evinde birkaç gün kalır. Kendisine gösterilen konukseverlikten çok memnundur ve genç kızın güzelliğine gizli bir hayranlık beslemektedir. Bir hafta böylece geçip gider, ardından iki hafta daha geçer. Narada çiftlikteki günlük işlere katılmaya başlar ve kısa bir zaman sonra aile, orada sürekli bir misafir olarak kalmasını ister. Narada bunu sevinçle kabul eder ve bir zaman daha geçer. Nihayet, rüya gibi geçen günlerin sonunda Narada evin kızı ile evlenme arzusunu dile getirir. Baba çok memnundur. Dediğine göre herkes bunu ümit etmiştir... Narada ile genç kız mutluluk içinde evlenerek aynı eve yerleşirler. Çok geçmeden bir erkek çocukları dünyaya gelir, ardından bir erkek çocuk daha doğar ve sonunda bir de kızları olur. Narada kasabada küçük bir dükkan açar ve kısa sürede işini büyütür. Eşinin annesi ve babası öldüğünde ailenin reisi artık o olmuştur. Zaman akar gider, kasaba halkı mali işlerde Narada'nın rehberliğine güven duymakta, hatta giderek kendisinden kişisel tavsiyeler de istemektedirler. Çok geçmeden belediye meclisinde yüksek bir göreve getirilir. Hayatı, kaçınılmaz olarak, bir kasabada yaşamanın verdiği doğal sevinçler ve üzüntülerle doludur. Böylece hayat anlamlı ve başarılı bir şekilde yıllarca sürüp gider. Derken muson yağmurları mevsiminde bir sabah gökyüzü kararır ve görülmemiş şiddette bir fırtına ile yağmur yağmaya başlar. Çok geçmeden ırmak taşar ve sular öyle yükselir ki, sel baskını tehlikesi doğar. Evler olduğu gibi sulara kapılıp gitmektedir. Akşama doğru fırtınanın dinmeyeceği ve kasabayı kurtarmanın bir yolu olmadığı anlaşılmıştır. Narada, kasaba halkını uyardıktan sonra ailesini toplayarak gecenin karanlığında yollara düşer. Kendilerine daha yükseklerde güvenli bir yer bulmayı ümit etmektedir. Eşi ve iki oğlu kasırga şiddetiyle kükreyen rüzgara karşı direnirken ona sımsıkı sarılmışlardır. Küçük kızını da göğsüne bastırmıştır. Rüzgar korkunç bir şekilde esmekte ve sel suları gitgide yükselmektedir. Narada karşılarına bir duvar gibi dikilen yağmurda ilerlemeye çalışırken birden ayağı takılır. Azgın tabiat kuvvetleri oğullarından birini babasının kollarından koparıp alır. Onu yakalayacağım derken diğer oğlunu da elinden kaçırır. Hemen ardından şiddetli bir rüzgar küçük kızını bağrından çekip alır ve sonunda sevgili karısı da sel sularına kapılarak uğuldayan karanlığa karışır. Narada çaresizlik içinde feryat eder ve ellerini göğe açıp, acıyla kıvranır. Ancak feryatları o korkunç gecenin derinliklerinden doğan dev gibi bir dalganın içinde duyulmaz olur. Dengesini kaybetmiş ve bayılmıştır. Bedeni azgın sularla oradan oraya çarparak ırmakla birlikte sürüklenir. Saatler geçer, hatta belki de günler... Narada acılar içinde yavaş yavaş kendine gelir, neredeyse çıplak ve yarı ölü bir vaziyette ırmağın çok daha aşağılarında bir kumsala sürüklenmiş olduğunu fark eder. Şimdi gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir. Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi, başka bir canlı da görünmemektedir. Narada kumların üstüne yüz üstü düşüp dakikalarca kımıldamadan yatar. Her yanı ağrımaktadır, tek başına kalmıştır, üzüntü ve terk edilmişlik duygusundan deliye dönmüştür. Irmakta önünden enkaz yığınları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır. Artık her şeyi elinden alınmış, hiçbir şeyi kalmamıştır. Sevdiği ve değer verdiği ne varsa suların girdaplarında yitip gitmiştir. Ağlamaktan başka yapacak bir şey yok gibidir. Derken, Narada aniden bir ses duyar: Adeta damarlarındaki kanı donduran bu ses, 'Evladım, senden istediğim bir bardak soğuk su nerede?' Narada döner ve hemen yanı başında duran Tanrı'yı görür. Irmak kaybolmuştur ve onlar yine sonsuz bir çölde yalnızdırlar. Tanrı bir daha sorar: 'Suyum nerede? Tam beş dakikadır bekliyorum burada.' Bilge, Tanrı'sının ayaklarına kapanır ve kendisini affetmesi için yalvarır. 'Ah, unuttum!' diye durup durup feryat eder. 'Yüce Tanrım, unuttum! Beni bağışla!' Tanrı gülümser ve şöyle der: 'Peki Narada, dünyanın ve üzerinde yaşayan bütün yaratılmışların görünümlerinin ardındaki sırrı şimdi anlıyor musun?'
Dip not: Çocuk fırtına çıktığında daha da yağ diye tanrıya seslenir, bu gerçekleşir ve ailesi kaybolur. Bir daha ki sefer sandaldayken fırtınada aynı haykırışta bulunur ama kaplanın korkan halini fark edince tanrıya sitem eder: Tanrım onu neden korkutuyorsun diye. çok ince bir ayrıntı olmuş. Ayrıca kaplan aslında Pi'nin en vahşi hali olabilir. Çünkü karaya vardıklarında yani medeniyette onu terkediyor. Metafizik ve materyalist düşünce (rasyonalist daha doğrusu) arasındaki hikaye anlatımındaki farklar vurgulanmış. Ben daha çok ikinci sona inandım diyebilirim. Çünkü ölüm ya da asit adası bilinçaltına yansımış ölü yatan bir insan silüetiydi. İnsan dişide muhtemelen yemek zorunda kaldığı ahçının dişiydi