13 yıl önce
The Punisher: Dirty Laundry filmine yorum yazdı:
Buraya Kadar filmine yorum yazdı:
freaks and geeksKadrosundan ağır taşlar yeniden bir arada. Absürd komedileri daha doğrusu çoğu Hollywood komedisini sevmesem bile çok eğlenceli olacak gibi duran bir film...
Turist Ömer Uzay Yolunda filmine yorum yazdı:
Keşke bu tür filmleri becerebilsek yine dedirten filmdir. Absürd komedide Hollywood yapımlarından üstün olan ender filmlerdendir. Sadri Alışık'ın rahat ve mantığa aykırı tavırları, orijinal dizine yakın atmosferiyle en başarılı turist ömer filmidir kanımca. Pazarları trt de denk geldikçe izlerdik
Sınıf filmine yorum yazdı:
---tam spoiler sayılmaz ama---
Sırf sonu için mide kramplarına, sinir krizlerine dayanmanız gereken "90 dakikalık ömür törpüsü" film
Dışarı mı çıkayım içeride mi kalayım?
İtiraf: Sonunu 3 kez izledim:D
"O kadar mideye çalışan bir filmin sonunda kusma, beklenilen bir hadiseydi."
Artist filmine yorum yazdı:
Şunu sormak isterim yeni yöntemler hep kötü müdür? Bu seksenleri beğenip doksanları beğenmemek ya da 90'ları sevenlerin 2000'leri sevmemesi gibi. Ateri çıktığı zaman sokaktaki eğlencenin yerini aldığı söylenirdi, ev aterileri çıktı salonlardaki oyun zevki bitecek dendi, sonra retro oyunlar özlenilmeye başlandı...Müzikte de aynı döngü vardır sürekli geçmişe özlem. 50'li yılların müziğini sevenler 60 müziğini yıkıcı bulur 60'ları sevenler 70lerin sonunda müziğin bittiğini savunur vs. Fotoğraf makinesi bulunduktan sonra ressamlar artık hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını savunmuşlardı, sonrasında ise siyah beyaz sessiz filmler çıktı zamanla sinemada aynı duygusal yaklaşımlar başladı (hatta Picasso'nun Kübik resimleri sinema sahnesi gibi tuvalde de üç boyutlu görünümün sergilenebileceği inancını taşır, yani bir bakıma sinemaya eleştiri içerir) . Gelişimi kabul ediyorsanız değişimi de kabul etmek zorundasınız. Filmde beğenmediğim nokta artistin yaşamına fazla odaklanılıp, onun gibi düşü ... DevamıŞunu sormak isterim yeni yöntemler hep kötü müdür? Bu seksenleri beğenip doksanları beğenmemek ya da 90'ları sevenlerin 2000'leri sevmemesi gibi. Ateri çıktığı zaman sokaktaki eğlencenin yerini aldığı söylenirdi, ev aterileri çıktı salonlardaki oyun zevki bitecek dendi, sonra retro oyunlar özlenilmeye başlandı...Müzikte de aynı döngü vardır sürekli geçmişe özlem. 50'li yılların müziğini sevenler 60 müziğini yıkıcı bulur 60'ları sevenler 70lerin sonunda müziğin bittiğini savunur vs. Fotoğraf makinesi bulunduktan sonra ressamlar artık hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını savunmuşlardı, sonrasında ise siyah beyaz sessiz filmler çıktı zamanla sinemada aynı duygusal yaklaşımlar başladı (hatta Picasso'nun Kübik resimleri sinema sahnesi gibi tuvalde de üç boyutlu görünümün sergilenebileceği inancını taşır, yani bir bakıma sinemaya eleştiri içerir) . Gelişimi kabul ediyorsanız değişimi de kabul etmek zorundasınız. Filmde beğenmediğim nokta artistin yaşamına fazla odaklanılıp, onun gibi düşünüp yeninin yıkıcılığından dem vurulmasıydı. (gerçi yer yer inatçılığını da eleştirmişler ya) İlk tekerleği yapıp gelişime olanak sağlıyorsanız bir öncekini yerini bir sonrakinin gelmesini de sindirmeniz gerekmektedir.
Chaplin kendi sesiyle Büyük Diktatörde oynadı misal ona saygı duruşu denilyor ama elinde yetersiz malzeme ve sebeple yel değirmenine saldıran özenti bir Don Kisot'dan farklı bir karakter çizemiyor artist. İlla sinemayı sinemayla eleştiren film izlemek istiyorsanız şu ikisini izleyin derim:
http://www.filimadami.com/film/867/barton-fink/
http://www.filimadami.com/film/1240/the-player/
Filmde en çok rüya sahnesini beğendim. Çok çarpıcıydı:
http://www.youtube.com/watch?v=_A1xqfhOJIo
Kopma filmine yorum yazdı:
Yönetmen, diğer filmi American History X'te yer verdiği "aile içinde, eğitim ve sonucunda sokaklardaki ırkçılık, ayrım, yabancılaşma gibi temel sorunlar konusuna, kopma filmiyle devam etmiş.
Bu sefer eğitimin okullardaki durumu ve öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki etkisi, birbirlerine yabancılaşmaları başarılı bir biçimde anlatılmış. Eğitim sisteminin acımasızlığı, pembe gözlüklerle hayata aldırış etmeyen öğrencilerin yuvarlandığı uçurum belli başlı derdi olmuş filmin. Detachment bana Ağustosta final sezonu başlamakta olan Breaking Bad (Walter rolüyle Bryan Craston) ve biten efsane dizi The Wire'yi (Clay Davis rolüyle İsiah Whitlock jr.) özlediğimi hatırlattı. Zaten the wire dizisinin 4. sezonundaki gibi eğitim konusuna fazlasıyla yer verilmiş. Film, kolaj parçaları gibi birbirinden kopuk ama aynı kompozisyonun parçası olan, kopuk karakterlerin zamanla birbirine nasıl bağlandığını gözler önüne seriyor. Sartre'nin bulantı romanları Kafka'nın aforizmalarından bölümler içeren kopma, ed ... DevamıYönetmen, diğer filmi American History X'te yer verdiği "aile içinde, eğitim ve sonucunda sokaklardaki ırkçılık, ayrım, yabancılaşma gibi temel sorunlar konusuna, kopma filmiyle devam etmiş.
Bu sefer eğitimin okullardaki durumu ve öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki etkisi, birbirlerine yabancılaşmaları başarılı bir biçimde anlatılmış. Eğitim sisteminin acımasızlığı, pembe gözlüklerle hayata aldırış etmeyen öğrencilerin yuvarlandığı uçurum belli başlı derdi olmuş filmin. Detachment bana Ağustosta final sezonu başlamakta olan Breaking Bad (Walter rolüyle Bryan Craston) ve biten efsane dizi The Wire'yi (Clay Davis rolüyle İsiah Whitlock jr.) özlediğimi hatırlattı. Zaten the wire dizisinin 4. sezonundaki gibi eğitim konusuna fazlasıyla yer verilmiş. Film, kolaj parçaları gibi birbirinden kopuk ama aynı kompozisyonun parçası olan, kopuk karakterlerin zamanla birbirine nasıl bağlandığını gözler önüne seriyor. Sartre'nin bulantı romanları Kafka'nın aforizmalarından bölümler içeren kopma, edebi yönü ağır basıyor. İzleyene kitap sayfalarını çeviriyor hissi veriyou. Filmde sahnedeki kopukluklar, flashbackler ve flashforwardlarla başarılı bir biçimde gösterilmiştir. ---spoiler--- American history x ve detachment filmlerinin her ikisi de, okulda ölüm sahneleriyle biter. Sonrasında ise sakinlik, dinginlik egemendir. Ve alıntıyla biter iki film de İntihar eden kızımızın yaptığı çalışmalar, six feet under'daki kavramsal çalışmalara benzemektedir. Sürekli değillenen, farklı olan Meredith'e Henry yardım edemez. Nasıl ki yıllar önce intihar eden annesini izlediği gibi bu kızında mutlak sona gidişini sessizce izler, dokunamadan, duygularını tam olarak yansıtamadan, sevgi gösteremeden. Eğitimin açıklığı burada devreye girer, kıza sarılması bile diğer öğretmenler tarafından "taciz" olarak algılanacaktır. Sevgisiz, başarıya odaklı yaşam...(Sonuçta okulda başarısız olan bireylerin mutluluğu başka bedenlerde, büyük hayallerde araması boşuna değildir. Filmin başında Henry'nin yazdırdığı kompozisyon ise sonun başlangıcı gibidir: "Öldüğünüzü farz edin, dostlarınız, aileniz cenazenizde nasıl bir tepki verirdi?" Not: somurtan yüzlü keki, Henry'e gösterip: Aslında bunu senin için hazırlamıştım" diyerek Henry'e gülen yüzlü keki verip somurtan yüzü Meredith'in kendi yemesi ilginç bir nokta olmuş. Tüm tatlıların yanında bir acı, sessizce yenilmeyi bekliyor.
Kaynak filmine yorum yazdı:
Filmi sonunda izleyebildim. İçerisinde bilimden, dinden, mitolojiden, çok fazla alıntı olduğunu görebiliyoruz Öncelikle yazıya başlamadan Aronofsky’nin nesne takıntısından bahsetmek gerekir. Her sanatçının belli bir nesneye karşı hassasiyeti vardır, korkularından, hayranlığından ve geçmişten gelen bu objeler, Aronofsky filmlerinde kendisini kolaylıkla belli eder. Hemen hemen tüm filmlerinde bir küvet sahnesi bulunur. Anladığım kadarıyla bir arınma, kendini yenileme isteği ile hasta-bağımlı kişiler bu küvette kendisini iyileştirmeye çalışır (diğer çoğu filminde ise aynayla yüzleşme, kendine-aynaya zarar verme isteği sıklıkla görülebilir. (örnek: siyah kuğu, bir rüya için ağıt.) Hastane yatağı, cenin pozisyonunda yatmak, ameliyat-operasyon, çoğu filmindeki temaları-nesneleridir. Eti parçalayan sanayi makinesi sıklıklı görülenbilir (bkz: pi, bir rüya için ağıt, dikiş ve zımbalama sahneleriye the wrestler)
Masumiyetin ölümünü Aronofsky kadar güzel ... DevamıFilmi sonunda izleyebildim. İçerisinde bilimden, dinden, mitolojiden, çok fazla alıntı olduğunu görebiliyoruz Öncelikle yazıya başlamadan Aronofsky’nin nesne takıntısından bahsetmek gerekir. Her sanatçının belli bir nesneye karşı hassasiyeti vardır, korkularından, hayranlığından ve geçmişten gelen bu objeler, Aronofsky filmlerinde kendisini kolaylıkla belli eder. Hemen hemen tüm filmlerinde bir küvet sahnesi bulunur. Anladığım kadarıyla bir arınma, kendini yenileme isteği ile hasta-bağımlı kişiler bu küvette kendisini iyileştirmeye çalışır (diğer çoğu filminde ise aynayla yüzleşme, kendine-aynaya zarar verme isteği sıklıkla görülebilir. (örnek: siyah kuğu, bir rüya için ağıt.) Hastane yatağı, cenin pozisyonunda yatmak, ameliyat-operasyon, çoğu filmindeki temaları-nesneleridir. Eti parçalayan sanayi makinesi sıklıklı görülenbilir (bkz: pi, bir rüya için ağıt, dikiş ve zımbalama sahneleriye the wrestler)
Masumiyetin ölümünü Aronofsky kadar güzel anlatan çok fazla yönetmen yoktur. Çoğu filminde insanın etten oluşan kırılgan, çürüyen bir yapısı olduğunu vurgular. Bu açıdan Francis Bacon çalışmalarıyla benzerlik gösterir. Francis Bacon?un resimlerinde, ve resimleri üzerine söylediği şu sözlerde izlenebilir: ?Mezbahaları ve eti konu alan resimler bana hep dokunmuştur;bence bunların hepsi çarmıha geriliş hikayesinin parçası... tabii ki hepimiz etiz,hepimiz potansiyel leşleriz. Bir kasap dükkanına girdiğimde, hayvanın yerine orada olanın ben olmadamasına şaşarım. Ancak et tenin ölmüş olanı değildir, tüm acıları taşımış ve yaşayan tenin tüm renklerini üzerine almıştır. Tüm o çırpınmalı acılar ve kırılganlık, ama aynı zamanda rengin ve cambazlığın çekici icadı. Bacon "hayvanlara acıyın" demez, daha ziyade, acı çeken tüm insanlar birer et parçasıdır. Her asılı et çarmıha gerilmiş İsa’yı hatırlatır...(F.B - Duyumsamanın mantığı)
Hikayenin bir kısmının İspanya’da geçmesi çok isabet olmuş çünkü ölüme karşı hiç bir ırk İspanyollar kadar duyarlı değildir. Tarihinde yaşadıkları istilalar, iç savaşlar ve sert engizisyon mahkemeleri iç savaşları İspanya’nın ölüme karşı duruşunu değiştirmiştir (her sene yapılan boğaların önünde koşma, boğa güreşleri gibi bu ritüller kanlı tarihlerinden kaynaklanmaktadır) Engizisyon mahkemeleri Hıristiyanlık inancının yayılması için diğer dine mensup kişilerin katledilmesini öngören bir mahkemeydi. Suçlu, şüpheli bulunan her şekilde cezalandırılır ve kurtulma şansı olmazdı. Bu anlamda Engizisyonun başındaki figür Francis Bacon’un Velasquez resmini yeniden yorumladığı papa innocent resmine çok benzer. Ayrıca filmde çok ince nüanslar var: -Şimdiki zamanda telefon eden kişi doktor Tommy’e kaptan diye seslenir -Tommy önce hastaneye ölümü yenmek için arabasıyla yola çıkar, Geçmişte ise dine/engizisayona boyun eğmemek için atıyla saraya doğru yol alır. -Adem ve Havva’nın yasak elmayı yemesi bilgi ağacından yasak meyve çalmak olarak açıklanırken mitolojide Prometheus bilgiyi (ateşi) tanrılardan çalarak insanoğluna verir. Buradan anlayabileceğimiz, dogmada, insanın bilinçlenmesi ve kaderine karşı gelmesi en büyük günahlardan biri olarak kabul edilir. Ancak fetihlerin dini bir amaç olarak gösterilmesi haklı bir neden gibi durmamaktadır. Kan ve mürekkep çok güzel bir tezat oluşturur. Kan hayat ağacını ürünüyken (parçası), mürekkep bilgi ağacının bir meyvesidir (aslında filmde hayat ağacındaki böceklerinin kanından çıkıyor gibi görünse de) mürekkebin siyahlığı, günahı ve bilinmeyeni vurgular. Ne zamanki kan ve mürekkep birleşir ve Tommy eline dövme yapmaya başlar (nirvanaya ulaşmış halinde bu dövmelerin daha yukarılara ulaştığını görürüz.) Ayrıca filmde bir döngü hep vardır, yuvarlak nesneler, sarmal yapılar, dövmeler, işaretler, ağacın dönen kökleri, yıldız kümesi gibi aslında bir döngünün olduğu izleyicinin gözünün içine sokulur. Tommy yavaş yavaş gerçeği kabullenmeyi öğrenir. -Filmde aslında kaderin önüne mantıklı yollarla geçme olasılığı hep olmuştur (ya da bu olabilirmiş izlenimi): Engizisyon yöneticisini öldürmek yerine kesinliği belli olmayan bir yolculuğa çıkmak, karısıyla zaman geçirmek ya da şempazenin öldüğünü kabul edip zaten yatakta ölmeyi bekliyor demesi gibi ilacı karısı üzerinde denememesi gibi soru işaretleri, bilinmezlik filmin gücünü arttırmış. İzzi bayılmadan önce ölümsüzlük konusunda tam Tommy’i ikna edecekken, yanlarından çocuk grubu geçer, Tommy kendisini toparlayarak arabayı almaya gidiyorum der. Masumiyet ve güzellik insanı hep ölümden uzaklaştırır. Ve bu dünyaya bağlar (karısının ölümünden sonra gerçeği kabul etmesi de buna bağlıdır birazda)
Biutiful filmine yorum yazdı:
"Ölüme gülümsemek bir insana bu kadar mı yakışır?"
Bu tür yapımları "film" kategorisine koymak ne kadar doğru bilmiyorum ama ötekilerin "görmezden gelinenlerin" belgeseli, hayatlarından acı kesitler olmuş. düşünmek istemediğimiz, bir anlık görüp üzüldüğümüz ama hemen unuttuğumuz milyarların gösterimi. Haberlerde ülkemizdede sıklıkla gördüğümüz daha iyi bir yaşam için türlü sıkıntıları yaşayan umut yolcularının hikayesi. Bulduklarının fazlasını aramayan, onunla yetinen, ne çok iyi ne de çok kötü gerçek anlamda bir insanın portresi olmuş Bardem. Başka bir filmde olsa Çinlilerin ölümünden sorumlu olanları öldürmesini, karısını dövmesini bekleyebilirsiniz ama bu filmde saklı duran bir insanlık, acıma duygusu ve ölümün getireceği ayrılığın kırgınlığı kimseye kızamayacak bir hissizlik ağır basıyor. Çinlileri düşünürken bir yandan da onlardan yararlanan, Çinliler üşümesin diye ucuza kaçıp bir şekilde ölümlerine neden olan baba figürü, ailesinin yanınd ... Devamı"Ölüme gülümsemek bir insana bu kadar mı yakışır?"
Bu tür yapımları "film" kategorisine koymak ne kadar doğru bilmiyorum ama ötekilerin "görmezden gelinenlerin" belgeseli, hayatlarından acı kesitler olmuş. düşünmek istemediğimiz, bir anlık görüp üzüldüğümüz ama hemen unuttuğumuz milyarların gösterimi. Haberlerde ülkemizdede sıklıkla gördüğümüz daha iyi bir yaşam için türlü sıkıntıları yaşayan umut yolcularının hikayesi. Bulduklarının fazlasını aramayan, onunla yetinen, ne çok iyi ne de çok kötü gerçek anlamda bir insanın portresi olmuş Bardem. Başka bir filmde olsa Çinlilerin ölümünden sorumlu olanları öldürmesini, karısını dövmesini bekleyebilirsiniz ama bu filmde saklı duran bir insanlık, acıma duygusu ve ölümün getireceği ayrılığın kırgınlığı kimseye kızamayacak bir hissizlik ağır basıyor. Çinlileri düşünürken bir yandan da onlardan yararlanan, Çinliler üşümesin diye ucuza kaçıp bir şekilde ölümlerine neden olan baba figürü, ailesinin yanında ise oğlunu işine götürdüğü için altına kaçırmasına neden olan, karısının durumunu bilmesine rağmen ona yardım edemeyen onu daha çok kötülüğe sürükleyen, olacakları göremediği için bir şekilde diğer insanların hayatına da etkisi olan silik bir insanın hayatı. Aslında sistem altında ezilen, çarkların arasında debeleyen diğerlerinin hikayesi anlatılmış ve yönetmenin gerçektende olgunluk işlerinden biri olmuş. Filmdeki durağanlık ve gizem ise dramatik figürlerle güzel bir bütünlük oluşturmuş. Filmdeki fatalizm ve çaresizlik ise filmi hayata yakın kılan en önemli özelliklerinden biri. Etkisinden kolay kolay çıkılamayacak sarsıcılıkta gerçek bir film
Geleceğe Dönüş filmine yorum yazdı:
http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=uLVoYcaPNao#t=125s
Şu videoyu bugün izlediğime üzülüp keşke geçmişe gidip önceden izleseydim dediğim film. Tiryakisiyiz hocam naapalım:)
+Türkçe altyazı koymaları çok isabet olmuş
Not: Ne dayanıklıymışsın be Visky şişesi, hafiften reklam kokusu var gibi ama neyse:)
Türkçe altyazılı filmi izlemek isteyenlere (10 dakika ama yetip artıyor bile) :
http://www.videoizle.co/video/61421/the-punisher-infazci-kisa-film-turkce-altyazili-dirty