14 yıl önce
Sıradan Bir Gündü filmine yorum yazdı:
Cat Soup filmine yorum yazdı:
nasıl bir yaratıcılıktır bu... ölen kardeşini kurtarmak için ölüler diyarına gitmek, sirkten büyük felaketlere geçiş,(burada insanlığa çok ince eleştiri var) sonrasında nuhun gemisinde yolculuk, çöllerde geçen zorlu yolculuk oradan hansel ve gratel alemine yolculuk... ve kronosla buluşma zaman durduğunda hokusai'nin dalgası üzerinde olma. zamanın geriye gittiğinde evrimin terse dönmesi, atom bombasının, ikiz kulelerin ve felaketlerin geri sarması...eve dönüşte ise sonunda aslında yavru kedinin yalnız olması herkesin tv kanalı gibi kaybolması . çok başarılı, ayrıntılı sürrealist bir anlatım hakim ve 3-4 kere izlenilmesi gereken bir anime.
Mary ve Max filmine yorum yazdı:
şu zamana kadar izlemediğime, aynı zamanda izleyip bitirdiğime üzüldüğüm animasyon... iki duygu arasında dondum kaldım. öncelikle bu tatlı stop-motionda çok ince hoş ayrıntılar yakaladım ve yorumlara tek tek baktım aynı şeyleri yazmayayım diye
spoiler...
... örneğin köpeklerin ismi çok hoş bir gönderme: sonny ve cher. bu ikili (aynı zamanda çift)60 ve 70li yıllarda yaptıkları düetleriyle çok popüler olmuştur. örneğin i got you babe parçası(http://www.youtube.com/watch?v=BERd61bDY7k) (groundhog day -bugün aslında dündü filminde radyoda her gün çalan şarkı:) animasyonda köpek cher ölen eşi sonny'nin kemiklerini özlediği için gömülü olduğu yerden çıkartır. çok acıdır ki gerçekte de cher yaşamakta ve müziğe devam etmekte ama sonny bono 98 yılında bu dünyadan göçmüştür. bir diğer ayrıntı ise max'ın salyangozlarından hawkins'in kabuğu, kaçmaya çalışmaktan kırıklar içerisindedir ve gözünün biri de kördür. stephen hawkins'in gerçekte felç olmasıyla bir benzerlik taşıması da hoş bir ayrıntıdı ... Devamışu zamana kadar izlemediğime, aynı zamanda izleyip bitirdiğime üzüldüğüm animasyon... iki duygu arasında dondum kaldım. öncelikle bu tatlı stop-motionda çok ince hoş ayrıntılar yakaladım ve yorumlara tek tek baktım aynı şeyleri yazmayayım diye
spoiler...
... örneğin köpeklerin ismi çok hoş bir gönderme: sonny ve cher. bu ikili (aynı zamanda çift)60 ve 70li yıllarda yaptıkları düetleriyle çok popüler olmuştur. örneğin i got you babe parçası(http://www.youtube.com/watch?v=BERd61bDY7k) (groundhog day -bugün aslında dündü filminde radyoda her gün çalan şarkı:) animasyonda köpek cher ölen eşi sonny'nin kemiklerini özlediği için gömülü olduğu yerden çıkartır. çok acıdır ki gerçekte de cher yaşamakta ve müziğe devam etmekte ama sonny bono 98 yılında bu dünyadan göçmüştür. bir diğer ayrıntı ise max'ın salyangozlarından hawkins'in kabuğu, kaçmaya çalışmaktan kırıklar içerisindedir ve gözünün biri de kördür. stephen hawkins'in gerçekte felç olmasıyla bir benzerlik taşıması da hoş bir ayrıntıdır. ayrıca hayali arkadaşının bile sosyal olma çabaları ve max'in ilgi göstermemesinden dolayı onu terk etmesi yabancılaşmanın boyutlarını gözler önüne serer. ayrıca max'in "insanlar giderek daha da tuhaflaşıyor, ama bana tuhafmışım gibi davranıyorlar..." göndermesi tez yazdıracak kadar derin bir saptama içerir. önceden bahsedildiği gibi naifliğiyle bu animasyon bana da amelie filmini hatırlattı. özellikle ayrıntı vermesi, hayal gücü, karakterlerin benzerliği (yaşlı insanlara yardım etme , gerçek aşkı bulma çabaları vs.)
p.s:son olarak kafaya takılan kippanın yahudiler tarafından çıkartılmamasının en büyük nedeni kafanın arkasında saçın ayrıldığı yarda öldükten sonra göz çıkacağı ve bu gözün gerçeği göreceği inancıdır. ama ne hikmetse max ateist olduğunu söylese bile kippası hep başındadır(happy heretic okuyup en üste god? kitabı olmasına rağmen ) aslında içten inançlı olduğunu anlarız. ayrıca max öldüğünde mutlu bir ifadeyle yukarıya doğru bakar.
p.s p.s: ayrıca issiac asimov'dan bahsedilmesi ve max 'in bilimkurgu fanı olması, yaptığı işlerde hep yalnız çalışması, sessiz sedasız dostlarıyla sürdüğü yaşamı(yazmayı sevmesinin en büyük nedeni ) amerikada çeşitli yardım derneğiyle yaşama tutunma gerekliliği ve herşeyi konuşup akıl aldığın bir psikoloğun hayatında olma zorunluluğu, empati kurabileceğimiz derece çikolata ve çizgi film hayranı olması, tv'sinin birinin ses verip diğerindense sadece görüntünün olması çok güzel ayrıntılar olmuş. tüm bu güzel ayrıntılara rağmen ikilinin benzer zevklerine, benzer toplumsal konumuna rağmen gerçekte hiç bir araya gelememeleri, buluşamamaları birbirlerini anlayamamaları, istemeden kırmaları insanın kaçınılmaz yalnızlığını başarılı bir biçimde aktarır.
Zincirsiz filmine yorum yazdı:
tarantino pulp fiction daki "fuck" rekorunu django unchained’da "nigger"’la egale etmiştir:)
Adalet Peşinde filmine yorum yazdı:
çok iyi başlayıp vasatın üzerinde seyreden bir hollywood yapımı. clyde haklı intikamını en süslü bir şekilde alıyor. herkesin beklediği gibi 10 sene sonra ortaya çıkışı, adalet sisteminin saçmalıklarını ortaya çıkarması hatta hakime hanımla gerçekleştirdiği konuşma da çok iyiydi. ama sonrasında mantık hataları ardı ardına gelmeye başlıyor. öncelikle yönetmenin, seven, saw, silence of the lambs gibi psikolojik gerilim filmlerinin ve prison break dizisinin çok etkisinde kaldığı aşikar. clyde, her nasılsa 10 yıl boyunca hapishanenin altına ulaşabileceği, her hücrenin dibine sessizce (sessiz hilti gibi bir aletle!) bir tünel kazıyor ve hapise girdikten sonra operasyonlarını ne kadar tehlikeli olduğu bilindiği, tehditlerinin gerçeklik içermesine rağmen tek başına bırakılıp, izlenilme ihtiyacı duyulmadan (kamera bile koymuyorlar bırakın gardiyanı) kolunu sallaya sallaya dışarı çıkıp gerçekleştiriyor. onu geçtim nöyle katilamları gerçekleştiren birine ... Devamıçok iyi başlayıp vasatın üzerinde seyreden bir hollywood yapımı. clyde haklı intikamını en süslü bir şekilde alıyor. herkesin beklediği gibi 10 sene sonra ortaya çıkışı, adalet sisteminin saçmalıklarını ortaya çıkarması hatta hakime hanımla gerçekleştirdiği konuşma da çok iyiydi. ama sonrasında mantık hataları ardı ardına gelmeye başlıyor. öncelikle yönetmenin, seven, saw, silence of the lambs gibi psikolojik gerilim filmlerinin ve prison break dizisinin çok etkisinde kaldığı aşikar. clyde, her nasılsa 10 yıl boyunca hapishanenin altına ulaşabileceği, her hücrenin dibine sessizce (sessiz hilti gibi bir aletle!) bir tünel kazıyor ve hapise girdikten sonra operasyonlarını ne kadar tehlikeli olduğu bilindiği, tehditlerinin gerçeklik içermesine rağmen tek başına bırakılıp, izlenilme ihtiyacı duyulmadan (kamera bile koymuyorlar bırakın gardiyanı) kolunu sallaya sallaya dışarı çıkıp gerçekleştiriyor. onu geçtim nöyle katilamları gerçekleştiren birine direkt işkence yapılır, yalan makinesine sokulur ama insan hakları mantığıyla madalya takmadıkları kalmış bir. kimsede bir şeylerden şüphelenmeden clyde'ın tanrı olma ihtimali ile korku içinde olacakları bekliyorlar. ya da clyde adalet bakanlığında gerçekleşen en büyük katliamlarının birinin cenaze törenine uzaktan kumandalı ölüm silahını sokup dalga geçer gibi yeni kurbanlarını avlıyor. belediye binasına sahte kimlikle girip (bilinen yüzünü bile saklamadan) bombayı alt kata yerleştiriyor. komik kısımsa burada devreye giriyor. clyde tüm başarılı, titiz ve dikkatli yapısına rağmen, (hatta her filmde olan kötü adamı öven karanlık geçmişe sahip biri tarafından: o kişi çok planlıdır, sizden bir adım önde öğüdüne rağmen) planlarını, kabak gibi apaçık ortada bırakıyor ve savcı:" hmm clyde belediye binasında koşun" diyerek, muhtemel bir katliamı önlüyorlar (normalde sanatçıları bilesularını özel uçakla getirir, yirmi kere odalara arama olur) ama ne hikmetse o kadar önemli bir toplantıda ki yaşanan vukaatlara rağmen ciddi bir güvenlik önlemi alınmıyor. savcı sonunda clyde'ı yakalıyor ve ona seçim hakkı veriyor, zamanında clyde'ın savcıya verdiği seçim hakkı gibi ve yaptıklarından sen sorumlusun diyor ve amerika + adalet kazanıyor. açıkçası clyde'ın gerçekten bu cinayetleri 10 yıl boyunca planlayıp parasını harcayıp düzenli bir şekilde başkalarına gerçekleştirme ihtimalini isterdim hatta ölüm defterini çıkartıp da "ölüm sebepi telefonun elinde patlaması " yazmasını isterdim ama olmamış yine çok iyi kurgulanıp sonradan batırılmış bir film izlemekten kurtulamıyoruz. amerika'nın mutlak iyi mantığından vazgeçip ele avuca sığan mantıklı, gerçekçi senaryolar hazırlamasını umuyorum. yoksa x-men first class ta ki gibi onlar bize bomba atıyor ama biz yine de iyi olalım birşey yapmayalım mantığıyla devam eder ve gerçekte çizdikleri adaletsiz-acımasız politikasını filmleriyle silme çabasıyla sınıfta kalıp komik olmaktan ileri gidemezler...
Ölü Adamın Ayakkabıları filmine yorum yazdı:
ters köşeye yatmak deyimi bu filme cuk oturmuştır. ayrıca intikam filmi böyle olmalı...
abinin bakışları, korkusuzluğu, meydan okuması çok iyiydi. özellikle kötülerin ruh sağlığıyla oynayan şaka!ları ise cidden çok iyi kurgulanmış...intikam konusuna gelecek olursak: ilk başlarda intikamı yine önem ve kıdem sırasına göre (ezikten-güçlüye) alacak diye bildiğimiz klişe intikam filmlerinden dedim içimden. ama en baba elemanları öldürüp filmin sonunda en masumun yanına gitmesi resmen şok etkisi yarattı bende. ayrıca kardeşimin bana ihtiyacı var diyerek diğer elemanlardan daha düzenli bir hayatı olan ve daha vicdan sahibi kişiye kendini öldürtüp onu en büyük muhasebeyle yüzleşmesine neden olmuştur. öyleki susmakla, bıçağı saplamak arasında fazla bir fark yoktur aslında hatta arkana bakmadan bırakıp gitmek bir yerde bıçağı saplamaktan daha çok koyar insana ikisini birden yapıp canavar olmaksa yaşamaktan bezdirir insanı. abi, bu sorumsuzluluğu ve suçu ... Devamıters köşeye yatmak deyimi bu filme cuk oturmuştır. ayrıca intikam filmi böyle olmalı...
abinin bakışları, korkusuzluğu, meydan okuması çok iyiydi. özellikle kötülerin ruh sağlığıyla oynayan şaka!ları ise cidden çok iyi kurgulanmış...intikam konusuna gelecek olursak: ilk başlarda intikamı yine önem ve kıdem sırasına göre (ezikten-güçlüye) alacak diye bildiğimiz klişe intikam filmlerinden dedim içimden. ama en baba elemanları öldürüp filmin sonunda en masumun yanına gitmesi resmen şok etkisi yarattı bende. ayrıca kardeşimin bana ihtiyacı var diyerek diğer elemanlardan daha düzenli bir hayatı olan ve daha vicdan sahibi kişiye kendini öldürtüp onu en büyük muhasebeyle yüzleşmesine neden olmuştur. öyleki susmakla, bıçağı saplamak arasında fazla bir fark yoktur aslında hatta arkana bakmadan bırakıp gitmek bir yerde bıçağı saplamaktan daha çok koyar insana ikisini birden yapıp canavar olmaksa yaşamaktan bezdirir insanı. abi, bu sorumsuzluluğu ve suçu filmdeki en bilinçli, en mantıklı, aile babası, insancıl kişiye yükler aslında onun için en kötü odur ve ona sorar: "sen ne yaptın?" diye...
dipnot: bir de çaylarına kattığı karışımla, acizliği, kardeşinin durumunu ölmeden önce kurbanlarına yaşatması olayı da çok yerindeydi.
9. Seans filmine yorum yazdı:
bu filmle ilgili aklıma takılan bir şey oldu. mantık hatası olabilir. şöyle ki:
hank kybolduktan sonra phil kaptırdığı eski sevgilisi amy ile konuyor telefonda hank'in kumar oynamak için gittiğini söylüyor. bu bariz bir yalan ve phil'in aslında konuştuğu iki kişiyi tutabilme ihtimalini düşünüyoruz ama phil hank'i bulduğunda ona yardım ediyor? o zaman niye yalan atıyor burası çok havada kalmış???
Sürücü filmine yorum yazdı:
21. yüzyılın hemen başlarında playstation'a bir oyun çıktı. tema olarak önceden görmediğimiz bir konu değildi (gta da bu konu kullanılmıştı) ama bu oyundaki en büyük yenilik, arabanın dışına çıkamadan bir çeşit işleri halletmemizdi. gerektiği yerde kurallara uymamız (ışıklarda durmamız vs.) gibi görevlerle çok saran bir oyundu. bu oyun çıktığında ataları olarak iki film olduğunu öğrenmiştim. garaj bölümüyle kendinizi kanıtladığınız, polislerden delicesine kaçtığınız, hırsızları saklandıkları yere götürmek, arabayı boyatmak vs. görevleriyle 78 yapımı olan the driver filmine benziyordu
ancak mekanlar, kovalamaca sahnelerinin dinamikliği olarak asıl 68 yapımı bullit filmine benziyor (san francisco'de geçen inanılmaz kovalamaca sahneleriyle, mustang'i, rampaları ve uçuşlarıyla bu oyunun asıl atası bu filmdir)
efsanevi kovalamaca sahnesi:http://www.youtube.com/watch?v=-Lbs_nYW3-o
bahsettiğim oyunun ismini hatırlamışsınızdır: driver. bu oyun eminim benim gibi kovalamaca sahnelerine merakl ... Devamı21. yüzyılın hemen başlarında playstation'a bir oyun çıktı. tema olarak önceden görmediğimiz bir konu değildi (gta da bu konu kullanılmıştı) ama bu oyundaki en büyük yenilik, arabanın dışına çıkamadan bir çeşit işleri halletmemizdi. gerektiği yerde kurallara uymamız (ışıklarda durmamız vs.) gibi görevlerle çok saran bir oyundu. bu oyun çıktığında ataları olarak iki film olduğunu öğrenmiştim. garaj bölümüyle kendinizi kanıtladığınız, polislerden delicesine kaçtığınız, hırsızları saklandıkları yere götürmek, arabayı boyatmak vs. görevleriyle 78 yapımı olan the driver filmine benziyordu
ancak mekanlar, kovalamaca sahnelerinin dinamikliği olarak asıl 68 yapımı bullit filmine benziyor (san francisco'de geçen inanılmaz kovalamaca sahneleriyle, mustang'i, rampaları ve uçuşlarıyla bu oyunun asıl atası bu filmdir)
efsanevi kovalamaca sahnesi:http://www.youtube.com/watch?v=-Lbs_nYW3-o
bahsettiğim oyunun ismini hatırlamışsınızdır: driver. bu oyun eminim benim gibi kovalamaca sahnelerine meraklı kişileri bu filmlerin yanı sıra drive filmine de yönlendirmiştir. film açılışıyla da bunu izleyene müjdeliyor ancak filmin ilerleyen kısımlarında tarantino filmleri gibi ağır bir hava, şiddet ağırbasıyor. tıpkı grindhouse projelerinden olan ölümgeçirmez filmi gibi baş karakter de bir dublör, pek konuşmayan, sert ve duygusuz bir ifadeye sahip. film olarak beklentilerim demeyeyim de tahminlerimin ötesinde çıkmış bir filmdir. aksiyonu bol, izlencelik bir film beklerken tüm bu ataları olan oyunlara (gateaway, driver belki gta) ve filmlere (yukarıda saydıklarım) göre daha ağır ve ciddi bir film olmuştur drive. bu yüzden abartılı şiddet sahneleri beni çok rahatsız etmedi hatta bana daha çok scarface ve pulp fiction'daki mekanları-atmosferi hatırlattı. 80'leri seviyorsanız, oyunlara meraklıysanız ve b-tipi filmlere özlem duyuyorsanız aradıklarınızı kesinlikle karşılayacak bir yapım. ayrıca bryan cranston (bkz:breaking bad) ve ron perlman' ı (kayıp çocuklar, hellboy) da görmek insana ayrı bir keyif veriyor. filmdeki imkansız aşk mitide hoşuna gidiyor insanın (spoiler: o efsane asansör sahnesinde masum kızın yüzünen sonra dağılan adam yüzüne geçiş yapmasıyla çok güzel bir tezat oluşturulmuş)
son olarak da driver için bkz:
Geçmişin Gölgesinde filmine yorum yazdı:
filmde seth neo-nazizmin dibine vurmuş cidden korkulacak bir karakterdir. ezikliğinini, şişko diye dışlanmışlığının acısını kahraman olarak silmek ister. ama bilmediği bir şey vardır, insan öldürmek böcek öldürmeye benzemez. ki seth’in böcek zehirleme işinde olmasıda güzel bir alegoridir. seth’le ilgili son söyleyeceğim ise derek’lerin evinde şeker yerken bile siyahları ayıklayacak kadar siyah düşmanı olmasıdır. ancak silah tutmasından, içtikleri maruhanaya kadar ister istemez siyahi modaya dahil olduklarının farkında bile değildirler
filmdeki en önemli tema olan öfke-adam öldürmeye dönecek olursak, derek evine gelen siyahiyi öldürdükten sonra kendini iyice tanrıvari hisseder ama gerçeğe dönmesi polisin onu etkisiz hale getirmesiyle son bulur. o zamanki yüz ifadesi filmin sonunda ki danny’i öldüren siyahinin ki ile aynıdır. korku ve endişe bir anlık öfkeden sonra baskın olan duygulardır.
filmde ayrıca eğitimin ne kadar önemli olduğunu da görüy ... Devamıfilmde seth neo-nazizmin dibine vurmuş cidden korkulacak bir karakterdir. ezikliğinini, şişko diye dışlanmışlığının acısını kahraman olarak silmek ister. ama bilmediği bir şey vardır, insan öldürmek böcek öldürmeye benzemez. ki seth’in böcek zehirleme işinde olmasıda güzel bir alegoridir. seth’le ilgili son söyleyeceğim ise derek’lerin evinde şeker yerken bile siyahları ayıklayacak kadar siyah düşmanı olmasıdır. ancak silah tutmasından, içtikleri maruhanaya kadar ister istemez siyahi modaya dahil olduklarının farkında bile değildirler
filmdeki en önemli tema olan öfke-adam öldürmeye dönecek olursak, derek evine gelen siyahiyi öldürdükten sonra kendini iyice tanrıvari hisseder ama gerçeğe dönmesi polisin onu etkisiz hale getirmesiyle son bulur. o zamanki yüz ifadesi filmin sonunda ki danny’i öldüren siyahinin ki ile aynıdır. korku ve endişe bir anlık öfkeden sonra baskın olan duygulardır.
filmde ayrıca eğitimin ne kadar önemli olduğunu da görüyoruz. derek ve danny’nin hocası bu kardeşlerin tüm düşüncelerine, yaptıklarına rağmen kendisinin siyahi olmasına aldırış etmeden onların yanında olması ve derek’in değişimine neden olan o sözleri söylemesiyle (yaptıkların sana daha iyi bir yaşam sağladı mı?) filmde bilgeliği iyi yönde kullanan kişidir. cameron ise bir kaç hevesli genci alıp, yazdıklarıyla, fikirleriyle zehirleyip kendisi suya sabuna dokunmadan piyonlarını istediği gibi yönlendiren kötü beyindir. bu durumda hitleri’inde yanlış düşüncelerine rağmen, konuşmalarıyla insanları nasıl etkilediğini görebiliyoruz.
son olarak da derek ve kardeşinini film boyunca siyah beyaz çekimlerde (eskiyi anlatan olaylarda) karanlığın içinde beyazın vurgulandığı (kıyafetleriyle-beyaz boxer’- t-shortleri vs. ) bir kullanıma şahit oluruz. aynı derek hapisaneden çıktığında bembeyaz bir kıyafetle çıkar ve kardeşinin öldüğünde de bembeyaz gömleğine kan bulaşır. ayrıca takım elbise giyerken kravatın onu rahatsız ettiğini görüyoruz. bu topluma karışacağı günün verdiği sorumluluktan mı yoksa siyahi olandan kaçmasının veriği sıkıntıdan-pişmanlıktan mı olduğu bilinmez.
bir de siyahların, sarıların, kahverengilerin ne amaçla amerika’da olduklarına anlam verememelerine rağmen, almanların amerika’da olmalarını çok doğal karşılayacak kadar kör olabilmek? bu filmin üzerine Oz dizisini izlemeniz tavsiye olunur
Zindan Adası filmine yorum yazdı:
açıkçası haydigelbizimleol ben de seninle aynı sonu isterdim ama bir kaç püf nokta var ve onları bir kaç kez izledim
1.si hastalardan biriyle konuştuğunda ona nota kaç diye not yazıyor yani diğer hastalar işin bilincinde,ayrıca elektrikli tel olduğunu direkt anlıyor ortağı nerden biliyorsun dediğinde de görmüştüm diyor. 2. si ilk adaya geldiğinde polisler çok tedirgin çünkü bu suçlu öfkesiyle biliniyor yanlış hatırlamıyorsam hemşirelerden bir bu korkusunu dışa vuruyordu ve müdürler onu uzaklaştırıyordu. silahını bıraktırma konusuda bundan dolayı diye tahmin ediyorum, onu şiddete yöneltecek eğilimlerini kısıtlıyorlar. 3. nokta doktor ona filmin sonunda bu oyunu 2-3 kez oynadık diyor ayrıca karısını sürekli görmesi ve karısının ona ısrarla feribota bin demesi belki de bundan çünkü bilinçaltında o fenere gittiğini biliyor ve tüm bildiği doğrular çürütülüyor. şizofrenlerle ilgili en önemli bilgi ise şudur. şizofren biri yalnızken sanrılar görmeye ... Devamıaçıkçası haydigelbizimleol ben de seninle aynı sonu isterdim ama bir kaç püf nokta var ve onları bir kaç kez izledim
1.si hastalardan biriyle konuştuğunda ona nota kaç diye not yazıyor yani diğer hastalar işin bilincinde,ayrıca elektrikli tel olduğunu direkt anlıyor ortağı nerden biliyorsun dediğinde de görmüştüm diyor. 2. si ilk adaya geldiğinde polisler çok tedirgin çünkü bu suçlu öfkesiyle biliniyor yanlış hatırlamıyorsam hemşirelerden bir bu korkusunu dışa vuruyordu ve müdürler onu uzaklaştırıyordu. silahını bıraktırma konusuda bundan dolayı diye tahmin ediyorum, onu şiddete yöneltecek eğilimlerini kısıtlıyorlar. 3. nokta doktor ona filmin sonunda bu oyunu 2-3 kez oynadık diyor ayrıca karısını sürekli görmesi ve karısının ona ısrarla feribota bin demesi belki de bundan çünkü bilinçaltında o fenere gittiğini biliyor ve tüm bildiği doğrular çürütülüyor. şizofrenlerle ilgili en önemli bilgi ise şudur. şizofren biri yalnızken sanrılar görmeye başlar yanında biri varken hayal görmez. doktorla ayrıldıkları uçurumda doktor gittikten sonra doktorun silüetini görüyor, aşağıya iniyor ve binlerce fareyi gördükten sonra yaşamanın imkansız olduğu bir mağrada kadın doktorla konuşuyor onun duymak istediklerin ona söylüyor ve şüphesi artıyor. yani aslında leonardo oraya ilk gittiğinden beri oradaki herkese karşı şüpheli davranıyor. zaten ilk içeri hastaneye girdiği sahnede korkunç bir kadın ona sus işareti yapıyor. emin olmamın en büyük nedeni de memento filmiyle olan benzerliği o filmde de bu oyun defalarca oynanıyorduu.ayrıca çok ince bir ayrıntı söyleyeceğim kaç yazan kadın su istiyor ya yazı yazmak için doktorda su getiriyor.o sahnede kadın suyu dikerken bardağa dikkatle bak. bardak yok. 3-4 kez baktım ben mi yanılıyorum diye. sahneyide buldum: http://www.youtube.com/watch?v=acZqbz5egfU
son olarak da isimler bilerek hastaya veriliyor böylesine delirtecek bir hikayeyi doktorlar hastada yaratamazdı bunlar yaşanmış ama hasta tarafından saklanmıştır gerçekleri öğrenmeye başladığı yerde de sanrıları ortaya çıkmaya başlar...(misal kendi çocuklarını boğup kaçan hasta hikayesinde değişim göstermeye başlamıştır, çünkü kendi hikayesini duyması onu rahatsız eder)
bir de son olarak şunu ekliyeyim eğer scorsese'in taxi driver filmini izlemediyeseniz okumayın: sinema dergisinde aslında travi'in yalnızlıktan delirdiğini ve hayaller ürettiğini öğreniyoruz. yani filmin sonlarında kızı kurtarıp, suikast girişiminde bulunması hepsi travisin hayal ürünü. scorsese böyle sonu tam olarak belli olmayan filmlere imza atıyor...
sonuçlanabilecek mücadelelere hazırlardı.
Sonra bir şey oldu.Ahlak kurallarının geçerli olduğu bir çağa girdik.Avukatlar, bizi güden çobanlar haline geldi.Ve eskiden anlaşılması gayet kolay olan şeyler adına medenileşme dediğimiz şeyin bürokrasisinin çarkları arasında arapsaçına döndü Artık bir erkek yaşadığı zorluklara göğüs geremez oldu.İşini mahkemeler ve avukatlar yoluyla halletmek ve bürokrasinin yıldırıcı koridorlarında yorucu yolculuklar yapmak zorunda kaldı.
Kadınlar eşitlik istedi ve aldı.Bunu, erkeğin sahip olduğu herşeyi elinden alarak değil.onu, düzen kisvesi altında kısırlaştırarak yaptılar.Ne söylediğiniz umrumda değil.Bunun adı gelişme değil.Bunun adı evrim değil.Bu bir hastalık; ve n ... Devamı
sonuçlanabilecek mücadelelere hazırlardı.
Sonra bir şey oldu.Ahlak kurallarının geçerli olduğu bir çağa girdik.Avukatlar, bizi güden çobanlar haline geldi.Ve eskiden anlaşılması gayet kolay olan şeyler adına medenileşme dediğimiz şeyin bürokrasisinin çarkları arasında arapsaçına döndü Artık bir erkek yaşadığı zorluklara göğüs geremez oldu.İşini mahkemeler ve avukatlar yoluyla halletmek ve bürokrasinin yıldırıcı koridorlarında yorucu yolculuklar yapmak zorunda kaldı.
Kadınlar eşitlik istedi ve aldı.Bunu, erkeğin sahip olduğu herşeyi elinden alarak değil.onu, düzen kisvesi altında kısırlaştırarak yaptılar.Ne söylediğiniz umrumda değil.Bunun adı gelişme değil.Bunun adı evrim değil.Bu bir hastalık; ve nelerin tehlikede olduğunu anlayan birine ihtiyacı var.Hakiki bir erkek gibi dik durabilen.haksızlık ve adaletsizlik karşısında boş boş oturmayan birine.
Bugün.
Hemen.
Öğle yemeğinden önce..."