61* filmine yorum yazdı:
Siyasetçilerde, bebek bezleri gibi düzenli olarak aynı nedenden ötürü değiştirilmelidir. (Robbin Williams)
En büyük krallar bile, en büyük savaşlarını, savaş meydanlarında değil, zihinlerinde vermiştir!
Oyun yorumlarım için;
https://steamcommunity.com/profiles/76561198061657440/
Teach You a Lesson dizisine yorum yazdı:
Yetişkinler çocuklardan korkmaya başlamışsa tehlike çanları çalıyor demektir. Başkan Choi Kang
Okuyan çocukları olan kimselerin yüreğine işleyebilecek, bazılarının ders alması gereken nitelikte bir dizi. Öyle basit bir "zorbalara ders verilmesi" temalı bir dizi değil. Zorbalık konusunun gerçekten enine boyuna ele alındığı bir dizi. Okulda zorbalık dediğimizde aklımıza, görece güçlü veya küstahlık seviyesinde umursamaz birinin, çekingen veya içine kapanık başka bir öğrenciye karşı psikolojik veya fiziksel şiddet uygulaması birçok hakkını ihlal etmesi aklımıza gelir. Fakat zorbalık bazen, öğretmenden öğrenciye, ebeveynlerden başka öğrencilere veya kendi çocuğuna şeklinde de olabilir. Bu dizi bu bağlamda farklı zorbalıkları ele alarak güzel bir iş çıkarmış.
Ayrıca, zorbalıkları gençlerin sürüklenebileceği suçlar üzerinden de ele almış olması hikayeyi epeyi zenginleştiriyor. Uyuşturucu, kumar bağımlılıkları, hırsızlık, sonucunu düşünmeden fiziksel zarar, zihinsel zarar gibi geniş bi ... DevamıYetişkinler çocuklardan korkmaya başlamışsa tehlike çanları çalıyor demektir. Başkan Choi Kang
Okuyan çocukları olan kimselerin yüreğine işleyebilecek, bazılarının ders alması gereken nitelikte bir dizi. Öyle basit bir "zorbalara ders verilmesi" temalı bir dizi değil. Zorbalık konusunun gerçekten enine boyuna ele alındığı bir dizi. Okulda zorbalık dediğimizde aklımıza, görece güçlü veya küstahlık seviyesinde umursamaz birinin, çekingen veya içine kapanık başka bir öğrenciye karşı psikolojik veya fiziksel şiddet uygulaması birçok hakkını ihlal etmesi aklımıza gelir. Fakat zorbalık bazen, öğretmenden öğrenciye, ebeveynlerden başka öğrencilere veya kendi çocuğuna şeklinde de olabilir. Bu dizi bu bağlamda farklı zorbalıkları ele alarak güzel bir iş çıkarmış.
Ayrıca, zorbalıkları gençlerin sürüklenebileceği suçlar üzerinden de ele almış olması hikayeyi epeyi zenginleştiriyor. Uyuşturucu, kumar bağımlılıkları, hırsızlık, sonucunu düşünmeden fiziksel zarar, zihinsel zarar gibi geniş bir yelpazeyle konular akıyor. Dizinin bir başka artısı, en gergin sahnelerin arasına yerleştirilen absürt komedi ve kara mizah, dizinin sürekli tek tonda ilerlemesini engelliyor olması. Tüm bunları güzel bir dengede akıyor olması diziyi epeyi zenginleştiriyor.
İşin bir başka trajik noktası ise zorbalara karşı çıkmak amacıyla kurulmuş olan kurumun, eğitim bakanının kızının öldürülmesiyle kurulmuş olması. Bazı konularda önlem almak için illa birilerinin canının alınması mı lazım? Evet bazı sahneler fazla hızlı kurgulanmış/sonuçlanmış gibi gelebilir. Dizide bazı yasalar esnetilmiş ya da zorbalık ve zorbalığa önlem sahneleri sertleştirilmiş gibi gelebilir ama insanlardan farkındalık yaratabilmek için belki de böyle olması gerekiyordur.
Ez cümle bir tutam da kendi yaşadıklarımızdan örnek vereyim; eğitimin günümüzde getirildiği noktaya bakın. Öğretmenler en ufak disiplin müdahalesinde bile bazı velilerin ağır tepkisiyle karşılaşabiliyor. Sanayide gittiğim bazı okullardaki öğrenciler, okulda başlarına birşey gelmeyeceğinden o kadar eminler ki aklınızı durduracak rahatlıkta tavırlar, davranışlar sergiliyorlar. Veya bir başka bakış açısı, öğrenciye verilen ödev/çalışmaların veliler tarafından yapılıp etkinliğin sanki bir veliler yarışıyor havasına dönüşmesi...
Hikaru No Go dizisine yorum yazdı:
Go hakkında hiçbirşey bilmiyorken diziye başladım. Bildiklerim, bazı uzak doğulu filmlerde bu oyunu oynayan insanların gösterildiği birkaç dakikalık sahnelerden ibarettir. Birkaç taş dizerek karşılıklı oynanan hatta "dama gibi birşeydir" diye düşündüğüm bir oyundu. Diziye, 8,2'lik puanından ötürü başladım. Temelde dizinin hikayesi şöyle; dedesinin evinde eski bir go tahtası bulan Hikaru, tahtayla oynarken bir gariplik farkeder. Bu gariplik, tahtaya hapsolmuş Fujiwara'nın ruhudur. Fujiwara eski dönemlerdeki en iyi go oyuncusu ve eğitmenlerinden biridir. Uğramış olduğu haksızlıktan sonra bu tahtaya hapsolmuştur Hikaru sayesinde yeniden biriyle etkileşime geçme fırsatı başlamıştır.
İşte hikaye bu noktadan sonra başlar. Temelde basit bir çocuk hikayesi, go oynamayan bilmeyen birinin gelişimi gibi durur ama arka planda, bir şeyin değerini hiç bilmeyen ile hayatını ona adamış olan birinin ortak yaşam kurma süreci ele alınır. Dizi ilerledikçe Hikarunun karakterinde gelişim, oynadığı oyunun ... DevamıGo hakkında hiçbirşey bilmiyorken diziye başladım. Bildiklerim, bazı uzak doğulu filmlerde bu oyunu oynayan insanların gösterildiği birkaç dakikalık sahnelerden ibarettir. Birkaç taş dizerek karşılıklı oynanan hatta "dama gibi birşeydir" diye düşündüğüm bir oyundu. Diziye, 8,2'lik puanından ötürü başladım. Temelde dizinin hikayesi şöyle; dedesinin evinde eski bir go tahtası bulan Hikaru, tahtayla oynarken bir gariplik farkeder. Bu gariplik, tahtaya hapsolmuş Fujiwara'nın ruhudur. Fujiwara eski dönemlerdeki en iyi go oyuncusu ve eğitmenlerinden biridir. Uğramış olduğu haksızlıktan sonra bu tahtaya hapsolmuştur Hikaru sayesinde yeniden biriyle etkileşime geçme fırsatı başlamıştır.
İşte hikaye bu noktadan sonra başlar. Temelde basit bir çocuk hikayesi, go oynamayan bilmeyen birinin gelişimi gibi durur ama arka planda, bir şeyin değerini hiç bilmeyen ile hayatını ona adamış olan birinin ortak yaşam kurma süreci ele alınır. Dizi ilerledikçe Hikarunun karakterinde gelişim, oynadığı oyunun değerini anlama, o dünyayı tanıma gibi unsurlar baş gösterir. İleri aşamalarda ise Fujiwara'nın ortadan kalkmasıyla elinde olanın kıymetini ancak kaybedince anlamanın etkisi işlenmeye başlar.
Başka açılarda, Go dünyasındaki bir çok unsur da işlenir. Yaşlıların oyunu, genç ve hırslıların zihinlerindeki kapışmalar vs. vs. gibi . Fakat dizide bir başka sevdiğim nokta ise mesela, forest of piano ya da initial D, başka bir örnek daha eklersem Hajime no Ippo dizilerindeki gibi, sürekli karşılarındaki rakipleri yenerek üstün başarı gösteren bir karakteri anlatmaktan ziyade bir gelişim, yenilen-yenen bir denge var karşınızda. Örnek verdiğim diziler ilk 1-2 sezonu güzel bir şekilde sararken sonra sıkıcı bir döngüye giriyordu bu dizi ise bambaşka. Belki burada etkilenmemde yıllarca satranç oynamış olmamım da etkisi olabilir.
Dizinin en güzel mesajı ise belki de şudur; Go iki kişi ile oynanır. İki denk oyuncu ile. Çok iyi bilen biri olmanızın, eğer denginiz bir rakibiniz yoksa hiçbir anlamı yoktur. Ancak bu şekilde tanrının eliyle oynanmış bir oyuna ulaşılabilir. Honinbo Kuwabara
Katil Makine filmine yorum yazdı:
Hikaye derinliği olmayan, ana karakter dışındakiler için karakter gelişimine gerek duyulmayan, sadece "böyle bir şey olsaydı nasıl çarpışırdık ama?" temalı bir film. Şöyle çay-çerez saatinde iyi gidiyor denilebilir. Çok kafamı yormayayım, biraz aksiyon biraz gerilim izleyeyim filmi.
Alan Ritchson'un yıldızı yavaş yavaş parlıyor. Dwayne Johnson gibi elbette oynayacağı birçok saçma filmin sonunda kaliteli filmlerde de yerini alacaktır. Amerikan propogandası muhabbetine gelirsek :) şunu bi aşamadık. ABD'de çekilen bir film Nijerya propogandası mı yapacaktı? özellikle böylesi basit hikaye-senaryodayken.
Güzel Bir Bahar Günü filmine yorum yazdı:
Eğer bir filmi izlerken ne kadar sıkılabilirim? sıkılmanın sınırlarını nasıl zorlayabilirim diye bir merak içerisindeyseniz sizi şöyle alalım. Bu film sizi teoriden pratiğe geçiriyor. İzlerken bu kadar sıkıldığım film sayısı nadirdir. Herkese hitap etmeyen bir film diyebilirim.
Sang woo ses alanında ihtisas yapan ve bir tez üzerinde çalışan biridir. Han Eun-su ise bölgedeki radyolardan birinde çalışan biridir. Yanlışlıkla bir araya gelirler. Neden yanlışlıkla diyorum? Karakterlerin birbirine neden bağlandığını hissedemiyorum. Buradan sonraki her şey bu bilinmezliğin ve sessizliğin içerisinde ilerliyor. Doğada takılırken sözüm ona birbirlerinden elektrik de alıyorlar. İlk gecede bir tutam ön sevişme de gerçekleşiyor. Fakat sorun bitmiyor. Ayrılıyorlar, barışıyorlar. Fakat ortada kayda değer bir gerekçe de yok.
Yönetmen tüm bunları, aşkın oluşması kadar yok olması da doğaldır konsepti içerisinde seyirciye sunmaya çalışıyor. Kore sin ... DevamıEğer bir filmi izlerken ne kadar sıkılabilirim? sıkılmanın sınırlarını nasıl zorlayabilirim diye bir merak içerisindeyseniz sizi şöyle alalım. Bu film sizi teoriden pratiğe geçiriyor. İzlerken bu kadar sıkıldığım film sayısı nadirdir. Herkese hitap etmeyen bir film diyebilirim.
Sang woo ses alanında ihtisas yapan ve bir tez üzerinde çalışan biridir. Han Eun-su ise bölgedeki radyolardan birinde çalışan biridir. Yanlışlıkla bir araya gelirler. Neden yanlışlıkla diyorum? Karakterlerin birbirine neden bağlandığını hissedemiyorum. Buradan sonraki her şey bu bilinmezliğin ve sessizliğin içerisinde ilerliyor. Doğada takılırken sözüm ona birbirlerinden elektrik de alıyorlar. İlk gecede bir tutam ön sevişme de gerçekleşiyor. Fakat sorun bitmiyor. Ayrılıyorlar, barışıyorlar. Fakat ortada kayda değer bir gerekçe de yok.
Yönetmen tüm bunları, aşkın oluşması kadar yok olması da doğaldır konsepti içerisinde seyirciye sunmaya çalışıyor. Kore sinemasının 2000li yıllarında sessizlikle birşeyler anlatmak öne çıkmış olabilir ama bu filme bu sessizlik ne kadar yakışmış bilemedim. Film boyunca Han Eun-su'nun ilişkiye yaklaşımı bana sürekli uzaklaşıp tekrar yaklaşan bir döngü gibi göründü. Bu yüzden karakterle empati kurmakta zorlandım. Filmin sonunda aklımda kalan en büyük soru ilişkinin neden bittiği değil, Sang-woo'nun neden başından sonuna kadar bu kadar tek taraflı görünen bir ilişkiyi sürdürmeye çalıştığı oldu.
Bir Konu On Üç Sohbet filmine yorum yazdı:
Filmin adı zaten herşeyi söylüyor desem yeridir. Film, kendince mutluluğu 13 ayrı paragrafta ele almaya çalışıyor. Fakat izlerken bir türlü birşeyler seyirciye geçmiyor. Çünkü en azından benim hissettiğim, bir şeyler anlatılmak isteniyor ama bir türlü doğru şekilde sahnelenemiyor. İç içe geçmiş birkaç hayat/olay var ortada. Çevresindekilere kan kusturan bir ofis yöneticisi, mesleğinden tatmin olamamış profesör gibi bir kaç karakterimiz daha var.
Evet bu karakterlerden gerçek hayatta da var. Fakat mutluluğu tam olarak nasıl sorguladığı belirsiz bir hikaye akıyor. Walker yeni biriyle tanışıyor ve sonunda huzuru bulmuş gibi görünüyor. Ancak kadının eşi gerçeği öğrenince yeniden yıkılıyor. Bu mutsuzluğun sebebi zaten açık. Troy'un yaşadıkları da öyle. Gene'nin de... Film bu karakterlerin neden mutsuz olduğunu anlatıyor ama mutluluk üzerine yeni bir bakış açısı sunmuyor. Eeee şimdi bunların hepsinin mutsuzluğunun zaten bazı gerekçelere bağladın. N ... DevamıFilmin adı zaten herşeyi söylüyor desem yeridir. Film, kendince mutluluğu 13 ayrı paragrafta ele almaya çalışıyor. Fakat izlerken bir türlü birşeyler seyirciye geçmiyor. Çünkü en azından benim hissettiğim, bir şeyler anlatılmak isteniyor ama bir türlü doğru şekilde sahnelenemiyor. İç içe geçmiş birkaç hayat/olay var ortada. Çevresindekilere kan kusturan bir ofis yöneticisi, mesleğinden tatmin olamamış profesör gibi bir kaç karakterimiz daha var.
Evet bu karakterlerden gerçek hayatta da var. Fakat mutluluğu tam olarak nasıl sorguladığı belirsiz bir hikaye akıyor. Walker yeni biriyle tanışıyor ve sonunda huzuru bulmuş gibi görünüyor. Ancak kadının eşi gerçeği öğrenince yeniden yıkılıyor. Bu mutsuzluğun sebebi zaten açık. Troy'un yaşadıkları da öyle. Gene'nin de... Film bu karakterlerin neden mutsuz olduğunu anlatıyor ama mutluluk üzerine yeni bir bakış açısı sunmuyor. Eeee şimdi bunların hepsinin mutsuzluğunun zaten bazı gerekçelere bağladın. Nerede bunun felsefesi? ne olacaktı yani Troy birini ezdikten sonra mutlu mesut yaşamaya devam mı edecekti? tabiki travma geçirecekti.
Malesef filmi beğenemedi. Hatta izlerken inanılmaz sıkıldım diyebilirim. Oyuncu kadrosunu görünce çok daha derin ve etkileyici bir anlatı bekliyordum. Ne yazık ki beklentimi karşılayamadı.
The Follow filmine yorum yazdı:
Reklam serisinin bir başka filmi. Kendi içinde bir anlam da barındıracak şekilde senaryolaştırılmış. Ünlü bir karakterin, kendisini aldattığı eşini takip etmesi için tuttuğu sürücü, kadının ruh halini, tavırlarını gördükten sonra etkilenerek kocaya rapor vermeyi/hizmet etmeyi reddeder.
Ayaklanma filmine yorum yazdı:
Kaybedecek hiçbirşeyi kalmamış olan kimse, en çok korkulacak olan kimsedir.
Aslan, inine kadar kovalanmaz.
Gibi sözlerin karşılığı gibi bir film. 1943 yılındaki Polonya Getto'sunda bulunan yahudilerin, Nazi imha politikasına karşı başlatmış olduğu direnişi anlatıyor film. Film kaynaklarını, filmdeki ana karakterlerin gerçekteki röportajları, raporları, anıları gibi unsurlardan temin ettiği için tarihsel açıdan önemli ölçüde doğru kabul edilen bir film.
Bir noktadan sonra nasıl olsa her türlü öldürüleceklerini anlayan yahudilerin, hala birşeyler yapmaya imkanları varken silah stoklama süreçleri, nazilere karşı direniş başlatma süreçleri gibi unsurlar lineer bir şekilde sunuluyor. Filmdeki en çok dikkatimi çeken kısım, baştan sonra naziler böyle işkence ettiler işte demek yerine, insanın vicdanına, sinir uçlarına dokunan birkaç kare göstererek filmi fazla dramatikleştirmeden anlatıyor olması. Asıl anlatılmak istenen, bir direniş grubunun o ... DevamıKaybedecek hiçbirşeyi kalmamış olan kimse, en çok korkulacak olan kimsedir.
Aslan, inine kadar kovalanmaz.
Gibi sözlerin karşılığı gibi bir film. 1943 yılındaki Polonya Getto'sunda bulunan yahudilerin, Nazi imha politikasına karşı başlatmış olduğu direnişi anlatıyor film. Film kaynaklarını, filmdeki ana karakterlerin gerçekteki röportajları, raporları, anıları gibi unsurlardan temin ettiği için tarihsel açıdan önemli ölçüde doğru kabul edilen bir film.
Bir noktadan sonra nasıl olsa her türlü öldürüleceklerini anlayan yahudilerin, hala birşeyler yapmaya imkanları varken silah stoklama süreçleri, nazilere karşı direniş başlatma süreçleri gibi unsurlar lineer bir şekilde sunuluyor. Filmdeki en çok dikkatimi çeken kısım, baştan sonra naziler böyle işkence ettiler işte demek yerine, insanın vicdanına, sinir uçlarına dokunan birkaç kare göstererek filmi fazla dramatikleştirmeden anlatıyor olması. Asıl anlatılmak istenen, bir direniş grubunun oluşma süreci ve mücadelenin akışı.
Film aslında iki bölümlük bir televizyon yapımı olarak hazırlanmış. İzlediğim platformlarda ise tek parça hâlinde sunuluyordu
Süresinin uzunluğu zaman zaman karakterleri ve olay örgüsünü takip etmeyi zorlaştırsa da, başarılı oyunculukları, güçlü atmosferi ve birkaç küçük askerî teknik hata dışında dönemi inandırıcı biçimde yansıtan yapısıyla, tarih meraklılarının rahatlıkla izleyebileceği başarılı bir savaş filmi.
Gri Bölge filmine yorum yazdı:
Film için, Auschwitz krematoryumlarının orijinal planları kullanılarak yeniden inşa edilmeye çalışılmış. Olabildiğince dönemin gerçekçi hissini verebilmek için ciddi çaba sarfedilmiş. Filmdeki ana karakter olan Miklos Nyiszli'nin savaş sonrası anılarından yola çıkarak senaryosu hazırlanmış olan filmdeki tek tartışmalı konu, gerçekliği net olmayan gaz odasından canlı çıkan kız figürünün bir noktadan sonra filmin merkezine konulmuş olması.
Film oldukça güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip. Filmin amacı, döneminde yapılmış olan insanlık dışı davranışlardan ziyade, Sonderkommando kavramının iç çatışmasını anlatmak. Yahudi asıllı kimselerin, hayatta kalabilmek için krematoryumlarda çalışmasının oluşturduğu ikilem. Gerçekten hayatta kalmak pahasına herşey yapılmalı mıdır? Ya da bu sebeple insanlar suçlanabilir mi? Film bu sorulara bilinçli olarak net cevaplar vermekten kaçınıyor ama küçük kızı kurtarma gi ... DevamıFilm için, Auschwitz krematoryumlarının orijinal planları kullanılarak yeniden inşa edilmeye çalışılmış. Olabildiğince dönemin gerçekçi hissini verebilmek için ciddi çaba sarfedilmiş. Filmdeki ana karakter olan Miklos Nyiszli'nin savaş sonrası anılarından yola çıkarak senaryosu hazırlanmış olan filmdeki tek tartışmalı konu, gerçekliği net olmayan gaz odasından canlı çıkan kız figürünün bir noktadan sonra filmin merkezine konulmuş olması.
Film oldukça güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip. Filmin amacı, döneminde yapılmış olan insanlık dışı davranışlardan ziyade, Sonderkommando kavramının iç çatışmasını anlatmak. Yahudi asıllı kimselerin, hayatta kalabilmek için krematoryumlarda çalışmasının oluşturduğu ikilem. Gerçekten hayatta kalmak pahasına herşey yapılmalı mıdır? Ya da bu sebeple insanlar suçlanabilir mi? Film bu sorulara bilinçli olarak net cevaplar vermekten kaçınıyor ama küçük kızı kurtarma girişimiyle insanın en karanlık koşullar altında bile vicdanını koruyup koruyamayacağı üzerine düşündürüyor.
Manic filmine yorum yazdı:
Genel olarak, aileleri tarafından ilgi-sevgi görememiş veya gencin kendi bakış açısıyla doğru anlaşılamamış kimselerin öfke patlamalarını hakimiyet altına alamamasından ötürü gönderildiği bir akıl hastanesinde geçiyor hikaye. Filmdeki belki tek sevdiğim sahne Dr.David'in öfke patlamalarının, veya öfkeyi bir nesneden ya da birinden çıkarmanın insanın içindeki öfkeyi dindirmediğini anlattığı sahneler diyebilirim.
Nasıl bir hastanedir ki, sürekli hastalar birbirini tartaklıyor, boğazını kesmeye kalkıyor ve sonuç olarak Dr.David sadece, o hasta benim sorumluluğumdaydı diye üzülüp konuyu kapatıyor. Burası tam olarak nasıl bir ıslah kurumu böyle? Bi kere bu sahneler beni filmden koparmaya başladı. Yoksa burası ailelerin, bu tarz çocukları salalımda burada birbirlerini katletsinler biz de bu vesileyle onlardan kurtulalım dedikleri yerdi de biz mi o ... DevamıGenel olarak, aileleri tarafından ilgi-sevgi görememiş veya gencin kendi bakış açısıyla doğru anlaşılamamış kimselerin öfke patlamalarını hakimiyet altına alamamasından ötürü gönderildiği bir akıl hastanesinde geçiyor hikaye. Filmdeki belki tek sevdiğim sahne Dr.David'in öfke patlamalarının, veya öfkeyi bir nesneden ya da birinden çıkarmanın insanın içindeki öfkeyi dindirmediğini anlattığı sahneler diyebilirim.
Nasıl bir hastanedir ki, sürekli hastalar birbirini tartaklıyor, boğazını kesmeye kalkıyor ve sonuç olarak Dr.David sadece, o hasta benim sorumluluğumdaydı diye üzülüp konuyu kapatıyor. Burası tam olarak nasıl bir ıslah kurumu böyle? Bi kere bu sahneler beni filmden koparmaya başladı. Yoksa burası ailelerin, bu tarz çocukları salalımda burada birbirlerini katletsinler biz de bu vesileyle onlardan kurtulalım dedikleri yerdi de biz mi o detayı kaçırdık?
Böyle olunca film bana pek geçmedi malesef. Dediğim özellikle başlardaki itiraf sahneleri, kutudan çıkan sorulara cevap verme sahneleri David'in eğitim sahneleri güzeldi fakat ikinci perde dediğim sebeplerden ötürü filmi beğenmememe neden oldu.
Filmdeki alt metinlerde, ne kadar iyi oyuncu olursanız olun nereli olduğunuz ya da oyunla hiç alakası olmayan bambaşka bir sebepten ötürü sevilemeyeceğiniz, bunun psikolojik etkileri, sporcu olmanın özellikle yıldız bir oyuncu olmanın fiziksel ve zihinsel olarak insanı ne kadar zorladığının da işlendiği görülmekte. Barry Pepper'in oyunculuğu filme çok yakışmış.