7 yıl önce
Parazit filmine yorum yazdı:
The Irishman filmine yorum yazdı:
çok ama çok tipik bir scorsese filmi. sadece al pacino ve r. de niro izlemek adına popüler olduğu için baktım. film dilinden yine martin demekle yönetmenini farketmek zor olmadı.
- uzun uzun dolly takipli açılar.
- kesik hikayeleri anlatan bir dış ses.
- bol fucklu fucklu diyaloglar. agresif sinir krizli mimikler.
- yine travmatik geçmişe sahip psikolojisi bozuk bir herif.
- organize suç döngüsü bol bol angarya.
- baştan sona değişimi gösterilen kahramanın yeniden doğuşu metamorfozu.
- ana karakterler dışında da olan olayları jump shot gösterme girişimleri.
- temponun yüksekliği. bol sarılı, kırmızılı ışıklandırma ve sinematografi. sadece sarışın pop art ikonik hatun görmedim.
açıkçası sadece al pacino izlemeye geldim ve yanılmadım. adam muhteşem bir oyuncu bu işin tanrısı gibi bir şey. her filmde kendisinde bir şeyleri, duruşunu, konuşmasını değiştirerek oynar. her filmde gerçekten bir başkasıdır. özellikle bol bol kennedy karşısında küfür et ... Devamıçok ama çok tipik bir scorsese filmi. sadece al pacino ve r. de niro izlemek adına popüler olduğu için baktım. film dilinden yine martin demekle yönetmenini farketmek zor olmadı.
- uzun uzun dolly takipli açılar.
- kesik hikayeleri anlatan bir dış ses.
- bol fucklu fucklu diyaloglar. agresif sinir krizli mimikler.
- yine travmatik geçmişe sahip psikolojisi bozuk bir herif.
- organize suç döngüsü bol bol angarya.
- baştan sona değişimi gösterilen kahramanın yeniden doğuşu metamorfozu.
- ana karakterler dışında da olan olayları jump shot gösterme girişimleri.
- temponun yüksekliği. bol sarılı, kırmızılı ışıklandırma ve sinematografi. sadece sarışın pop art ikonik hatun görmedim.
açıkçası sadece al pacino izlemeye geldim ve yanılmadım. adam muhteşem bir oyuncu bu işin tanrısı gibi bir şey. her filmde kendisinde bir şeyleri, duruşunu, konuşmasını değiştirerek oynar. her filmde gerçekten bir başkasıdır. özellikle bol bol kennedy karşısında küfür ettirmelerine yarıldım. r. de niro ile aynı filmde olmaları sadece seyir zevki. önceki ikililerde olduğu gibi
ama bu filmden hepimiz heat ve righteous kıll tarzı bir ikili izlemeyi bekledik.bu scorsese anlatımı ile birleşince seyir zevki yüksek ancak hikayenin fazla uzun ve dandikleşmesi ile sıkıcı bir form alan gangster hikayesine dönüşmüş. açıkçası filmin ortalarına doğru olaydan tamamen koptum. hikaye önceki filmlerdeki gibi açık değil sıkışık ve baskıcı bir olay örgüsü var. sıkılıyorsunuz. daha aksiyon dolu olaylar görmeyi bekledim. biraz daha sicilya kafası oturdukları koltuktan yürütülen işleri görüyorsunuz belki çok ihtiyarladılar zorlamamak için bunu seçtiler.
taxi driver sonrası tekrar de niro izlemek sinema tarihine güzel bir armağan oldu. şu adamın eline tabanca verin oynasın ya. ( t.d sonrası çok filmi çıktı da o aynı zıpçıktılığı ve serseriliği tekrar görmek adına diyorum) adam resmen 17 yaşında serseri gibi oynamış tekrardan. kızı ile gidip marketçiyi patakladıkları sahnede gülmekten yarıldım. şu adamın bir "you talking to me" serseriliğine hayranım her an ağzından böyle bir replik çıkacak gibi izliyorum belki kullanmıştır dikkat etmedim. ama bana kalırsa bu kadro ile çok daha büyük bir iş başarılabilirlermiş. saldırsanız da o kadar beğenmedim filmi. oyuncuların performansı 10 üzerinden 10 diyecek hiçbir şey yok kusursuz oyunculuk. fakat film eh işte. söyleyeceklerim bu kadar hakim bey.
Bir Zamanlar... Hollywood'da filmine yorum yazdı:
gerçek tarantino bu değil. resmen boş vaktiniz varken arkadaşlarınızla "dur bir açalım" denilecek türden bir film ki zaten öyle oldu. açtık izledik. wtf? çok net bir şekilde filmden rahatlıkla 1 saat falan atılabilirdi. o kadar alakasız uzun sekanslar var ki bağımsız film gibi ilerliyor. bir arabanın yolda gidişi, cliff’in spahn çiftliğinde 30 dk sadece durması. sharon’ın 10 dk saf saf sırıtması. tamam obje odaklı anlatı ma bu kadar bacak sokma gözümüze be abi. nasıl bir ayak fetişizmi ya. dönem filmi sanat yönetimi çok başarılı gerçekten kendinizi hollywood kültürünün o ışıltılı zamanında hissediyorsunuz çok detaylı çok güzel hazırlanmış o retro atmosfer başarılı. ama *farklı olaylar gerçekten uzatılarak filmde sizi kırılma anına hazırlıyor ve tam bir cringe ile sonuçlanıyor. bir tarantino filmi olmasa bunu yadırgamazsınız ama manson cinayetini bildiğiniz için olacak olayların büyüklüğü ve sansasyonu baz alındığında çok büyük beklenti ile finali bekliyorsunuz. rahatlıkla son 40 dakika ... Devamıgerçek tarantino bu değil. resmen boş vaktiniz varken arkadaşlarınızla "dur bir açalım" denilecek türden bir film ki zaten öyle oldu. açtık izledik. wtf? çok net bir şekilde filmden rahatlıkla 1 saat falan atılabilirdi. o kadar alakasız uzun sekanslar var ki bağımsız film gibi ilerliyor. bir arabanın yolda gidişi, cliff’in spahn çiftliğinde 30 dk sadece durması. sharon’ın 10 dk saf saf sırıtması. tamam obje odaklı anlatı ma bu kadar bacak sokma gözümüze be abi. nasıl bir ayak fetişizmi ya. dönem filmi sanat yönetimi çok başarılı gerçekten kendinizi hollywood kültürünün o ışıltılı zamanında hissediyorsunuz çok detaylı çok güzel hazırlanmış o retro atmosfer başarılı. ama *farklı olaylar gerçekten uzatılarak filmde sizi kırılma anına hazırlıyor ve tam bir cringe ile sonuçlanıyor. bir tarantino filmi olmasa bunu yadırgamazsınız ama manson cinayetini bildiğiniz için olacak olayların büyüklüğü ve sansasyonu baz alındığında çok büyük beklenti ile finali bekliyorsunuz. rahatlıkla son 40 dakika aksiyon ile değerlendirilebilirken sünnet gibi oldu bitti ile film kapandı.
yani cliff’in köpeğini alıp dolaşmaya çıktığına, manson katillerinin polanski evine gireceği zamanda birlikte karşılaşsalar daha uzun etkili aksiyon yazılabilirdi. bir gece karşınıza aniden sarhoş bir di caprio çıkabilir. bu arada brad pitt’in o serseriliği, di caprio oyunculuğu filmin tek artı yönü sanırım. bu kadro ile çok kült akılda kalıcı bir film yapılabilecekken iyi ki sinemaya gitmemişim dedirtti izleyince.
anlatım dili ise yaratıcıydı kurgu olarak bir hollywood yıldızı yaratılmış ve oyuncuların yaşadıkları çok güzel anlatılmış. rick dalton ve kariyerinin çöküşü. di caprio’nun karavanda monolog oyunu. "artık viski yok deyip iki dakika sonra viski içmesi" evet eğlenceli idi. zaman zaman eksi filmlerin bir taklidini yapmaları o anlatı dili yaratıcıydı keşke es vermeden hangover tarzında dümdüz bu eğlence seviyesinde ilerleseydi diyorsunuz. cliff’in lastik düzelttirdiği çiftlik ziyareti ve tipik brad pitt sigara içişi. akılda kalır mı tartışılır.
bruce lee bu arada dünyanın gelmiş geçmiş en kondisyonlu azimli usta dövüşçülerinden biridir o şekilde dayak yemeyeceğinden emin olabilirsiniz. zaten cliff karakterini güçlendirmek için o sahnenin koyulduğu söyleniyor. bunu bruce lee’yi araştırmış herkes bilir. one inch punch
film içerisinde al pacino var. tam bir baba. tanrı. efsane. hepsi bu kadar.
senaryo : 5 yani polanski trajedisine ufak dokunuşla daha etkili bir hikaye ortaya atılabilirdi. 5 sadece cliff ve rick için.
seyir lezzeti : 7 yani arkadaşınızla oturduuz boşi zamanınız var ne yapsak dediğinizde 2 saatinizi ayırabileceğiniz eğlenceli bir film evet eğlenceliydi ya.
yaratıcılık : 8 daha önce bu şekilde izleyenler görecektir eski filmleri tekrar canlandırmaya çalışmak ve hollywood içerisinde dublör ve şöhret sahibi birinin gözünden hikaye yaratmak etkileyici. atmosfer başarısı da baz alınırsa başarılı.
oyunculuk: 8 çok kasmamışlar ama sizi filmde tutuyor.
sinematografi : 2 o da dönem yönetimi ve kurgusu için.
film matematiği : 0 abi rahatlıkla atılması gereken 1 saat var orada. beyazperdede izleseniz sıkılırsınız. akmıyor. kırılma anında birden film noktalanıyor. karakter gelişiminin bitiş noktası yok. rick ne oldu gibi gibi açık uçlar öyle çok ki.
ilk başta masanızdaki bir böceği öldürüyorsunuz. ilaçlamaları daha da fazlasının ölmesi için kabul ediyorsunuz. derken sürpriz bir şekilde hediye olarak bir kutu içerisinde manzara taşı geliyor. yönetmen ne demek istediğini zaten ki-woo ile bize göstererek perdeyi açıyor. "ne kadar metaforsal" yani bir kaç kere bunu dile getirip film diline dair ipuçlarını bırakıyor. ki-woo’nun arkadaşı ilk parazitliği yapıp işini arkadaşına yıkıyor. pizzacıda işe girmeye çalışıp, wifi kull ... Devamı
ilk başta masanızdaki bir böceği öldürüyorsunuz. ilaçlamaları daha da fazlasının ölmesi için kabul ediyorsunuz. derken sürpriz bir şekilde hediye olarak bir kutu içerisinde manzara taşı geliyor. yönetmen ne demek istediğini zaten ki-woo ile bize göstererek perdeyi açıyor. "ne kadar metaforsal" yani bir kaç kere bunu dile getirip film diline dair ipuçlarını bırakıyor. ki-woo’nun arkadaşı ilk parazitliği yapıp işini arkadaşına yıkıyor. pizzacıda işe girmeye çalışıp, wifi kullanmaya çalışıyorlar. olayları başlatanın taş olması ile bir fransız mizahı tadında olayların sarpa sarışını görüyoruz. tüm aile kendi maaşını almak için yalanlarla biribirlerini tavsiye edip işlerini görme planı kuruyorlar ardından ilk fırsatta burjuva aile kampa gidince de evi diledikleri gibi kullanıyorlar. alt gelir grubundan kimseleri film başında masum zannederken woo’nun ailesi teker teker fırsatçılığa ve ayak oyunlarına başvuruyor. ancak bunu iyi niyetleri ile yaptıklarını düşünürken, aslında hayatta tutunmak için burjuvazi evinin diğer çalışanlarının da hayatlarını gözlerini bile kırpmadan yıkabildiklerine şahit olup joon-ho yorumunda "bir haklının" olmadığını görüyoruz. evet film vahşi kapitalizm hicvi taşıyor. dahası ev hizmetçisi de aileyi kullanıyor. burjuvazi aile de daha güvenilir imkanlar adına çalışanlarını çıkartmaktan da çekinmiyor. filmde kimse memnun değil herkes şikayetçi. kimse tatmin olmuyor açgözlülük var. filmde hiç kimse masum değil. filmde herkesin bir sırrı var sanıyorum ki dikkatlice izlesek burjuvazi karı-koca diyaloglarından bir şeyler çıkarabiliriz.
genelde insanlar tablolara bakıp sanatsal analizi veya o hissi yaşamaya çalışır bunu filmlerde sık yaşayamazsınız. ama parasite hem akademik hem de öznellik açısından çok örnek teşkil edici sıradışı bir film. bu kadar karanlık atmosferi ilk bir saat mizahi neşeli bir dille anlattı. hiç birimiz yaşananları korkunç kabul etmedik, hizmetçinin ve şoförün kovulmasını görmedik bile. bu görmemek önemli yönetmen bunu yakalamak istiyor zaten. kovulduğunu düşündüğümüz eski hizmetli eve geri geldiğinde film aksiyon moduna geçip tarzını değiştiriyor. bu şekilde giderek yükselen tempolara bayılırım bana orkestra hazzı veriyor ki film o noktadan sonra sadece yükseliyor.
evin içinde hiç bilmediğimiz merdivenaltı klostrofobik odaya girdiğimizde aslında film dilinin değişmesi ile birden insanların pislik yüzünü görüyoruz. insan doğasının içindeki gerçek dışarı çıkıyor. 5 dk önce acınası yüz ifadesi ile kocasını besleyen kadın şantaja başlıyor ve insanın içindeki vahşet kendisini bırakıyor. sonrasında tamamen bir vahşet ve şiddet ile olaylar sarpa sarıyor bizim aile hizmetçi ve kocasını neredeyse öldürmekten çekinmiyor. bolca merdiven yukarı- aşağı sistematiği kullanılarak sahnelerde bizim aile yatak altında saklanarak her daim burjuvazinin altında kalıyor.
mahsende tutulan adam mors alfabesi ile ışığı açarken ev sahibinin yolunu aydınlattığını görebilirsiniz. kriz geçiren evin küçük çocuğunun çizdiği tablo aslında o mahsendeki adamın yüzü. yönetmenin manzara taşı, baba-oğul dışında gizlediği bir görülme olayı var. bunun için ışık ampül ve mors iletişim simgesi güzel. görülmeyenler vurgusu. çünkü yatakta burjuvazi karı koca sevişirken önce adam kokunun iğrençliğinden şoför babayı anlatırken aynı koku karısına geldiğinde "çekici" olup sevişiyor. yağmur bizim ailenin evini yok ederken, burjuvazi kadın telefonda "iyi ki yağmur yağdı party hazırlıyoruz" diyebiliyor. birisinin kırıntısı bir başkasının ekmeğidir sonuçta.
manzara taşı’na gelecek olursak. taş ile hikayemiz başlıyor. senaryonun ikinci kırılma noktası evi su basması zaten ki-woo taşı su bastığında buluyor. taş neden taşınır? ağır olduğu için yükü temsil ediyor. .evleri telef olduğunda, ailesini bu işe bulaştırdığı için o yükü taşımak zorunda taş bu yüzden yanında. hatta neredeyse ölümüne sebep oluyor. zaten ki-woo merdivenden inerken taş ağır geliyor ve elinden düşürüyor olaylar sonuçlandığında taşını uyumlu bir yere bırakıyor. ki-woo kendisini burjuvazide huzursuz hissettiğini oraya ait olmadığını kız arkadaşına bahsetmişti. macera sonlanıp geleceğini planladığında o taşı benzerlerinin olduğu nehire bırakıyor.
filmdeki bir başka güzel nokta. ki-woo babası ile konuşurken "planlar yapma. hep aksilik çıkar" diyor. filmin sonunda görüyoruz ki babasını kurtarmak için plan yapan ki-woo gene hayaline kavuşamıyor ve bir aksilik çıkıyor.