Emir Kusturica-Terk-i Diyar

Sayın Kültür bakanı da haklı, sayın Kusturica da orada sanatıyla değerlendirilmesini istediği için haklı ama sanatçının stres altında katıldığı ödül töreninden ayrılmasına bahane sunan kendini bilmez protestocular haksız. bence... Bu kültür bakanı ile sanatçı arasında bir meseledir, nedir bu vodvildeymiş gibi hareketler, saygın bir etkinlik olmalı sonuçta.
onurun, etiğin devamlı rafa kaldırıldığı ve "tepki"nin her yeniden doğuşunda indirgendiği bir ucubeye döndük. nasıl bir riyakarlık nasıl bir aşağılık kompleksidir bu anlamakta zorluk çekiyorum. durmak zorunda olduğumuz ve başlamamız gereken yer burası diye düşünüyorum.

kusturica ne bir katil ne de düşman olarak tarif edildi. vahşetin ortasında duyarsız ve umarsız davranmakla kalmayıp canilerle yan yana durması nedeniyle, doğal teğkilerini dile getirdi insanlar. sanatçımız bu hassasiyeti görmezden geldiği gibi, birilerinin bundan rant sağlamaya çalışması hususunu da kendine malzeme yapıp, "propaganda yapıyorlar" diyerek odağı şaşırttı ve protesto edenleri "düşman" olarak nitelendirdi! bu da alçakça değil mi? daha kötüsü, affedilmez bir şekilde, kendini küçük düşürürken bile kibirli.

nihayetinde, kana ne eşlik edebilir? sorusunun cevabını veremiyor kusturica. bağımsızlığını yitirmiş, gaddar son gerici sanatçılardandır gözümde. ilericisi gericisi olmaz babında... kimse de sanatçı yönünü karıştırmadı eleştirirken. konu başka. o halde hiç yeri yokken "sanatçı zırhı"nı kusturica'ya giydirmeye de mahal yok. bu da zannedersem, insan aklinin son zamanlarda yaptigi en büyük kesiflerden biri. olan biteni iyice düsünmeden, her şeyi yüksek sanat merceğine vurup degerlendirme sanati!

SAÇMA. sanat/sanatçı kutsal bir şey midir, nedir? kanımca, bu tartışmadaki bazı arkadaşlar için esas sorun, herhalde otomatiklesmis sanatçıya halel gelmesin dusturuyla, kendilerini rahatlatacak cümleler kurmuş olmaları olabilir.

sanatçı için bir "vazife" değil ki insanlıkdışı olanın karşısında bir şekilde tepkisini iyice görünür kılması. beklenilen bir şey olsa gerek. ne var ki, bu öyle küçümsenecek bir eylem de değildir. bu tepkide tanıma, idrak ve anlama yatar. bizi şoka uğratan ve kendimize getiren, nerde bulunduğumuzun da farkına varmamızı sağlayan tutumdur bu.

sartre, genet gibi aydınlar, cezayır vahşeti sebebiyle, fransayı nasıl protesto ettiyse, (üstelik kendini devrimci addeden) kusturica'dan da böyle bir tavır beklendi. yaşananlar bu kadar apaçıkken... sussa elbet bir nebze anlaşılırdı ama kusturika basbayağı kafatasçılara övgüler düzdü, onlarla aynı safta durdu. uydurma şeyler değil ki bunlar, kendisi halen savunuyor tutumunu.

buyrun:

Bosna'daki savaşta Sırp askerlerinin Bosnalı kadınlara tecavüzünü anlatan ''Grbavica'' adlı filmiyle 2006 yılındaki Berlin Film Festivalinde ''Altın Ayı'' ödülü kazanan Jasmila Zbaniç'e yönelik ise ağza alınmayacak hakaretler ederek, ''Ne Jasmila'nın aldığı ödül, ne de tecavüze uğrayan kadınlar umurumda değil'' diyen Kusturica, daha sonra bu sözlerinden dolayı pişmanlık duymadığını açıklamıştı. (birebir alıntıdır)

daha n'olsun. tamam bu onun tercihidir denebilir fakat bu bedeli olan bir seçimdir de. çeşitli şekillerde ödeyecektir. ödüyor da. aynı kaderi paylaşan ve hala bedelini ödeyen ırkdaşı için, bkz. peter handke...

*

ben şahsen, kusturica adına bir özür bulamıyorum.
aşırı popülistlikte suçladığım ve zaten altın portakal için yarışamayacak filmini festivalden çekmesini ise aşağılık bir davranış olarak nitelendirdiğim semih kaplanoğlu'nun konuyla ilgili kapsamlı röportajı.

Emir Kusturica'nın Bosnada savaş suçu işlemekten yargılanan isimlere yakınlığı ve keskin açıklamalarını bir ay önce San Sabestianda karşılaştığı Bosnalı bir yönetmenden öğrenmiş Semih Kaplanoğlu. O an oradan arayıp Bu adam gelirse gelemeyeceğini Antalya Film Festivali yetkililerine bir ay önceden bildirmiş. "Zaten ideolojisi belli" diyen Antalya Belediye Başkanı'na da gülerek "Neymiş açıklasın. Onun görüşünden değil galiba" diyor. En çok kızdığı şey ise Kusturica'nın giderken söylediği "O önce Ermeni Soykırımı'nı, Irak işgalini protesto etsin" sözleri. Kaplanoğlu, Ermenilerden Özür Kampanyasındaki imzasını ve Irak işgaline karşı katıldığı eylemleri hatırlatarak cevap veriyor bu sözlere. Bilinenin aksine Kaplanoğlu, filmini çekmemiş festivalden. Bal bugün yönetmeni olmadan Antalya Film Festivali'nde gösterilecek.

Nereden başladı bu tartışma?

Bir ay kadar önce San Sebastian Film Festivali'ndeydim. Tabii o sırada Altın Koza'ya katılacağım kesindi. Çünkü onlara söz vermiştim. Ama Antalya Film Festivaline katılıp katılmayacağım, daha doğrusu filmin yarışma bölümünde olup olmayacağım Altın Koza'nın sonucuna bağlı olacaktı.

Bu konuda da Antalya Film Festivali'ni yapan AKSAV bir yönetmelik çıkarmıştı. Ben de o yönetmeliğe uyuyordum. Bu konuda bir sıkıntı yoktu.

San Sabestian'da No Man's Land 'ın (2001 yılında Oscar ödülü almıştı) Boşnak yönetmeni Danis Tanovic ile karşılaştım.Yemek yiyorduk. Bana Kusturica sizin Antalya Film Festivali'nde jüri başkanı olacakmış dedi. Gerçekten ben o ana kadar Kusturica'nın jüri başkanı olacağını bilmiyordum. Çünkü bu yaz yaklaşık iki-üç ayımı yurtdışında geçirdim ve bütün bu brieflerden habersizdim. Eee dedim Ne var geliyorsa. Bana dedi ki, Sen bilmiyor musun? Bu adam böyle laflar etti Bosna Savaşı sırasında. Tabii daha önce bu konuda bazı şeyler duymuştum ama bu kadar ayrıntıyı ve bu kadar keskin olduğunu bilmiyordum. Bana dedi ki Gir Youtubea bak neler çıkacak? Merak ettim ve internete girdiğim zaman gördüğüm şeylerden dehşete kapıldım. Miloseviç ve o Arkan denen adamla (Bosna Savaşı sırasında Sırp milislerin komutanı) fotoğrafları vardı. Alaycı bir üslupla, Bosnalı kadınlara tecavüz edildi dendiğinde Bu bir doğal afet gibi ağır şeyler söylüyor. Bu duyduklarım beni dehşete düşürdü ve hemen, bunu görür görmez Antalya Film Festivali'nin yöneticisi, Sanat Yönetmeni Deniz Ziya Temeltaş'ı aradım.

Bir ay kadar önce oluyor bu.

Evet. Ona dedim ki, Böyle bir şey gördüm ve şaşkınlık geçiriyorum. Bu adam nerdeyse bütün bu yapılanlar doğrudur falan diyor. Bunları 90'larda falan söylemiş ama yeni bir şey de yok, özür dilerim, yaptık bir hata, milliyetçilik, savaştır insanın kafası karışır, olur böyle şeyler gibi şeyler de söylememiş. Aksine devam ediyor alttan alta. Dedim ki, Bu konuda bilgi sahibi misiniz? Bakın, ben bu işlerle uğraşan bir adamım ama maalesef bu konuyu atlamışım ve farkında değilim. Tabii bu adamla ilgili bazı hoşnutsuzluklar vardı ama bu tür sözleri ilk defa görüyorum ve çok şaşırdım. Bana dediler ki "Ya biz de bilmiyorduk, bir bakalım buna." Hatta ben, bundan siyasi sonuçlar çıkabileceğini de söyledim. İstersen sen bunu Antalya Belediye Başkanına da söyle. Belki o da bilmiyordur, danışmanları da bilmiyordur, bu çok hoş karşılanmaz, istersen onlara da söyle dedim.
Antalya'ya gitmeyeceğinizi de o zaman mı söylediniz ilk?

Yine de siz bu adamı davet ederseniz ben o ortama hiç gelmeyeyim. Çünkü biraraya geliniyor, yemekler oluyor, muhabbet ediyoruz. Kendimi tutamam soru sorarım. Siz gene benim filmimi gösterin ama ben o ortama girmeyeyim, bunu da sana şimdiden söyleyeyim dedim. Ben bunu yaklaşık üç hafta önce San Sebastian'dayken ilettim onlara.

Onlar ne dedi peki?

Sonra o (Ziya Temeltaş) bana dönüp dedi ki, Evet haklısın, baktım ben de, gerçekten böyle bir durum var. Ben de gördüm ve şaşırdım. Ama bu benim verebileceğim bir karar değil. AKSAV'ın verebileceği bir karar. Ben bu konuda bir şey söyleyemem. Bu arada da yavaş yavaş dünyadaki ve Türkiye'deki Boşnak derneklerinden tepkiler başlamıştı. Bu arada ben bir yerlere gittim geldim, olanları çok fazla takip edemedim. Sonra Adana sonuçları açıklandı, bizim filmimizin otomatikman yarışma dışı kalacağı belliydi. Eğer Adana'da En İyi Film Ödülü alırsak bizim filmimiz zaten yarışma dışı kalacaktı. Bu arada ben Ziya ile "Bu adam geliyor mu gelmiyor mu" konuşmaları yapıyordum. Ve nihayet Boşnakların protestoları üzerine AKSAV'dan, Biz sanatçının üst kimliğine bakarız. Geçmişine ya da nasıl davrandığına ya da nasıl bir fikri olduğuna bakmayız diye bir açıklama yapıldı. Bu benim için zaten yeterli bir cevaptı. Ben sonrasında arkadaşlarıma danıştım. Arkadaşlarımın bir kısmı zaten gitmek istemiyorlardı. Ve sonra biz dedik ki, filmimiz gösterilsin ama biz galasına da gelmeyeceğiz, hiçbir etkinlikte de bulunmayacağız. Vicdani olarak bu kişinin burada olmasına karşı çıktığımızı, daha doğrusu vicdani olarak savaş suçlarına, onaylanırmış bir şekilde yaklaşılmasını tasvip edemeyeceğimizi ve bu yüzden de gelmeyeceğimizi bildirdik. Bu metni yayınladık. Yaşanan olayın arka planı bu.

Tabii Kusturica'nın üst kimliğine bakan Belediye Başkanı sizin ideolojinizin zaten belli olduğunu söyledi. Atilla Dorsay'a göre siz katı bir milliyetçiymişsiniz.

Bir kere Antalya Belediye Başkanı'nın benim belli olan ideolojimi açıklaması lazım. Belli ki onun ideolojisinden değilim. Daha doğrusu, Atilla Dorsay beni aşırı milliyetçilikle suçladı. Çok kırıldım. Çarpıtma ile biz festival dışı bırakıldığımız için bu şekilde olmuş gibi şeyler çıktı.

Kusturica da, O önce Ermeni soykırımına karşı çıksın diyerek gitti.

Beni en çok sinirlendiren şey o zaten. Kusturica'nın Peki niye 1915 ve Irakla ilgili bir şey söylememiş sözleri. Savunma gibi algılanmasın ama hatırlatmak istiyorum, bilenler biliyordur zaten. Ermeni Kardeşimden Özür Diliyorum kampanyasının ilk imzacılarından biriyim. Irak Savaşına karşı da bütün kampanyalarda yer aldım, pek çok etkinliğe katıldım. Barış inisiyatifinde ilk başlardan beri vardım.

Fethullahçıyı duymadım ama AKP'li de ilan edildiniz tabii ki.

Benim yaptığım şey, kıyı belediyelerine karşı AKP'ci bir eylem gibi gösterildi. En basiti, İstanbul Film Festivali sırasında Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Emek Sineması için zaten koltukları kirli falan dediğinde, ben kürsüden onun yüzüne karşı Hayır kirli değil demiştim. Ben olabildiği kadar dünyada insanlık adına yapılan bütün savaşların, tecavüzlerin, şiddetin karşısında biriyim. Burada da bir taraf değilim. Taraf olamam ama sadece şiddeti yayanlara, şiddeti örgütleyenlere, savaşı, soykırımı savunanlara karşıyım. Türkiye'deki Kürt meselesindeki duruşum da belli zaten. Ama sadece sanırım Kusturica'ya birileri birtakım briefler veriyor. Böyle söylersen şöyle olur diye. Bu büyük bir cehalet tabii.

Peki bir de üç buçuk ay önce Kusturica'nın Bursa'ya gelmesi var. O zaman kimse bir şey demedi, şimdi CHP'li belediye olunca sesler yükseldi deniyor.

Bursa meselesini gerçekten bilmiyordum, haberim yoktu. Bursa'ya geldiğini, konser verdiğini gerçekten bilmiyordum. Bursa'ya geldiğini bilsem bile Kusturica'nın söylediği sözleri ve bu olanları net olarak bilmiyordum. Bütün bunları üç hafta kadar önce San Sebastian'da öğrendim. Bosnalı bir yönetmenden. Tamam Bursa'ya gitmiş ama Bursa'daki insanlar da bunu bilmiyorlar ki. Kimse bunu haber yapmamış. Bugün basın toplantısı yapılıyor. Kimse internetten adam gibi Kusturicanın ne dediğine bakmamış bile. Hala Kusturica'nın bu yaklaşımı ve sözleri sanki bir söylentiymiş gibi davranılıyor. Adamın fotoğrafları var, söyledikleri var, basında konuşmaları var. Bunlara çok rahatlıkla ulaşılabilir. Kaldı ki, ben defalarca Saraybosna'da bulundum. Şu anda 20 yaşlarında olan ve o zaman yedi-sekiz yaşlarında tecavüze uğramış küçük kız çocukları şimdi büyümüşler, ben onlarla konuştum. Çocuklarını kaybetmiş, öldürülmüş annelerle konuştum. Onlarla oturdum, onların acılarını paylaşmaya çalıştım. Her şeyi gördüm, mezarlıkları ziyaret ettim. Bütün bunlar artık olmuş mu, olmamış mı diye tartışılmayacak kadar net, suçlular uluslararası mahkemeler tarafından ceza almışlar. Canlı tanıkları ile konuştum. En azından sadece onların gözleri, onların ifadeleri, onların anlattığı şeyler, sadece onlar, benim buradaki duruşumu belirleyen şeylerdir.
Kusturica'dan alıntılar için teşekkür ederim Hewit.

(evvelki mesajımı siliyorum konuyu saptırdığımı düşündüğüm için)

Kendisinin Can Dündar ile yaptığı röportajı incelerseniz eğer,yaptığı düzeltme ve yanlış anlaşıldığına dair serzenişlerinin anlamsız olduğunu görebilirsiniz.

Emir Kusturica, Boşnaklığın sanal bir var oluş olduğunu, Boşnaklar'ın da aslında Sırp olduklarını iddia etmekte. Dahası yaşandığı iddia edilen katliam ona göre koca bir kumpastan ibaret. Özetle bunları demiş kendisi.

Kimse Kusturica'yı yakalım demiyor. Onu öldürmek,canına okumak, linç etmek ve benzeri gayelerin ardına düşmemiz gerekmiyor.

Ama bu birinin düşüncelerine tepki gösteremeyeceğim anlamına mı gelmekte ? Yapılan en büyük hata, kendisiyle oturup edepli bir üslupla tartışmamak. Kusturica'nın Miloseviç yönetimiyle olan bağları, bir sır değil. Kendisinin inkar ettiği bir gerçek de değil bu.

Hoşunuza gitsin gitmesin ortada, bir soykırımı kabullenmek istemeyen bir adam var. Olay benim gözümde bundan ibaret. Kendisinin din değiştirmesi, milliyet değiştirmesi falan filan; inanın sadece falan filan.

Müslümanlık da en az Hristiyanlık kadar saçma ve anlamsız bir inanç. Kusturica'nın Sırplığı, İtalyanlığı falan fişmekan da; inanın sadece falan fişmekan.

Kusturica'ya yöneltilecek tüm olumsuz eleştiriler ne yazık ki bu gerçeğin ardında un ufak olup gidiyor. İyi de niye ? Niye yahu ? Bana de bunlardan ?

Kusturica'ya gösterilen tüm tepkileri, linç çabası olarak mı niteleyeceğiz ? Bir insanın fikirlerinin bir omurgası olması onun doğru şeyler söylediği anlamına mı gelir ?

Popüler bir dille devam edeyim yada, New Orleans'ın göbeğinde "lanet olası pis zenciler" diye bağıran bir ırkçı daha mı az ırkçıdır ? Telaviv'de, "Yahudi Katliamı yalandır diyen bir şahıs, daha mı saygıdeğerdir ?

Kusturica, Sırp milliyetçiliğinin kültür sanat ikonlarından biri. Bu ikona tepki koyabilecek şahısların ve fikriyatların da yeri belli. Sadece bu coğrafyada yaşayanların değil, aklı başında herkesin tepki koyması gereken bir takım iddiaları var. Neden olay bu coğrafyayla sınırlandırılıyor ?

Pieter Willem Botha'yı yıllarca gittiği her yerde takip eden kalabalıkların amaçlarıyla bizimki arasındaki farkın sebebi nedir ? Yanlış şeyleri, doğru yerlerde savunan insanlardır neticede sorunumuz.

Kimse kimseyi katletmesin, öldürmesin, gırtlaklamasın efendim. Kimse. Hiç kimse hem de.
tıkalı damarlarımdan birkaçını açtırıp tekrar düşündüm de, az bile yapmışız kusturica'ya. elde meşalelerle sokağa dökülüp kaldığı otelin etrafını kuşatsaydık keşke.

elia kazan da onur ödülünü alırken yuhalanmış, demokratik bir şekilde "kitleler" tarafından tepki görmüş. ama o ödülü almış, değil mi? yaşam boyu başarı oscar'ını işbirlikçilikten vermiyorlar bildiğim kadarıyla. şerefsizin önde gidenidir, sevmek zorunda değiliz ve dahi nefret edebiliriz, ama işkembeden de büyük yönetmen olunmuyor.

kimseyi savunduğum sanılmasın, kastım yalnızca şudur ki: eğer irdelersek topluma mal olmuş her bireyin eylem, söz ve davranışlarını, altından mutlaka karşısında duracağımız, subjektif veyahut objektif olarak değerlendirildiğinde "insanlık dışı" bile denebilecek bir dolu kirli çamaşır çıkacaktır. roman polanski buna en güncel örnek belki de. çocuk istismarından suçlu bulundu bu adam, a.b.d.'ye girişi yasak. ama birkaç yıl önce en iyi yönetmen oscar'ını kazandı. bu ödül o insanın -ki işlediği bir insanlık suçudur, bunun altını çizelim- karakterine verilmedi. sanatına verildi. "tebrik ederiz sübyancı kardeşim, al bu da ödülün" demedi kimse.

aradaki farkı görmek gerek, diye düşünüyorum. hepsi bu.
her şeyin bir sınırı olmalı ama yok.

kusturica ne demiş türkler hakkında: uğursuz gudubet yaratıklar, hiç sevmiyorum, zaten kim sever ki...

pardon bunu siyah kediler hakkında söylemiş, yanlış alıntılamışım.

öncelikle kusturica'nın dedim dedikleriyle, basın çarpıtması ya da tamamen yalan olarak nitelediklerini ayırmak gerekiyor. ama maksat provakasyon olunca gerek duyulmuyor. elimizdeki tek gerçek kaynak geldi ve bizim genel itibariyle sevebileceğimiz ve sevmeyeceğimiz laflar söyledi. Aman şirin gözükeyim demedi. ama hala yalan hala yalan.

filmadami.com çok dandik site bu kadar kötüsünü görmedim demiş bir de.

bazı alıntılar:

Bir kez daha ifade ediyorum: Hayatım boyunca asla ve asla insanlığa karşı işlenmiş bir suça destek olmadım. Hukuksal olarak bakarsak orada insanlığa karşı işlenen suçlardan uzak durdum ve tavır aldım, şimdi bu algı değişmeye başladı. Şu anda dünyanın her yerinde arka arkaya soykırımlar görüyoruz ve bunların hiçbirinin parçası değilim.

Nihai olarak, özellikle Bosna'da özellikle katledilen Müslümanlar için üzüntümü bir kez daha ifade ediyorum.


####

Benim üyesi olduğum Sırbistan'ın Bosna'daki Müslümanlara karşı işlediği suçlara her zaman tavır aldım ve mesafe koydum. Bosna'da olduğu gibi benim ulusumda da işlenen cinayetlere karşı tavır koydum ve protesto ettim.

Aynı şekilde Bosna'da birçok Sırp da öldü. Siz ne kadar insan kalıp eski suçlara karşı tavır alsanız da suçun, cinayetin politik vizyonuna uyamıyorsunuz. Sonra da bu anlamsız suçlamalara muhatap oluyorsunuz. Bu da Kültür Bakanı'nın yerine getirdiği eylem oluyor. Bin yıl yaşacak olsam ya da 2 bin yıl. Bu 2 bin yılda kaç büyük kolonyal devletin işlediği soykırımlara tavır almak zorunda kalacağım. Ne yazık ki gelişme soykırımlar üzerine kurulu bu insanlık tarihinde.




##########

Ben bir siyasetçi değilim. Benim sinemam söylenenleri anlamsız kılıyor zaten. Beni suçlayanlar arasında yönetmenler de varmış. Bu gayri ahlaki bir durum. Bir gazeteyi alıp bu gazetede söylenenleri insanı tamamen temsil eden birşey olarak kabul edemezsin.

Benim sinemama bakmış olsaydınız eğer bütün söylenenlerin anlamsız olduğunu görürdünüz. Şu anda dostane bir şekilde konuşmak istiyorum. Hayatımda bu konuyla ilgili yanlış birşey yaptığımı düşünmüyorum."


####

Bu suçlamalar hiçbir gerçekle uymuyor. Bu birilerinin propagandası.

Ben devrimciyim, düşüncelerimi yüksek sesle dile getiririm. Benim ailem melez. Balkanlar'ın tam anlamıyla temsilcisiyim. Damarlarımda Müslüman kanı, Hıristıyan kanı dolaşıyor. Ben Hıristiyanım doğru. Bütün bunların Bosna'daki savaşla hiçbir ilgisi yok.

Savaş başladıktan sonra Fransız basınından "tecavüzler hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordular. Beyanımda şu yönde; herşeyin abartıldığını söyledim. Kızılhaç savaşta bütün taraflardan öldürülmüş insan sayısının 110 bin olduğunu söylüyor. Ama savaş başladıktan sonra 250 bin insanın öldürüldüğünden bahsediyorlar. Ben de bununla ilgili "Biraz daha rasyonel davranmamız gerekiyor ve her konuda biraz abartılıyor" dedim. Ama asla kadınlardan bahsetmiyordum.


Yani elimizde görüşleriyle halk olarak pek uyuşmadığımız bir kişi var. Ancak görüşlerle uyuşmamak farklı, hala çarpıtmalarla linç anlayışına destek çıkmak farklı.

gerek olabileceğini sezdiğimden ek bir tercüme yapayım: Kendisi diyor ki; evet, bana kadınlar hakkında bir soru soruldu ve bunu cevapladım. cevabımda savaşta propaganda amaçlı abartmalar olduğunu, söylendiği kadar kişinin ölmediğini düşündüğümü belirttim. Ancak ben tecavüze uğrayan kadınlardan değil ölüler üzerinden yürütülen propogandadan bahsediyordum.(kızılhaç ile bosna kaynakları arasında rüportaj döneminde ciddi bir fark var ve kendisi kızılhaç'ı daha güvenilir buluyor) yani sorulan soruya o doğrultuda bir cevap vermemiş.

şimdi buna inanmayabilirsiniz de ancak adamın yüzü buradaydı, kimseye şirin gözükeyim demedi aksine "ölü sayıları porpaganda için kullanıldı" gibi bu coğrafyada hiç hoş karşılanmayacak laflar etti.

Bunun dışında da adamı savaş suçlularıyla aynı safta gösteren pek çok haberi doğrudan yalanladı.

işin özü şu ki çarpıtmalara baş vurmadan da bu coğrafya da eleştirilebilir kendisi. illa çarpıtma ve yalanlardan kuvet alarak işi linç boyutuna çekmeye gerek yok.
Ben de bir iki söz söylemek istiyorum. Sıcak tartışmayı görünce dayanamadım.

Kusturica'ya verilen tepkiler; yapay, göstermelik, popülist, tribüne yollanan goller niteliğindedir belki. Ama benim kimseye kendimi sevdirmek gibi bir derdim yok.

Kusturica ne demiş yaşanan tecavüz ve soykırımla ilgili olarak ; "olayı fazla abartıyorlar, bundan 500 yıl önce hepimiz Sırp değil miydik, yeniden Sırp ve Hristiyan olarak meseleyi çözelim"

Şimdi işkembeden konuşmak lüzumsuz.

Zaten dünya kamuoyu tarafından ne gerçekleştiği dönemde ne de üzerinden 15 yıl geçtikten sonra "ciddiye alınmayan" ," önemsenmeyen" bir "mesele" ( o meselede binlerce insanın kanı var) bir de Kusturica tarafından bu şekilde tahnit edilince o insanların verdikleri olumsuz tepkilerin sebebini anlamamak için beyninizin iki üç damarı tıkanmış olmalı.

Kişilerin mesleki kimlikleri kadar karakterleri de önemli. Bir yarışmada seni birileri "jüri" üyesi olarak seçtiyse bu sadece mesleki yeterliliklerinle ilgili değildir.

Demokratik ülkelerde kitleler "tepki" verirler. O tepkinin sonuçlarını "linç" olarak etiketlemek pek de makul bir tavır değil.

Holywood'da Elia Kazan'a verilen tepkileri hatırlatmak isterim. Ömür Boyu başarı ödülü alacağı sıra kimse Elia Kazan'ın mesleki yeteneklerine "yuh" çekmedi.

Orda olunca demokratik tepki olan bazı şeyler neden okyanusun öteki tarafında "ilkel" sıfatlarla tanımlanıyor.

ORda öldürülenlerin dinleri benim umrumda bile değil. Milliyetleri de öyle. Ölenler Sırp, öldürenler Boşnak da olabilirdi pekala. Böyle bir senaryoya kimi milletlerin verecekleri tepkiler de bu kadar önemli olmamalı.

Kısaca, Kusturica, aklından geçenleri söylemiş bir kimse. Ama bu aklından geçenlerin "makbul" şeyler olduğu anlamına gelmiyor. Akıldan geçen her şeye saygı duymam gerektiği de çok eski bir yanlış anlaşılma sanırım.

Nedense Balkanlar'da yaşanan trajediyi üçe bölme hevesinde bir kitle var. Kimse kimseyi kandırmasın o yıllarda yaşanan katliamların "doğrudan" sorumlusu Sırp yönetimidir. Ölenlerle öldürenlerden bahsediyorsak eğer, suçlu "tek" olmak zorunda. Burda mevzu bahis katliamsa kurbanlara da bir suç yüklemek en basit haliyle "edepsiz" bir tavır.
kusturica'ya gösterilen tepkiyi haklı bulan bir kimsenin, benzer bir tepki başka bir ülkede bizden bir sanatçının başına geldiğinde ne düşüneceğini merak ediyorum. ermeni diasporası diye ağlıyoruz ondan sonra.

insanlık suçları - üzerinde düşünmemiz, tartışmamız ve ders çıkarmamız gereken büyük trajediler. olayı kan davasına dönüştürmek ise yeni insanlık suçlarının müjdeleyicisi.

karar sizlerin.
Emir Kusturica'nın söylediklerine bakınca savaş suçlarına karşı bir küçümseme söz konusu değil. olay tamamen müslüman bir aileden çıktıktan sonra hristiyan olup kendini sırp hissettiği ifadesi üzerine dönmektedir.

bir savaşta her tarafın suçlu olduğunu söylemenin onu bu noktaya getirdiği açık. zira herkes her popüler adamdan sadece bosnalılar öldürüldü, sırplar şeytan gibi laflar bekliyor. ancak bir savaş varsa, bu tip lafların geçerliliği yok. basın toplantısında söylemiş zaten: "sırpların yaptığı insanlık dışı eylemleri kınıyorum" diye. ben kendisi açısından onu savaş suçlularının safına ekleyecek bir argüman göremiyorum. sadece karşımızda genel kabulün dışında olan bir kişi var ve düşünmeye meyilli olmayan halkımız da bu genel tarzın dışındaki kişi üzerinden sömürülüyor.

murathan mungan ile ilgili bir bilgim yok ancak semih kaplanoğlu o denli aşağılık bir iş yapmıştır ki kelimeler yetmez. zaten katılamayacağı festivalden filmini çekmesi ne demektir? emir kusturica'nın geleceği zaten belliyken beyefendi tepkisini katılamayacağı kesinleşince göstermiş ve tepkisini tamamen provakatif basından yaptığı alıntılara dayandırmıştır.

ama nerede bu bay ikiyüzlüye doğru dürüst tepki koyacak kamuoyu, yok tabi.
sanat, dünyayı yorumlama şeklidir. bu açıdan bir sanatçının politik görüşü tabiki önemlidir.

şimdi fikir alışverişinde bulunurken ; Murathan Mungan ve Semih Kaplanoğlu'nun jüri üyeliğinden çekilmesinin populist bir yaklaşım olup olmadığını mı, yoksa bir sanatçının insanlık suçlarıyla ilgili küçümseyen sözleri ve aktivist tutumuna karşı toleransın ne manaya geldiğini mi düşünmeliyiz?

beyin jimnastiği yaptığımı düşünün, taaruzza geçmeden önce :))
Bir mesaja cevap veriyorsunuz.
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
Aktivasyon Mailim Gelmedi!
ŞİFREMİ UNUTTUM
AKTİVASYON MAİLİ GÖNDER
ÜYE OL