12 yıl önce
I Origins filmine yorum yazdı:
Muhteşem bir konu ama ne yazık ki kusursuz bir distopyaya gidebilecek senaryoyu harcamışlar. Kim bilir, belki ikinci filme...
I Origins filmine yorum yazdı:
Muhteşem bir konu ama ne yazık ki kusursuz bir distopyaya gidebilecek senaryoyu harcamışlar. Kim bilir, belki ikinci filme...
Bozkırkurdu filmine yorum yazdı:
Müziğin lirizm taşıyan bir yarısı aşırı içli ve ağdalıydı, içinden duygusallık damlıyordu; öbür yarısına gelince, vahşi, kaprisli ve güçlüydü, ne var ki, her iki yarı, nahif ve barışçıl bir arada yürüyor, bir bütün oluşturuyordu. Bir çöküş müziğiydi bu, son imparatorların Roma'sında da benzer bir müzik yapılmış olmalıydı. Bach'la, Mozart'la, ve gerçek müzikle karşılaştırıldığında, kepaze bir şeydi kuşkusuz. Ama zaten bütün sanatımız, düşüncemiz, göstermelik uygarlığımız gerçek uygarlıkla karşılaştırıldığında farklı değildi durum. Öte yandan söz konusu müzik içtenlikle dolup taşıyordu, yalan dolandan uzak, sevimli bir zencimsiliği ve şen, çocuksu bir karpisi kendisinde barındırmak gibi bir üstünlükle donatılmıştı. Zencilerden ve tüm gücüne karşın biz avrupalılara öylesine kör ve çocuksu görünen Amerikalı'lardan bir şeyler saklıydı bu müzikte. Avrupa da böyle mi olacaktı? Şimdiden bu yolda mı ilerliyordu Avrupa? Bizler, bir zaman ki gibi bunlara h ... DevamıMüziğin lirizm taşıyan bir yarısı aşırı içli ve ağdalıydı, içinden duygusallık damlıyordu; öbür yarısına gelince, vahşi, kaprisli ve güçlüydü, ne var ki, her iki yarı, nahif ve barışçıl bir arada yürüyor, bir bütün oluşturuyordu. Bir çöküş müziğiydi bu, son imparatorların Roma'sında da benzer bir müzik yapılmış olmalıydı. Bach'la, Mozart'la, ve gerçek müzikle karşılaştırıldığında, kepaze bir şeydi kuşkusuz. Ama zaten bütün sanatımız, düşüncemiz, göstermelik uygarlığımız gerçek uygarlıkla karşılaştırıldığında farklı değildi durum. Öte yandan söz konusu müzik içtenlikle dolup taşıyordu, yalan dolandan uzak, sevimli bir zencimsiliği ve şen, çocuksu bir karpisi kendisinde barındırmak gibi bir üstünlükle donatılmıştı. Zencilerden ve tüm gücüne karşın biz avrupalılara öylesine kör ve çocuksu görünen Amerikalı'lardan bir şeyler saklıydı bu müzikte. Avrupa da böyle mi olacaktı? Şimdiden bu yolda mı ilerliyordu Avrupa? Bizler, bir zaman ki gibi bunlara hayranlıkla kuçak açan yaşlanmış insanlar mıydık? Yarın unutulup alay konusu yapılacak ağır nevrozluların oluşturduğu bir avuç aptal mıydık sadece? Bizim "uygarlık" bizim us, bizim ruh dediğimiz, bizim güzel ve kutsal nitelendirdiğimiz şeyler sadece bir hayal miydi, öleli çok zaman olmuştu da yalnızca bize bir kaç soytarı tarafından gerçek ve canlı gözüyle mi bakılıyordu? Belki hiçbir vakit gerçekten var olmamış, yaşanmamıştı bunlar. Biz aptalların uğraşıp didindiği şey belkide her zaman hayalden başka bir nitelik taşımamıştı.
Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti filmine yorum yazdı:
Ben eski filmlerde olayın ne kadar muhteşem yerlere vardığını ve 2014 yapımında, buna göndermeler bulabileceğiniz ince noktaları yazmışım. Ama benden nefret eden, dahası bana dümdüz küfürler yazan, her halükarda bunları söyleyen biriyseniz, gözünüz nefretten başka bir şey görmüyorsa, sırf beni eleştirmek için okuduğunuzu dahi anlamayabilirsiniz.
Tavsiyemdir; bu filmi beni eleştirmek için izlemeyin. Gidip Max Weber falan okuyun, Modern Dünya Sistemi teorisini bitirin de bir iş görsün, eleştirileriniz tutarlı olsun.
Ama bu film ateizümden bahsetmüüüür, sen nası goygoy yaparsieeen-
O eski filmlerde olayın vardığı Berkecan.
Çikin tamam mı111!!111 Konuşan maymunlar var, ne saçma bilimkurgu offf!
Sus Berkecan.
Aşk filmine yorum yazdı:
Her'in senaryosunun çok ama çok benzerini onlarca yıl önce Asimov işlemişti, bu sebeple tam 212 kez filmin sitede özgün bir senaryo olarak seçilmesine saşırmadan edemediğimi belirtmem gerek. Belki de daha önce roman ve hikayelerde işlenenler, ilk kez bir filmde işlendiyse özgün bir senaryoya giriyordur, burada pekala benim yanlış anlamam olabilir.
Bunun yanı sıra aşkın ne olduğuna nasıl olabileceğine, değiştireceği biçimlere dair ciddi fikirlerle gelse de, film sevdiğini korkakça bir öpücükle öldürüyor ve bittiğinde yerini devasa sayılabilecek düzeyde mantık hatalarına bırakıyor.
Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti filmine yorum yazdı:
Şunu bilmek gerek ki Maymunlar Cehennemi serisi, hiçbir zaman için günümüz popüler kültürünü mutlu etmeyi, bol efektli filmler yapmayı konu alan bir yapım değildi. Bu yüzden, karşılaştırması da 2010'larda çıkan yapımlarla değil, 1968'de başlayan seriyle yapılabilir, bunun dışında yapılacak her yorum, her düşünce abes kaçacaktır.
Eski filmlerde; maymunlar gelişiyor, fikirleri, düşünceleri, duygusallıkları gelişiyor ve ihaneti öğreniyorlar. Kendinden olmayanı yok etmeyi öğreniyorlar. Güçlünün yanında kalmayı, güçsüzü ezmeyi öğreniyorlar. Güçlü olanın haklı olduğunu sanıyorlar, günümüz dünyasına benziyor. İnsanın özelliklerini alan maymun, zamanla evren içinde kaybolmuş, yapayalnız hissediyor ve savaşacak askerlerde bulamıyor. Hemen ardından da tanrı inancına gerek doğuyor ya da tanrı, film serisindeki maymunların yozlaşmış toplumlarını düzeltmek için elçisini yolluyor, bu kısım seyircinin takdiridir. Akabinde peygamberlere sahip oluyorlar, savaşın diyor peygamberleri! İnancımızı yaymak, ... DevamıŞunu bilmek gerek ki Maymunlar Cehennemi serisi, hiçbir zaman için günümüz popüler kültürünü mutlu etmeyi, bol efektli filmler yapmayı konu alan bir yapım değildi. Bu yüzden, karşılaştırması da 2010'larda çıkan yapımlarla değil, 1968'de başlayan seriyle yapılabilir, bunun dışında yapılacak her yorum, her düşünce abes kaçacaktır.
Eski filmlerde; maymunlar gelişiyor, fikirleri, düşünceleri, duygusallıkları gelişiyor ve ihaneti öğreniyorlar. Kendinden olmayanı yok etmeyi öğreniyorlar. Güçlünün yanında kalmayı, güçsüzü ezmeyi öğreniyorlar. Güçlü olanın haklı olduğunu sanıyorlar, günümüz dünyasına benziyor. İnsanın özelliklerini alan maymun, zamanla evren içinde kaybolmuş, yapayalnız hissediyor ve savaşacak askerlerde bulamıyor. Hemen ardından da tanrı inancına gerek doğuyor ya da tanrı, film serisindeki maymunların yozlaşmış toplumlarını düzeltmek için elçisini yolluyor, bu kısım seyircinin takdiridir. Akabinde peygamberlere sahip oluyorlar, savaşın diyor peygamberleri! İnancımızı yaymak, dünyaya iyilik getirmek için savaşın. Savaşıyorlar. Tüm evreni yaratan bir tanrıya, onlara yollanan elçiye inanıyorlar. Her bunaldıklarında kutsal kitaplarından iyilik öğütleyen şeyler okuyorlar. Toplandıklarında; kutsal kitaplarındaki şu ayetleri okuyup kendinden olmayanı katlediyorlar.
"insana dikkat edin, o şeytanın pençesidir, tanrının en ilkel yaratığıdır, spor için öldürür ya da hırsı için. evet kardeşinin toprağına sahip olmak için kendi kardeşini öldürür. çok çoğalmalarına izin vermeyin yoksa bir çölü kendi evi yapacaktır ya da sizinkini. onu ormandaki inine sürükleyin, onun için en iyi şey budur."
Yetmiyor, kutsal kitapları heykelleri müstehcen buluyor, bu yüzden din adına tüm heykelleri yıkmaya başlıyor ve bir çeşit ahlak anlayışına sahip oluyorlar. Zaman geçtikçe; savaş karşıtı, dini reddeden maymunlar çıkıyor ve onları dışlıyor, hapse tıkıyor, askerlik yapmak istemeyen maymunları vatan haini ilan ediyorlar. Onları normalden saymıyorlar ama zaten tarih, bize her 75-100 yılda bir normal algısının tamamiyle değiştiğini ve normalin, er geç değişime mahkum olduğunu gösterecekti. Hatta, maymunlardaki ırkçılık öyle bir raddeyi alıyor ki, filmde sık sık "tek iyi insan ölü insandır" sözünü söyleyerek, ırkçılık, militarizm karşıtı bir çok filmin yapmak isteyipte yapamadığını başaracak, oturaklı bir duruş sergileyeceklerdi. Bu seri, en başından itibaren izlenmelidir. Sosyolojik bir baş yapıt, tabi ki eski yapımları.
Şeytanın Kızı Gilda filmine yorum yazdı:
Senaryoda çok ciddi kopukluklar mevcut olsa da ve bu hatalar sebebiyle bazı eleştirmenlerin eşcinselliğe göndermelerle dolu sert yazılarını filmin erkek karakterleri süslese de - ki ben, buna katılmıyorum - sırf Gilda’nın siyah, uzun eldivenlerini çıkarttığı sahne bile başlı başına bir klasiktir. Hollywood’un aşk tanrıçası Rita, Gilda rolü ile bundan yüzlerce yıl sonra bile kuşkusuz hayalleri süsleyecek.
Şangaylı Kadın filmine yorum yazdı:
Femme Fatale algısının işlenişi şaşırtıcı derece de Tolstoy Romanlarının birebir aynısı ile başlamış ve dahası aynı şekilde sonlanmış fakat bu filmi güzel kılan en önemli şey, dönemin klişelerinin hepsini ama hepsini çok ustalıkla kullanmış olması gibi gözüküyor. Böylesine bir tesadüfte, ancak Orson Welles gibi bir yönetmene sahipse bu kadar güzel duracaktır.
Bir keresinde Brezilya yakınlarında okyanusun kanla kaplandığını, kapkara olduğunu görmüştüm. Öyle ki güneş, ufkun üstünde solup gitmişti. Fortalaze’da limana girdik. Biraz balık tutmak için oltaları çıkardık. İlk benim oltama balık vurdu, bir köpekbalığıydı bu, sonra bir tane daha geldi, sonra bir köpekbalığı daha... Öyle ki koca deniz köpekbalıklarıyla kaplandı. Köpekbalıklarından su görünmez olmuştu. Benim köpekbalığım, kendini kancadan kurtardı. Sonra o koku, belki kan izi, o köpekbalığının kan kaybetmesi diğerlerini deliye döndürdü. Hayvanlar birbirlerini yemeye giriştiler. Kudurmuş ... DevamıFemme Fatale algısının işlenişi şaşırtıcı derece de Tolstoy Romanlarının birebir aynısı ile başlamış ve dahası aynı şekilde sonlanmış fakat bu filmi güzel kılan en önemli şey, dönemin klişelerinin hepsini ama hepsini çok ustalıkla kullanmış olması gibi gözüküyor. Böylesine bir tesadüfte, ancak Orson Welles gibi bir yönetmene sahipse bu kadar güzel duracaktır.
Bir keresinde Brezilya yakınlarında okyanusun kanla kaplandığını, kapkara olduğunu görmüştüm. Öyle ki güneş, ufkun üstünde solup gitmişti. Fortalaze’da limana girdik. Biraz balık tutmak için oltaları çıkardık. İlk benim oltama balık vurdu, bir köpekbalığıydı bu, sonra bir tane daha geldi, sonra bir köpekbalığı daha... Öyle ki koca deniz köpekbalıklarıyla kaplandı. Köpekbalıklarından su görünmez olmuştu. Benim köpekbalığım, kendini kancadan kurtardı. Sonra o koku, belki kan izi, o köpekbalığının kan kaybetmesi diğerlerini deliye döndürdü. Hayvanlar birbirlerini yemeye giriştiler. Kudurmuş bir halde kendi kendilerini yediler. Öldürmenin şehveti, insanın gözlerine batan bir rüzgar gibi hissediliyor. Denizden buram buram yükselen ölümün kokusu duyulabiliyordu. Bu geceki pikniğe kadar bundan daha korkuncunu görmemiştim. Biliyor musunuz? O delirmiş köpekbalıklarından bir tanesi bile hayatta kalmadı.
Yurttaş Kane filmine yorum yazdı:
Citizen Kane, kuşkusuz sinema tarihinin Rosebudlarından biridir. Her sahnesiyle gerçek bir başyapıt.
Evrim filmine yorum yazdı:
Film sosyolojik açıdan insanlığa ufak fısıldayışlarla sesleniyor ve bunu sağlam bir felsefe ile de harmanlıyor. Senarist açısından düşünürsek; öylesine bencil varlıklarız ki her gün yüzlerce insan iş kazalarında katledilirken, binlercesi açlıktan ölüp düşüncesi farklı diye yok edilirken, nükleer silahlar bir din halini alıp, adaletsizlikler, yalanlar, aldatmalar ve çıkar kol gezerken kendi ucuz, beş para etmez dünya düzenimizi "humanity" adı altında yüceltiyor ve buna bir alternatif sunulduğunda yerden yere vuruyor, sevenleri de ötekeleştiriyoruz. Dahası bilmediğimiz her şeyden korkuyoruz. Teknoloji, eğlence dünyası, farklılıklar, yeni sosyolojik deneyler vs. Atrocity, insanın ne olduğuna dair ciddi bir çığlık atmayı çok uzun yıllar önce başarmıştı.
Transcendence belki sesini çok yükselten bir film değil, ancak fısıldayışı doğru açıdan bakıldığında, backgroundu olan insanlara çok şey ifade edecektir. Max Weber'dan Karl Marx'a kadar uzanan, geçmişteki ve günümüzde yaşayan dahilerin üst ... DevamıFilm sosyolojik açıdan insanlığa ufak fısıldayışlarla sesleniyor ve bunu sağlam bir felsefe ile de harmanlıyor. Senarist açısından düşünürsek; öylesine bencil varlıklarız ki her gün yüzlerce insan iş kazalarında katledilirken, binlercesi açlıktan ölüp düşüncesi farklı diye yok edilirken, nükleer silahlar bir din halini alıp, adaletsizlikler, yalanlar, aldatmalar ve çıkar kol gezerken kendi ucuz, beş para etmez dünya düzenimizi "humanity" adı altında yüceltiyor ve buna bir alternatif sunulduğunda yerden yere vuruyor, sevenleri de ötekeleştiriyoruz. Dahası bilmediğimiz her şeyden korkuyoruz. Teknoloji, eğlence dünyası, farklılıklar, yeni sosyolojik deneyler vs. Atrocity, insanın ne olduğuna dair ciddi bir çığlık atmayı çok uzun yıllar önce başarmıştı.
Transcendence belki sesini çok yükselten bir film değil, ancak fısıldayışı doğru açıdan bakıldığında, backgroundu olan insanlara çok şey ifade edecektir. Max Weber'dan Karl Marx'a kadar uzanan, geçmişteki ve günümüzde yaşayan dahilerin üst düzey sosyolojik ve matematiksel zekasını geleceğe uyarlamaya çalışan bir yapım. Eleştirilebilir yanıysa hollywood'un klasik gişe anlayışına bağlı kalması, dahası kitlesi itibariyle bunun zorunda olması. İzlemelisiniz.
The Assassination of the Duke de Guise filmine yorum yazdı:
1908'lerden başlayarak 1914'e kadar Fransa'daki tiyatro eserlerinin hemen hepsi sinemaya çekiliyor ve yapılan bu iş, filmi sanat haline getirirken aristokratları sinemanın içine çekmeye yarıyordu.
Bu çalışma, sine-roman'a geçiş öncesi tarihte daima parlayacak yıldızlardandır.