Belirsiz Gece Suare No: 72 UYUYAN ADAM

UYUYAN ADAM

UyuyanAdamfilmafişihttp://www.filimadami.com/afisler/11096.jpg" />

Georges Perec’in aynı isimli kitabından uyarlanan film “Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, “tutunamayan” bireyler üzerine bir film. artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.”

DİPNOT:  http://artistikbellek.wordpress.com/2014/01/01/metin-caliskan-un-homme-qui-dort-uyuyan-adam/

ben filmden önce kitabı okuyanlardanım. kitabı bulmak kolay. zaten bahsedilen dış ses de film boyunca kitabı okumakta. çünkü kitapta da olay halihazırda filmdeki gibi hakim bakış açısıyla, 3. kişi tarafından anlatılmakta. tabi kitabın tamamı okunmuyor kitabı elime alıp takip edebildiğim kadarıyla; atlanan cümleler var. zaten gereğinden fazla uzun olabilirdi kitabın tamamı okunsaydı. neyse; aynı etkiyi yaratabilmek için kitabı telefonda bazı arkadaşlara okudum ama hepsi uyuyakaldılar, beceremedim.

metincanın yorumunu okuyunca gözüm korkmadı desem yalan olur,şu sıra haleti ruhiyem pek bu tarz filmleri kaldırabilecek gibi değil ya hadi hayırlısı....

film hakkında önyargılı davranmışım,öğle paydosunda bir bakayım diye açtım hemencecik izledim bitti :D

 

öncelikle evet kolay bir film değil yada alışılmış bir tarz değil,bu açıdan herkese hitap etmeyebilir. ama süre olarak da avantjlı olduğu için bir çırpıda izledim ben. film hakkında ne söylenebilir? çok şey söylenebilir ama bunları söyleyebilecek kapasitede insan olmak lazım ama malesef ben onlardan değilim :) filmin çoğu yerinde durdurup replikleri yazmak istedim ama bazı cümleleri o kadar uzundu ki altyazıyı okurken zorluk çektim,yani cümlenin sonu geydiğinde başını unuttuğum oldu. metinin dediği gibi sesler çok baskında,bu da beni zaman zaman repliklerden koparttı;bir ara kulaklığı çıkarıp sesleri duymadan sadece altyazıları okudum öyle daha net anladım ne demek istediği ama sessiz de tadı olmadı :)

 

filmin anlattığı durağanlık çoğu zaman benim de aklımı çeler,kimseyle iletişime girmeden ot gibi yaşayıp gitsem derim. o yüzden filmdeki "bir ağaç yada fare bir beklenti içinde yaşamadıkları için mutsuz bir yaşamları olması beklenemez" minvalindeki ana fikir çok hoşuma gitti. SPOİLEEEEER taki filmin son 15 dakikasına kadar! birden bire ortaya çıkan o "yalnızlık ve mutsuzluk" temasını filme yakıştıramadım,evet o monotonlukta insan pekala yaşayıp gidebilir demesi lazımdı filmin ama demedi :( filmin ana fikrine uygun olarak;ben de insan olarak beklentiye girdim ve beni mutsuzluğa  sürürkledi...

 

kısaca filmi beğendim ama sakin kafayla tekrar izlemem lazım,çünkü kaçırdığım çok şey var biliyorum. ah bir de yanında filmsever biri olacak ki sahneleri durdurup durdurup konuşa konuşa izleyeceksin tadından yenmez,fırsatınız varsa mutlaka o şekilde izleyin derim dostlarım ;)

"Evinden çıkman gerekmez. Masandan kalkma ve dinle. Hatta dinleme, yalnızca bekle. Hatta bekleme bile, kesinlikle sessiz ve yalnız ol. Dünya, maskesini düşüresin diye, gelip kendini sunacaktır sana, başka türlü olamaz; kendinden geçmiş bir halde eğilecektir önünde.''

Franz Kafka, "Günah, Acı, Umut ve Doğru Yol Üzerine Düşünceler" den bu alıntı ile başlıyor kitap.

 

Malumunuz,  bir kitap uyarlaması film. birçoğuna göre en iyi uyarlamardan birisi. katılmamak ne mümkün. saçma sapan dialoglarla kirletilmemiş. uçan arabalar, dans eden hanımlar yok. sen ve biz varız.  yalnızlığımız, beyhude çabalarımız var. hırslarımız var sonra iki yüzlülüğümüz var. beklentilerimiz, arzularımız var. bitmek tükenmek bilmeyen arzularımız.

 

kitaptan alıntıdır

''pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti. topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmiş bile. roller hazır, etiketler de; bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tüm yerler orada durmuş sıralarını bekliyorlar. serüvenlerin öyle iyi betimlenmiş ki, ne şiddetli isyan bile kimsenin kılını kıpırdatmayacaktır. sen istediğin kadar sokağa çıkıp insanların şapkalarını başlarından uçur, başına iğrenç şeyler tak, çıplak ayakla yürü, bildiriler yayınla, önüne çıkan bir kapkaççıyı geçerken kurşunla, boşuna, bir işe yaramayacak: düşkünler yatakhanesinde yatağın çoktan yapılmış, lanetli şairler sofrasında yerin ayrılmış. sarhoş gemi, sefil mucize: harrar bir panayır eğlencesi, turistik bir gezidir. her şey öngörüldü, her şey en ufak ayrıntısına kadar hazırlandı: büyük aşklar, soğuk alaycılık, ıstırap, bolluk, egzotizm, büyük serüven, umutsuzluk. sen ruhunu şeytana satmayacak, ayaklarında sandaletlerle gidip kendini etna'ya atmayacak, dünyanın yedinci harikasını yıkmayacaksın. ölümün için her şey çoktan hazır: seni öldürecek top güllesi çok uzun zaman önceden eritilip döküldü, tabutunun peşinden ağlayacak olan kadınlar çoktan tutuldu.''

 

''en yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki, sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de, yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak geçirmemen mümkün mü? ne diye yaşar gibi görünesin ki? neden sürdüresin*? başına gelecekleri şimdiden bilmiyor musun sanki? olman gereken her şeyi daha önce olmadın mı: anasına babasına layık bir oğul, küçük cesur izci, daha iyisini yapabilecek iyi bir öğrenci, çocukluk arkadaşı, uzak kuzen, yakışıklı asker, yoksul genç adam? biraz daha gayret etsen, hatta buna bile gerek yok, birkaç yıl daha geçse, orta sınıftan, değerli bir meslektaş olacaksın. iyi koca, iyi baba, iyi yurttaş. eski tüfek. tıpkı kurbağalar gibi toplumsal başarının küçük basamaklarını bir bir tırmanacaksın. geniş ve çeşitlilik gösteren bir yelpaze içinden, arzularına en uygun düşen kişiliği seçebileceksin, tam senin ölçülerine göre titizlikle seçilmiş olacak. nişan verilecek mi sana? kültürlü mü olacaksın? ağzının tadını iyi bilen biri mi? böbrek ve kalp uzmanı mı? hayvan dostu mu? boş saatlerini akortsuz piyanonda, sana hiç zarar vermemiş sonatları katletmekle mi geçireceksin? yoksa, sallanan bir koltukta, kendi kendine yaşamın iyi yanları da olduğunu tekrar ederek pipo mu içeceksin?''  diye sorup söylüyor  kitabında perec.

 

Bu kadar yalnız bu kadar içedönük bu kadar umutsuz ve mutsuz bu kadar tekdüze bir adamın ağzından ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi varoluş. Film izlemedim sanki sayfalarca kitap okudum. Bana gösterilen değildi bu film sadece ben resmen filmi izlerken kendi hayal gücümü işin içine soktum ve düşünebildim. Adamın yerine koydum kendimi ve o adamın hayatını yaşadım izlerken.Sanırım bunu gerçekten istedim yoğun depresif havaya rağmen. Renkleri gibi siyah ve beyazdı film kontrastı yüksek ve keskin. En kısa zamanda kitabı okumam gerektiğini düşünüyorum o zaman daha da anlam kazanıcak. Öneri için sisifosa teşekkürler.

Bu tarz filmler beni feci kasıyor yahu. Bana pek bir anlam ifade etmedi film. Hiç beğenmedim desem yeridir. Yine de ilginç bir deneyimdi diyebilirim. İzleyip, merakımı gidermiş oldum. Bir de tuhaf bir şekilde filmin siyah-beyaz görüntüleri başımı ağrıttı. Hipnotik bir film :) 

Bu filmi izleyince demistim ki oguzhani su kisa surede tanidiysam eger oguzhan bu filmi sevmez :D

Ahahaha süpersin tomanas :D o kadar mı belli ediyorum kendimi ya :P

Hemde nasil :)
Bir mesaja cevap veriyorsunuz.