Belirsiz Gece Suare No: 74 - Possession

tamam tamam arkadaşlar sorun yok, önerirken farkındaydım zaten herkesin beğenebiliceği bi film olmadığının. sadece yanlış anlaşılan bi kaç noktayı düzelttim :) sağolun tekrar ilgiden dolayı, aklıma geldikçe öneririm yine :)
gaspar filmin beğenilip beğenilmemesi senin sorumluluğunda değil ki. sen üzerine düşeni yaptın önerdin bitti gitti. ben filmden hakikaten nefret ettim ki çok az film için böyle konuşurum. ama senin yapabileceğin bişey yok. haftaya da ben bi film öneririm seçilir ama hiç beğenilmeyebilir. sen rahat ol yorumları sakın kişisel algılama ve film önermeye devam et lütfen :)
gaspar arkadaş sen bu elemanlara bakma yaaa onlar iyi filmden pek anlamazlar zaten :p

ben eksimi alayım :)
Günaydın :) öneri için teşekkürler Gaspar Oğuzhankun'un dediği gibi bizde olaylar fifty fifty olabiliyor :D sen yinede önerilerini yapmaya devam et ^_^
Eheh Gaspar sen bakma bize biz zor beğeniriz, her suarede yarımız beğenir yarımız beğenmez :)
gaspar bu filmi önerdiğin için ben kendi adıma cok tesekkur ederim..

zor filmleri çok severim ve bu fılm sanırım sımdıye kadar ızedıgımen zor ve dediğin gibi ucu acık birfılmdı :)

sayende Zulawski ile tanısmıs oldum .
arkadaşlar ben zaten herkese hitap etmeyen bi tarzı olduğunda "biraz farklı bi tavsiye oldu" demiştim :D film ucu açık filmlerden. pek çok metafor bulunmakta... abartılı dialog ve karakterler, filmin karanlık atmosferi, karakterlerin kıyafetleri, filmin çekildiği ortam ve en önemlisi o eciş bücüş yaratık; hepsi arka planda insan ilişkilerine dayalı anlaşmazlıklardan oluşan anlamlar bulundurmakta... mesela en göz önünde olan yaratık; anna karakterinin sıkılmışlık ve boşluğa düşmüüşlüğünün; aynı zamanda marc karakterinin karısına duyduğu sapkın aşkdan dolayı oluşan paranoyak düşüncelerinin bir tezahürü. yani aslında filmde bi yaratık da yok, yönetmen bu düşünceleri bize bu şekilde yansıtmış. tarz meselesi... direk ilişkilere dayanarak izletseydi zaten bu zulawski filmi değil bertolucci filmi olurdu, bizde bi romantik drama izlerdik. yani korkmamızdan çok çözümlememiz için var orda. dediğim gibi film size verdiklerinin belli bi başı ve sonu olmayan; düşünmeye ve yorumlamaya açık pek çok unsur bulunduran bi film.

neyse ben bi daha film önermeyeyim, biraz farklı bi zevkim var sanırım :D zaman kaybı olarak gören arkadaşlarda kusura bakmasınlar :)
Nadidoş duygularıma tercüman olmuş. Hiç beğenmedim çok sıkıldım hemen bitsin istedim. Filmde ne korku vardı ne de gerilim. Oyuncular evet iyiydi ama bu film hiç bana hita etmiyor boğdu resmen. :)
Her zevke ve izleyiciye hitap etmeyen Andrzej Zulawski 'nin, bir çok ülkede hatta kendi ülkesinde bile yasaklanan fılmını ızlemek o kadar da kolay olmadı tabi :)

Filmde evli olan Anna ve Marc çiftinin evliliklerinin zor bir evreye girdiği bir donem anlatılıyor. Anna, Heinrich adında biriyle birlikte oldugunu ve onunla aşk yaşadığını Marc'a söyledikten sonra sürekli olarak evden kaçmaya başlar. Anna'yı takip ederek neler oldugunu anlamaya çalışan Marc, birsürü karanlık tuhaf gerçek dışı ve karmaşık olaylar içinde kendini bulur.

Filmde kullanılan nesneler, renkler, mekanlar, kavramlar; izlerken banaen cokbunların bize neler anlatmak istediğini anlamak ve anlamlandırmakla gectı. Anna nın duru güzelliği ve birden içinden fırlayan canavar ve Anna'nın tam zıttı olan ve Anna'nın ikizi kadar ona benzeyen bembeyaz kıyafetler içinde Bob'un ögretmeni, sürekli dagınık ev, sürekli aynı elbiseleri giyen karakterler, evdeki ve dıs mekandaki bazı yerlerdeki mavi rengin hakimiyeti, bomboş sokaklar ve terk edilmiş binalar...

Anna'nın ıssız birmetroda gecırdıgı kriz sahnesi kendisine Cannes film festivali dahil birçok festivalde ödül getirmiş ki bu sahne ile hem Adjani'ni oyunculuğunu hem de filmin kilit sayılabilecek sahnesini yorumlayarak bu karakterin film boyuncane yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyoruz aslında.Ele geçirilmiş bir bedende can cekişen ruhu ve çığlıklarıyla dakikalarca içine giren bir varlığıkla savaşan aslında onu içinde istemeyen ama ona mecbur kalan zevk alan ama zevk aldıkca da acı ceken bir karakteri izliyoruz ve bu sahneler bu filmin en iyi, şu ana kadar izlediğimçeklimesi ve oynanması en zor sahnelerden biri oldugunu düşünüyorum.

Önceleri kadının bedenini ele geçirmişşeytanı bir güç oldugunu düşündüm. Daha sonralarısürekli kaçarak geldiği harabe eve gelendavetsiz misafirlerin kanıyla beslenen bir yaratık cıktı ortaya. Bu yaratıgın ne oldugunu anlamaya calısırken Adjani ile seviştikçe, onun tutkusu ve ölen insanların ruhlarıyla vucut bulanve son sevısmelerınden sonra bir insan bedenine -eşi Marc'ın aynısı olarak - bürünen bir varlık olduğunu gördük.

Filmle ilgili önemli olan birkaç nokta da filmin cekildiği mekanların atmosferi, filmin sinematografisi ve oyunculuklar olarak sayabiliriz. Filmi bu kadar kasvetli yapan unsurların sebebi yonetmenın kullandıgı mekanlar,Berlin'in savastan sonraki kasvetli ve boğucusokakları ve evleri, kamera açıları ve özellikle Isabella Adjani ve tabi ki Sam Naill'in oyunculuklarıyla birleşinceortaya unutulmaz sekansları içinde barındıran bir film ortaya çıkmış.

Tanrıya İnanır mısın? - Bence Tanrı bir hastalık
Bir mesaja cevap veriyorsunuz.