... Devamı Bu varoluşçu öykü bize modern dünyanın kendisini hala kurtaramadığı bir barbarlık biçimi olarak ölüm cezasının vahametini ve insanlığın bir utancını anlatıyor. Belgesel film tadında bir girişle bizleri karşılayan film, yaşanmış hayat hikayelerinden yola çıkarak İran’da şeriat kanunlarına göre düzenlenen ölüm cezası uygulamalarını masaya yatırıyor. Şeriata göre cinayete kurban gidenin ailesi suçlunun cezasını bizatihinfaz ediyor. Aile, suçluyu azad edebiliyor, bir diyet talep edebiliyor, ya da kısasa kısas diyebiliyor. Sonuncu şıkkı seçmesi durumunda, aile infazın gerçekleştirileceği yerde hazır bulunmak zorunda yoksa idam erteleniyor.
Patronunu öldüren Mansur’un suçlu olduğuna hiç şüphe yoksa da götürüldüğü darağacından, kurbanın ailesi infazda hazır bulunmayınca üç kez geri dönmüştür. Kararın tekrar tekrar ertelenmesi zalimce bir işkenceye dönüşmüştür ve bu, neredeyse suçunu gölgede bırakacak bir etki yaratır. Darağacından her geri dönüşün avuntusu kısa zamanda bir sonraki infazı beklemeye başlamanın gerilimi altında ezilip gitmiştir. Zaman akıp gittikçe ölümle yaşam, infazla af arasındaki bir Araf’ta sıkışıp kalır. Giderek ailesinden ve onu çevreleyen dış dünyadan uzaklaşır. Giydiği hüküm, yaşadığı hayata dönüşür.