9 ay önce
Çıplak Vatandaş filmine yorum yazdı:
Üzgünüz, Size Ulaşamadık filmine yorum yazdı:
Son okuduğum kitapta psişik çöküşün bir örneği olarak verilen “Sorry We Missed You” filmini izledim. Son zamanlarda izlediğim en sarsıcı filmlerden biri oldu. Bu filmi izlerken Richard Sennett Karakter Aşınması kitabında geçen şu cümleler aklıma geldi; “Karşımızdaki asıl sorun, bugün, bizi sürüklenmeye bırakan bir kapitalizmde, yaşam öykülerimizi nasıl şekillendireceğimizdir. Filmde modern kapitalizmin “özgürlük” maskesi altında yarattığı sömürü düzeni, aile yapısının çözülüşü ve insan olmanın anlamının sorgulanışı ele alınıyor. Filmin asıl sarsıcı tarafı bir belgesel tadında oluşu ve oyuncuların çok fazla sahne tozu yutmayan “bizden” kişiler olmasıdır. Maddi sorunlarını halletmek amacıyla yeni bir iş kurma düşüncesine giren aile babasının aklına “gig economy” modelinin içinde ye almak gelir. Paket teslimatçılığı yaparak 12 ayda tüm sorunlarını giderecek ve daha refah bir gelecek hayal ediyordu. Lakin vahşi kapitalizm kişileri sürekli borç batağında bırakmayı hedeflediği için işler sar ... DevamıSon okuduğum kitapta psişik çöküşün bir örneği olarak verilen “Sorry We Missed You” filmini izledim. Son zamanlarda izlediğim en sarsıcı filmlerden biri oldu. Bu filmi izlerken Richard Sennett Karakter Aşınması kitabında geçen şu cümleler aklıma geldi; “Karşımızdaki asıl sorun, bugün, bizi sürüklenmeye bırakan bir kapitalizmde, yaşam öykülerimizi nasıl şekillendireceğimizdir. Filmde modern kapitalizmin “özgürlük” maskesi altında yarattığı sömürü düzeni, aile yapısının çözülüşü ve insan olmanın anlamının sorgulanışı ele alınıyor. Filmin asıl sarsıcı tarafı bir belgesel tadında oluşu ve oyuncuların çok fazla sahne tozu yutmayan “bizden” kişiler olmasıdır. Maddi sorunlarını halletmek amacıyla yeni bir iş kurma düşüncesine giren aile babasının aklına “gig economy” modelinin içinde ye almak gelir. Paket teslimatçılığı yaparak 12 ayda tüm sorunlarını giderecek ve daha refah bir gelecek hayal ediyordu. Lakin vahşi kapitalizm kişileri sürekli borç batağında bırakmayı hedeflediği için işler sarpa saracaktı haliyle. Filmin üzerinde konuşulması gereken pek çok konusu var lakin eskisi kadar yazmaya ve aktarmaya hevesli olmadığım için çağrışım yapan başka bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “Hatırlıyorum şimdi. Borçlandım, evet. Gırtlağıma kadar borca girdim. Gelecekten ümidim vardı, annadın mı? Geleceğe güvendim. Her şeyin düzeleceğine inanıyordum. İşler daha kötüye gidemezdi, demek ki düzelecekti. Durmadan bişeyler satıyorlar, demek ki işler düzelecek. Buzdolabı alın. Araba alın. Ev alın. Arsa alın, yatırım yapın. Ergeç ödeneceğini hesaba katmasalar, bu kadar cömert olurlar mı? Birgün mutlaka ödenecek. Ben de katıldım kervana. Madem işler böyle yürüyor, neden borçlanmayayım? Ben de şurdan burdan bişeyler koparayım. Zaten herkes borçlanmanı istiyor. Bankalar, taksitli satışlar, yatırımcılar... Bütün her şey, gözle görünmeyen para üstüne dönüyor. Artık hiçbir yerde para sesi duyulmuyor. Her şey krediyle. Her şey insanların kafasında. Madem öyle. dedim, ben de payıma düşeni alayım. Yalnızca rakamlar söz konusu olduktan sonra, ben de birkaç bin borçlansam ne çıkar? Madem her şey afakî ve elle tutulur hiç bişey yok, o zaman bana da bi hisse düşsün. Sürüklendim peşlerinden, kervana katıldım.” Aç Sınıfın Laneti, Sam Shepard
Akşam saatlerinde karşı taraftan sizin yöne doğru çıplak bir insan koşarak geliyorsa ne düşünürsünüz?
Yetmedi, ne yaptıysam yetmedi...
Bu filmin üzerinde duracağım iki temel noktası var:
İlk olarak: Geleneksel aile yapılanması ve ekonomik şartlar.
Bir adam, bir maaş = Beş çocuk, bir kadın hangi tarafa ağır basacak?
Türkiye'deki enflasyon farkı nedeniyle sürekli yapılan zamlar. Artan ev kiraları ve çocuklarının bir şeyini dahi eksik etmemeye çalışan bir babanın sistem ile muharebesinin trajikomik filmi.
Filmde bir sahnede baştaki bir siyasi yetkilinin ağzından şu laflar dökülür:
"Evvela şunu biliniz ki: Memleketimizin halledilemeyecek hiçbir meselesi yoktur. Yeter ki, yeter ki el ele vererek milli beraberlik içinde çalışmayı ve tasarruflu yaşamayı bilelim." (1985)
Bakan Selçuk: "Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı. Biz daha ziyade refahı paylaşm ... Devamı
Akşam saatlerinde karşı taraftan sizin yöne doğru çıplak bir insan koşarak geliyorsa ne düşünürsünüz?
Yetmedi, ne yaptıysam yetmedi...
Bu filmin üzerinde duracağım iki temel noktası var:
İlk olarak: Geleneksel aile yapılanması ve ekonomik şartlar.
Bir adam, bir maaş = Beş çocuk, bir kadın hangi tarafa ağır basacak?
Türkiye'deki enflasyon farkı nedeniyle sürekli yapılan zamlar. Artan ev kiraları ve çocuklarının bir şeyini dahi eksik etmemeye çalışan bir babanın sistem ile muharebesinin trajikomik filmi.
Filmde bir sahnede baştaki bir siyasi yetkilinin ağzından şu laflar dökülür:
"Evvela şunu biliniz ki: Memleketimizin halledilemeyecek hiçbir meselesi yoktur. Yeter ki, yeter ki el ele vererek milli beraberlik içinde çalışmayı ve tasarruflu yaşamayı bilelim." (1985)
Bakan Selçuk: "Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı. Biz daha ziyade refahı paylaşmayı ve bu süreçteki acil durumlarda vatandaşlarımızın yanında olmayı hedefleyen bir sosyal yardımı önemsiyoruz." (2020)
Demek ki gerçekleri çarpıtma ve mevcut yoksulluğu yok sayma konusunda deneyimli bir devlet yapılanmasına sahibiz. Gerek sinema gerekse de edebiyat alanında gerçekçi çizgi de ilerleyen sanatçıların eserlerinin güncelliğini korumasının en büyük etkeni de düzenin yıllar geçse de aynı kalmasıdır. Başar Sabuncu da hem sinemada hem de edebiyat alanında isim yapan biridir.
Üzerinde durulması gereken birkaç nokta daha var.
Birincisi: "Pollyannacı" ya da "çok şükürcü" kişilerin ekonomik göstergelerden habersiz şekilde çok çocuk yapmasıdır.
İkincisi: Geleneksel ailede kadının rolü. Ev hanımlığının "kutsallığı" ile kentlerde eve hapsedilen kadının aile ekonomisine katkısının olmamasıdır. Dar gelirli, beş çocuklu bir erkeğin ekonomik savaşta tek başına kalıyor oluşu özellikle 21. Yüzyıl gibi nüfus patlamasının yüksek oranda olmasından ve özel teşebbüs ile işleyen devlet düzenlerinin yarattığı ultra işsizlik zamanında gelir yükünün sadece erkeğin sırtında oluşu dar gelirli ailelerin sonunu getirmektedir. Eşlerin ikisinin çalıştığı durumlarda bile istenilen refah seviyesine ulaşılamıyorken kadını okutmama, okusa da çalıştırmama ilkelliklerinden ve kadınlarında yetiştirilme tarzı gereği uzay çağında bu ilkelliklerden habersiz oluşu durumu daha da trajik hale getirmektedir.
Değinmek istediğim ikinci nokta filmin çağdaş eleştiri boyutudur.
Feminist hareketin ikinci dalgası 1960-1980 yılları arasında gerçekleşmiştir. İkinci dalganın erken dönemi ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde geniş yayılımı da 1968 hareketinden sonraki 1970'li yıllarda gerçekleştirmiştir. Özellikle Fransa'da 1970'li yıllar kadınların hak talebi ile meydana döküldükleri eylemlerle geçmiştir. Fransa örneği önemlidir. O yıllardaki Türkiye'de bulunan aydınların büyük çoğunluğu Fransızca bilmekte ve Fransız gündemi takip ederken Fransız literatürünü de dilimize çevirmektedirler. İşte bizim de çağdaş Feminizm kuramı ile tanışma yıllarımız bu 1970'li yıllara denk gelecektir. Lakin Türkiye'de Feminist hareketin yapısal olarak vücut bulması 1980 darbesinin sonrasına kalacak ve uzun bir hazırlık sonrası ilk örgütlenme olan ve 1984 yılında kurulan "Kadın Çevresi" yayınları ve sempozyumları ile faaliyete başlayacaktır. Bu ayrıntıları filmin yapım yılından dolayı vermek istedim.Bu film 1985 yılında vizyona girmiştir. Yani Feminist hareketin yeni yeni yayılmaya başladığı dönemlerde..
Çıplak Vatandaş filminde yapılan mükemmel eleştiri kadın bedeninin reklamlarda ve filmlerde metalaştırılmasına yöneliktir. Bu filmin senaryosunu yazan Başar Sabuncu, maddi yokluklar nedeniyle kafayı sıyıran bir adamı çıplak şekilde caddelerde dolaştırarak yapacağı göndermelere temel oluşturmuştur. Basın camiası tirajı arttırmak için bu çıplak vatandaş olayını abartarak manşetlere taşır ve bu vatandaş birden ülkenin gündemine oturur. Daha önce emeği ile yapmadığı iş kalmayan adam yine de ailesinin masraflarına yetememiştir. Bu kez artık emeğini değil bedenini satacak, reklamlarda çıplaklığı ile boy gösterecek bir meta haline getirilip sonuna kadar sömürüldükten sonra bir köşeye atılacaktır. Kadın bedeninin cinsel obje olarak öne çıkarılmasını eleştiren Başar Sabuncu filmde de bir kadın figürasyona şunları dedirtecek:
"Bugüne kadar ticari bir meta olarak kullanılan hep çıplak kadın vücuduydu. Bugünse (çıplak erkek posterine bakarak güler) neden olmasın yani?"
Beden ve emek sömürüsünü trajikomik bir şekilde işleyen bu filmi izlemenizi öneririm.