Gelmiş geçmiş en iyi filmler arasında gösterilen ''Modern Zamanlar'' şüphesiz ki sahip olduğu yeri, ciddi bir biçimde ele almış olduğu sistem eleştirisine borçludur.Kapitalizmin öğretisi doğrultusunda hızla gelişen sanayileşme ve beraberinde getirdiği işçinin makineleşme süreci filmin ana temasını oluşturur.Klasik bir şarlo parodisinden ibaret olan film kara mizahın en güzel örneklerinden biridir.Modern topluma ve makina çağına getirilen bu eleştirileri kara mizah olarak adlandırıyor olmamın sebebi ise her ne kadar mübalağalı bir anlatımmış gibi dursada gerçeklerden pek de uzak bir görüntü çizmememesidir.Hiç bir şekilde duraklamaya müsade etmeyen sürekli ve kesintisiz bir üretimin hedeflendiği bu çağda, şarlonun yüzüne konan sineği bile kovacak kadar kendine vakit ayıramaması bunun en güzel örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bırakın 1930 ' ları günümüzde dahi amiyane tabirle ''başını kaşıyacak'' vakit bulamayan işçinin durumu ortadadır.Filmin bir diğer çarpıcı tasviri ise elindeki iş... Devamı
Gelmiş geçmiş en iyi filmler arasında gösterilen ''Modern Zamanlar'' şüphesiz ki sahip olduğu yeri, ciddi bir biçimde ele almış olduğu sistem eleştirisine borçludur.Kapitalizmin öğretisi doğrultusunda hızla gelişen sanayileşme ve beraberinde getirdiği işçinin makineleşme süreci filmin ana temasını oluşturur.Klasik bir şarlo parodisinden ibaret olan film kara mizahın en güzel örneklerinden biridir.Modern topluma ve makina çağına getirilen bu eleştirileri kara mizah olarak adlandırıyor olmamın sebebi ise her ne kadar mübalağalı bir anlatımmış gibi dursada gerçeklerden pek de uzak bir görüntü çizmememesidir.Hiç bir şekilde duraklamaya müsade etmeyen sürekli ve kesintisiz bir üretimin hedeflendiği bu çağda, şarlonun yüzüne konan sineği bile kovacak kadar kendine vakit ayıramaması bunun en güzel örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bırakın 1930 ' ları günümüzde dahi amiyane tabirle ''başını kaşıyacak'' vakit bulamayan işçinin durumu ortadadır.Filmin bir diğer çarpıcı tasviri ise elindeki işi yetiştiremeye çalışan şarlonun üretim bandından kayarak tabiri caizse ''kapitalizmin çarkları'' arasında ezilmesidir.İşçilerin yemek yeme sürelerini daha da kısıtlmak adına getirilen yemek makinası her ne kadar şarlonun başına gelenler sonucu gülmemize vesile olmuşsa da,durdurak bilmeyen üretimin işçiyi değersizleştiren, işçiyi insan olmaktan soyutlayan ve işçiyi sadece üretimin bir parçası olarak gören sistemin mizah yüklü anlatımınından başka birşey değildir.
Charles Chaplin, büyük buhran yıllarının etkisini göz önüne serdiği bu filmde mekanik vahşet ile insan unsurunun karşı karşıya gelişini anlatıyor. İnsanın, makinelerin bir uzantısı olarak görülmesinden oldukça rahatsız olduğunu anladığımız Chaplin, 1930'lardan günümüze dek ulaşan bir mesaj yollamış oluyor: "İnsan makinenin bir uzantısı olamaz, çünkü makine insandan büyük ölçüde eksiktir". Bu mesajı yollarken de insanın en önemli özelliklerinden olan sevgiyi, cesareti ve umudu da hikayenin merkezine koyuyor.
Hikayemizin kahramanını filmin başında insanların koyun sürüsü gibi davrandıkları bir fabrikada çalışırken görürüz. Burada somun sıkarken sözün tam anlamıyla burnunu kaşımaya ya da hapşırmaya dahi vakti yoktur. Mola verdiği zaman ise sürekli tekrarladığı hareketin etkisinden bir süre kurtulamaz. Tuvalete gidip dinlenmek ve sigara içmek istediğinde onu tuvalette dahi gözetleyen bir "Big Brother... Devamı
Modern Zamanlar Anlatısı Üzerine
---spoiler---
Charles Chaplin, büyük buhran yıllarının etkisini göz önüne serdiği bu filmde mekanik vahşet ile insan unsurunun karşı karşıya gelişini anlatıyor. İnsanın, makinelerin bir uzantısı olarak görülmesinden oldukça rahatsız olduğunu anladığımız Chaplin, 1930'lardan günümüze dek ulaşan bir mesaj yollamış oluyor: "İnsan makinenin bir uzantısı olamaz, çünkü makine insandan büyük ölçüde eksiktir". Bu mesajı yollarken de insanın en önemli özelliklerinden olan sevgiyi, cesareti ve umudu da hikayenin merkezine koyuyor.
Hikayemizin kahramanını filmin başında insanların koyun sürüsü gibi davrandıkları bir fabrikada çalışırken görürüz. Burada somun sıkarken sözün tam anlamıyla burnunu kaşımaya ya da hapşırmaya dahi vakti yoktur. Mola verdiği zaman ise sürekli tekrarladığı hareketin etkisinden bir süre kurtulamaz. Tuvalete gidip dinlenmek ve sigara içmek istediğinde onu tuvalette dahi gözetleyen bir "Big Brother" vardır.( Chaplin'in burada çizdiği fabrika resmi, eleştirisini çok güzel yansıtır.) Fabrikaya bir yemek yeme makinesi gelir. Bu makine sayesinde artık işçiler yemek yerken vakit kaybetmeyecektir. Fakat makinenin kendini kaybetmesiyle, kendimizi ya da işlerimizi safi makinelere bırakırsak neler olabileceğini gösterir Chaplin bize. Fabrikada psikolojik olarak kendini kaybeden kahramanımız, fabrikanın altını üstüne getirir ve hastaneye götürülür. Bu sırada dışarıda bir genç kız, kardeşleriyle paylaşabilmek için muz çalmaktadır.
Genç kızın annesi ölmüş, babası ise birçok insan gibi işsizdir ve belki normal şartlar altında kızının hırsızlık yapmasına müsaade etmeyecekken, bulundukları durumdan dolayı buna göz yumar. Burada da Chaplin bize ekonomik sıkıntıların aile ahlakını dolayısıyla da toplumsal ahlakı kötü yönde etkilediğini gösterir.
Kahramanımız hastaneden ayrılınca kendini bir komünist eylemin içinde bulur. Hiçbir şeyden haberi yokken komünist grubun lideri olarak hapishaneye atılır, asayiş yönünden de işler yolundan çıkmıştır. Hapishanede bir grup suçlunun kaçışını önlemesi, personelin onu sevmesine ve orada ona iyi bakılmasına yol açar. Artık rahatlamıştır, devlet onun yeme-içme, giyinme ve barınma ihtiyacını karşılamaktadır. Dışarıda büyük sıkıntılar varken burası onun için cennet gibidir artık. Chaplin'in burada gösterdiği şey, bu buhranlar yüzünden "ceza çekenlerin" aslında "sefa sürdükleri"dir. Bir süre sonra üst makamlardan karakterimizin özgürlüğüne kavuştuğu haberi gelir ama o kalmak istemektedir çünkü dışarıda cefa vardır. Karakterimize orada kalamayacağını, çünkü "özgür" olduğunu söylerler.
Dışarıda aylak aylak dolanmaya başlayan karakterimiz, o sırada ailesi için ekmek çalan kız ile karşılaşır ve onun suçunu üstlenir. Amacı hem kıza yardım etmek, hem de bir an önce hapishaneye geri dönmektir. Fakat kızın suçlu olduğu anlaşılır ve ekip arabasına alınır. Karakterimiz de bir yolunu bulup o arabaya biner. Yolda geçirdikleri bir kaza sonucu kızla birlikte kaçarlar. Aşk başlamıştır artık. Bir ağacın kenarında hayal kurmaya başlarlar. Bence filmin en vurucu yeri, karakterimizin hayallerinin gösterildiği sahnelerdir. Onlar da büyük patronlar gibi düşünürler. Çünkü şartlar insanları buna yönlendirir. Her şeyin elinin altında olduğu, penceresinde türlü yemişlerin yetiştiği, kahvaltılık sütünün hemen bir inekten "döküldüğü" bir hayal dünyası vardır kahramanımızın. Çünkü bu hayalini kurduğu şeyler "iyi"dir.
Kahramanımız yeniden çalışmaya karar verir sevgisi için. Bir mağazanın güvenlik görevlisi olarak işe girer rastgele. Gece vardiyasında çalışacaktır. İlk gecede kız da mağazaya girer ve hayallerindeki şeyleri burada bulurlar adeta. Chaplin burada da bir karşılaştırma yapma fırsatı sunuyor bize. Aynı gece mağazaya giren hırsızlardan biri karakterimizin fabrikadan arkadaşıdır. O da işsiz kalmıştır ve arkadaşlarıyla beraber hırsızlık yapmak için değil, karınlarını doyurmak için girmişlerdir o mağazaya. Mağazadaki ilk gecesinde berbat bir performans gösteren kahramanımız hemen işten atılıverir.
Genç kızımız bir ev bulmuştur. Ev ama sadece dört duvar vardır. Sağlam da değildir üstelik. Fakat bu yer onlara cennet gibi gelir. Eve girdiklerinde kurdukları cümlelerle Chaplin bize şunları söyler: "Bu insanlara ancak bu kadarla mutlu olması gerektiği dayatıldı." Ardından bir sabah fabrikaların yeniden açılacağı haberini okuyan karakterimiz hemen fabrikaya koşar ve işi alır. Bir teknisyenin yanında yardımcı olacaktır. İş yolunda gitmez ve teknisyen bir şekilde makinenin içine sıkışır. Onu kurtarmaya çalışan ana karakterimiz paydos saati geldiğinde kurtarmayı bırakır. Çünkü nasıl iş saatleri dışında nasıl işten başka hiçbir şey, hapşırmak dahi- yapılmıyorsa, paydos saatinde de paydostan başka hiçbir şey yapılmaz; aynı makineler gibi. Fakat kahramanımız biraz daha vicdanlı davranır ve ona da yemeğini yedirmeye çalışır çünkü eğer mola vaktinde yiyemezse yemeğini daha sonra hiç vakti olmayacaktır.
Filmin sonlarına doğru genç kız ve kahramanımız bir restoranda garson olarak çalışır. Fakat kızı arayan devlet memurları izlerini bulunca oradan da kaçarlar. Son sahnede kız kahramanımıza, dolayısıyla bizle- şu önemli soruyu sorar: "Denemenin, çabalamanın ne faydası var?". Kahramanımız da kıza, dolayısıyla bize- şu önemli cevabı verir: "Üzülme, başaracağız."
---spoiler---
Bu filmi ben çekseydim hiçbir değişikliğe gerek duymadan (renklendirmeye bile), hatta bu değişikliklerden kaçınarak olduğu gibi çekmek isterdim. Çünkü gerek bir eleştiri, bir uyarı olarak gerek de bir film olarak çok iyi bir eser. Filmin enerjisi, değindiği ve beslendiği şeyler ve içindeki mizah duygusu tam kıvamında olmuş. Böyle filmleri insanlar anlamasa bile izlemeli. Çünkü insan, makinelerin tersine, anlamadığı şeyleri bile kavrayabilme yetisine sahiptir.
Ne kadar büyük bir usta olduğunu gerçekten bu filmde de görüyoruz. Şimdiki yönetmenlere ve filmlere bakıyorumda ne kadar da eksikler zamanda ileride olsalarda kalite olarak bu filmlerin yanından dahi geçemiyorlar.
Basit gibi görünen ama Charles Chaplin'in kendine has üslubyla oluşturulmuş "doğal", akıp giden bir komedi filmi.Diğer filmlerinde olduğu gibi Modern Times'da da Chaplin boş boş gülmeyin diyor,inceden inceye sosyal mesajlar da veriyor; insanın makinalaşması en akılda kalan olsa gerek... Keyifle izlenen ve tekrar izlenilesi tipik Chaplin filmlerinden...
Charlie film ilk girişinde bir fabrikada çalışır daha sonra ise bir kobay olarak kullanılıyor yemek makinesine ama sorun çıkıyor daha sonra deliler hastenesine gidiyor tesadüfen salladığı kırmızı bayrak ile komünist görülüyor olaylar bir oradan bir boraya sürüklüyor bizi. İngilizce verilen yazılar ise gayet basit ve anlaşılır. En sevdiğim sahnelerden bir taneside Charlie Chaplin'nin Titina şarkısını söylemesi her ne kadar İtalyanca anlamasamda hoşuma gitti.
Charles Chaplin'in en iyi filmi bence. Güldürü var, konuşma yok. Konu işaretlerle beden diliyle anlatılıyor, sistem eleştirisi derseniz 10 numara. Günümüzdeki sistem eleştirisi tarzı filmlere fark atar diye düşünüyorum, bide bunu eğlendirerek yapıyor. Daha ne olsun?...
Masadaki müşteriye ulaşamayan fırında ördek kadar basit bi durumla seni karnın ağrıyana kadar güldürebilen; patenle kayarken sana gerilimi hissettirebilen bi film. Konuşmadan verdiği bütün mesajlar Chaplin'i olağanüstü kılıyor.
@otlu_kek
13 yıl önce
8.3 / 10
@mrk
13 yıl önce
@jackrai
13 yıl önce
9.5 / 10
@airking
13 yıl önce
8.4 / 10
@evrimpalabiyik
14 yıl önce
@acan47
14 yıl önce
---spoiler---
Charles Chaplin, büyük buhran yıllarının etkisini göz önüne serdiği bu filmde mekanik vahşet ile insan unsurunun karşı karşıya gelişini anlatıyor. İnsanın, makinelerin bir uzantısı olarak görülmesinden oldukça rahatsız olduğunu anladığımız Chaplin, 1930'lardan günümüze dek ulaşan bir mesaj yollamış oluyor: "İnsan makinenin bir uzantısı olamaz, çünkü makine insandan büyük ölçüde eksiktir". Bu mesajı yollarken de insanın en önemli özelliklerinden olan sevgiyi, cesareti ve umudu da hikayenin merkezine koyuyor.
Hikayemizin kahramanını filmin başında insanların koyun sürüsü gibi davrandıkları bir fabrikada çalışırken görürüz. Burada somun sıkarken sözün tam anlamıyla burnunu kaşımaya ya da hapşırmaya dahi vakti yoktur. Mola verdiği zaman ise sürekli tekrarladığı hareketin etkisinden bir süre kurtulamaz. Tuvalete gidip dinlenmek ve sigara içmek istediğinde onu tuvalette dahi gözetleyen bir "Big Brother ... Devamı
---spoiler---
Charles Chaplin, büyük buhran yıllarının etkisini göz önüne serdiği bu filmde mekanik vahşet ile insan unsurunun karşı karşıya gelişini anlatıyor. İnsanın, makinelerin bir uzantısı olarak görülmesinden oldukça rahatsız olduğunu anladığımız Chaplin, 1930'lardan günümüze dek ulaşan bir mesaj yollamış oluyor: "İnsan makinenin bir uzantısı olamaz, çünkü makine insandan büyük ölçüde eksiktir". Bu mesajı yollarken de insanın en önemli özelliklerinden olan sevgiyi, cesareti ve umudu da hikayenin merkezine koyuyor.
Hikayemizin kahramanını filmin başında insanların koyun sürüsü gibi davrandıkları bir fabrikada çalışırken görürüz. Burada somun sıkarken sözün tam anlamıyla burnunu kaşımaya ya da hapşırmaya dahi vakti yoktur. Mola verdiği zaman ise sürekli tekrarladığı hareketin etkisinden bir süre kurtulamaz. Tuvalete gidip dinlenmek ve sigara içmek istediğinde onu tuvalette dahi gözetleyen bir "Big Brother" vardır.( Chaplin'in burada çizdiği fabrika resmi, eleştirisini çok güzel yansıtır.) Fabrikaya bir yemek yeme makinesi gelir. Bu makine sayesinde artık işçiler yemek yerken vakit kaybetmeyecektir. Fakat makinenin kendini kaybetmesiyle, kendimizi ya da işlerimizi safi makinelere bırakırsak neler olabileceğini gösterir Chaplin bize. Fabrikada psikolojik olarak kendini kaybeden kahramanımız, fabrikanın altını üstüne getirir ve hastaneye götürülür. Bu sırada dışarıda bir genç kız, kardeşleriyle paylaşabilmek için muz çalmaktadır.
Genç kızın annesi ölmüş, babası ise birçok insan gibi işsizdir ve belki normal şartlar altında kızının hırsızlık yapmasına müsaade etmeyecekken, bulundukları durumdan dolayı buna göz yumar. Burada da Chaplin bize ekonomik sıkıntıların aile ahlakını dolayısıyla da toplumsal ahlakı kötü yönde etkilediğini gösterir.
Kahramanımız hastaneden ayrılınca kendini bir komünist eylemin içinde bulur. Hiçbir şeyden haberi yokken komünist grubun lideri olarak hapishaneye atılır, asayiş yönünden de işler yolundan çıkmıştır. Hapishanede bir grup suçlunun kaçışını önlemesi, personelin onu sevmesine ve orada ona iyi bakılmasına yol açar. Artık rahatlamıştır, devlet onun yeme-içme, giyinme ve barınma ihtiyacını karşılamaktadır. Dışarıda büyük sıkıntılar varken burası onun için cennet gibidir artık. Chaplin'in burada gösterdiği şey, bu buhranlar yüzünden "ceza çekenlerin" aslında "sefa sürdükleri"dir. Bir süre sonra üst makamlardan karakterimizin özgürlüğüne kavuştuğu haberi gelir ama o kalmak istemektedir çünkü dışarıda cefa vardır. Karakterimize orada kalamayacağını, çünkü "özgür" olduğunu söylerler.
Dışarıda aylak aylak dolanmaya başlayan karakterimiz, o sırada ailesi için ekmek çalan kız ile karşılaşır ve onun suçunu üstlenir. Amacı hem kıza yardım etmek, hem de bir an önce hapishaneye geri dönmektir. Fakat kızın suçlu olduğu anlaşılır ve ekip arabasına alınır. Karakterimiz de bir yolunu bulup o arabaya biner. Yolda geçirdikleri bir kaza sonucu kızla birlikte kaçarlar. Aşk başlamıştır artık. Bir ağacın kenarında hayal kurmaya başlarlar. Bence filmin en vurucu yeri, karakterimizin hayallerinin gösterildiği sahnelerdir. Onlar da büyük patronlar gibi düşünürler. Çünkü şartlar insanları buna yönlendirir. Her şeyin elinin altında olduğu, penceresinde türlü yemişlerin yetiştiği, kahvaltılık sütünün hemen bir inekten "döküldüğü" bir hayal dünyası vardır kahramanımızın. Çünkü bu hayalini kurduğu şeyler "iyi"dir.
Kahramanımız yeniden çalışmaya karar verir sevgisi için. Bir mağazanın güvenlik görevlisi olarak işe girer rastgele. Gece vardiyasında çalışacaktır. İlk gecede kız da mağazaya girer ve hayallerindeki şeyleri burada bulurlar adeta. Chaplin burada da bir karşılaştırma yapma fırsatı sunuyor bize. Aynı gece mağazaya giren hırsızlardan biri karakterimizin fabrikadan arkadaşıdır. O da işsiz kalmıştır ve arkadaşlarıyla beraber hırsızlık yapmak için değil, karınlarını doyurmak için girmişlerdir o mağazaya. Mağazadaki ilk gecesinde berbat bir performans gösteren kahramanımız hemen işten atılıverir.
Genç kızımız bir ev bulmuştur. Ev ama sadece dört duvar vardır. Sağlam da değildir üstelik. Fakat bu yer onlara cennet gibi gelir. Eve girdiklerinde kurdukları cümlelerle Chaplin bize şunları söyler: "Bu insanlara ancak bu kadarla mutlu olması gerektiği dayatıldı." Ardından bir sabah fabrikaların yeniden açılacağı haberini okuyan karakterimiz hemen fabrikaya koşar ve işi alır. Bir teknisyenin yanında yardımcı olacaktır. İş yolunda gitmez ve teknisyen bir şekilde makinenin içine sıkışır. Onu kurtarmaya çalışan ana karakterimiz paydos saati geldiğinde kurtarmayı bırakır. Çünkü nasıl iş saatleri dışında nasıl işten başka hiçbir şey, hapşırmak dahi- yapılmıyorsa, paydos saatinde de paydostan başka hiçbir şey yapılmaz; aynı makineler gibi. Fakat kahramanımız biraz daha vicdanlı davranır ve ona da yemeğini yedirmeye çalışır çünkü eğer mola vaktinde yiyemezse yemeğini daha sonra hiç vakti olmayacaktır.
Filmin sonlarına doğru genç kız ve kahramanımız bir restoranda garson olarak çalışır. Fakat kızı arayan devlet memurları izlerini bulunca oradan da kaçarlar. Son sahnede kız kahramanımıza, dolayısıyla bizle- şu önemli soruyu sorar: "Denemenin, çabalamanın ne faydası var?". Kahramanımız da kıza, dolayısıyla bize- şu önemli cevabı verir: "Üzülme, başaracağız."
---spoiler---
Bu filmi ben çekseydim hiçbir değişikliğe gerek duymadan (renklendirmeye bile), hatta bu değişikliklerden kaçınarak olduğu gibi çekmek isterdim. Çünkü gerek bir eleştiri, bir uyarı olarak gerek de bir film olarak çok iyi bir eser. Filmin enerjisi, değindiği ve beslendiği şeyler ve içindeki mizah duygusu tam kıvamında olmuş. Böyle filmleri insanlar anlamasa bile izlemeli. Çünkü insan, makinelerin tersine, anlamadığı şeyleri bile kavrayabilme yetisine sahiptir.
@sersak53
11 yıl önce
@ozun03
14 yıl önce
9 / 10
@ismuta
14 yıl önce
8.8 / 10
@reddr
15 yıl önce
9.2 / 10
@aylenomu
15 yıl önce