Yaşam dışarıdan sızar içeri. Ve tepki vermek zorunda kalırsın. Hiç kimse de bunun gerçek olup olmadığını, sen içten misin yoksa yapmacık mısın diye sormaz. Seni Anlıyorum. Kendini bırakmanı, hareketsiz kalmanı, hayali bir sistem içinde apatiye girmeni anlıyorum.
Sonra, küçük şeyler için suçluluk duyarsın. Anlıyor musun? İnandığımız herşey ne olmuştur? Onlar gerekli değil miydiler? Aynı anda tek ve aynı kişi olunabilir mi?
Elisabeth'in kendi iç dünyasına yönelişi;modernite ve ahlakın ona dayattığı değerleri kabullenmek istememesi ve varoluşundaki ikilik durumu,çatışma vicdani bir reddediş anlayışının sonucudur.bu nedenle Elisabeth'in duygularını,tepkilerini ancak yüz ifadesinden anlayabiliyoruz.Elisabeth'in kocası ile Hemşire Alma arasındaki ilişki de Elisabeth'in bu durumundan kaynaklanıyor.bu sahnede Hemşire Alma Elisabeth'in dili,eli olmuş;Elisabeth'in dışarıya vuramadığı duygularının canlı bir aracı olmuştur.
Öncelikle şunu söylemek istiyorum, film beni soluksuz bıraktı. Filmin süresi kısa olabilir ama etkisi günlerce sürecek bir deneyim yaşatıyor bizlere. Şimdilik en iyi Bergman filmi gözümde. Filmin bundan sonrasında kendimce anladıklarımı yazacağım, izlemeyenler için bundan sonrası spoiler olacaktır.
Filmin başlangıcının sinir bozucu olduğunu söylemeliyim ama filmin özeti de bu bence. Kısaca bize yaşamı özetlemiş, ayrıca filmi de. Açılış bize hayatta en çok kurcalanan şeyleri gösteriyordu bence; şehveti(cinsel organ), acıyı(eline çivi çakılan bir adam), korkuyu(iskelet ve şeytandan kaçan adam), sinsiliği(avına yaklaşır gibi hareket eden bir örümcek), ölümü(ölü insanlar ve bir hayvanın ölümü) ve her şeyin bittiğini sandığımızda yaşamı(canlanan bir çocuğu)... Kendisi aynı zamanda filmin en çarpıcı yanlarından olan kürtaja ve doğuma da yön veriyor kesinlikle. En muazzam sahne çocuğun kafasını örtmeye çalışırken ayaklarının açılması, ayaklarını örtme... Devamı
Öncelikle şunu söylemek istiyorum, film beni soluksuz bıraktı. Filmin süresi kısa olabilir ama etkisi günlerce sürecek bir deneyim yaşatıyor bizlere. Şimdilik en iyi Bergman filmi gözümde. Filmin bundan sonrasında kendimce anladıklarımı yazacağım, izlemeyenler için bundan sonrası spoiler olacaktır.
Filmin başlangıcının sinir bozucu olduğunu söylemeliyim ama filmin özeti de bu bence. Kısaca bize yaşamı özetlemiş, ayrıca filmi de. Açılış bize hayatta en çok kurcalanan şeyleri gösteriyordu bence; şehveti(cinsel organ), acıyı(eline çivi çakılan bir adam), korkuyu(iskelet ve şeytandan kaçan adam), sinsiliği(avına yaklaşır gibi hareket eden bir örümcek), ölümü(ölü insanlar ve bir hayvanın ölümü) ve her şeyin bittiğini sandığımızda yaşamı(canlanan bir çocuğu)... Kendisi aynı zamanda filmin en çarpıcı yanlarından olan kürtaja ve doğuma da yön veriyor kesinlikle. En muazzam sahne çocuğun kafasını örtmeye çalışırken ayaklarının açılması, ayaklarını örtmeye çalışırken kafasının açıkta kalmasıydı. Bazen ne yaparsanız yapın olmuyor demek ister gibiydi sanki yönetmen. İki karakterimiz var, konuşmayan Elisabeth ve çok konuşan Alma. Birbirlerine oldukça zıt gibiler ama başlarından geçen olaylar hemen hemen aynı. Bir çok kişi aynı kişi olduklarını düşünmüş, bana göre farklı kişiler ama birbirleri üzerinden çıkarımlar yapmaya çalışıyorlar. Birbirlerinin hayatlarına imreniyorlar, çünkü ona sahip olabilirlerdi belki de. Biri susarak varlığını unutturmaya çalışıyor, diğeriyse konuşarak 'ben buradayım!' diyor. Çok başarılı buldum iç çatışma sahnelerini. İkisi de yavaş yavaş deliliğe doğru kaymaya başlıyor, birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başlıyorlar(yine birisi inkar ediyor, diğeri kabullenmeye çalışıyor) ve tüm bu yaşananlara karşı yine de olanlar oluyor, düğümler bir anda çözülüyor ve herkes kendi görevine dönmek üzere oradan ayrılıyor. Yine de birden çok anlama gelebilir bu film, benim çıkarımlarım az çok budur.
varoluşumuzun sahtekarlığına dayanamayan bi kadının suskunluğuyla hayata karşı sessiz kalmasıyla yeniden varoluşunu anlatan izlenesi film aklımdan gtmeyen film..
'' Anlamadığımı mı sanıyorsun? Varolmak denen o umutsuz düşü... Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte. Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o farklılık... Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. İçinin görülmesi, ele geçirilmek, eksiltilmek... ve hatta belki de yok edilmek. Her ses, her kelime yalan, her jest sahte. Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi. İntihar mı? Hayır. Fazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz. Ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz Birkaç farklı yüz taşımaya, Ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın ye... Devamı
varoluşumuzun sahtekarlığına dayanamayan bi kadının suskunluğuyla hayata karşı sessiz kalmasıyla yeniden varoluşunu anlatan izlenesi film aklımdan gtmeyen film..
'' Anlamadığımı mı sanıyorsun? Varolmak denen o umutsuz düşü... Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte. Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o farklılık... Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. İçinin görülmesi, ele geçirilmek, eksiltilmek... ve hatta belki de yok edilmek. Her ses, her kelime yalan, her jest sahte. Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi. İntihar mı? Hayır. Fazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz. Ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz Birkaç farklı yüz taşımaya, Ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil. Hayat her şeyin içine sızar. ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin Yoksa yalan mısın demiyor. Bu sorunun yalnızca tiyatroda bir önemi olabilir. Belki orada bile olmaz. ''
İlk yazımı Ingmar Bergman dedemizin başyapıtı üzerine yazıyorum. Çünkü filmi inanılmaz bi şekilde çözümledim ve bu yazımla hepinizi kendime hayran bırakacağım. Beni tanımak ve benimle karşılıklı susmak için bile can atacaksınız sanmayın sakın.
Öncelikle filme dair çıkarımlarımın hiç birinden bahsetmeyeceğim. Çünkü bu film bana sorgulama gereksinimi vermiştir. Anlattıklarının -kendimce- doğruluğunu yalnışlığını değil bizzat filmin kendisini, özellikle de karakterlerini her yönüyle anlamak adına, üzerine düşünme isteği vermiştir. Şu anki fikrime, düşünceme göre; filmi izlediğimiz zaman ağır basan ideolojimiz ve duygularımız bizim bu filmden ne anladığımızı inanılmaz derecede etkileyecektir. Üstad mutlaka yazarken ve çekerken karakterleri ve filmi bir bütüne, yani kendi anlatmak istediklerine oturtarak çekmiştir. Ancak onun anlattıkları, psikolojik unsurları ustaca kullanmasındandır ki -özellikle bu film için- bizim anlaya... Devamı
Sana soruyorum Persona
İlk yazımı Ingmar Bergman dedemizin başyapıtı üzerine yazıyorum. Çünkü filmi inanılmaz bi şekilde çözümledim ve bu yazımla hepinizi kendime hayran bırakacağım. Beni tanımak ve benimle karşılıklı susmak için bile can atacaksınız sanmayın sakın.
Öncelikle filme dair çıkarımlarımın hiç birinden bahsetmeyeceğim. Çünkü bu film bana sorgulama gereksinimi vermiştir. Anlattıklarının -kendimce- doğruluğunu yalnışlığını değil bizzat filmin kendisini, özellikle de karakterlerini her yönüyle anlamak adına, üzerine düşünme isteği vermiştir. Şu anki fikrime, düşünceme göre; filmi izlediğimiz zaman ağır basan ideolojimiz ve duygularımız bizim bu filmden ne anladığımızı inanılmaz derecede etkileyecektir. Üstad mutlaka yazarken ve çekerken karakterleri ve filmi bir bütüne, yani kendi anlatmak istediklerine oturtarak çekmiştir. Ancak onun anlattıkları, psikolojik unsurları ustaca kullanmasındandır ki -özellikle bu film için- bizim anlayabildiğimiz, alabildiğimiz kadardır. Bu yüzden de bu filmin zaman zaman tekrar izlenmesi ve anlam katılmaya çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Bu bir yandan kendi düşüncelerimizi anlamlandırmak ve önümüze sermektir. Filme puan vermeme sebebim de budur. Beni en çok merak ettiren, düşündüren kısımsa Alma. Filmin başlarında Alma'nın uykuya dalmadan önce uyanıp kameraya karşı kendisi ve planları adına söylediği cümleler vardır. Film ilerledikçe Alma'nın değişimi ve ondan çocukları olmasını istediğini söylediği kocasına ihanetini 'yaşarmışçasına' anlatışı insanın sürekli değiştiğinin mi yoksa karakter bölünmesinin mi göstergesi? İnsan yaşadığı her anı tek bir karakter olarak mı yaşıyor yoksa bir "aktör/aktris" gibi her durum/olay karşısına farklı bir maskeyle mi çıkıyor? Acaba hepimiz birer oyuncu, birer multi-karakter miyiz? Elisabeth'in konuşmaması sadece susarak tek bir karakter olabileceğimizin mi göstergesi?
Filmde Alma der ki: "Sessizliği ve hareketsizliği büyük bir ruhsal gücün göstergesi". Elisabeth, Alma'ya git yerine yat dediğinde ve daha sonra yanına gittiğindegerçekten bu ruhsal güce sahip olmadığını mı görüyoruz? Yoksa Alma'nın seks maceralarını anlattıktan sonraki duygusal çöküşne bir yardım eli miydi? Ve sonra birbirlerine karışmaları, yoksa Alma aslında Elisabeth mi? Yoksa ikisi beraber mi bir karakter yaratabiliyorlar?
Daha fazla konuşup kafaları karıştırmadan toparlıyorum. Üzerine yazılıp çizilecek, oturulup saatlerce konuşulacak çok nokta var ama ben sadece Alma ile ilgili hatta Alma'nın bir kısmıyla ilgili olanından bahsetmiş oldum. Hem çok uzatmamak hem de sıçıp sıvamamak adına...
Sorgulama ve farkındalık kavramlarını sinemaya sokan, yediren ve sinemaya çağ atlatan Ingmar Bergman'ın önünde saygıdan ne yapacağımı şaşırarak diyorum ki: izleyin, defalarca izleyin, izletin, sorgulayın, farkına varın ve bizimle de paylaşın, bizi de aydınlatın! Ayrıca üzerine onlarca yazı olması gereken bu filme yazmaktan da kormayın lütfen. Çünkü bu film hakkında söylenmiş her söz bir bakıma doğrudur, Sizin bakış açınızdır.
" filmi izlediğimiz zaman ağır basan ideolojimiz ve duygularımız bizim bu filmden ne anladığımızı inanılmaz derecede etkileyecektir." Altına imzamı atıyorum ve ekliyorum: Farklı zaman dilimlerinde, yeni deneyimlerin ve "insan" figürünün zihnimizdeki izdüşüm çapı değiştikçe ve başkalaştıkça, aynadaki suretimize yeni enstantaneler eklendikçe ve elbette büyüdükçe biz... Persona arada sırada izlenmeli ve yeniden hayata dair kılınmalıdır.
Elisabeth'in hikayesini hayat gailesinden bunalmış, ruhsal sorunlara "lüks" gözüyle bakan bir halk insanına izlettirin. Belki aynı afili cümlelerle değil ama size hissettirdiği anlamıyla dosdoğru şöyle diyecektir: "Hayatta her şeye sahip bir kadının bohem şımarıklığı" Küçümsemeyin, zira bu da bir bakış açısıdır ve "gerçek" bir duyguyu yansıtır. Bu Elisabeth'in kendi dahil "akış"a susarak başkaldırmasını yapay kılar mı? Hayır. Alma'nın sıradanlığın gölgesine sinmiş kabuğunu parçalama hırsını yok saymamızı gerektirir mi? Elbette hayır. Evet toplumsal kodla... Devamı
" filmi izlediğimiz zaman ağır basan ideolojimiz ve duygularımız bizim bu filmden ne anladığımızı inanılmaz derecede etkileyecektir." Altına imzamı atıyorum ve ekliyorum: Farklı zaman dilimlerinde, yeni deneyimlerin ve "insan" figürünün zihnimizdeki izdüşüm çapı değiştikçe ve başkalaştıkça, aynadaki suretimize yeni enstantaneler eklendikçe ve elbette büyüdükçe biz... Persona arada sırada izlenmeli ve yeniden hayata dair kılınmalıdır.
Elisabeth'in hikayesini hayat gailesinden bunalmış, ruhsal sorunlara "lüks" gözüyle bakan bir halk insanına izlettirin. Belki aynı afili cümlelerle değil ama size hissettirdiği anlamıyla dosdoğru şöyle diyecektir: "Hayatta her şeye sahip bir kadının bohem şımarıklığı" Küçümsemeyin, zira bu da bir bakış açısıdır ve "gerçek" bir duyguyu yansıtır. Bu Elisabeth'in kendi dahil "akış"a susarak başkaldırmasını yapay kılar mı? Hayır. Alma'nın sıradanlığın gölgesine sinmiş kabuğunu parçalama hırsını yok saymamızı gerektirir mi? Elbette hayır. Evet toplumsal kodlarımız özellikle Persona için ucu açık bir algılama potansiyeli taşıyor. Elizabeth gibi "hayatta her şeye sahip" olamasanız da zamanın bir yerinde susmak ve bu eylemle tökezlediğiniz her an için elinizin tersine müracaat etmek istiyorsunuz. Alma ile özdeşlik kurmanız da kuvvetle ihtimal. Kim hem çok güzel, hem çok ünlü, hem akıllı, hem de delicesine sevilen olmak istemez ki?!... Hadi ama Persona içinizi dışınıza çıkartmak için altın fırsat.
Bergman seyirciye "aynı anda hem Elisabeth hem de Alma" olma şansını sunuyor. Belki de ikisini de aşıp "ne o, ne öteki" olmama özgürlüğünüz olduğunu da hatırlatmayı amaçlıyor.
Belki de hiç biri...
Fakat ilginçtir, Alma'nın kurduğu her cümlenin Elisabeth tarafından cevaplandırıldığı hissini veriyor size. Bazen susmaya durmak, en doğru cevabı bulmak için doğru bir yoldur. Eylemsizlikler içinde en şık duranı da sanırım budur. Bilmiyorum belki Liv Ullmann'ın büyüleyici etkisiyle kurulmuş bir cümledir bu, kim bilir...
Alma şöyle der Biz bir biçimde aynıyız, kendimi sana dönüştürebilirim sen de bana. Suskunluk beklentileri azaltmak mıdır yoksa insanı hep öyle kalmaya iten güçlü bir ruhsal seçim midir?Alma gerçeklerle travmatize eder Elizabethi. Neysen o ol,sağlıklı birini oynuyorsun, ama kokuşmuş biri olduğunu biliyorum. Kendi yalnızlığında iki kadının kimlik geçişlerini kusursuz aktarır Bergman. Bibi Andersson Alma rolüyle muhteşem bir oyunculuk sergiler. Elizabeth hiç bir zaman Alma olamayacağını fark eder ve artık bu travmayla yaşamak zorundadır,gizlediği diğer travmalarından öte.Ve bu onu daha da savunmasız yapmaktadır.Filmden çıkan sonuç şu ki; İnsanlar travmaları tarafından yönetilir.Bergmandan bir başyapıt mutlaka izlenmeli...
uzun süren monologların insanı sıkmadığı aksine ufkunu genişlettiği,beynini zorladığı,kendini sorgulattığı fevkalade bir kurguya sahip film. otoritelerin de hakkında acabaları bulunan bu filmden bence siz ne anladıysanız doğrudur.
@vegidemiyorum
14 yıl önce
Sonra, küçük şeyler için suçluluk duyarsın. Anlıyor musun? İnandığımız herşey ne olmuştur? Onlar gerekli değil miydiler? Aynı anda tek ve aynı kişi olunabilir mi?
Ingmar Bergman - Persona
@kimolaki
14 yıl önce
@ozkn
14 yıl önce
@okgokg
14 yıl önce
10 / 10
Filmin başlangıcının sinir bozucu olduğunu söylemeliyim ama filmin özeti de bu bence. Kısaca bize yaşamı özetlemiş, ayrıca filmi de. Açılış bize hayatta en çok kurcalanan şeyleri gösteriyordu bence; şehveti(cinsel organ), acıyı(eline çivi çakılan bir adam), korkuyu(iskelet ve şeytandan kaçan adam), sinsiliği(avına yaklaşır gibi hareket eden bir örümcek), ölümü(ölü insanlar ve bir hayvanın ölümü) ve her şeyin bittiğini sandığımızda yaşamı(canlanan bir çocuğu)... Kendisi aynı zamanda filmin en çarpıcı yanlarından olan kürtaja ve doğuma da yön veriyor kesinlikle. En muazzam sahne çocuğun kafasını örtmeye çalışırken ayaklarının açılması, ayaklarını örtme ... Devamı
Filmin başlangıcının sinir bozucu olduğunu söylemeliyim ama filmin özeti de bu bence. Kısaca bize yaşamı özetlemiş, ayrıca filmi de. Açılış bize hayatta en çok kurcalanan şeyleri gösteriyordu bence; şehveti(cinsel organ), acıyı(eline çivi çakılan bir adam), korkuyu(iskelet ve şeytandan kaçan adam), sinsiliği(avına yaklaşır gibi hareket eden bir örümcek), ölümü(ölü insanlar ve bir hayvanın ölümü) ve her şeyin bittiğini sandığımızda yaşamı(canlanan bir çocuğu)... Kendisi aynı zamanda filmin en çarpıcı yanlarından olan kürtaja ve doğuma da yön veriyor kesinlikle. En muazzam sahne çocuğun kafasını örtmeye çalışırken ayaklarının açılması, ayaklarını örtmeye çalışırken kafasının açıkta kalmasıydı. Bazen ne yaparsanız yapın olmuyor demek ister gibiydi sanki yönetmen. İki karakterimiz var, konuşmayan Elisabeth ve çok konuşan Alma. Birbirlerine oldukça zıt gibiler ama başlarından geçen olaylar hemen hemen aynı. Bir çok kişi aynı kişi olduklarını düşünmüş, bana göre farklı kişiler ama birbirleri üzerinden çıkarımlar yapmaya çalışıyorlar. Birbirlerinin hayatlarına imreniyorlar, çünkü ona sahip olabilirlerdi belki de. Biri susarak varlığını unutturmaya çalışıyor, diğeriyse konuşarak 'ben buradayım!' diyor. Çok başarılı buldum iç çatışma sahnelerini. İkisi de yavaş yavaş deliliğe doğru kaymaya başlıyor, birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başlıyorlar(yine birisi inkar ediyor, diğeri kabullenmeye çalışıyor) ve tüm bu yaşananlara karşı yine de olanlar oluyor, düğümler bir anda çözülüyor ve herkes kendi görevine dönmek üzere oradan ayrılıyor. Yine de birden çok anlama gelebilir bu film, benim çıkarımlarım az çok budur.
@arween
14 yıl önce
7.7 / 10
'' Anlamadığımı mı sanıyorsun? Varolmak denen o umutsuz düşü... Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte. Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o farklılık... Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. İçinin görülmesi, ele geçirilmek, eksiltilmek... ve hatta belki de yok edilmek. Her ses, her kelime yalan, her jest sahte. Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi. İntihar mı? Hayır. Fazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz. Ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz Birkaç farklı yüz taşımaya, Ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın ye ... Devamı
'' Anlamadığımı mı sanıyorsun? Varolmak denen o umutsuz düşü... Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte. Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o farklılık... Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. İçinin görülmesi, ele geçirilmek, eksiltilmek... ve hatta belki de yok edilmek. Her ses, her kelime yalan, her jest sahte. Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi. İntihar mı? Hayır. Fazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz. Ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz Birkaç farklı yüz taşımaya, Ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil. Hayat her şeyin içine sızar. ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin Yoksa yalan mısın demiyor. Bu sorunun yalnızca tiyatroda bir önemi olabilir. Belki orada bile olmaz. ''
@metinarslan127
14 yıl önce
İlk yazımı Ingmar Bergman dedemizin başyapıtı üzerine yazıyorum. Çünkü filmi inanılmaz bi şekilde çözümledim ve bu yazımla hepinizi kendime hayran bırakacağım. Beni tanımak ve benimle karşılıklı susmak için bile can atacaksınız sanmayın sakın.
Öncelikle filme dair çıkarımlarımın hiç birinden bahsetmeyeceğim. Çünkü bu film bana sorgulama gereksinimi vermiştir. Anlattıklarının -kendimce- doğruluğunu yalnışlığını değil bizzat filmin kendisini, özellikle de karakterlerini her yönüyle anlamak adına, üzerine düşünme isteği vermiştir. Şu anki fikrime, düşünceme göre; filmi izlediğimiz zaman ağır basan ideolojimiz ve duygularımız bizim bu filmden ne anladığımızı inanılmaz derecede etkileyecektir. Üstad mutlaka yazarken ve çekerken karakterleri ve filmi bir bütüne, yani kendi anlatmak istediklerine oturtarak çekmiştir. Ancak onun anlattıkları, psikolojik unsurları ustaca kullanmasındandır ki -özellikle bu film için- bizim anlaya ... Devamı
İlk yazımı Ingmar Bergman dedemizin başyapıtı üzerine yazıyorum. Çünkü filmi inanılmaz bi şekilde çözümledim ve bu yazımla hepinizi kendime hayran bırakacağım. Beni tanımak ve benimle karşılıklı susmak için bile can atacaksınız sanmayın sakın.
Öncelikle filme dair çıkarımlarımın hiç birinden bahsetmeyeceğim. Çünkü bu film bana sorgulama gereksinimi vermiştir. Anlattıklarının -kendimce- doğruluğunu yalnışlığını değil bizzat filmin kendisini, özellikle de karakterlerini her yönüyle anlamak adına, üzerine düşünme isteği vermiştir. Şu anki fikrime, düşünceme göre; filmi izlediğimiz zaman ağır basan ideolojimiz ve duygularımız bizim bu filmden ne anladığımızı inanılmaz derecede etkileyecektir. Üstad mutlaka yazarken ve çekerken karakterleri ve filmi bir bütüne, yani kendi anlatmak istediklerine oturtarak çekmiştir. Ancak onun anlattıkları, psikolojik unsurları ustaca kullanmasındandır ki -özellikle bu film için- bizim anlayabildiğimiz, alabildiğimiz kadardır. Bu yüzden de bu filmin zaman zaman tekrar izlenmesi ve anlam katılmaya çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Bu bir yandan kendi düşüncelerimizi anlamlandırmak ve önümüze sermektir. Filme puan vermeme sebebim de budur. Beni en çok merak ettiren, düşündüren kısımsa Alma. Filmin başlarında Alma'nın uykuya dalmadan önce uyanıp kameraya karşı kendisi ve planları adına söylediği cümleler vardır. Film ilerledikçe Alma'nın değişimi ve ondan çocukları olmasını istediğini söylediği kocasına ihanetini 'yaşarmışçasına' anlatışı insanın sürekli değiştiğinin mi yoksa karakter bölünmesinin mi göstergesi? İnsan yaşadığı her anı tek bir karakter olarak mı yaşıyor yoksa bir "aktör/aktris" gibi her durum/olay karşısına farklı bir maskeyle mi çıkıyor? Acaba hepimiz birer oyuncu, birer multi-karakter miyiz? Elisabeth'in konuşmaması sadece susarak tek bir karakter olabileceğimizin mi göstergesi?
Filmde Alma der ki: "Sessizliği ve hareketsizliği büyük bir ruhsal gücün göstergesi". Elisabeth, Alma'ya git yerine yat dediğinde ve daha sonra yanına gittiğindegerçekten bu ruhsal güce sahip olmadığını mı görüyoruz? Yoksa Alma'nın seks maceralarını anlattıktan sonraki duygusal çöküşne bir yardım eli miydi? Ve sonra birbirlerine karışmaları, yoksa Alma aslında Elisabeth mi? Yoksa ikisi beraber mi bir karakter yaratabiliyorlar?
Daha fazla konuşup kafaları karıştırmadan toparlıyorum. Üzerine yazılıp çizilecek, oturulup saatlerce konuşulacak çok nokta var ama ben sadece Alma ile ilgili hatta Alma'nın bir kısmıyla ilgili olanından bahsetmiş oldum. Hem çok uzatmamak hem de sıçıp sıvamamak adına...
Sorgulama ve farkındalık kavramlarını sinemaya sokan, yediren ve sinemaya çağ atlatan Ingmar Bergman'ın önünde saygıdan ne yapacağımı şaşırarak diyorum ki: izleyin, defalarca izleyin, izletin, sorgulayın, farkına varın ve bizimle de paylaşın, bizi de aydınlatın! Ayrıca üzerine onlarca yazı olması gereken bu filme yazmaktan da kormayın lütfen. Çünkü bu film hakkında söylenmiş her söz bir bakıma doğrudur, Sizin bakış açınızdır.
@leila
12 yıl önce
Altına imzamı atıyorum ve ekliyorum: Farklı zaman dilimlerinde, yeni deneyimlerin ve "insan" figürünün zihnimizdeki izdüşüm çapı değiştikçe ve başkalaştıkça, aynadaki suretimize yeni enstantaneler eklendikçe ve elbette büyüdükçe biz... Persona arada sırada izlenmeli ve yeniden hayata dair kılınmalıdır.
Elisabeth'in hikayesini hayat gailesinden bunalmış, ruhsal sorunlara "lüks" gözüyle bakan bir halk insanına izlettirin. Belki aynı afili cümlelerle değil ama size hissettirdiği anlamıyla dosdoğru şöyle diyecektir: "Hayatta her şeye sahip bir kadının bohem şımarıklığı"
Küçümsemeyin, zira bu da bir bakış açısıdır ve "gerçek" bir duyguyu yansıtır.
Bu Elisabeth'in kendi dahil "akış"a susarak başkaldırmasını yapay kılar mı? Hayır.
Alma'nın sıradanlığın gölgesine sinmiş kabuğunu parçalama hırsını yok saymamızı gerektirir mi? Elbette hayır.
Evet toplumsal kodla ... Devamı
Altına imzamı atıyorum ve ekliyorum: Farklı zaman dilimlerinde, yeni deneyimlerin ve "insan" figürünün zihnimizdeki izdüşüm çapı değiştikçe ve başkalaştıkça, aynadaki suretimize yeni enstantaneler eklendikçe ve elbette büyüdükçe biz... Persona arada sırada izlenmeli ve yeniden hayata dair kılınmalıdır.
Elisabeth'in hikayesini hayat gailesinden bunalmış, ruhsal sorunlara "lüks" gözüyle bakan bir halk insanına izlettirin. Belki aynı afili cümlelerle değil ama size hissettirdiği anlamıyla dosdoğru şöyle diyecektir: "Hayatta her şeye sahip bir kadının bohem şımarıklığı"
Küçümsemeyin, zira bu da bir bakış açısıdır ve "gerçek" bir duyguyu yansıtır.
Bu Elisabeth'in kendi dahil "akış"a susarak başkaldırmasını yapay kılar mı? Hayır.
Alma'nın sıradanlığın gölgesine sinmiş kabuğunu parçalama hırsını yok saymamızı gerektirir mi? Elbette hayır.
Evet toplumsal kodlarımız özellikle Persona için ucu açık bir algılama potansiyeli taşıyor. Elizabeth gibi "hayatta her şeye sahip" olamasanız da zamanın bir yerinde susmak ve bu eylemle tökezlediğiniz her an için elinizin tersine müracaat etmek istiyorsunuz. Alma ile özdeşlik kurmanız da kuvvetle ihtimal. Kim hem çok güzel, hem çok ünlü, hem akıllı, hem de delicesine sevilen olmak istemez ki?!... Hadi ama Persona içinizi dışınıza çıkartmak için altın fırsat.
Bergman seyirciye "aynı anda hem Elisabeth hem de Alma" olma şansını sunuyor. Belki de ikisini de aşıp "ne o, ne öteki" olmama özgürlüğünüz olduğunu da hatırlatmayı amaçlıyor.
Belki de hiç biri...
Fakat ilginçtir, Alma'nın kurduğu her cümlenin Elisabeth tarafından cevaplandırıldığı hissini veriyor size. Bazen susmaya durmak, en doğru cevabı bulmak için doğru bir yoldur. Eylemsizlikler içinde en şık duranı da sanırım budur. Bilmiyorum belki Liv Ullmann'ın büyüleyici etkisiyle kurulmuş bir cümledir bu, kim bilir...
@bohemiancat
13 yıl önce
@cloon_48
14 yıl önce
@jahr
15 yıl önce
özel bir film
@ranini
15 yıl önce
9 / 10
@beriberibulue
15 yıl önce