1 yıl önce
Sharp Objects dizisine yorum yazdı:
Dogville filmine yorum yazdı:
Sahnenin teatral dekorlarla kurulması, el kamerası ile olabildiğince doğal çekimler ve dış anlatıcının didaktik betimlemeleri bir belgesel havasında mesajını iletiyor. Bir nevi steril bir laboratuvar oluşturulmuş ama henüz test edilen şeyin ne olduğunu anlayamıyoruz. İlerleyen sahnelerde bu belgeselin insan davranışları belgeseli olduğuna kanaat getiriyoruz tabi ki. İsmi ile münhasır Grace'in belki de insanlık namına sabrın ve merhametin elçiliğini üstlenmesine rağmen yine de o topluluğun yıkıma sürükleneceğinden emin oluyoruz ancak bunu çıkar, para, şehvet gibi insani zaaflar üzerinden olduğunu sanıyoruz. Ancak yıkımın sebebi insan doğasında bu zaafiyetlerin olması değil, bu küçük insanların kendine göre test edildiği ahlaki çekişmeyi kaybetmesiyle oluyor. Nitekim ahlak sadece güçlüyü bağlayan bir olgu değil. Dogville bunu gösteren bir laboratuvar ortamı.
Nacizane eleştirim Tom karakterinin hırsı daha fazla sembolize etmesiydi.
Keep Breathing dizisine yorum yazdı:
Sanıyorum bir ben beğendim, gerekçelerimi yazayım.
Öncelikle bu bir yüzleşme dizisi. Hayatta kalma yaşanırken flashbackler ile önce 3 ayrı timeline yansıtılarak karakterimizin geçmişi iyice anlatılıyor. Sonra karakterin kafası bulanmaya basladikca flashbackler de kabusvari yansimalara dönüyor. Bir avukatta travma bırakacak olayları yaşanmış gibi göstererek Liv'in mental durumu harika ifade ediliyor. Sık kabus gören ve genelde kafası dağınık biri olarak stabil olmayan mental durumunu, düştükten sonra anlık uykuya dalmalari ve hayallemelerin ve en nihayetinde hayata tutunması harika anlatıldigino düşünüyorum. Dizinin en güçlü yönü burası
Bu dizide Liv'in kendini kanıtlamak gibi bir durumu yok. Zaten geçmişinde de hep kararlı ve asla pes etmeyen biri olarak gösteriliyor. Bu dizi Liv'in yarım kalan bir hikayesini tamamlamak için çıktığı bir yolculuğun sekteye uğramasıyla, zihninde yarım kalan bütün hikayeleri tamamlaması ve herkes ile tek tek yuzlesmesini gösteriyor.
Dizinin ismin ... DevamıSanıyorum bir ben beğendim, gerekçelerimi yazayım.
Öncelikle bu bir yüzleşme dizisi. Hayatta kalma yaşanırken flashbackler ile önce 3 ayrı timeline yansıtılarak karakterimizin geçmişi iyice anlatılıyor. Sonra karakterin kafası bulanmaya basladikca flashbackler de kabusvari yansimalara dönüyor. Bir avukatta travma bırakacak olayları yaşanmış gibi göstererek Liv'in mental durumu harika ifade ediliyor. Sık kabus gören ve genelde kafası dağınık biri olarak stabil olmayan mental durumunu, düştükten sonra anlık uykuya dalmalari ve hayallemelerin ve en nihayetinde hayata tutunması harika anlatıldigino düşünüyorum. Dizinin en güçlü yönü burası
Bu dizide Liv'in kendini kanıtlamak gibi bir durumu yok. Zaten geçmişinde de hep kararlı ve asla pes etmeyen biri olarak gösteriliyor. Bu dizi Liv'in yarım kalan bir hikayesini tamamlamak için çıktığı bir yolculuğun sekteye uğramasıyla, zihninde yarım kalan bütün hikayeleri tamamlaması ve herkes ile tek tek yuzlesmesini gösteriyor.
Dizinin isminin keep breathing olması survival dizisi olmadığını anladığımda saçma gelmişti, ancak bu isim bebeğini yaşatmak için oksikodon kullanmamakta ısrar etmesi ile yeniden anlam kazanıyor
Final sahnesi ise mükemmel, kendini tanıyan ve sadece kendisi gibi olduğunu düşünen Liv nehir sahnesinden önce babasıyla konuşarak annesine benzeyip benzemedigini sorar. Babası ise annesine benzediğini, ama kendisine de benzediğini, en nihayetinde kendisine özel karakteri olduğunu söylüyor. Annesinin "akışına bırakma" tavrını, babasının "her zaman olman gereken yerde ol" düşüncesini ve kendisinin ve kararlı duruşunu çok iyi harmanlayarak annesinin yanında olmak için ölüm riskini göze alıp kararlı bir şekilde kendini nehre bıraktığını görüyoruz.
Mantık hatalarına ve elde kalan bir sürü şeye deginmiyorum.
Two Distant Strangers filmine yorum yazdı:
Bir de şu pencereden bakmakta fayda var,
Filmdeki polis hariç hiçbir beyaz konuşmuyor, bu haliyle sade bir şekilde kendi mesajını işliyor demek mümkün. Ama siyahi arkadaşın kapısını açtığı adam, ayakkabısını beğendiğini söylediği kadın, teşekkür edecek kadar bile konuşmuyor. Memnuniyet işareti bile görmüyoruz. Kahvesi dökülen adam dökülmeyen senaryoda bile fazla agresif. Bizim bu kardeşimiz ise aşırı kibar, naif ve anlayışlı. Kasıtlı bir metin yazımı bu.
Polis için ise dümdüz bir kör cahil tipi yazılmış saniyorsunuz, son senaryoda onu da bozuyorlar. Ne bir fikri var, ne de bir motivasyonu. Sebepsiz ve önlenemez bir nefret görüyoruz.
Uzun lafın kısası bize ırkçılık karşıtı bir senaryo sunuluyor ama zannımca beyaz nefreti bu filmde ırkçılık karşıtı retorikten daha ağır basıyor. Zaten ırkçılık karşıtı bir mesajı veya yalandan da olsa "İnsanlar bazı şeyleri doğru yapsa dünya şöyle bir yer olur" gibi bir ütopyayı da sunmuyor. Filmin ... DevamıBir de şu pencereden bakmakta fayda var,
Filmdeki polis hariç hiçbir beyaz konuşmuyor, bu haliyle sade bir şekilde kendi mesajını işliyor demek mümkün. Ama siyahi arkadaşın kapısını açtığı adam, ayakkabısını beğendiğini söylediği kadın, teşekkür edecek kadar bile konuşmuyor. Memnuniyet işareti bile görmüyoruz. Kahvesi dökülen adam dökülmeyen senaryoda bile fazla agresif. Bizim bu kardeşimiz ise aşırı kibar, naif ve anlayışlı. Kasıtlı bir metin yazımı bu.
Polis için ise dümdüz bir kör cahil tipi yazılmış saniyorsunuz, son senaryoda onu da bozuyorlar. Ne bir fikri var, ne de bir motivasyonu. Sebepsiz ve önlenemez bir nefret görüyoruz.
Uzun lafın kısası bize ırkçılık karşıtı bir senaryo sunuluyor ama zannımca beyaz nefreti bu filmde ırkçılık karşıtı retorikten daha ağır basıyor. Zaten ırkçılık karşıtı bir mesajı veya yalandan da olsa "İnsanlar bazı şeyleri doğru yapsa dünya şöyle bir yer olur" gibi bir ütopyayı da sunmuyor. Filmin bize sunduğu şey "Bak bunlar böyle" demekten fazlası değil.
Yaşamak İçin Oyna filmine yorum yazdı:
Çerezlik bir filme göre iyi kalitede. Biraz mantık hataları var ama bence takılmaya gerek yok.
Curse-Curser-Cursor kelimelerinin birbiri yerine bazen de eş anlamlı kullanılması hoşuma gitti.
The Man in the High Castle dizisine yorum yazdı:
Belki bir şans vermeliydim ama ilk bölümde 3 lafın birinde "Savaş şöyle olsaymış böyle olsaymış" yapınca mecbur yarım bıraktım. Paralel evren bence böyle işlenmez
The Rig dizisine yorum yazdı:
İlk 4 bölümü 1 bölümde çekebilirlermiş. Yavaşlıktan metabolizmam durdu.
Sully filmine yorum yazdı:
Filmin açıklamayı okumakla izlemek arasında fark yok, 1 saat 35 dk dışında.
Snowpiercer dizisine yorum yazdı:
Mesajının altında ezilen ve hazin sonuna git gide yaklaşan dizi. Keşke burada demokrasi deneyimlemeyi, entegrasyon mevhumunu ve toplumsal anlamda sınıflararası ayrımları konuşacağımız bir dizi yapsalardı. Tek beğendiğim nokta farklı ve çeşitli karakterleri işlemekten üşenmemeleri. Yani Buz Bob’u bile bir tip olarak almıyorlar ve duygu-düşüncelerini iyisiyle kötüsüyle sunuyorlar.
The Queen's Gambit dizisine yorum yazdı:
Bir beni sarmadı demek ki, en son twd’i bu kadar sararak izledim. Nasıl akılda kalıcı vs demişler anlamadım izledigim en kotu mini dizi olabilir.
Dizinin daha da iyi olan yanı ise taşrada herkesin suça ortam oluşturablecek karakterlerde olması. Her karakter içten gölgeli kişiliklere sahip var bunlar kolektif olarak bir suç ile vücut buluyor. Belki de ondan öldürme eylemini kimin yaptığı çok da önemli değil. Bu yan mesajlar da yazarın öne çıkan yönü sanırım.
Amy Adams'ın performansını ve sinematografiyi biraz zayıf buldum, ekran süreleri kesinlikle dengeli değil.