10 ay önce
A Gentleman in Moscow dizisine yorum yazdı:
I May Destroy You dizisine yorum yazdı:
sert bir giriş, savruk bir gelişemeyen gelişme ve egzantirik* vurucu bir son ile biten hbo yapımı otobiyografiğimsi mini dizi.
"suçlu olay yerine döner" ve "travma illa ki canlanır" klişelerine göz kırpıp değişik bir son ile bitti. 6 saatte iyi bir karakter yolculuğu oldu. yan karakterler pek dolu dolu ve özgül olmasa da kahramanın hikayesi tarz bakımından eli yüzü düzgün olmasa da kabul edilebilirdi. böyle bir konunun robotik işlenmesi güzel olmazdı.
karakterin gelişimi kısaca:
çok rahat- erkek düşmanı-sosyal medya delisi-içe dönüş ve intikam (lar) şeklindeydi. geçişler genelde tekil sert bir olayla olsa da hepsi mantık (duygusal) çerçevesinde ve iyi geçişlerdi.
* bella kitabının sonuna dair 3 senaryo geçirdi kafasında:
ilki, bella'nın aklındaki çılgın intikam planı idi. öpme, takip, p.nis görme isteği (küçük olması ile ilgili klişe) vs. tam bir holivud biçız anı idi. dizinin/kitabının tonuna hiç ama hiç yakışmayacak olan bu fikr ... Devamısert bir giriş, savruk bir gelişemeyen gelişme ve egzantirik* vurucu bir son ile biten hbo yapımı otobiyografiğimsi mini dizi.
"suçlu olay yerine döner" ve "travma illa ki canlanır" klişelerine göz kırpıp değişik bir son ile bitti. 6 saatte iyi bir karakter yolculuğu oldu. yan karakterler pek dolu dolu ve özgül olmasa da kahramanın hikayesi tarz bakımından eli yüzü düzgün olmasa da kabul edilebilirdi. böyle bir konunun robotik işlenmesi güzel olmazdı.
karakterin gelişimi kısaca:
çok rahat- erkek düşmanı-sosyal medya delisi-içe dönüş ve intikam (lar) şeklindeydi. geçişler genelde tekil sert bir olayla olsa da hepsi mantık (duygusal) çerçevesinde ve iyi geçişlerdi.
* bella kitabının sonuna dair 3 senaryo geçirdi kafasında:
ilki, bella'nın aklındaki çılgın intikam planı idi. öpme, takip, p.nis görme isteği (küçük olması ile ilgili klişe) vs. tam bir holivud biçız anı idi. dizinin/kitabının tonuna hiç ama hiç yakışmayacak olan bu fikrin üstünü çizdi.
ikincisi arkadaşının intikam planıydı fakat burada da şefkatli intikam saçma geldi. seri tecavüzcüyü dinlemek ve mahmur bir şekilde polise teslim etmek en az ilki kadar dokuya uyumsuz absürtlük içindeydi.
üçüncüsü ise p.rno kategorisi videosu tarzı kısa bir şeydi. önemli olan üçünün birleşip finalle tecavüzcüyü odasından (bilinç) ve yatağının altından (bilinçaltı) kovması idi. sembolüyle (bilinç katmanlarının bileşimi) kitabın çıkması holivud başarı öyküsü gibi görünse de burada da iki ihtimal var aslında:
ilki tanıdıkları olduğundan gerçekten iyi bir hikayesini yayımlatabildi (önceki eserinden gücü var) ve ikincisi de bunun dördüncü bir senaryo olması (fazla meta gelebileceği için, bu ihtimal düşük).
sonuç olarak bazı konuları kapatan ve bazılarını ise seyircinin şahsi senaryosuna bırakan alternatiflerle dolu bir finalle vedayı gerçekleştirdi.
The Midnight Gospel dizisine yorum yazdı:
lsd kafalı, netfilik'in nadir farklı yapımlarından (dolayısıyla da tek sezonluk olarak kalanlardan).
konu kısaca dünyalar arası geçişi sağlayan bir simülatör vasıtasıyla büyük bir vajina sayesinde maceralar yaşayan ve radyosu vasıtasıyla da yayın yapan pembeli bir elemanın anlatıldığı röportajvari bir dizi.
bölüm bölüm birkaç kelam etmem gerekirse,
1. bölüm, bilinç-farkındalık-fenomenoloji-uyuşturucular-mindfulness üzerine idi. bölümün olay teması olan zombilik ile paralellik kurulup uzaktan korkutucu olan zombiliğin aslında ayrı bir kafasının olduğu alt metinde verildiği ve kötü uyuşturucudan ziyade kötü koşulların olduğu argümanı tehlikeli olsa da konu ve olay uyumu güzeldi.
2. bölüm, eğer iyiysen ve mutluysan, ölüm korkun yoksa yaratıcılığını ateşleyecek olan baruttan da yoksunsundur ve ayrıca her zerreni verebileceğin bir aşk seni anlam bulmaya iter temalı fabrikatik bir bölüm idi. ilk bölümdeki uyumu pek yakalayamadım açıkçası.
... Devamılsd kafalı, netfilik'in nadir farklı yapımlarından (dolayısıyla da tek sezonluk olarak kalanlardan).
konu kısaca dünyalar arası geçişi sağlayan bir simülatör vasıtasıyla büyük bir vajina sayesinde maceralar yaşayan ve radyosu vasıtasıyla da yayın yapan pembeli bir elemanın anlatıldığı röportajvari bir dizi.
bölüm bölüm birkaç kelam etmem gerekirse,
1. bölüm, bilinç-farkındalık-fenomenoloji-uyuşturucular-mindfulness üzerine idi. bölümün olay teması olan zombilik ile paralellik kurulup uzaktan korkutucu olan zombiliğin aslında ayrı bir kafasının olduğu alt metinde verildiği ve kötü uyuşturucudan ziyade kötü koşulların olduğu argümanı tehlikeli olsa da konu ve olay uyumu güzeldi.
2. bölüm, eğer iyiysen ve mutluysan, ölüm korkun yoksa yaratıcılığını ateşleyecek olan baruttan da yoksunsundur ve ayrıca her zerreni verebileceğin bir aşk seni anlam bulmaya iter temalı fabrikatik bir bölüm idi. ilk bölümdeki uyumu pek yakalayamadım açıkçası.
3. bölüm, meditasyon-büyü- zen budizm üzerine idi. ilgimi çekmeyen konu üçlüsü olduğu için röportajdan çok ortama göz gezdirdim. kediseverlere selamlar.
4. bölüm, "affetmek barfiks demiri gibidir. bakınca "siksen yapamam" diye düşünürüz." diğer garip abla devreye girer ve der ki "tek başına yapmadın ki, desteğin vardı." ilginç bir şekilde (ilginç olmayan bir şey varmış gibi) devreye ruh topluluğu girer ve bir isim göze çarpa: rumi.
"tutulmak istiyorsan elini aç"
garip abla, kahramanımıza destek grubunu tanıtır. affetmek, mindfulness ve aşk. derde deva. uygulamalı olarak da anlatır ve gösterir. belki ilkini gerçekleştirmez ama diğer ikisi için harika bir son hazırlar.
5. bölüm, hindu inancı ve sürekli yargılanma temalı, bağlantı ve düğümlerle dolu bir bölüm. her şeyin doğuştan gelen nitelikten yoksun olduğu düşünce der, kuş. yani özcülük. mesele benlik yoksunluğu. bu yoksunluk ve onu doldurma çabası ise nihayetinde bir yük ve azap kaynağı olarak devreye girmekte. fransızların minnak orgazm dediği cinselliğin asli olarak nihai hali ise bu benlik doldurma beyhudeliğinden vazgeçip onun olmadığı gerçeğini kabullenmektir. böylece saf ışık ve boşluk her hücreye rücu eder ve kişi, olur.
"bir saniye bile umutsuz kalmaya gelemiyorsun. umutla dövüyorsun kendini" temalı bir hapis kaçışı öyküsü idi ve gayet iyiydi.
6. bölüm, başka gezegenlerden birileriyle röportaj yerine bu bölüm farklı bir şekilde şahsi telefon araması, carvis'in kafayı yemesi ve karakterimizin geçmişine dair bilgiler vermesini içeriyordu. hem carvis'i düzeltmek hem de kendine dair özeleştiriler getirmek durumundaydı. belki de ilk kez oldukça sinirliydi. sonrasında meditasyon ustası ile bir seans geçirdi.
"meditasyon öğretenlerin çoğu zihne, susturulması gereken arsız ergen muamelesi yapıyor." halbuki olay alan açmakta. kişisel ve sosyal. sessiz ve kaos. denge.
7. bölüm, zihni boşaltma bölümü sonrası onun devamı niteliğinde ana karakterimiz yanlışlıkla çantasının içine düşer ve kalabalıkla dolu bir çanta evrenine girer. karşısında ölüm vardır ve röportaj onunladır. ilk soru anlamlıdır: "hayatlarında ölümle uğraşanlara bir tavsiyen var mı?" ve cevap önceki bölüm temasına bağlanır: "anı yaşamak". bu arada röportajın yapıldığı alan da birçok çerçevenin (hareketli resim de denebilir) bulunduğu bir hol ve resimlerin hepsinin içeriği kişinin kendi kötü yanlarını simgeleyen hareketlerden oluşmakta ve geçmişle ve kendinle barış için onları onaylamalısın-dışlamak, yabancılaştırmak veya inkar etmek yerine-.
final bölümü ,dizinin son podcast konuğu anne olur. konumuz önce ana karakter, sonra da annedir. zamanda yolculukla anne ve oğlun hayatın resmedilir ve pedagoji ile sosyoloji bizi beşiğimizde sallar.
"bazı bebekler anneleri onlar istediğinde gelip memesini vermedi diye öyle sinirlenirler ki sürekli avaz avaz bağırırlar. öyle öfkelidirler ki memeyi ısırırlar. aç olduğu halde annesini reddeder.
"birçok insan da dünyaya böyle tepki verir çünkü istedikleri şeyi alamadıkları için çok üzgündürler ve o şey nihayet geldiğinde etrafındaki herkesi o şeyle cezalandırmaya çalışırlar. bu da o şeyi ve herkesi uzaklaştırır."
"insanlar kendilerinin ve sevdiklerinin öleceği düşüncesinden ciddi olarak uzak durmaya çalışır...kalplerimiz bir kapattığımız için kapalıydı. acıya karşı kendimizi savunmuştuk. ama bu (sevdiğinin kaybı) kalbini açar. kırarak açar hem de."
acıtır çünkü canlılık ölmez sadece, ego da ölür. sonsuza kadar yaşama hayali ölür ama en önemlisi de bunlar öldü diye kayıplarımıza karşı duyduğumuz aşk ölmez. pedagoji demiştik ya. en büyük öğretmen ölümdür ve bunu bedavaya yapar.
anda kalın, hoşça kalın.
not: yazıları anlaktan geçirdikten sonra bir de sembolik tarafı için bir tur daha üzerinden geçilmesi önerilir.
Perde Açılıyor filmine yorum yazdı:
tiyatro ile bütün olmuş 50' yapımı bir film.
lakin içindeki oyuncular da tiyatro ile o kadar hemhal olmuşlar ki gerçek hayatlarında da ondan önemli izler taşımakta ve mağdur olan da zalim olan da büyük oynuyor. roller değişiyor ve onlar oyunculuklarını konuşturarak sahnedeki yerlerini savunmaya yahut merkeze hücum etmeye çalışıyorlar. ayrıca dönemin filmlerindeki replik sonrası replik diyaloglar da filmin dokusuna oldukça uymuş.
75 yıl önce dış ses ise müthiş kullanılmış. hem oyuncunun hareketleri ile uyumlu hem de tiyatro temasıyla. müthiş demişken ilk kez bir filmde miss monroe'ya denk geldim ve gerçekten bir başkaymış. aptal aptal bakan güzel kadın imajı oldukça yanıltıcıymış. 24 yaşındaki hali sadece güzellik değil karizma olarak da başka bir yerdeymiş.
klasik olarak önce çok masum iken sonraları yavaş yavaş başrol için işleme yapan gariban kız portresi günümüz için klişe olsa da dönem için oldukça yenilikçi idi. filmin ismi eve! di ... Devamıtiyatro ile bütün olmuş 50' yapımı bir film.
lakin içindeki oyuncular da tiyatro ile o kadar hemhal olmuşlar ki gerçek hayatlarında da ondan önemli izler taşımakta ve mağdur olan da zalim olan da büyük oynuyor. roller değişiyor ve onlar oyunculuklarını konuşturarak sahnedeki yerlerini savunmaya yahut merkeze hücum etmeye çalışıyorlar. ayrıca dönemin filmlerindeki replik sonrası replik diyaloglar da filmin dokusuna oldukça uymuş.
75 yıl önce dış ses ise müthiş kullanılmış. hem oyuncunun hareketleri ile uyumlu hem de tiyatro temasıyla. müthiş demişken ilk kez bir filmde miss monroe'ya denk geldim ve gerçekten bir başkaymış. aptal aptal bakan güzel kadın imajı oldukça yanıltıcıymış. 24 yaşındaki hali sadece güzellik değil karizma olarak da başka bir yerdeymiş.
klasik olarak önce çok masum iken sonraları yavaş yavaş başrol için işleme yapan gariban kız portresi günümüz için klişe olsa da dönem için oldukça yenilikçi idi. filmin ismi eve! diye haykırsa da aslında trajedi ve ilgi çekicilik tamamen margo karakterinde idi ki aslında gerçek hayatta da bu böyleydi. kendisinin eve'e karşı olan öfkesi ve sonrasındaki çevresine olan nefretinin tamamı aslında bir savunma mekanizması idi. sevgilisini kıskanmıyordu, aralarında yaş farkının giderek açıldığını ve sahne ömrünün kısaldığını biliyordu. sarı saçlı arkadaşını ve onun yazar sevgilisini ise kendisinin yerine başkasını koydukları için haşlıyordu. eve'e ise sürekli gariban rolüyle arkasından iş çevirip utanmazca sadık rolüne devam etmesinden dolayı hıncı vardı.
bunların hiçbiri onun rolü, hayranları, ünü veya parayı kaybedeceğim histerisiyle açığa çıkmamıştı. filmin başında hayranları veya şöhreti önemsemeyen biri olduğunu zaten göstermişti. o, margo sonrası margo için endişeliydi ve çevresindeki hiçbiri ona post margo'nun hayatı için güven vermiyordu. onların damarlarına basması, sürekli kıskançlık ve sarkazm aslında bir nevi "normal hayat"ında yanında olacakları deneme süreciydi. kendi sözleriyle sevgilin, arkadaşların olmadıktan sonra yalnızca "bir defter dolusu gazete kupürüsün".
sonrasındaki çekişmeler, ayak kaydırmalar vs. derken eve'in gerçek niyeti, yüzü ve sesi tam olarak belirir, 1 saat 46 dakika sonunda.
ve sonrasında filden büyük fil avcısı var misali eleştirmen abi niyetini ortaya koyar ve eve yıldızları alır ama aynı zamanda da ölene kadar birine ait olmayı da.
ilk sahne ve arasındaki flashback sonrası ödül sahnesinin geri kalanı gösterilir ve margo'nun sözü ile kapanır:
"o ödülü her zaman kalbinin olması gereken yere koyabilirsin."
not: sondaki döngü sahnesi gereksiz olsa da tiyatronun sürekliliğine vurgu olarak güzeldi tabi.
-perde yavaşça kapanır ve son-
birkaç güzel trivia,
- ironik şekilde bette davis'in margo channing rolü, premiere magazine'in tüm zamanların en iyi 100 performansı listesinde 5. sırada yer almaktadır.
- bette davis gerçekten margo gibi yırtık birisi iken celeste holm da karen gibi kibarlık abidesiymiş. dolayısıyla celeste holm, çekimlerin ilk gününde bette davis ile yaşadığı deneyimi şöyle anlatmış: "çekimlerin ilk gününde sete girdim ve 'günaydın' dedim. onun cevabı ne oldu biliyor musunuz? 'has.tir, görgülü' dedi. o günden sonra onunla bir daha hiç konuşmadım."
- bir uyuma daha gelirsek, eve rolündeki anne baxter, oscar'da en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında değil, en iyi kadın oyuncu dalında aday gösterilmesi için yetkililere baskı yapmıştır. bu salaklığıyla oylar kendisi ve davis arasında bölünmüştür ve neticesinde ikisi de avcunu yalamıştır.
- gereksiz bir tane ile de tırıvırı köşesini kapayım. bette davis, filmin en ünlü repliği olan "kemerlerinizi bağlayın, bu gece sarsıntılı geçecek" dediğinde referans araba değildi çünkü 1950 yılında otomobillerde emniyet kemeri neredeyse hiç yokmuş. o, uçakta sarsıntılı bir uçuş sırasında kemerlerin bağlanmasından bahsediyormuş.
The Bear dizisine yorum yazdı:
yeni sezon geldi ve özellikle de 4. sezonun 7. bölümü, dizinin en iyi ilk üç bölümüne girecek derecede dolu dolu ve güzel geçti. tanımda bir şeyi daha koymak isterdim ama sürprizbozan olmaması için aşağıya iliştireceğim.
yıldızlar geçidi gibi bir bölümdü aynı zamanda. yeniden `Josh Hartnett`, `Gillian Jacobs` ve `Bob Odenkirk`'ü görmek güzeldi ki üzerine bir de krema olarak `brie larson` ve çilek olarak da `Sarah Paulson` arz-ı endam etti.
bölümün hikayesi ve işlenişi de yıldız geçidini geride bırakacak denli güzel yazılmıştı. önceki sezonlardaki bir bölümün antitezi şekilde kurgulanmış. sürenin artırımı ile dolu dolu bir şekilde ikili ilişkiler, korkular ve seçim tedirginlikleri gibi birçok konu güzelce masalsı bir şekilde bölüm sonlanmış.
Black Bird dizisine yorum yazdı:
konu güzel (tanrı yazmış, zaten) fakat işleyiş oldukça temposuz ve 6 bölümlük bir mini dizi için çok sorun olmaması gerekse de pat diye final yapıp bitiyor.
katili canlandıran aktör ve repliklerinin tutarlılığı ve ara ara aforizmaları ne kadar güzelse onu yakalamaya çalışan tom holland'ın abisinin psikolojisi o kadar zayıf işlenmiş.
başlarda iletişim kurma ve adım adım rol+gerçeklikle karışık şekilde ilerleyecekken ana karakter, öyle boş boş takılıyor. bir anda tv olayının zuhur etmesi olabilir ancak katilden etkilendiği rüya sonrası bu kadar profesyonel oynaması oldukça saçma. neden? çünkü böyle bir yeteneği 4 bölüm boyunca görmedik. neden? başında zaten gardiyan ve onun açtığı belalar var. ki belki notunu 6'ya düşürmemin ana nedeni yan konuların öylesine eklenip hiçbir hizmeti olmaması.
neyse. kişisel ark, ruh halinin tasviri ve oyunculuğun tamamı tek bir karaktere/aktöre* harcandığı için potansiyeli heba edilmiş mini bir dizi diyeyim ... Devamıkonu güzel (tanrı yazmış, zaten) fakat işleyiş oldukça temposuz ve 6 bölümlük bir mini dizi için çok sorun olmaması gerekse de pat diye final yapıp bitiyor.
katili canlandıran aktör ve repliklerinin tutarlılığı ve ara ara aforizmaları ne kadar güzelse onu yakalamaya çalışan tom holland'ın abisinin psikolojisi o kadar zayıf işlenmiş.
başlarda iletişim kurma ve adım adım rol+gerçeklikle karışık şekilde ilerleyecekken ana karakter, öyle boş boş takılıyor. bir anda tv olayının zuhur etmesi olabilir ancak katilden etkilendiği rüya sonrası bu kadar profesyonel oynaması oldukça saçma. neden? çünkü böyle bir yeteneği 4 bölüm boyunca görmedik. neden? başında zaten gardiyan ve onun açtığı belalar var. ki belki notunu 6'ya düşürmemin ana nedeni yan konuların öylesine eklenip hiçbir hizmeti olmaması.
neyse. kişisel ark, ruh halinin tasviri ve oyunculuğun tamamı tek bir karaktere/aktöre* harcandığı için potansiyeli heba edilmiş mini bir dizi diyeyim.
* paul walter hauser
The Little Death filmine yorum yazdı:
komikliği ve hüznü bir arada tatlı bir şekilde kaynaştırabilmiş 2014 yapımı bi' film.
seksin karışık hallerinden birkaçının betimlemesini çiftler üzerinden yapmaya çalışırsam,
foot fetishism ve sexual masochism. ilk çift çatışmayı, asimetriyi temsil ediyordu. "birader sen benim ayağımı yiyorsun ama ben "takdir edilemiyorum" ile birlikte gelen fantezileri yüceliğe göre yargılama durumu (kabul etmeliyim ki sıkıntılı bir fantezi, ansızın takdir edilme isteği) bolca etik konuları açabilecek iken oldukça basit bir şekilde işlenmiş.
sexual roleplay. ikinci çift ise hem yine asimetriyi (oral seks yapılabilir patentini erkeğin alması) hem de iletişimsizlikten ilişkiyi unutmayı temsil ediyordu. elbette biri için aynı zamanda kendini keşfetme idi. terapistin rp önerisiyle gelen erkek karakterin içindeki cevherin çıkması ama o çok sevdiği işi-seks değil oyunculuk- yalnızca tek bir eyleme yöneltip iş için geç kalması sonucu güzel başlayan senaryo son ... Devamıkomikliği ve hüznü bir arada tatlı bir şekilde kaynaştırabilmiş 2014 yapımı bi' film.
seksin karışık hallerinden birkaçının betimlemesini çiftler üzerinden yapmaya çalışırsam,
foot fetishism ve sexual masochism. ilk çift çatışmayı, asimetriyi temsil ediyordu. "birader sen benim ayağımı yiyorsun ama ben "takdir edilemiyorum" ile birlikte gelen fantezileri yüceliğe göre yargılama durumu (kabul etmeliyim ki sıkıntılı bir fantezi, ansızın takdir edilme isteği) bolca etik konuları açabilecek iken oldukça basit bir şekilde işlenmiş.
sexual roleplay. ikinci çift ise hem yine asimetriyi (oral seks yapılabilir patentini erkeğin alması) hem de iletişimsizlikten ilişkiyi unutmayı temsil ediyordu. elbette biri için aynı zamanda kendini keşfetme idi. terapistin rp önerisiyle gelen erkek karakterin içindeki cevherin çıkması ama o çok sevdiği işi-seks değil oyunculuk- yalnızca tek bir eyleme yöneltip iş için geç kalması sonucu güzel başlayan senaryo sonrasında oldukça boş bir şekilde ilerledi.
dacryphilia. üçüncü çift ise cinselliği bir göreve odaklamayı temsil ediyordu. prosedürel olarak, bir amaç için duygudan yoksun bir işlemdi. sonra gözden damlalar geldi ve kadın orgazm oldu. belki de bebeğin doğmasını sağlayan etkenlerden biri de dedesini ölmesiydi, güzel ironi (tahmin ettiğim gibi oldu). ve artık kadın mazotunu öğrenmişti ve o göz yaşını damıtmak için her yolu deniyordu. komikti (film teklifi, sürekli soğan kestirme) ama adama duygusal eziyetin boku çıktıkça komedi söndü.
somnophilia. dördüncü çiftin ironisi uykusunu dahi buna feda edebilecek bir fetiş sahibi olan hüzünlü erkek portresiydi. olaylar gelişti ve ironi gerçek oldu. iş başında onu rahatsız edecek kalmadı ve bu romantizm her gece bir doz tayland kaçak hapı ile devam etti. oldukça hüzünlü çünkü diğerlerinin aksine adamın bunu tek başına yaşaması gerekiyordu ve itiraf etmekten o kadar korktu ki (yaş büyük etken elbette, bakınız ilk çift) yasak ilişki yalanına sığındı.
ve son olarak
telephone scatalogia. dünyanın en ilginç ve bir o kadar da komik telefon görüşmesi ile film kapanışı yaptı. gayet güzeldi, tavsiye edilir 7.0/10.
not: 900'lü hatlarcılara ve o kol gibi faturalara selam olsun.
İtaat filmine yorum yazdı:
biz yankiler sağlam beyinsiziz tadında maalesef based on a true story bi 2012 filmi.
açıkçası bu olay bire bir mi yaşandı yoksa senarist de mallık ekledi mi bilmiyorum (kıssa belki daha mantıklı olurmuş, film açısından) ama trier'in idiots'u tadında bir redneck günü olmuş. haliyle de herhangi bir empati ve sempati hissettiremiyor, tıpkı bir salyangozun gününü düşünüp kahrolmuyorsak.
asıl sinirim belki de Ann Dowd ablanın böyle bir çöpte yer alması olmuştur, kamu spotu tadında parayı alıp oynamış.
neyse sakinim. üç tane trivia ekleyeyim gerçekte ne olduğuyla ilgili:
-Gerçek arama 9 Nisan 2004 tarihinde Kentucky'deki bir McDonald's restoranına yapılmış ve filme de isimlerin çoğu aktarılmış.
- Gerçek davada hapis cezası alan tek kişi, restoran müdürünün erkek arkadaşı olmuş. Arayan kişi-David Stewart- delil yetersizliğinden dolayı suçsuz bulunurken mal müdür de şartlı tahliye edilmiş.
- ve son bir geri zekalılıkla bitirelim. 6 küs ... Devamıbiz yankiler sağlam beyinsiziz tadında maalesef based on a true story bi 2012 filmi.
açıkçası bu olay bire bir mi yaşandı yoksa senarist de mallık ekledi mi bilmiyorum (kıssa belki daha mantıklı olurmuş, film açısından) ama trier'in idiots'u tadında bir redneck günü olmuş. haliyle de herhangi bir empati ve sempati hissettiremiyor, tıpkı bir salyangozun gününü düşünüp kahrolmuyorsak.
asıl sinirim belki de Ann Dowd ablanın böyle bir çöpte yer alması olmuştur, kamu spotu tadında parayı alıp oynamış.
neyse sakinim. üç tane trivia ekleyeyim gerçekte ne olduğuyla ilgili:
-Gerçek arama 9 Nisan 2004 tarihinde Kentucky'deki bir McDonald's restoranına yapılmış ve filme de isimlerin çoğu aktarılmış.
- Gerçek davada hapis cezası alan tek kişi, restoran müdürünün erkek arkadaşı olmuş. Arayan kişi-David Stewart- delil yetersizliğinden dolayı suçsuz bulunurken mal müdür de şartlı tahliye edilmiş.
- ve son bir geri zekalılıkla bitirelim. 6 küsür milyonla başlayan tazminat işi 3 sene sonunda mcdonald's ile uzlaşılıp 1.1 milyonla anlaşılmış. evet.
Dogman filmine yorum yazdı:
luc besson imzalı, felsefi ve dram soslu dark lessie filmi.
"kılık değiştirmek hep hoşuma giderdi. gerçekte kim olduğunu bilmediğinde ya da kendi geçmişini unutmak istediğinde bir geçmiş uyduruyorsun. kılık değiştirmek, kendine yalan söylemeye denk midir doktor?"
doktor için kıyafet demek gizlenmek iken do(u)g için dönüşümdür. bir illüzyondan da ibaret olsa bir anlığına kendinden sıyrılmak onun hayatının her anına sirayet etmiştir ve tiyatro bunun için inanılmaz fırsattır.
gelelim köpek meselesine. neden köpek sorusuna doug şöyle cevap verir: gösteriş yapmayan bir güzellik, alt edilemeyen bir güç, gaddarlığa varmayan cesaret ve en önemlisi insanın yedide sıfır günah hali ile birlikte bütün erdemlere sahiplik. ayrıca "köpekler dostlarını severler ve düşmanlarını ısırırlar, sevgiyle nefreti sürekli karıştıran insanların aksine."
"bir çocuk sevgiyi bulabildiği yerden alır" ve umutla gülümsemesini sağlayan da bir an, basit bir bez parça ... Devamıluc besson imzalı, felsefi ve dram soslu dark lessie filmi.
"kılık değiştirmek hep hoşuma giderdi. gerçekte kim olduğunu bilmediğinde ya da kendi geçmişini unutmak istediğinde bir geçmiş uyduruyorsun. kılık değiştirmek, kendine yalan söylemeye denk midir doktor?"
doktor için kıyafet demek gizlenmek iken do(u)g için dönüşümdür. bir illüzyondan da ibaret olsa bir anlığına kendinden sıyrılmak onun hayatının her anına sirayet etmiştir ve tiyatro bunun için inanılmaz fırsattır.
gelelim köpek meselesine. neden köpek sorusuna doug şöyle cevap verir: gösteriş yapmayan bir güzellik, alt edilemeyen bir güç, gaddarlığa varmayan cesaret ve en önemlisi insanın yedide sıfır günah hali ile birlikte bütün erdemlere sahiplik. ayrıca "köpekler dostlarını severler ve düşmanlarını ısırırlar, sevgiyle nefreti sürekli karıştıran insanların aksine."
"bir çocuk sevgiyi bulabildiği yerden alır" ve umutla gülümsemesini sağlayan da bir an, basit bir bez parçasında sana görünür ( god-dog). böylece doug artık hem bir yaşama, hem yavrularına, hem işe hem de amaca kavuşur. işi basittir: sevilmek ve korunmak isteyenlere (ki günlük rutin duaları da bu değil midir?) melekleri aracılığıyla bunu sunmak. film içerisindeki birçok ironiden birisi de (bu gizli kalan) aslında tanrıya şirk koşan çok dindar birisi douglas. diğer tatlı iki ironi de çocukken dışarıya çıkma özgürlüğünü kazanması için yürüme özgürlüğünü kaybetmesi gerekir ve cani baba küçük oğlu kadar kafes hayatına dayanamamıştır.
sondan bir önce not: film gayet güzeldi, bana batan tek şey ise doug ve köpeklerin bu doğaüstü olayına kimsenin çok da şaşırmaması idi. böyle gerçekçi ve karanlık bir evrende bunu yedirmek elbette mümkün olmazdı ama belki de alınan bir riskti.
son not: Caleb Landry Jones, inanılmaz bir oyunculuktu. Philip Seymour Hoffman ve Joaquin Phoenix oyunculuğu tadı aldım.
Çıldırış filmine yorum yazdı:
ilginç bir adrien brody filmi daha.
Birkaç trivia ekleyeyim,
- Adrien Brody rolü için tecrit tankında takılmış, hapishane egzersizleri uygulamış ve protein diyetine girmiş. Ayrıca ceset çekmecesinde hıçkıra hıçkıra ağladığı sahneler de gerçekmiş çünkü kendisi yönetmenden karakterin çaresizliğini hissedebilmek için çekim yapmadıkları zamanlarda bile onu kilitli tutmasını istemiş ve böylece çekmecede kendini kaybetme sahnesi çıkmış.
- Keira Knightley, seçmeler sırasında geçirdiği gıda zehirlenmesi nedeniyle hastalıklı bir alkolik rolünü kazanmış (filmdeki hareketleri ise pek doğal değildi bence).
- Film, Jack London'ın Yıldız Gezgini adlı öyküsüne ve San Quentin'de hapisteyken göğsünü, nefes almasını ve kan akışını daraltan çok sıkı bir deli gömleğiyle işkence gören Ed Morrell ile yaptığı röportajlara dayanıyormuş.
- Açılış jeneriğindeki görüntülerin bir kısmı, ABD Ordusu'nun Irak'ta birkaç direnişçiye saldırdığı ve öldürdüğü bir ABD Apache helikopteri gece çatışmasının gö ... Devamıilginç bir adrien brody filmi daha.
Birkaç trivia ekleyeyim,
- Adrien Brody rolü için tecrit tankında takılmış, hapishane egzersizleri uygulamış ve protein diyetine girmiş. Ayrıca ceset çekmecesinde hıçkıra hıçkıra ağladığı sahneler de gerçekmiş çünkü kendisi yönetmenden karakterin çaresizliğini hissedebilmek için çekim yapmadıkları zamanlarda bile onu kilitli tutmasını istemiş ve böylece çekmecede kendini kaybetme sahnesi çıkmış.
- Keira Knightley, seçmeler sırasında geçirdiği gıda zehirlenmesi nedeniyle hastalıklı bir alkolik rolünü kazanmış (filmdeki hareketleri ise pek doğal değildi bence).
- Film, Jack London'ın Yıldız Gezgini adlı öyküsüne ve San Quentin'de hapisteyken göğsünü, nefes almasını ve kan akışını daraltan çok sıkı bir deli gömleğiyle işkence gören Ed Morrell ile yaptığı röportajlara dayanıyormuş.
- Açılış jeneriğindeki görüntülerin bir kısmı, ABD Ordusu'nun Irak'ta birkaç direnişçiye saldırdığı ve öldürdüğü bir ABD Apache helikopteri gece çatışmasının görüntüleriymiş.
- Mark Wahlberg, italian job filmi gişede büyük başarı elde edince daha yüksek bir maaş için pazarlığa girişmiş ve iyi ki de böyle bir açgözlülük yapmış.
birkaç yapım bilgisi,
- romana göre en önemli değişikliklerden biri mishka karakterinin siyahi bir erkek olarak seçilmesiydi. romanda mishka, kont'un üniversite günlerinden bir arkadaşı iken dizide birlikte büyüdükleri ima edildi ki bu gerçekte nadir görülen bir durum çünkü bugün bile rusya'daki siyah nüfusu, toplam nüfusun yaklaşık %0,03'ünü oluşturmakta.
- diğer bir farklılık da anna urbanova'nın rolü dizide genişletilmiş. yazar ben vanstone, anna'nın rolünün genişletilmesinin nedenini karaktere "hikaye boyunca daha fazla etki gücü vermek" olduğunu söylemiş.
- ewan mcgregor, sam miller (yaratıcı) ve ben vanstone ile birlikte kont rostov'un görünümünün oluşturulmasında yer almış. dizinin provaları sırasında mcgregor saçlarına perma yapt ... Devamı
birkaç yapım bilgisi,
- romana göre en önemli değişikliklerden biri mishka karakterinin siyahi bir erkek olarak seçilmesiydi. romanda mishka, kont'un üniversite günlerinden bir arkadaşı iken dizide birlikte büyüdükleri ima edildi ki bu gerçekte nadir görülen bir durum çünkü bugün bile rusya'daki siyah nüfusu, toplam nüfusun yaklaşık %0,03'ünü oluşturmakta.
- diğer bir farklılık da anna urbanova'nın rolü dizide genişletilmiş. yazar ben vanstone, anna'nın rolünün genişletilmesinin nedenini karaktere "hikaye boyunca daha fazla etki gücü vermek" olduğunu söylemiş.
- ewan mcgregor, sam miller (yaratıcı) ve ben vanstone ile birlikte kont rostov'un görünümünün oluşturulmasında yer almış. dizinin provaları sırasında mcgregor saçlarına perma yaptırıp kahverengiye boyamış ve zamanla rengi solmaya başlayınca aktör bunun "yaşlanmasına yardımcı olduğunu" düşünmüş. benzer şekilde, winstead de başlangıçta anna'yı ağartılmış sarı saçları, pahalı kıyafetleri ve makyajıyla canlandırırken dizi ilerledikçe, doğal kahverengi saçlarına geri döndürmüştür ve yaşlanmaları da gizlemeyi bırakmıştır.
- çekimlerin tamamı ingiltere'de gerçekleştirilmiş.
- gerçek metropol oteli 1905 yılında inşa edilmiş ve yapımı beş yıl sürmüş. yapım tasarımcısı víctor molero “elbette otelin tamamını inşa etmedik ancak birçok farklı mekan inşa ettik ve bunu beş ayda tamamladık.” demiş.