1 ay önce
Asabiyim Ben filmine yorum yazdı:
Small Things Like These filmine yorum yazdı:
derin, sessiz ve sarsıcı bir adanma filmi.
aşağı taraf biraz spoiler olabilir ama zaten hayattaki işleyişle halen daha paralellik gösterdiğinden sürpriz bozacağını sanmıyorum.
seyircinin beklediği hiçbir duyguyu patlamalı, boşalırcasına vermiyor ve işaret de etmiyor. pazılı siz çözün istiyor. neden bu kadar kapalı ve sembolik? tam da iki kelime aslında malum camiayı temsil ediyor. her şey biliniyor ama göz ardı ediliyor. bu sayede halk az da olsa kalkınıyor, çocukların eğitimi aracılığıyla gizli rüşvet dağıtılıyor.
bu sayede malum camia hem iş gücü kazanıyor hem de emekleri yetmezmiş gibi doğan bebekleri aracılığıyla da bir damızlık hikayesi oluşuyor. kanundan da güç alınca bu sektörün ne kadar güçlü olabileceğini ve karşısında çaresiz kalınmasını film sessizce parçalar bırakarak veriyor.
bazı semboller tekrar tekrar göze sokuluyor fakat hiçbir seferinde abartıya kaçma olmuyor. en net olanı kömürcünün iş sonrası temizlenme ritueli. mesela flashbackler sırasında elini inanı ... Devamıderin, sessiz ve sarsıcı bir adanma filmi.
aşağı taraf biraz spoiler olabilir ama zaten hayattaki işleyişle halen daha paralellik gösterdiğinden sürpriz bozacağını sanmıyorum.
seyircinin beklediği hiçbir duyguyu patlamalı, boşalırcasına vermiyor ve işaret de etmiyor. pazılı siz çözün istiyor. neden bu kadar kapalı ve sembolik? tam da iki kelime aslında malum camiayı temsil ediyor. her şey biliniyor ama göz ardı ediliyor. bu sayede halk az da olsa kalkınıyor, çocukların eğitimi aracılığıyla gizli rüşvet dağıtılıyor.
bu sayede malum camia hem iş gücü kazanıyor hem de emekleri yetmezmiş gibi doğan bebekleri aracılığıyla da bir damızlık hikayesi oluşuyor. kanundan da güç alınca bu sektörün ne kadar güçlü olabileceğini ve karşısında çaresiz kalınmasını film sessizce parçalar bırakarak veriyor.
bazı semboller tekrar tekrar göze sokuluyor fakat hiçbir seferinde abartıya kaçma olmuyor. en net olanı kömürcünün iş sonrası temizlenme ritueli. mesela flashbackler sırasında elini inanılmaz bir hızda fırçalıyor ama lavabodaki suya kırmızılık karışmıyor. rüşvet aldığı gün de tamamen korkularını yenip kurtarıcı olduğu gün de hep o kiri çıkarıyor.
çok romantize olacak ama şöyle bitireyim: her daim tam olarak temiz kalmak isteyen kömürcü, insanlara da bu şekilde yaklaşıp iyi davranıyor fakat kasabanın kirinin kaynağı ne ağır işlerden ne de geçmiş travmalardan geliyor. onlar kire alışmış, bu pisliği kanıksayıp bir topluluk kurmuşlar. acı tarafı adam ne kadar uğraşsa da çocuklarının annesi dahi bu kirin içinde.
not: filmin devamı için jagten'e bakabilirsiniz.
Wonder Man dizisine yorum yazdı:
oldukça başarılı marvel işi.
uzun zaman sonra genel kanının da üstünde puan verdiğim bir iş oldu. elbette eksiklikleri var fakat bunu toplamda 4 saatte anlatması zordu, dolayısıyla güzel bir tema ile diziyi ele almışlar: sıcakkanlılık.
hem karakterin sinema aşkı ve yalnızlıktan gelen hödüklüğü hem de sir ben kingsley tarafından eğitilmesi ile oldukça tatlı bir drama-macera eseri olmuş. elbette sonlara doğru gerçekleşen aksiyonlardaki klişeler marvel'ın zimmetli eşyası olduğu için görmezden geldim.
repliklerle dolu bir dostluk, geçmiş hikayelerin çarpıcılığı, referans verilen bir karaktere özel filler bölüm çekip kısa film tadında yapmaları gibi oldukça fazla artısı vardı. umuyorum son bölümde gala sonrası wonder man ile yönetmenin konuştukları gerçeğe dair metaspoiler'dır.
Şarküteri filmine yorum yazdı:
inanılmaz renkler, acayip görüntü yönetmenliği ve teatral oyunculuklarla dolu enteresan güzellikte deneysel bi' film.
film, sanki senaryolu bir oyundan çıkmış gibi. karakterlerden kasap sanki bir boss, postacı onun yan bossu ve apartmandaki karakterlerden bazıları da onun minionları gibi resmedilmiş. yeraltındaki barbarlar ise clan gibiydi.
ayrıca yeni gelen kurban işçinin sessiz sinema tadındaki hareketleri ile kasabın kızının masum pandomimliği oldukça hoştu. üç tane sahne vardı ki oldukça güzeldi:
- kasabın kızı ile sarı chaplin'in ilk buluşması,
- sürekli öleyazan, anti Final Destination suicidal ablanın planları, (ve twist bir kıskanç iç ses)
- nineyi kurban etmek için hansel gratel tarzı "ipe" götürme
her yönüyle acayip bir işti ve bu görselliği, karamizahı, teatral hali 1991'de sergilemeleri belki de en acayip olandı.
Rüya Senaryo filmine yorum yazdı:
orta yaş krizindeki ezik bir adamın `freddy krueger`'a dönüşü ile başına gelenleri anlatan `a24` filmi.
baş karakter o kadar eziktir ki rüyalarda dahi başlarda hiçbir müdahale etmediği için morali bozulur. fırsatı kullanıp heyecanla bir anda dünyanın popüler çocuğu
haline gelir. sonrasındaki ünle beraber biraz güzel zaman geçirse de bir ölüm tehdidi ve ardından gelen rüyanın upgrade'i ile işler iyice sarpa sarar.
thoughts sahneleri güzeldi. "rüyaların neler" diyerek giriş yapan ve marka (sprite zaten içilirdi, bence daha düşük bir içecekle şov yapabilirlerdi) tanıtımı için para vermeyecekleri ve dünya çapında işe yarar bir rüya/reklam yüzü bulduklarından dolayı yaşadıkları heyecan tatlıydı (stajyer hariç).
`ara not`: `Michael Cera`'nın garip, kekeme bebe rolü haricinde ilk kez başka bir rolde gördüm galiba.
sonrasındaki saçmalıklar (takriben son 55 dakika) pek bir amaca hizmet etmeyen sündürme şeklinde ilerledi. hele son dakikaları ... Devamıorta yaş krizindeki ezik bir adamın `freddy krueger`'a dönüşü ile başına gelenleri anlatan `a24` filmi.
baş karakter o kadar eziktir ki rüyalarda dahi başlarda hiçbir müdahale etmediği için morali bozulur. fırsatı kullanıp heyecanla bir anda dünyanın popüler çocuğu
haline gelir. sonrasındaki ünle beraber biraz güzel zaman geçirse de bir ölüm tehdidi ve ardından gelen rüyanın upgrade'i ile işler iyice sarpa sarar.
thoughts sahneleri güzeldi. "rüyaların neler" diyerek giriş yapan ve marka (sprite zaten içilirdi, bence daha düşük bir içecekle şov yapabilirlerdi) tanıtımı için para vermeyecekleri ve dünya çapında işe yarar bir rüya/reklam yüzü bulduklarından dolayı yaşadıkları heyecan tatlıydı (stajyer hariç).
`ara not`: `Michael Cera`'nın garip, kekeme bebe rolü haricinde ilk kez başka bir rolde gördüm galiba.
sonrasındaki saçmalıklar (takriben son 55 dakika) pek bir amaca hizmet etmeyen sündürme şeklinde ilerledi. hele son dakikaları tam bir tüy dikme yarışıydı. klasik bir "güzel konu bulduk zaten, hikaye ve senaryoyu str edin böylece sokun sinemalara" denmiş ve yazık olmuş (tıpkı rüyalar gibi).
Mickey 17 filmine yorum yazdı:
bong joon ho delisinin 2025 yapımı filmi.
özellikle film sırasında duraklatıp not almayacağım diye kendimi tembihlediğimden bu kadar farklı sekans içinde aklımdan kalanlardan çok hissettirdiklerini yazmak istedim.
çaresiz bir insanın ve kafası da çok çalışmayınca nelere imza atabileceği ile başladı film. bu arada karakterin ezikliğini drama şeklinde vermeyen yönetmene saygılar, yoksa gıy gıy da gıy gıy zor olurdu. belli başlı anıların yakıcılığı belki de ölümden de acı olmalı ki mickey kaç kez ölürse ölsün her seferinde korkuyordu. bunun nedeni mevcut durumundan, sevgilisinden veya yaptığı ulvi görevden kısa süreliğine (ama bir kaza olup tamamen de olabilir) ayrılmak değildi. asıl mesele her doğuşta geçmişin yükünü çekmekti. bir nevi işkenceci nesneler gaz, yakılmak, donmak veya nefessiz kalmak değildi; o "ya dönemezsen" kaygısı ve "dönüp o anıları yeniden tüketeceğim" korkusuydu. kaygı için mevcut bir nesne gerekmez, yaşarsın ve genelde ... Devamıbong joon ho delisinin 2025 yapımı filmi.
özellikle film sırasında duraklatıp not almayacağım diye kendimi tembihlediğimden bu kadar farklı sekans içinde aklımdan kalanlardan çok hissettirdiklerini yazmak istedim.
çaresiz bir insanın ve kafası da çok çalışmayınca nelere imza atabileceği ile başladı film. bu arada karakterin ezikliğini drama şeklinde vermeyen yönetmene saygılar, yoksa gıy gıy da gıy gıy zor olurdu. belli başlı anıların yakıcılığı belki de ölümden de acı olmalı ki mickey kaç kez ölürse ölsün her seferinde korkuyordu. bunun nedeni mevcut durumundan, sevgilisinden veya yaptığı ulvi görevden kısa süreliğine (ama bir kaza olup tamamen de olabilir) ayrılmak değildi. asıl mesele her doğuşta geçmişin yükünü çekmekti. bir nevi işkenceci nesneler gaz, yakılmak, donmak veya nefessiz kalmak değildi; o "ya dönemezsen" kaygısı ve "dönüp o anıları yeniden tüketeceğim" korkusuydu. kaygı için mevcut bir nesne gerekmez, yaşarsın ve genelde geçer ama korkuyu yaşayarak değil yenerek atlatabilirsin ki mickey'nin asıl zorlu görevi o idi.
böyle bir karakter önemliydi o yüzden, bir nevi mini drama ama bol bol da mizah ve kabullenilmişlik. önceki karakterlerden bazılarındaki değişimleri söz arasında geçirip son hali seyirciye yedirmek istese de yönetmen, nedenini irdelemek gerekirdi ki onun için yer de açılabilirdi, gereksiz cinsel muhasebeler, üçlü seri katil veya "ben tehlikeyim oğlum!" sahnelerini silerek. çünkü ikili takılmanın o duygusu pek verilmeden direkt olarak aksiyona atıldı film (triva not: kitapta böyle klişe asi bir model yokmuş, yönetmenin kendi klişesi (17 oluruz, bazen 18 olmak isteriz vır vır)
aksiyon sahnelerini hiçbir zaman sevmemiş olsam da (her zaman klişedir ve çoğu zaman kötüler kaybeder) oraları bir şekilde izleten çok fazla karikatürize de olsa hulk abi ile eşini oynayan hereditary abla idi. evet anlıyoruz siyasi lidere gönderme ve aptallıkları var ama bu kadar kör göze parmak olacaksa bu iş levent kırca stili trump makyajı da yapılabilirdi (mesele yancı olan kelin naziliği ve söylemleri çok daha iyiydi).
uzatmadan ilk paragrafta söylediklerimi filmle birlikte bitireyim. mickey'nin korkuyu yenmesi geri dönüştürücü mr'ı patlatmadan önceki sözlerinden gizliydi. bir parçası patlatmak istemedi çünkü diğer benlerine şans tanımak istedi. bu bir nevi intihardan vazgeçişti. o bilmeden daimi intihara imza atmıştı ve belli bir yerden sonra bu ona çok yük getirip üst sürümle mücadelesinde ölüme karşı koyma direnci vermişti. son sahnede ise ölümün saf hali mi onu korkutup "keşke sürümleri piyasaya sürmeye devam etseydim" dedi (olmayan kişilere empati duyacak biri mi, evet tabi. su ayısıyla muhabbeti var sonuçta) yoksa artık her şeyle barıştı (üst sürümün kaza konusunu kapatması) ve baba mı olmak istiyor, seyirciye kalmış.
Primal dizisine yorum yazdı:
arkadaşla aynı mağarayı paylaştığımız için yeni başladığım konuşmadan ilkel olarak bir şeyler anlatmaya çalışan Cartoon Network'ün TV-14 veya TV-MA derecelendirmesine sahip ilk dizisi.
henüz ilk bölümü izledim, bir parça kelam edeyim askerlik arkadaşım olan spear'ın macerası hakkında,
- canlılar arası empatinin o dönemde bulunması ironik bir şekilde belki de ateşten önemli idi.
-canlılar arası karşılıklı empati kilidinin açılması ise anne dinozorun da eşekten düşmesiyle yaşandı ve bölüme dair en hoşuma gitmeyen son sekans ile güçler birleştirildi (umarım john wick sahneler çok olmaz).
- dinozor yemi olan ailesini gördükten sonrası spear uçuruma adım attığında (intiharın icadına az kala) güneşte ailesinin siluetlerinin görünmesi ve her gün onlarla güne başlayacağını anlaması (hissetmesi daha doğrusu) ile icat yarım kaldı.
- çizgi dizi de olsa demeden edemeyeceğim. atamızın fizikalitesi maşallahlık seviyesinde idi. dinozorun dişini çekip ... Devamıarkadaşla aynı mağarayı paylaştığımız için yeni başladığım konuşmadan ilkel olarak bir şeyler anlatmaya çalışan Cartoon Network'ün TV-14 veya TV-MA derecelendirmesine sahip ilk dizisi.
henüz ilk bölümü izledim, bir parça kelam edeyim askerlik arkadaşım olan spear'ın macerası hakkında,
- canlılar arası empatinin o dönemde bulunması ironik bir şekilde belki de ateşten önemli idi.
-canlılar arası karşılıklı empati kilidinin açılması ise anne dinozorun da eşekten düşmesiyle yaşandı ve bölüme dair en hoşuma gitmeyen son sekans ile güçler birleştirildi (umarım john wick sahneler çok olmaz).
- dinozor yemi olan ailesini gördükten sonrası spear uçuruma adım attığında (intiharın icadına az kala) güneşte ailesinin siluetlerinin görünmesi ve her gün onlarla güne başlayacağını anlaması (hissetmesi daha doğrusu) ile icat yarım kaldı.
- çizgi dizi de olsa demeden edemeyeceğim. atamızın fizikalitesi maşallahlık seviyesinde idi. dinozorun dişini çekip elemanı dişiyle şişlemesi veya attığı mızrağın boğazdan delip geçmesi ilginçti (rage yaşayan barbarian klasiği).
A Decent Man dizisine yorum yazdı:
"Dürüst, güvenilir, her zaman kurallara uyan, ahlaki açıdan kusursuz bir tavır sergileyen kişi, işte "iyi bir insan" budur. Ancak, iyi ile kötüyü kusursuz bir şekilde gösteren içsel pusulası, dayanıklılığının sınırına geldiğinde ne olacak? Bu kadar güçlü bir baskı altında patlayacak mı, sınırları aşacak mı ve sonuçlarını düşünmeden karanlık duygularına kapılacak mı?" konulu, 6 bölümlük idare eder bir leh dizi.
son bölüm yüzleşmesinin diğer bölümlere yayılmadığından, yani sindirime uğramadan direkt wc'nin yapılması ve sonrasında senaristin hızlı hızlı ve oldukça mantıksız bir şekilde tüy dikmesi hoşuma gitmese de 6 bölümde fena olmayan bir karakter kırılayazması gerçekleşmiş.
Paradise dizisine yorum yazdı:
her bölüm sonunu heyecanlı bitirme ve ters köşe açlığı bir yerden sonra işlemese ve yapay kalsa da yoklukta gidebilecek 6.5'lik distopik bir dizi.
dizinin en büyük ironisi karakterlerin seçilmiş insanlar olması ama içlerindeki en zekisi "babasının bıdığı alkolik" bir başkan. diğerlerinin motivasyonları sürekli değişiyor ve değiştikçe iq ları da azaldığından her an herkes birbirini haklıyor.
garip psikopat karakteri yazılan kadın dünyanın en iyi oyunculuğunu yapıyor (ki psikopatlar böyle bir şey yapamaz) ve daha sözde korkutucu olsun diye wii uğruna patronunu vuruyor (ve elbette ki son anda geliyor ve xavier malı yine şüphelenmiyor).
bir başka klişe de güvenli ortamdaki bir malın dışarı çıkıp esir alınması ve bütün darbenin patlaması.
ayrıca kafası karışık yazarımız karakterleri öyle bir roller coaster yapıyor ki bölüm içinde dahi bir anda canavar sonra mağdur veya darbeci iken kurtarıcı olunabiliyor.
dediğim gibi idare eder b ... Devamıher bölüm sonunu heyecanlı bitirme ve ters köşe açlığı bir yerden sonra işlemese ve yapay kalsa da yoklukta gidebilecek 6.5'lik distopik bir dizi.
dizinin en büyük ironisi karakterlerin seçilmiş insanlar olması ama içlerindeki en zekisi "babasının bıdığı alkolik" bir başkan. diğerlerinin motivasyonları sürekli değişiyor ve değiştikçe iq ları da azaldığından her an herkes birbirini haklıyor.
garip psikopat karakteri yazılan kadın dünyanın en iyi oyunculuğunu yapıyor (ki psikopatlar böyle bir şey yapamaz) ve daha sözde korkutucu olsun diye wii uğruna patronunu vuruyor (ve elbette ki son anda geliyor ve xavier malı yine şüphelenmiyor).
bir başka klişe de güvenli ortamdaki bir malın dışarı çıkıp esir alınması ve bütün darbenin patlaması.
ayrıca kafası karışık yazarımız karakterleri öyle bir roller coaster yapıyor ki bölüm içinde dahi bir anda canavar sonra mağdur veya darbeci iken kurtarıcı olunabiliyor.
dediğim gibi idare eder bir dizi ve dizi yokluğu varsa bakabilirsiniz ama ben 2. sezonu beklemem.
Kış Işığı filmine yorum yazdı:
içinde birçok sancı barındıran 63' yapımı bergman'ın favori filmi.
görünür yüzeyde elbette dini inancın sancısı var. film kısa süresinde genel olarak dini figürler, mekanlar ve konuşmalardan oluşuyor. papaz kendi içinde mesleğinde berbat olduğunu, eşinin ölümünün ondaki tahribatını biliyor ama yine de bu sancısı-tıpkı hastalığı gibi- onu vazgeçiremiyor. dünyanın tehlikeli olduğu inancı, anlamsızlıkla birleşiyor ve sarı abi kafasına sıkıyor. miyop abla aşk ile ilgili sancılar çekiyor ve o da papaz gibi bir türlü vazgeçemeyip kendine işkence ediyor. anlamsızlık orgcu abiyi de vuruyor, eseri nasıl çaldığına değil ne zaman biteceğine bakıyor. esniyor ve geçmişe özlem duyuyor. tekil bu sancılar haricinde halk da inancını muhafaza edemiyor. sıralarda boşluklar göze çarpıyor-çanlar onlar için uzun uzun çalsa da-.
birkaç alıntıyı - kitap okumuş gibi yapar- yazmam gerekiyor çünkü film, çok sağlam tiratlar barındırıyor içinde:
"Madem benim için dua edemiyorsun kendim yaparım! Tanrım ned ... Devamıiçinde birçok sancı barındıran 63' yapımı bergman'ın favori filmi.
görünür yüzeyde elbette dini inancın sancısı var. film kısa süresinde genel olarak dini figürler, mekanlar ve konuşmalardan oluşuyor. papaz kendi içinde mesleğinde berbat olduğunu, eşinin ölümünün ondaki tahribatını biliyor ama yine de bu sancısı-tıpkı hastalığı gibi- onu vazgeçiremiyor. dünyanın tehlikeli olduğu inancı, anlamsızlıkla birleşiyor ve sarı abi kafasına sıkıyor. miyop abla aşk ile ilgili sancılar çekiyor ve o da papaz gibi bir türlü vazgeçemeyip kendine işkence ediyor. anlamsızlık orgcu abiyi de vuruyor, eseri nasıl çaldığına değil ne zaman biteceğine bakıyor. esniyor ve geçmişe özlem duyuyor. tekil bu sancılar haricinde halk da inancını muhafaza edemiyor. sıralarda boşluklar göze çarpıyor-çanlar onlar için uzun uzun çalsa da-.
birkaç alıntıyı - kitap okumuş gibi yapar- yazmam gerekiyor çünkü film, çok sağlam tiratlar barındırıyor içinde:
"Madem benim için dua edemiyorsun kendim yaparım! Tanrım neden beni ebedi hoşnutsuzluk içinde yarattın? Neden önemsizliğimle böyle bir azabı yaşamak zorundayım? Eğer acılarımın bir nedeni varsa bana söyle. Böylece şikâyet etmeden
onlara katlanabileyim. Hayatıma anlam kat ve senin uysal kölen olayım." (miyop abla tanrıya değil aşka inanmak istiyor ve mektubunda bunu gösteriyor)
"Eğer Tanrı yoksa, bu gerçekten bir fark yaratır mı? Hayat anlaşılır hale gelir.
Ne büyük rahatlık! Ve ölüm aniden hayatın sonu olur. Bedenin ve ruhun sona ermesi." (fark yaratması gereken papaz, aslında farkı yaratacak şeye inanmıyor ki bu da onu ruhsuz bir meslek erbabı yapıyor)
gelelim en iyi tirada. acıyı, ihaneti, şüpheyi ve sorgulamayı çok güzel bir şekilde belirten sakat kilise çalışanı ağabeye,
"Bir keresinde geceleri beni uyutmayan ağrılarımdan yakındığımda dikkatimin dağılması için bir şeyler okumamı önermiştiniz. İncillerle başladım ve Şimdi İsa'nın Çilesi'ne kadar geldim ve bir mola verdim. Bu konuyu sizinle konuşmam gerektiğini fark ettim Rahip Ericsson. tamamen isa'nın çektiği acılara odaklanmanın yanlış olduğu söylenemez mi? Fiziksel acıya yapılan bu vurgu, O kadar da kötü olamaz. Küstahça konuşuyormuş gibi olabilirim ama en az İsa kadar fiziksel acı çektim ve çektiği işkence nispeten kısaydı. Bildiğim kadarıyla dört saat civarındaydı, değil mi? Başka bir çeşit acı çekmiş olabileceğini hissediyorum.
İsa'nın öğrencileri uyuyorlardı. Son yemeğin anlamını kavrayamamışlardı ve sonra askerler geldiğinde kaçıp gittiler. İsa öğrencilerini 3 yıldır tanıyordu, Her anlarını beraber geçirdiler ama ne demek istediğini anlayamayıp onu yalnız bıraktılar. tek başına kaldı. Kimsenin anlamadığını fark etmiş olmak. Güvenebileceğin birilerini ararken terk edilmek, bu ıstırap verici olmalı. Ama en kötüsü daha başına gelmemişti.
İsa çarmıha gerildiğinde acılar içinde bağırdı: "Tanrım, Tanrım! Neden beni terk ettin?" Cennetteki babasının onu terk ettiğini düşünüyordu. Vaaz verdiği her şeyin yalan olduğunu düşündü. Ölmeden önceki anında İsa şüphe içerisinde kaldı. Kesinlikle bu onun en büyük sıkıntısı olsa gerek: Tanrı'nın suskunluğu."
ve şov must go on şeklinde rahip işe koyulur (boş sıralar önünde).
iki dal trivia,
- Tarkovsky'nin en sevdiği 10 filmden biriymiş.
- Papazın ofisinde, Bergman'ın Yedinci Mühür filmini anımsatan, satranç tahtası tutan Ölüm'ün resmi asılı.
sonrasında 5 farklı parçaya ayrılıyor ve modern felsefi masallar tadında akılda deli sorularla ilerliyor:
1. masal: suçlu ve mağdur- patates kızartması yapımı üzerine. şans sana güldü ve hayal ettiğin, intikam almak istediğin düşmanın garsonluğunu yaptığın kafeye geldim. hem de mafyalıktan yükselip belediye başkanlığına göz kırpıyor. intikam için, ileriye dönük halka iyilik için fare zehrini patates kızartmasının yağına dökebilir misin?
ve eğer birisi senin yerine bunu yaparsa tepkin ne olur? hala insancıl bir şekilde ona kızar mısın, yoksa bu kahramanlığı benimser gurur duyar mısın? denklemi artıralım, masum bir çocuk yerse (ama ileride babası gibi olma ihtimali varsa) ne yaparsın?
2. masal: zengin ve fakir- otoyolda şartların eşitlenmesi üzerine. ağzı bozuk zenginin araba bozulup şartlar değişirse neler olur? fakir öcünü alır, fak ... Devamı
sonrasında 5 farklı parçaya ayrılıyor ve modern felsefi masallar tadında akılda deli sorularla ilerliyor:
1. masal: suçlu ve mağdur- patates kızartması yapımı üzerine. şans sana güldü ve hayal ettiğin, intikam almak istediğin düşmanın garsonluğunu yaptığın kafeye geldim. hem de mafyalıktan yükselip belediye başkanlığına göz kırpıyor. intikam için, ileriye dönük halka iyilik için fare zehrini patates kızartmasının yağına dökebilir misin?
ve eğer birisi senin yerine bunu yaparsa tepkin ne olur? hala insancıl bir şekilde ona kızar mısın, yoksa bu kahramanlığı benimser gurur duyar mısın? denklemi artıralım, masum bir çocuk yerse (ama ileride babası gibi olma ihtimali varsa) ne yaparsın?
2. masal: zengin ve fakir- otoyolda şartların eşitlenmesi üzerine. ağzı bozuk zenginin araba bozulup şartlar değişirse neler olur? fakir öcünü alır, fakirce yollarla. peki sen buna cesaretle mi karşılık verirsin yoksa öfken sana başka şeyler yaptırır mı? ve bu aptallığın sonucunda karşılık gidip gelen talih en sonunda pes eder mi?
3. masal: sistem ve vatandaş- bir aracın haksızca çekilmesi üzerine. kızının doğum gününe geç kalmak pahasına sisteme karşı doğru bir biçimde davranırsan eline ne geçer? sistem sana özür dileyip ücretsiz bir şekilde aracını verir mi yoksa kızının doğum günü beraber kutladığınız son doğum gününe dönüşebilir mi? adalet açlığı obsesyona ve şizofreniye dönüşebilir mi? ya da ötesine geçip bir vigilante akımına?
4. masal: arjantinli cihantimur ailesi- akbaba sayısı artarsa ortalık ne kadar kokar üzerine. mesele ne ölüm ne de çocuksa, sadece para dağılımıysa matematik nasıl işler? ailenin vicdanı arasındaki pay kapışmalarının sonucunda kazançlı çıkan gerçekten olur mu?
notlar: eksikliklere gelirsek, 3. masal sonu holivud tarzı idi yakışmadı. 4. masal genişletilebilirdi ve 5.'si için tek sözüm: garabet. sonlara doğru büyük düşüş olduğundan puanı oldukça kırmak istesem de konsepte ve ilk masallara ayıp olmasın diye 7/10'da tuttum.