4 ay önce
Son Mohikan filmine yorum yazdı:
Frankenstein filmine yorum yazdı:
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlaması, Mary Shelley’nin kitabındaki o gotik ve melankolik ruhu bence vermiş.
Film, yaratıcısı tarafından terk edilen bir varlığın varoluşsal sancılarına odaklanarak kitabın felsefi derinliğini korumuş.
Özellikle Jacob Elordi’nin hem fiziksel olarak ürkütücü hem de bakışlarıyla derin bir acı yansıtan tasviri o trajik yalnızlığı ve insan olma arzusunu müthiş yansıtıyor.
Gördüğüm en iyi kitap uyarlamalarından biri 8/10.
Konsey filmine yorum yazdı:
Kırmızı pelerinli kardinaller, Sistine Şapeli’nin ağır sessizliği altında bir araya gelir; insan eliyle seçilen bir Tanrı temsilcisinin kim olacağına karar verirler. Ben filmdeki gerilim hissini sevdim 7/10.
Son Düello filmine yorum yazdı:
Film, 29 Aralık 1386’da Paris’te gerçekleşen Sir Jean de Carrouges ile Jacques Le Gris arasındaki Fransa’nın son yasal düellosunu anlatıyor. Yüz Yıl Savaşları (1337–1453) sırasında geçiyor. Bu dönemde soylular sürekli güç mücadelesi veriyor, adalet kiliseye bırakılmış, kadınların mülkiyet ve söz hakkından neredeyse tamamen mahrum olduğu bir zaman.
Film, olayı üç farklı bakış açısından anlatıyor:
Jean de Carrouges’in versiyonu,
Jacques Le Gris’in versiyonu,
Marguerite de Carrouges’in versiyonu.
Bu yapıda filmleri seviyorum. Dönemler sürekli tek taraflı tarih ile açıklanır ama gerçek kimin gözünden bakıldığına göre değişir.
Ayrıca 14. yüzyıl Fransası’nın sınıfsal yapısını öğreniyoruz filmde:
Şövalyeler, lordlara bağlı vassal statüsündedir.
Toprak, sadakat ve evlilik üzerinden el değiştirir.
Kilise, hem adaletin hem de günahın ölçüsüdür.
Bence film adalet, güç ve kadın bedeni üzerindeki tahakküm konularında evrensel bir sorgulama.
Mickey 17 filmine yorum yazdı:
Film ilk bakışta derin bir felsefi tona sahipmiş gibi görünüyor ve ciddi bir şey anlatacak beklentisi yaratıyor. Ancak hikâye ilerledikçe bu beklenti sönüyor çünkü film, düşünsel tartışmalara derinlemesine girmek yerine karakterin sıradanlığıyla oynayan bir kara mizah havasına bürünüyor.
Mickey çok da zeki bir karakter değil. Bu da filmin tonunu etkiliyor çünkü Mickey derin bir varoluş krizine girmek yerine sadece orada, olayların ortasında duruyor. Kitapta da böyle midir acaba ?
Belki de Mickey 17’nin amacı zaten çok şey anlatmak değil bilmiyorum beklentilerim ile gidişat uyuşmadı maalesef.
Cennet Yolcuları filmine yorum yazdı:
Martin ve Rudi, birbirine zıt iki insandır: biri asi, diğeri çekingen. Ama ikisini de aynı kader bağlar. "Ölüm"
Yine de, o ölüm gerçeği bile onların içindeki yaşam arzusuna yenik düşer.
Her kilometre, keşkelerle dolu bir geçmişten uzaklaşmak, iyi kilerle dolu bir sona yaklaşmak.
Okyanusa doğru sürdükleri o yolda, aslında biz de kendi eksiklerimizi, unuttuğumuz hisleri hatırlarız.
Filmde sigara, ölümle yaşam arasındaki o ince çizginin metaforu gibidir. Tüten her sigara, aslında sayılı nefeslerin somut hâlidir. Her nefes, bir saniye daha yaşamanın ve aynı anda ölüme biraz daha yaklaşmanın ironik bir dansı.
Filmin müzikleri ise efsane. Bob Dylan’ın “Knockin’ on Heaven’s Door”u çaldığında, kalp bir an durur. O şarkı çaldığında, ne polisten kaçış kalır, ne ölümün soğukluğu. Sadece iki adam, rüzgârın sesi ve denize doğru giden bir umut...
Gifted Hands: The Ben Carson Story filmine yorum yazdı:
Özellikle annesinin okuma sevgisini aşılaması ve oğluna duyduğu inanç beni derinden etkiledi. Film, eğitimin ve azmin bir insanın kaderini nasıl değiştirebileceğini güçlü bir şekilde anlatıyor. Carson’ın öfke sorununu aşması ve içsel dönüşümü bana, insanın kendi sınırlarını aşabileceğini hatırlattı. Tıbbi başarıları etkileyici olsa da, bence en büyük zaferi kendi içindeki savaşı kazanmasıydı. Film boyunca “Yeterince çalışırsam ben de başarabilirim” duygusunu hissettim. Özellikle umutsuz hissettiğiniz anlarda anlarda izleye izleyebilirsiniz.
Demir Pençe filmine yorum yazdı:
Kazanmak nedir? Kaybetmek neye benzer? Ve bir baba, gerçekten oğlunu sever mi, yoksa sadece kendi hayalini mi?
Bir babanın avuç içi kadar soğuk olan dünyasında, oğullar büyümez.
Sadece “güçlü” olurlar.
Ağlamazlar, diz çökmezler, yorulduklarını söylemezler.
Baba Fritz Von Erich’in gözünde “başarı” bir soyadı mirasıdır.
Ama biz izleyici olarak şunu fark ederiz:
Düşmek, bazen ringde yere serilmekten değil;
Sevilmemekten, onay aramaktan, insan yerine konmamaktan gelir.
Baba-oğul ilişkisi bu filmde sıcak değil.
Sarılmalar, şefkat sözleri ya da içten bir “seni seviyorum” yok.
Şınavlar, ter kokusu kazanılması gereken kupalar var.
Ve oğullar, kendilerini kanıtlamaya çalışırken kaybolur.
Aile, bir sığınak değil de, kaçılması gereken bir kafes gibi.
Baba, oğullarını seviyor belki, ama sevmeyi bilmiyor.
Sevgi yerine gurur, destek yerine beklenti sunuyor.
Bu sevgisizlikte en büyük çöküşler sessiz yaşanıyor.
Ve Kevin Von Erich: filmin gerçek anlatıcısı.
Hayatta kalan tek ... DevamıKazanmak nedir? Kaybetmek neye benzer? Ve bir baba, gerçekten oğlunu sever mi, yoksa sadece kendi hayalini mi?
Bir babanın avuç içi kadar soğuk olan dünyasında, oğullar büyümez.
Sadece “güçlü” olurlar.
Ağlamazlar, diz çökmezler, yorulduklarını söylemezler.
Baba Fritz Von Erich’in gözünde “başarı” bir soyadı mirasıdır.
Ama biz izleyici olarak şunu fark ederiz:
Düşmek, bazen ringde yere serilmekten değil;
Sevilmemekten, onay aramaktan, insan yerine konmamaktan gelir.
Baba-oğul ilişkisi bu filmde sıcak değil.
Sarılmalar, şefkat sözleri ya da içten bir “seni seviyorum” yok.
Şınavlar, ter kokusu kazanılması gereken kupalar var.
Ve oğullar, kendilerini kanıtlamaya çalışırken kaybolur.
Aile, bir sığınak değil de, kaçılması gereken bir kafes gibi.
Baba, oğullarını seviyor belki, ama sevmeyi bilmiyor.
Sevgi yerine gurur, destek yerine beklenti sunuyor.
Bu sevgisizlikte en büyük çöküşler sessiz yaşanıyor.
Ve Kevin Von Erich: filmin gerçek anlatıcısı.
Hayatta kalan tek kişi olmanın ağırlığı, tüm ödüllerden daha sessiz ve daha sarsıcı.
Bir Düşüşün Anatomisi filmine yorum yazdı:
Bir düşüş olur ve herkes, bu düşüşe bir sebep bulmaya çalışır. Çünkü nedensizlik, insan aklının taşıyamayacağı kadar büyük bir boşluktur. Boşlukları gerçeklerle değil, tahminlerle doldururuz. Kanıt yetersizse bile hüküm veririz. Hakkında değil, varoluşun kendisi hakkında.
Film boyunca gerçeği arıyoruz ama kimsenin aslında gerçeği umursamadığını fark ediyoruz. Herkes sadece kendi bakış açısının onaylanmasını istiyor. Avukatlar, yargıçlar, gazeteciler… hepsi kendi anlam dünyasını korumaya çalışıyor. Tıpkı bizler gibi. Gerçek yoksa, anlam da yok çünkü. Ve anlam çökerse, biz de düşeriz.
Sandra'nın ifadesi seni ikna etmiyor. Ama suçlu olduğuna da emin değilsin. Belki de suçlu olmak için bir şey yapmana gerek yoktur. Belki de bazen sadece... öylece suçlu gibi görünürsün. Hayat bazen seni bir yere koyar ve senin tek yapabileceğin, orada neden olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Belki de çocuk olmak, dünyanın ne kadar sessiz bir yer olduğunu fark etmeden önceki son masumluktur. Ama bu film ... DevamıBir düşüş olur ve herkes, bu düşüşe bir sebep bulmaya çalışır. Çünkü nedensizlik, insan aklının taşıyamayacağı kadar büyük bir boşluktur. Boşlukları gerçeklerle değil, tahminlerle doldururuz. Kanıt yetersizse bile hüküm veririz. Hakkında değil, varoluşun kendisi hakkında.
Film boyunca gerçeği arıyoruz ama kimsenin aslında gerçeği umursamadığını fark ediyoruz. Herkes sadece kendi bakış açısının onaylanmasını istiyor. Avukatlar, yargıçlar, gazeteciler… hepsi kendi anlam dünyasını korumaya çalışıyor. Tıpkı bizler gibi. Gerçek yoksa, anlam da yok çünkü. Ve anlam çökerse, biz de düşeriz.
Sandra'nın ifadesi seni ikna etmiyor. Ama suçlu olduğuna da emin değilsin. Belki de suçlu olmak için bir şey yapmana gerek yoktur. Belki de bazen sadece... öylece suçlu gibi görünürsün. Hayat bazen seni bir yere koyar ve senin tek yapabileceğin, orada neden olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Belki de çocuk olmak, dünyanın ne kadar sessiz bir yer olduğunu fark etmeden önceki son masumluktur. Ama bu filmde çocuk da büyüyor. Gözleri kapanmıyor. Sorular büyüyor. Ve cevaplar, boşlukta çırpınıyor.
Bir insanı ne kadar tanırsın? Aynı evde yaşamak yetmez. Aynı yatağı paylaşmak yetmez. Aynı hayatı kurmak bile yetmez. Belki kimseyi tanıyamayız. Sadece hikâyeler uydururuz. Kimlikler yaratırız. Kimi sevdiğimizi bile tam olarak bilmeden yaşar gideriz. Belki de sevdiğimiz şey, bir insan değil, onun hakkındaki düşüncemizdir. Ve o düşünce kırıldığında, aşk da ölür.
Belki de biz hepimiz yavaş yavaş düşüyoruz. Ama yere çarpmadıkça fark etmiyoruz.
Her Şey Her Yerde Aynı Anda filmine yorum yazdı:
Dünyayı güzellik kurtaracak,
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey...
İngiliz ve Fransız sömürge politikalarının kabileler üzerindeki yıkıcı etkisi veya o dönemin realpolitik yapısı yerine, klişe bir yasak aşk hikayesine odaklanılmış.
Tarihi bir belgesel ciddiyeti beklemiyorum ama olay örgüsü, dönemin ağırlığını taşımaktan çok uzak, fazla romantize edilmiş. Ayrıca karakterlerin motivasyonları çok hızlı değişiyor. İki karakterin birbirine ölümüne aşık olması için gereken zaman ve duygusal yatırım filmde yok.
Film, 90'lar sineması için teknik bir başarı olabilir. Ancak 2026'da izlediğinizde; stratejik derinlikten yoksun senaryosu ve tarihi gerçekleri aksiyon sosu olarak kullanmasıyla, göze hitap eden ama zihni aç bırakan bir film. Sadece müzikleri ve manzaraları için bir kez izlenir, ama bence üzerine düşünülecek bir fi ... Devamı
İngiliz ve Fransız sömürge politikalarının kabileler üzerindeki yıkıcı etkisi veya o dönemin realpolitik yapısı yerine, klişe bir yasak aşk hikayesine odaklanılmış.
Tarihi bir belgesel ciddiyeti beklemiyorum ama olay örgüsü, dönemin ağırlığını taşımaktan çok uzak, fazla romantize edilmiş. Ayrıca karakterlerin motivasyonları çok hızlı değişiyor. İki karakterin birbirine ölümüne aşık olması için gereken zaman ve duygusal yatırım filmde yok.
Film, 90'lar sineması için teknik bir başarı olabilir. Ancak 2026'da izlediğinizde; stratejik derinlikten yoksun senaryosu ve tarihi gerçekleri aksiyon sosu olarak kullanmasıyla, göze hitap eden ama zihni aç bırakan bir film. Sadece müzikleri ve manzaraları için bir kez izlenir, ama bence üzerine düşünülecek bir film değil.