Belirsiz Gece Suare No: 56 - The Book Thief

althttp://www.filimadami.com/afisler/63254.jpg" />

 

 

Liesel Meminger’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir

Saumensch  (Sau = domuzun dişisi, Mensch = İnsan)

Almanca aksanlı İngilizce komik olmuş.

Film kitap okumaya teşvik ediyor.

Filmin giriş ve son sahnesi çok güzeldi."İnsan verdiği söz kadar değerlidir." Max'in söylediği bu söz hoşuma gitti. Cenk'e katılıyorum. Film kitabı okumamız için teşvik ediyor. Baba ve Liesl'in diyalogları çok güzeldi. Filmde hoşuma gitmeyen tek şey ingilizce konuşmaları. Yine güzel bir film izledik. 

Yani daha önce de bahsetmiştim, film Almanya'da geçiyor. Tamam sorun yok. İngilizce konuşuyorlar. Eh hadi burda da sorun yok. La ama adamlar Alman aksanıyla İngilizce konuşuyor yahu! Çok sinirlerimi bozmuştu film esnasında. Kendimi filme odaklayamadım o yüzden. Yine de buna rağmen biraz da Geoffrey Rush sayesinde gayet izlenebilir bir film olmuş. Sonu falan ne kadar klişe olsa da insan üzülüyor. Bir de filmin en dikkat çekicisi Rudy idi. Çok tatlı bir karakter olmuş :) 

 

filmi izlerken daha önce izlemişim hissine kapıldım, halbuki başka bir filme de benzetemedim. sanırım önceden fragmanlarını baya izleyip filme de ara ara bakmışım :)

güzel bir filmdi, öneri için teşekkürler. bir kaç kez gözlerim doldu, sonunu farklı hayal etmiştim ama hayal kırıklığına uğramadım gayet güzel olmuş :)

  ---spoiler---

rudy de ne kadar tatlı bir çocuktu, benim kafamdaki sonda güzel bir rolü vardı ama olmadı maalesef :( hatta max bile olmadı anladığım kadarıyla, zaten öyle olsa bu kadar güzel bir son olmazdı bence :) keşke kızın sevdiği herkes böyle gitmeseydi.


---spoiler---

Rudy karakteri çok güzeldi. Sizleri de etkilemiş daha farklı olsaydı ne güzel olurdu çok sevimli bir çocuk. 

Almanca okunan Alman milli marsı, mitingte almanca nidalar ve konusmalar, almanca diyaloglar...

Sonuç Almanca görünümlü İngilizce ya da Almanca soslu İngilizce...

Bu kısma çok takılmazsak (diyeceğim ama epey takıldım) yine güzel karakterlerle dolu bir film izledik.

Rudy, Liesel , Hans , Rosa, Max...

2.Dünya savasını bu kez; küçük erkek kardesının gözleri önünde öldüğünü gören, yahudi olduğu için annesınden mecburen uzak kalması gerektiği için Alman bir ailenin yanına verilmek zorunda bırakılan, küçük bir kız çocugunun gözünden; ölüm, savaş, dostluk, aile, soykırım, sevgi gibi kavramların anlatıldığını görüyoruz. Liesel babası Hans ve evlerine sıgınan yahudı Max sayesınde okumayı ve yazmayı ögrenir. Kitapların yakıldıgı bir ülkede, kitap okumanın suc oldugu bir yerde; kitap okumayı çok seven Liesel, bu tutkusu sayesinde, dışarda olup biten bütün kötülükleri kelimeleri ve kendi hayal dünyası ile aşmaya calısır.

Ölümün sesinden anlatılan , kendi özgürlüğünü zor da olsa buldugu evde, içinde az da olsa mutluluk barındıran ve etrafına saçmaya calısan kitap hırsızı Liesel'in hikayesi. Filmin başlangıcında; bulutlar arasından asagı inen kamera efektiyle açılan sahnede bembeyaz karlar içinde süzülen trenin beyaz gri dumanı beyazın beyazda etkisi (high key tekniği) ve Azrail'in anlatımıyla Liesel'in hayatını fotograflarla ve bazı özel esyalarla kısaca özetlendiği, evinden görüntülerin oldugu son sahnesi çok etkileyiciydi.

''Her zaman bir orak ve pelerinli halimi sevmişimdir. Karanlık ve korkunç. Ne yazık ki ben daha çok sıradan ve bayağı biriyim. Kimse ''Cennet'' isimli bir sokağı yok etmek istemedi. Haritada yanlış okunmuştu. O gece alarmlar duyulmadı.'' ( Azrail )

 

''Beni her zaman kelimelerinin içinde bulabileceksin. Ben orada yaşıyor olacağım.''
Max Vandenburg ( Ben Schnetzer )

 

"- insan verdiği söz kadar değerlidir Liesel " Hans Hubermann ( Geoffrey Rush )

 

Bayan Schneider: Defter bir işe yaramaz ama onu almak için Berlin'e geldin. Niye?
Ne saklıyorsun? Günlüğün bize söylemeyip sana söylediği şey ne?

Indiana Jones: Senin gibi kaz adımıyla yürüyen salakların kitapları yakmak yerine okumaları gerektiğini söylüyor!

(Indiana Jones and The Last Crusade)

 

Kitap Hırsızı filmini izlerken aklıma gelen Indiana Jones repliği.

güzel bir filmdi,bize bu 2.dünya savaşından sonsuz film daha çıkar zaten... genel kanıya uyarak diyorum ki evet rudy çok tatlıydı ama bence kız da çok güzeldi :) 

önceden uyardığınız için dile takılmamaya çalıştım çok zor bir seyir olmadı o açıdan da hepinize teşekkürler :D

 

bir tek filmin sonu çok hızlı bağlanmış gibi geldi,zırt pırt derken birden herşey bağlandı gitti,biraz daha ucu açık bitse daha mı mutlu olacaktım ne..

 

ama güzel filmdi,özgürce ye biraz daha şans verelim derim bundan sonrası için ;)

Ölümün anlatıcı olması güzel bir sunuştu benim için. O konuşurken sanki masal dinleyecekmişim gibi geldi bana. Tamam biraz ironik bir cümle ama yine de sevdim ben. 

 

Herkes gibi ben de dile takıldım ki zaten aksi mümkün değildi. Alman milli marşı ve okuldaki çocuklar kıza aptal diye bağırıken hep Almanca ama diğer diyaloglar İngilizce. Bir de diyaloglar İngilizce olmasına rağmen hayır kelimesi Almanca yine. 

 

Limon sarısı saçlı çocuk Rudy ne güzel aşktı sendeki. Hem kıza hem de Rudy ye bayıldım. aralarındaki aşk bana My girl (kız arkadaşım) filmindeki aşkı anımsattı:( Oğuzhancığımın yaşı yetmez bu filme:P (: Kız da o filmdeki kıza çok benziyordu. Belki de ondan sevdim.

 

Ağlak bir insan olan beni, film yer yer buruk gülümsemelere itti de bunun ötesine geçmedi. Sanırım taşlaştı kalbim ya da zaten filmin sunduğu bu kadardı. Baba kız diyaloglarını, aralarındaki bağı çok sevdim. En masum hırsız sensin Liesel.

 

Emily Watson ve Geoffrey Rush tan övgüyle söz etmeye gerek bile duymuyorum.

 

Amerika gelince mutluluk da geliyor ya bu tarz filmlerde işte ben bu kısmı hiç ama hiç sevmiyorum. Eklemeden edemedim. 

 

Bir mesaja cevap veriyorsunuz.