Kubrick'i severim. Sinemadaki inceliğini, titizliğini, üslup ve sembolizmini takdir ederim. Fakat A Clockwork Orange'ın romanını okumuş ve Burgess'in özünde ahlaki bir meseleyi kara mizahla, ama derinliğinden taviz vermeden ele alışına hayran kalmış biri olarak filmi, romanın gerisinde kalmış bulduğumu söylemeliyim. Nedenini söylemezden önce filmin akışına bir göz atmakta fayda var:
Öncelikle filmi üç kısma ayırabiliriz:
İlki esas oğlan Alex'in gündüzleri zararsız ve okullu bir delikanlıyken geceleri üç çete arkadaşıyla birlikte vandalizmin doruklarına çıkışının tüm şiddet ve açıklığıyla gösterildiği bölüm.
İkincisi çete arkadaşlarının ihanetine uğramasının ardından hapishanede ve sonrasında hastanede yaşadıklarının aktarıldığı bölüm.
Üçüncüsü ise artık suç işle-ye-meyen bir insan olarak toplum içine karıştığı ve geçmişiyle bir şekilde yüzleştiği bölüm.
Bütün bu bölümler boyunca Kubric'in kitaba tamam... Devamı
Kubrick, Burgess ve A Clockwork Orange
Kubrick'i severim. Sinemadaki inceliğini, titizliğini, üslup ve sembolizmini takdir ederim. Fakat A Clockwork Orange'ın romanını okumuş ve Burgess'in özünde ahlaki bir meseleyi kara mizahla, ama derinliğinden taviz vermeden ele alışına hayran kalmış biri olarak filmi, romanın gerisinde kalmış bulduğumu söylemeliyim. Nedenini söylemezden önce filmin akışına bir göz atmakta fayda var:
Öncelikle filmi üç kısma ayırabiliriz:
İlki esas oğlan Alex'in gündüzleri zararsız ve okullu bir delikanlıyken geceleri üç çete arkadaşıyla birlikte vandalizmin doruklarına çıkışının tüm şiddet ve açıklığıyla gösterildiği bölüm.
İkincisi çete arkadaşlarının ihanetine uğramasının ardından hapishanede ve sonrasında hastanede yaşadıklarının aktarıldığı bölüm.
Üçüncüsü ise artık suç işle-ye-meyen bir insan olarak toplum içine karıştığı ve geçmişiyle bir şekilde yüzleştiği bölüm.
Bütün bu bölümler boyunca Kubric'in kitaba tamamen bağlı kaldığını söylemek zor. Elbette böyle bir zorunluluğu yok. Zaten beni rahatsız eden bu ufak tefek farklılıklardan ziyade hikayenin atmosferinde yarattığı değişiklik oldu. Kubrick'in mizahı fazla öne çıkarmak suretiyle hikayeyi yavanlaştırdığını ve meselenin derinliğine önemli ölçüde zarar verdiğini düşünüyorum. Karakterleri abartılı kostüm ve inandırıcılıktan uzak oyunculuklarla fazla karikatürize etmesi ve Hunger Gamesvari mekanlar kullanması, bende ister istemez, asıl filmi değil de, asıl filmin parodisini izliyormuşum hissi uyandırdı. Film boyunca kadınları ve cinselliği kullanış biçimini de rahatsız edici ve fazla alaycı bulduğumu söylemeliyim.
Aşırı oyunculukların ve bolca kullanılmış özellikle cinsel- sembollerin gerisinde kalan asıl mesaja gelirsek; insanın ahlaki özne sayılabilmesi için seçim şansına sahip olmasının gerekip gerekmediği felsefe çevrelerinde yüzyıllardır tartışılan bir konu. İnsanı daha iyi yapan fakat ondan seçme hakkını alarak ahlaki özneyi -deyim yerindeyse- otomatikleştiren böylesi bir tedavi yönteminin bizzat kendisinin ne kadar ahlaki olduğunu sorguluyor Burgess.
Benim kanaatime göre suç ve şiddetten gerçekten nefret ettiği için uzak duran çok az insan var. Çoğunluğu durduran şey toplum ve kanun baskısı. Platon'un Devlet'inde dediği gibi:
"Haksızlık etmek fırsatını bulan herkes haksızlık eder."
Ve "İnsanlar eğriliği, eğrilik yapmak korkusundan değil, eğriliğe uğramak korkusundan ayıplarlar."
Fakat şu bir gerçek ki bu dış baskı insandan seçme şansını bütünüyle almıyor. İnsan isterse yine de kanuna karşı gelebiliyor; hapis korkusu, hatta idam cezası bile suç işlemek isteyen için caydırıcı olmuyor. İyi ahlaklı insanları iyi ahlaklı yapan da bu seçenekten uzak durmaları zaten. Fakat içten gelen ve karşı gelindiğinde insanı hasta eden böylesi bir dayatma, insana seçme şansı vermiyor ve onu otomatikleştirerek "ahlaki özne" sıfatını ondan alıyor. Kaldı ki bu tedavinin tedaviden ziyade bir ceza olarak iş gördüğü sadece Alex'in ayakkabı yalamasından bile açıkça anlaşılıyor. Bu yöntemin dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyeceği açık. Fakat suçlular için iyi bir ceza olacağı da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Bir tecavüzcünün kadın görünce midesine kramplar girmesi ya da bir katilin kendisine uygulanan şiddetten bile midesinin bulanması suçlarına adil birer karşılık olurdu sanırım.
Sonuç itibariyle, Kubrick'in, Burgess'in trajedisini komedi haline getirmiş olmasından duyduğum hoşnutsuzluğu saklı tutmakla birlikte, dikkat çekilen konunun çok önemli olduğunu düşünüyor, bu eseri edebiyat ve felsefe dünyasına kazandıran Burgess'e ve Burgess'i sinema dünyasına kazandıran Kubrick'e saygılarımı sunuyorum.
Şimdi baktım da..Kubrick'in ilk iki filmi dışındaki tüm filmlerini izlemişim..Hatta 2 defa,3 defa izledim bu filmlerini..Bu adam çok farklı..Sinema tarihinde bu adamı farklı değerlendirmek lazım..Ben aslında Nolan hayranıyım ama Kubrick ile Nolan'ı kıyaslamak yanlış olur..Kubrick bugün film çekiyor olsaydı,Nolan'ın filmleri bu kadar ilgi göremezdi..Abartmıyorum..Bu adam gibisi zor gelir Dünya'ya..
Açıkçası filmin görsel sembolleri ciddi derecede rahatsız ediciydi. İzlenmesi zor bir film bu anlamda. Konu bakımından verdiği açık mesajlardan başka daha derin bir film olduğunu düşünüyorum ya da sıradışı kelimeler ve davranış şekillerinden dolayı böyle düşünmüş olabilirim. Bir de fazla abartıldığını düşünüyorum. Çok da güzel bir film değildi. Ama diğer distopyalara göre ilgi çekici olduğunu söyleyebilirim. Replikleri güzel.
Bi oturuşta izleyemedim filmi, ertesi gün izledim kalanını ve bir hafta etkisinden kurtulamadım (belki daha fazladır şimdi düşününce gene sıkıntı bastı.) Izlemek isteyen izlesin tabi :)
Oldukça gereksiz ve olağanüstü bir durumu anlatan bir film. Hayal güçleri o zamanla çok fazla sınırlı (klasik bir bilim-kurgu filminde olabileceği gibi) insanlar gelecekte kafayı yiyolar falan falan fosforlu kırmızı naylon kıyafetler giyiyorlar. Aman ne büyük bakış açısı!
Kostüm mekan oyunculuklar ve müzikleri harika olan bir başyapıt, yıllanmış bir şarap gibi hiç bir zaman eskimeyecek piyasada binlerce boş izle geç filmler var iken bu sanat eseri uzun yıllar daha hatırlanacaktır dönemine göre kesinlikle çok farklı çok iyi bir film.
Burgess’in yarattığı alternatif dünyaya, Kubrick tarafından getirilen alternatif bir bakış açısı. Film, İngiltere’de birkaç cinayete ilham kaynağı olduğu gerekçesiyle yasaklanmış, yasaklılık süresi uzun yıllar devam etmiş. Filmde Alex seçkin bir müzik markette iki kızla tanıştığı sahnede en öndeki plak 2001: A Space Odyssey’in soundtrackidir, Kubrick böyle bir gönderme yapayım demiş. Alex ve arkadaşlarının yazarın bastığı evinin kapı ziliyle Kubrick’in Beethoven’in 5. Senfoni’ye gönderme yapması enfestir. Filmdeki evin zili, 5. Senfoni’nin 4 notalık temasından oluşur, ki bu da ’kaderin kapıyı çalmasıdır’, yani Alex’in. İfade gücü ve eşyaya isim verme adına gördüğüm en kaliteli filmlerden biri. Filmin 43 yılı aşkın bir geçmişe sahip olması bakıldığında o zamandan bu yana sosyal hastalıkların zamanla değişmeyip sadece kronik hale geldiğini göstermektedir. Filmde Alex ve arkadaşları kendi dillerini yaratmışlardır. Bembeyaz kıyafetleriyle ödünç aldı... Devamı
Burgess’in yarattığı alternatif dünyaya, Kubrick tarafından getirilen alternatif bir bakış açısı. Film, İngiltere’de birkaç cinayete ilham kaynağı olduğu gerekçesiyle yasaklanmış, yasaklılık süresi uzun yıllar devam etmiş. Filmde Alex seçkin bir müzik markette iki kızla tanıştığı sahnede en öndeki plak 2001: A Space Odyssey’in soundtrackidir, Kubrick böyle bir gönderme yapayım demiş. Alex ve arkadaşlarının yazarın bastığı evinin kapı ziliyle Kubrick’in Beethoven’in 5. Senfoni’ye gönderme yapması enfestir. Filmdeki evin zili, 5. Senfoni’nin 4 notalık temasından oluşur, ki bu da ’kaderin kapıyı çalmasıdır’, yani Alex’in. İfade gücü ve eşyaya isim verme adına gördüğüm en kaliteli filmlerden biri. Filmin 43 yılı aşkın bir geçmişe sahip olması bakıldığında o zamandan bu yana sosyal hastalıkların zamanla değişmeyip sadece kronik hale geldiğini göstermektedir. Filmde Alex ve arkadaşları kendi dillerini yaratmışlardır. Bembeyaz kıyafetleriyle ödünç aldıkları masumiyetleri, şiddet dolu gecelere süt içerek ve arınarak başlamaları da ilginç bir ayrıntıdır. O kıyafetler onca şiddete, tacize ve ölüme nazaran bembeyaz kalır. Alex’in tutuklanıp hapishane şefinin Alex’i teslim alışı ve edişi hayli trajiktir. Alex’in gördüğü sahneler karşısında ağzından kusarcasına "Sir!" vurgusu ve bürokrasi içler acısı. Bu sahnelerden sonra içinizde "Biri şu adamı durdursun!" der ve Alex’e acımaya başlarsınız. Fakat biliriz ki o iki yıl boyunca değişen bir şey olmamıştır, kontrol üzerine tepki getirilmiştir, sessizce. Tedavi süreci, sistemin iyileştirme aygıtını ti’ye alır resmen. Şartlı öğrenme yolu ile Pavlov’un köpeğine evrilen Alex’in tedavi sonrası sahnede duruşu, yüzüne vuran ışık, izleyiciler (devlet, polis, sağlık örgütü ve din) görüp görülmesi gereken panoptikon örneğidir. Alex cezalandırılmaya karşı savunmasızdır zira şiddeti hadım edilmiştir.
tanrı bize stanleykubrick i armağan etmişse söylencek pek fazla birşey yoktur,bu arada en sevdiğim film ve kitaptır a clockwork orange,kitapla film aynı şekilde bitmiyor.kitabınıda okumanızı tavsiye ediyorum,bana kalırsa kitabı filmden daha güzeldi
Anthony Burgess'in muhteşem romanından, daha da muhteşem olan Kubrick'in uyarladığı filmdir. İçerdiği bol Beethoven ile sanat damarı olanlara da hitap eder.
@besrix
11 yıl önce
@tambenlik
11 yıl önce
Kubrick'i severim. Sinemadaki inceliğini, titizliğini, üslup ve sembolizmini takdir ederim. Fakat A Clockwork Orange'ın romanını okumuş ve Burgess'in özünde ahlaki bir meseleyi kara mizahla, ama derinliğinden taviz vermeden ele alışına hayran kalmış biri olarak filmi, romanın gerisinde kalmış bulduğumu söylemeliyim. Nedenini söylemezden önce filmin akışına bir göz atmakta fayda var:
Öncelikle filmi üç kısma ayırabiliriz:
İlki esas oğlan Alex'in gündüzleri zararsız ve okullu bir delikanlıyken geceleri üç çete arkadaşıyla birlikte vandalizmin doruklarına çıkışının tüm şiddet ve açıklığıyla gösterildiği bölüm.
İkincisi çete arkadaşlarının ihanetine uğramasının ardından hapishanede ve sonrasında hastanede yaşadıklarının aktarıldığı bölüm.
Üçüncüsü ise artık suç işle-ye-meyen bir insan olarak toplum içine karıştığı ve geçmişiyle bir şekilde yüzleştiği bölüm.
Bütün bu bölümler boyunca Kubric'in kitaba tamam ... Devamı
Kubrick'i severim. Sinemadaki inceliğini, titizliğini, üslup ve sembolizmini takdir ederim. Fakat A Clockwork Orange'ın romanını okumuş ve Burgess'in özünde ahlaki bir meseleyi kara mizahla, ama derinliğinden taviz vermeden ele alışına hayran kalmış biri olarak filmi, romanın gerisinde kalmış bulduğumu söylemeliyim. Nedenini söylemezden önce filmin akışına bir göz atmakta fayda var:
Öncelikle filmi üç kısma ayırabiliriz:
İlki esas oğlan Alex'in gündüzleri zararsız ve okullu bir delikanlıyken geceleri üç çete arkadaşıyla birlikte vandalizmin doruklarına çıkışının tüm şiddet ve açıklığıyla gösterildiği bölüm.
İkincisi çete arkadaşlarının ihanetine uğramasının ardından hapishanede ve sonrasında hastanede yaşadıklarının aktarıldığı bölüm.
Üçüncüsü ise artık suç işle-ye-meyen bir insan olarak toplum içine karıştığı ve geçmişiyle bir şekilde yüzleştiği bölüm.
Bütün bu bölümler boyunca Kubric'in kitaba tamamen bağlı kaldığını söylemek zor. Elbette böyle bir zorunluluğu yok. Zaten beni rahatsız eden bu ufak tefek farklılıklardan ziyade hikayenin atmosferinde yarattığı değişiklik oldu. Kubrick'in mizahı fazla öne çıkarmak suretiyle hikayeyi yavanlaştırdığını ve meselenin derinliğine önemli ölçüde zarar verdiğini düşünüyorum. Karakterleri abartılı kostüm ve inandırıcılıktan uzak oyunculuklarla fazla karikatürize etmesi ve Hunger Gamesvari mekanlar kullanması, bende ister istemez, asıl filmi değil de, asıl filmin parodisini izliyormuşum hissi uyandırdı. Film boyunca kadınları ve cinselliği kullanış biçimini de rahatsız edici ve fazla alaycı bulduğumu söylemeliyim.
Aşırı oyunculukların ve bolca kullanılmış özellikle cinsel- sembollerin gerisinde kalan asıl mesaja gelirsek; insanın ahlaki özne sayılabilmesi için seçim şansına sahip olmasının gerekip gerekmediği felsefe çevrelerinde yüzyıllardır tartışılan bir konu. İnsanı daha iyi yapan fakat ondan seçme hakkını alarak ahlaki özneyi -deyim yerindeyse- otomatikleştiren böylesi bir tedavi yönteminin bizzat kendisinin ne kadar ahlaki olduğunu sorguluyor Burgess.
Benim kanaatime göre suç ve şiddetten gerçekten nefret ettiği için uzak duran çok az insan var. Çoğunluğu durduran şey toplum ve kanun baskısı. Platon'un Devlet'inde dediği gibi:
"Haksızlık etmek fırsatını bulan herkes haksızlık eder."
Ve "İnsanlar eğriliği, eğrilik yapmak korkusundan değil, eğriliğe uğramak korkusundan ayıplarlar."
Fakat şu bir gerçek ki bu dış baskı insandan seçme şansını bütünüyle almıyor. İnsan isterse yine de kanuna karşı gelebiliyor; hapis korkusu, hatta idam cezası bile suç işlemek isteyen için caydırıcı olmuyor. İyi ahlaklı insanları iyi ahlaklı yapan da bu seçenekten uzak durmaları zaten. Fakat içten gelen ve karşı gelindiğinde insanı hasta eden böylesi bir dayatma, insana seçme şansı vermiyor ve onu otomatikleştirerek "ahlaki özne" sıfatını ondan alıyor. Kaldı ki bu tedavinin tedaviden ziyade bir ceza olarak iş gördüğü sadece Alex'in ayakkabı yalamasından bile açıkça anlaşılıyor. Bu yöntemin dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyeceği açık. Fakat suçlular için iyi bir ceza olacağı da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Bir tecavüzcünün kadın görünce midesine kramplar girmesi ya da bir katilin kendisine uygulanan şiddetten bile midesinin bulanması suçlarına adil birer karşılık olurdu sanırım.
Sonuç itibariyle, Kubrick'in, Burgess'in trajedisini komedi haline getirmiş olmasından duyduğum hoşnutsuzluğu saklı tutmakla birlikte, dikkat çekilen konunun çok önemli olduğunu düşünüyor, bu eseri edebiyat ve felsefe dünyasına kazandıran Burgess'e ve Burgess'i sinema dünyasına kazandıran Kubrick'e saygılarımı sunuyorum.
@messiyg
8 yıl önce
@mizantropist
11 yıl önce
@scarletcarson
11 yıl önce
5.4 / 10
@hanazepp
12 yıl önce
@anasumiobalatu
12 yıl önce
4.2 / 10
@cruachan
12 yıl önce
9.9 / 10
@doris
12 yıl önce
@geceleridolasan
12 yıl önce
6.5 / 10
Ama sonunda artık iyileştim. demesi hoşuma gitti.
@cerencomm
12 yıl önce
10 / 10
@mertaksu
13 yıl önce
8.9 / 10