2 yıl önce
Far from the Tree filmine yorum yazdı:
Küçüklere öğretiyormuş gibi yapıp, büyüklere öğreten ya da öğretmeyi öğreten yapım denilebilir. Hayatta doğruları bulabilmek için yanlışın izinin kalması gerekmiyor.
Far from the Tree filmine yorum yazdı:
Küçüklere öğretiyormuş gibi yapıp, büyüklere öğreten ya da öğretmeyi öğreten yapım denilebilir. Hayatta doğruları bulabilmek için yanlışın izinin kalması gerekmiyor.
The Saint of Second Chances filmine yorum yazdı:
Dijital Platformlar ile ortaya çıkan yeni bir tür var. Özellikle Netflix yapımlarında sıkça hissettiğim, at üç beş kuruş belgeselini çekelim, tüm Dünya ya izletiriz. Hiçbir şey olmasa şanın olur tarzı. Bu da onlardan.
Tam bir Amerikan rüyası hikâyesi. Yaptığın işi sokak tiyatrosuna çevir, sorun değil önemli olan entertainment… Sonuna biraz dram eklemeyi de unutma.
Birde Mike Veeck, Acun’un orijinal versiyonu hissi yaratıyor.
Sibyl filmine yorum yazdı:
Gerçek hayat, roman ve film arasında izlerken nerede olduğunuzu anlamaya çalışacağınız kurgusu, yetersiz senaryosu ve başarısız oyuncu performansları ile izlemesi zor film Sibyl. Yönetmen açığı güzel müzikler, güzel manzaralar ve güzel vücutlar ile kapatmaya çalışsa da olmamış.
Nublu filmine yorum yazdı:
Free Jazz dinlerken emprovize hissi veren kurgusuyla Jazz severler için keyifli zaman geçirtecektir.
The Pigeon Tunnel filmine yorum yazdı:
Birçok kitabı filme çekilmiş olan ünlü casus romanları yazarı John le Carré ile yapılan röportaj belgeseli. İçerik olarak herkesin ilgisini çekecek, ilginç bir konusu yok. Hikâye olarak dönüp dolaşıp konu travmalarına geliyor. Daha çok kendini kendisine aklamaya çalışıyor gibi. Fakat başarılı kurgusu ve canlandırma yapılan bölümlerdeki görsel başarısı sinefil izleyicilerin ilgisini çekebilir.
El Conde filmine yorum yazdı:
Biyografik filmlerin yönetmeni Pablo Larraín’den anlatılacak kişi Pinochet olduğunda, saygı ve sevgi yokluğunda kara mizaha dönüşen bir biyografik film karşımıza çıkıyor. Mezar taşlarında bile söyleyecekleri bulunan filmin başarılı senaryosu, çürümüş ve kokuşmuşluğu hayatının bir parçası haline getiren aile bireyleriyle yapılan diyaloglardaki dalga geçmeleriyle tavan yapıyor.
Dünyadaki sömürge düzeni ve kan emicilerin ölümsüzlüğü senaryonun temeline yerleştirilmiş. Augusto Pinochet özelinde babasının Fransız oluşu, kötülük yapmak istediğinde ihanetin dili dediği Fransızca konuşması Fransa. Margaret Thatcher’ın onu ben yarattım, sayemde var söylemleri ile İngiltere ve filmin adındaki “el plan condor” göndermesiyle Amerika Birleşik Devletleri’ni unutmayan yönetmen, dünyanın en büyük kan emicileri olarak bu üç sömürge devini es geçmemiş. Finalde Kilisenin pozisyonu da geride kalanlara çöken bir sırtlan gibi işlenince kan emici düzenin kare ası ortaya çıkmış.
Finaldeki, “fakirlerin ülk ... DevamıBiyografik filmlerin yönetmeni Pablo Larraín’den anlatılacak kişi Pinochet olduğunda, saygı ve sevgi yokluğunda kara mizaha dönüşen bir biyografik film karşımıza çıkıyor. Mezar taşlarında bile söyleyecekleri bulunan filmin başarılı senaryosu, çürümüş ve kokuşmuşluğu hayatının bir parçası haline getiren aile bireyleriyle yapılan diyaloglardaki dalga geçmeleriyle tavan yapıyor.
Dünyadaki sömürge düzeni ve kan emicilerin ölümsüzlüğü senaryonun temeline yerleştirilmiş. Augusto Pinochet özelinde babasının Fransız oluşu, kötülük yapmak istediğinde ihanetin dili dediği Fransızca konuşması Fransa. Margaret Thatcher’ın onu ben yarattım, sayemde var söylemleri ile İngiltere ve filmin adındaki “el plan condor” göndermesiyle Amerika Birleşik Devletleri’ni unutmayan yönetmen, dünyanın en büyük kan emicileri olarak bu üç sömürge devini es geçmemiş. Finalde Kilisenin pozisyonu da geride kalanlara çöken bir sırtlan gibi işlenince kan emici düzenin kare ası ortaya çıkmış.
Finaldeki, “fakirlerin ülkesinde zengin olmak, belki bir gün benimde ilgimi çeker” sözü Dünya’da adı diktatör konmamış tüm küçük Pinochet’lere söyleniyor gibiydi.
Korkuyorum filmine yorum yazdı:
Suçlanmaktan korkan Beau’nun, doğumda annesinin kendisini suçlamasıyla başlayan hayat kâbusu bir suçlu olarak sona erdi. Yakıtını susuz alan Beau finalde içten yanmalı motor gibi pistonları dağıttı.
Joaquin Phoenix, Beau’ya annesi senin yüzünden kötü oynamış dememesi için mükemmel bir performans sergilerken, filmin tek mutlu adamı olan terapist, en güzel ilaçları kendisine yazıyormuş gibiydi…
Do Not Disturb filmine yorum yazdı:
Cem Yılmaz iyi bir gözlemci ve oyuncu, tek mekân ve bir gecelik süreye ülkenin durumunu resmetmiş.
Vatandaşların yarısı leblebi gibi reçete edilen antidepresanlar sayesinde bağımlı olmuş. Eğitimli kesim ya hayatından bezmiş ya da alkol ile avunuyor. Suçlu ve suça meyilliler ceza evlerinden bir sebeple salınmış. Delikanlı görülenlerin tek derdi cinsiyet ayrımcılığı, aile içi şiddet her yerde. Polis olayları sadece izliyor.
Daha önce kendi halimize güldürmeyi başarmasına rağmen artık o ince çizginin geçildiğini belli ediyor filminde…
The New Boy filmine yorum yazdı:
Düşündüren filmleri izlemeyi seviyorum. Özellikle bu filmdeki gibi fikrini size dikte etmek yerine acaba dedirten, yavaş ilerler gibi görülürken yeni tartışmalar açabilecek türden olduğunda. İzlemek isteyenlere tavsiyem filmin puanına bakmamaları. Çünkü dünyanın her tarafında, hikâyenin bir tarafı inanç olduğunda (politika ya da din vb.) verilen puanlar filmden çok kendi görüşlerini destekler nitelikte oluyor. Neyi? Nasıl? Anlattığının hiçbir önemi kalmıyor.
Nasıl anlattığını yorumlayacak olursak, üst düzey görüntü yönetimi ve mekân tasarımı dikkat çekiyor. Warren Ellis’in müzikleri eşliğinde bazen toz parçacıkların, bazen başakların dansını sadece izlemiyor, doğanın ritmini hissediyorsunuz. Oyuncu performansları, çocuklar dâhil çok başarılıydı. Senaryo ve kurgu anlatılan hikâyeyi destekliyordu. Diyaloglar ne kadar az görülse de bazen cümleler kurmak yerine, tam zamanında söylenen tek kelime ile daha fazla etki yaratılmış.
Kaba kuvvetle başladı, sevgiyle, dostlukla, özgürlükle güven ... DevamıDüşündüren filmleri izlemeyi seviyorum. Özellikle bu filmdeki gibi fikrini size dikte etmek yerine acaba dedirten, yavaş ilerler gibi görülürken yeni tartışmalar açabilecek türden olduğunda. İzlemek isteyenlere tavsiyem filmin puanına bakmamaları. Çünkü dünyanın her tarafında, hikâyenin bir tarafı inanç olduğunda (politika ya da din vb.) verilen puanlar filmden çok kendi görüşlerini destekler nitelikte oluyor. Neyi? Nasıl? Anlattığının hiçbir önemi kalmıyor.
Nasıl anlattığını yorumlayacak olursak, üst düzey görüntü yönetimi ve mekân tasarımı dikkat çekiyor. Warren Ellis’in müzikleri eşliğinde bazen toz parçacıkların, bazen başakların dansını sadece izlemiyor, doğanın ritmini hissediyorsunuz. Oyuncu performansları, çocuklar dâhil çok başarılıydı. Senaryo ve kurgu anlatılan hikâyeyi destekliyordu. Diyaloglar ne kadar az görülse de bazen cümleler kurmak yerine, tam zamanında söylenen tek kelime ile daha fazla etki yaratılmış.
Kaba kuvvetle başladı, sevgiyle, dostlukla, özgürlükle güven verirken, anlamadan da olsa teslim olduğunda içindeki ışığını söndürdü. Etrafındaki koyunlardan birisi oldu. Sizler ışığınızı kaybetmeyin, farklı olmaktan çekinmeyin…
Lal Gece filmine yorum yazdı:
Eleştiriyi yaparken yumuşatarak anlatma çabası sonucunda filmin ilk bölümünde damadın babacan tavırları gerçeklikten çok karikatürize karakter hissi yaratırken, filmin finaline doğru yaşadığı ruhsal değişim ve ani parlamaların gerekçelerinin yetersizliği dikkat çekiyor. Toplumdaki eğitimsizliğin, cahilliğin, töre ve gelenek-görenek kavramı altında kamufle edilmesi sorunun çözülmesini engelliyor. En azından sinemada, yanlış olduğunu bildiği halde boyun eğen, kendisi zarar gören karakterler yerine, yanlışa karşı çıkan, düzeltmeye çalışan karakterler ile doğru olan gösterilmelidir.