15 yıl önce
Mesaj filmine yorum yazdı:
Sırf ayna sahnesi bile yeterince ağız burun kıran cinstendir, "güzel bir film çektim aha bu da imzamdır" şeklindedir..
Mesaj filmine yorum yazdı:
Sırf ayna sahnesi bile yeterince ağız burun kıran cinstendir, "güzel bir film çektim aha bu da imzamdır" şeklindedir..
Kan Arzusu filmine yorum yazdı:
Vampir olayını pek sevmeyen bana bile sevdirdi kendini. Filmi daha ilk gördüğümde "sende mi brütüs, sende mi vampir filmi.." diye yönetmenine kendi dünyamda bir isyan fırtınası estirmiştim ancak o da bana ağzımın payını verdi. Klişe laflarla övmek istemiyorum ama bildiğin mükemmel işte daha ne denir..
Hele ki bir sahnesi var, rahibin olayların farkında varmaya başlamasıyla etrafta olan biten, koku, ses gibi olaylara aşırı duyarlı olmasını yansıtan, geçişlerle yüklü bir sahneler bütünü var. Offf abicim off.. Türk'ün sevdiğini küfürle göstermesi misali, ana bacı söverek övdüm yönetmeni o sahnede..
Neşeli Pazar filmine yorum yazdı:
François Truffaut’un hayranı olduğu Alfred Hitchcock’un filmleri tadında çektiği film. Truffaut’un Hitchcock hayranlığını bilmeyipte seyredenler bile izlerken "aynı hitchcock filmi" diye akıllarından geçirebilir. Normalde beğenirdim güzel film ama kendi tarzı dışında olduğundan beğenmedim. Sanki yeni yetme bir yönetmenin, zamanın büyük yönetmenini taklit etme çabaları gibi yansıdı bana. He yok ben o kadar detaylı düşünmem derseniz, güzel bir hitchcock amaan truffaut filmi.
Begotten filmine yorum yazdı:
Filmi seyrettiğim günün gecesi rüyamda arkadaşlarıma "olm bi film çektim efsane oldu, ortada ne kadar ödül varsa silip süpürcem kesin" diye hava attığımı görüp, uyandığımda küçük odamda kendimi görüp acı gerçekle yüzleşmiştim. Üstüne "şimdi bu filmi kimse sevmemiştir, amazonda ucuza alırım" gibi kurnazlıkla nette yaptığım araştırma sonucu dvd’sinin 199$’a satıldığını (ikinci ellerde 100$ civarında) görünce ikinci bir acı gerçekle yüzleşmiş oldum.
En azından bir düşünün "ulan ben beğenmedim ama adamlar bu filme 199$ fiyat biçiyor, demek ki var bir olayı" da tekrar seyredin öyle hemen eksi oy vermeyin millete..
Kurtlar Vadisi Filistin filmine yorum yazdı:
Sırf entel görünmek için sövenlerden olmak istemiyorum ve izlerken kafamdaki önyargıları olabildiğince silmeye çalıştım ama gel gör ki bunca iyi niyetime rağmen gerek diyaloglar gerek aksiyon sahneleri olsun resmen 3.sınıf amerikan aksiyon filmini andırdı. Muhtemelen sevenler iki ihtimal neticesinde sevmiştir; 1-Kurtlar Vadisi'nin sıkı takipçileridir, boş makara dönse üzerinde KV yazsa bile beğenecek derece bağlıdır olanlar 2-İsrail'in şiddet politikasına karşı bizimde en azından bir filmimiz var güzel olmuş düşüncesi olanlar. Bunun dışında ekrandakine bir film, sanatsal bir çalışma gözüyle bakanlar için pek hoş bir manzara görünmediği zannederim ki ortadadır.
Korkuyorum Anne filmine yorum yazdı:
İzlemekte oldukça geç kaldığım bir filmdi, önüme gelip gelip "hm sonra izlerim" diye burun kıvırdığım günlere lanet olsun resmen. Nasıl tarif etsem ki böyle tadı damağımda kaldı.. Sanırım bu filmden sonra Reha Erdem'in bazı filmlerini tekrar izlemem gerekecek zira diğerlerini özellikle de Kosmos'u pek anlayamamıştım. Okuyamamıştım filmi, bu film biraz ufkumu açtı, sanırım Reha Erdem'i anlamaya başladım.
Ayrıca bir sahnesi var ki gülmekten gözümden yaş burnumdan sümük getirtmiştir
"Babanım ben senin! Ba-ban Ba! Ban!! Ba! Baaan!! Baa!! Baaan!!! Ba ba ba-ba ba-bann!!!"
The Walking Dead dizisine yorum yazdı:
Hafif spoiler içerir
O değilde kafama bişey takıldı. Şimdi bu zombicanlar birini yakaladımı hapur hupur yiyor ki nitekim küçük kızı da yediler mi diye bir zombiye ilkel bi otopsi bile yaptılar. Ayağından vurulan adamıda maşallah pirinha sürüsü gibi yediler. E bu zombiler milleti yiyorsa zombi sayısı nasıl arttı? Ya da ilk sezon ikizlerden birinin kardeşini ısırmışlardı da kız ölmüştü öyle zombi olmuştu. Neye göre seçiyorlar? Ne diyorlar yani "bunu yiyek aga bundan ne zombi olur ne insan" ya da "of bu hatun taşmış bunu zombi yapak mı la, bi ısırık yeter o zaman" falan mı diyorlar?
Behzat Ç.: Bir Ankara Polisiyesi dizisine yorum yazdı:
Kaba saba, küfürbaz, kural tanımaz, karşınıza çıksa sorgusuz sualsiz dayak yiyebileceğiniz bir polis (ki karşılaştıysanız çoğu öyledir) olması işin gerçekçiliğini; "iyi bir adam değilim ama birilerinin adamı da değilim" sözünün arkasında duran hareketleriyle adalete olan özlemimi (özlemimizi) beslediği için sevildiğini düşündüğüm dizi. Ne mutlu ki saçma sapan diziler yanında İtalyan yeni gerçekçi sinemasına taş çıkaracak gerçekçilikte bir dizimiz var. Zaten bu kadar gerçekçiliği çekse çekse Serdar Akar çekebilirdi.
(ben genelde bir filmi/diziyi bu kadar övmem aslında) Klişe bir laf gibi olcak ama bana göre Türkiye’nin en iyi 5 dizisi arasında yer alır.
Bir Zamanlar Anadolu'da filmine yorum yazdı:
Filmi seyretmemin üzerinden yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen hala aklıma geliyor ara ara ve o "sıradan insanlık"ın etkisi daha da oturuyor kafamda. Etrafa biraz daha dikkatli bakmaya sebeb oluyor. Zaten sevmezdim insan ırkını, iyice soğudum..
Tehlikeli Oyun filmine yorum yazdı:
Dalga - Biz vs Onlar
Merhaba! Elimizde bir adet ilginç film var. Filmi ilginç yapan ise konusu. Aslında bu bir kitap. 1981 yılında Todd Strasser tarafından Morton Rhue takma adı altında yazılan The Wave isimli bir gençlik romanı. Aslında kitaptan da öte 1967 yılında Palo Alto, Californiadaki Cubberley Lisesinde gerçekleşen bir olayın hikayesinin günümüze aktarımı..
Öncelikle filmin kilit noktasından söz etmek istiyorum. Filmin olayı hocanın sorduğu "Almanya’da tekrar bir diktatörlük olur mu?" sorusuna çoğu öğrencinin (hatta hepsinin) olmaz cevabı olayların kilit noktası. Buna karşılık hoca kalkıp da klasik hayır çocuklar olabilir, çünkü bıdı bıdı bıdı bıdı demek yerine deneyelim ve görelim diyor.
Uygulamalı eğitim diye buna denir işte, öğrencilere ufaktan gazı vererek koca bir sistemi ölçekler halinde küçültüp bir sınıfa veriyor öğretmen. Önce otur-kalk hareketleri. Kılıfı da hazır, ayağa kalkıp konuşmak kan dolaşımını dengeler, düzgün cevap ... DevamıDalga - Biz vs Onlar
Merhaba! Elimizde bir adet ilginç film var. Filmi ilginç yapan ise konusu. Aslında bu bir kitap. 1981 yılında Todd Strasser tarafından Morton Rhue takma adı altında yazılan The Wave isimli bir gençlik romanı. Aslında kitaptan da öte 1967 yılında Palo Alto, Californiadaki Cubberley Lisesinde gerçekleşen bir olayın hikayesinin günümüze aktarımı..
Öncelikle filmin kilit noktasından söz etmek istiyorum. Filmin olayı hocanın sorduğu "Almanya’da tekrar bir diktatörlük olur mu?" sorusuna çoğu öğrencinin (hatta hepsinin) olmaz cevabı olayların kilit noktası. Buna karşılık hoca kalkıp da klasik hayır çocuklar olabilir, çünkü bıdı bıdı bıdı bıdı demek yerine deneyelim ve görelim diyor.
Uygulamalı eğitim diye buna denir işte, öğrencilere ufaktan gazı vererek koca bir sistemi ölçekler halinde küçültüp bir sınıfa veriyor öğretmen. Önce otur-kalk hareketleri. Kılıfı da hazır, ayağa kalkıp konuşmak kan dolaşımını dengeler, düzgün cevap verebilirsin. Ritimli yürüyüş hareketleri- birlik mesajı. Hocaya hitap ederken bay takısı kullanmak-saygı. Bunlar disiplindir. Disiplin güç getirir. Sembol olmalı, üniforma olmalı-birliğin göstergesi. İkinci aşama eylem gerektirir. Basit internet siteleri, şapkalar, stickerlar vs.
Tabiki iş bu sadece sınıfta yapılanlar. Eğer bireyler özellikle gençler- kendilerini birlik halinde, bir gruba ait, başına bir şey geldiğinde yanında duracak arkadaşlarının olduğu yerlere hissettikleri an vardır işte o anı yakalayanlar, bu fırsatı kendilerine veren olaya tam bağlı kalırlar. Bu sıradan bir topluluk olabilir, siyasi parti olabilir, spor kulübü olabilir.. Her türlü şey olabilir. Bunu birkaç örnekle açıklamak yerinde olur.
Aklı başında birçok insana bir futbol takımı için adam yaralamak ya da adam öldürmek saçma gelir. Ancak yine aklı başında ama kendini o formaya, ambleme, renklere özellikle de takım ruhuna ait hisseden adam bu işi yapabilir. Çünkü onun için giydiği formayı giyen, söylediği marşı söyleyen herkes kardeşten öte, karşı tarafın yani rengi farklı, marşı farklı, amblemi farklı takımın taraftarı can düşmanıdır. Onun gözünde takım uğruna ölünebilecek bir durumdur. Dindir, bazen dinden ötedir. Aslında din de aynı kategorinin bir ürünü. Müslümana göre doğru yol nasıl İslamsa, Hristiyana göre doğru yol Hristiyanlıktır. İkisi de kendilerinin en iyi en doğru yol olduğunu iddia ettikleri bir ortamda çokta farklı bir durum ortaya çıkmaz.
İnsanları birlik haline getirebilecek olan basit ama etkili unsurlar bir araya gelir ve fitil ateşlenir. Bu noktadan sonra fitili söndürmek oldukça zor hatta imkansızdır ki çok güzel bir söz vardır Niccolo Machiavelli tarafından söylenen "Wars begin when you will, but they do not end when you please" yani savaş istenildiği zaman başlar ama istenildiği zaman bitmez. Burada da aslında eğitim amaçlı bir oluşum yapıldı, bilinçsizce gençlere gaz verildi ve sonuç hiç beklenmedik derecede bir noktaya geldi.
Bunlar oluşumun aşamalarıydı. Peki bu kadar basit mi insanları etkilemek? Bir flama, amblem, üniforma verince herkes bu duruma mı gelir? Aslında olay bunlarda değil. Bu olaylar insanın kendindeki, hayatındaki eksikleri doldurur, yanlışları düzeltir. Örneğin dalga üyesi kıvırcık saçlı kızımız kendini güzel bulmuyor, ama dalga ona güzellik verdi; ezik eleman anarşistler tarafından dayak yemekten dalga elemanları sayesinde kurtuldu vs vs.. Ayrıca filmin başında otokrasiye neler sebep olur? üzerine bir muhabbet dönüyor. Öğrencilerin verdiği cevaplar gözden kaçmamalı; Fakirlik, işsizlik, eziklik, vs... Eğer bir toplum açlık, fakirlik içinde ya da farklı şekilde dil, din, ırkçı vs baskılar altında yaşarsa ve bir gün bir lider çıkıp bunlara (tamamen bile değil, kısmen) son verirse, o toplum liderin yanlışlarını görmez, onu kabul eder, ne derse yapar. Bu konuda örnek vermeme gerek yok sanırım. Zaten şuan bile şahit oluyoruz..
Eğitim hayatı bitip iş hayatına atılan insanlardan hep şunu duyarız ya da söyleyenlerdenizdir: Keşke okula dönsem, hayat ne güzelmiş, iki sınava girip çıkıyordur, bir de stres yapıyorduk diye küçümserler/küçümseriz. İşte bu küçümsenen iki sınav-stres muhabbetini öğrencilerden kaldıracak bir olay-dalga geldiğinde hepsi bunu kabul etti. Çünkü Dalga onlara sınavlardan geçme, arkadaş çevresi, kavgada destek, çirkinse güzellik, ezikse popülerlik, kimsenin sallamadığı su topu takımlarına taraftar kazandırdı. Biz dedikleri dalganın herhangi bir farklılığı olmamasına rağmen onlardan ayrıldılar.
He yok bu tarz şeyler olmaz diyorsanız, hazır su topu maçları demişken buradan bir örnek vereyim. Macaristan’da SSCB askerlerinin dolaştığı ve komünizmin etkisinin en yoğun görüldüğü günlerde Macaristan-SSCB su topu maçı yapılıyor. Bir grup genç SSCB’yi protesto etmek amacıyla ellerinde pankartlar vs tribünde bulunuyorlar. Askerler müdahale ediyor ve birkaç genç ölüyor. Sonra ne mi oluyor? Halk ayaklanıyor. Sokağa çıkan kalabalığı görenler ocaklarında yemekleri bırakıp sokağa iniyor. Neden? Çünkü ortada bir birlik var. Ya 68 kuşağı hareketleri? Hiç nasıl çıktı baktınız mı? Ya da en son şahit olduğumuz Arap Devrimlerini? Arap devrimlerinin üniversite mezunu olmasına rağmen iş bulamayıp tezgahtarlık yaparak hayatını kazanmaya çalışan bir Tunuslu gencin, zabıtalar arabasına el koyunca kendini yaktığını ve bunu göre insanların ufak çaplı bir protesto yaparak, facebookta sayfalar açarak milyonları sokağa döküp yılların rejimini yıktığını, bunun komşu ülkelere de yayılıp kaç tane rejimi yıkıp, kaç tane diktatörü düşürdüğünün farkında mısınız? Kim bilir daha kaç tane gidecek. Kaç tane yeni isyan küçücük bir dalga ile yayılacak..
Yine çok uzattım, filme döneyim. Yönetmen ve senaristler efsane iş çıkarmış. Bu kadar güzel bir konu, bu kadar güzel aktarılır. Sınıfta farklı görüşteki Almanların yanında diğerleri temsilen Türk Gurbetçi bir genç, zenci çocuklar vs bulunuyor. Tek ortak noktaları aynı dersi almak ve bu gençler bir isim, bir sembol ve beyaz gömlek ile birlik oluyorlar. Bunlar yapabiliyorsa aynı dine, aynı siyasi görüşe, aynı dile sahip olanlarda her an her şeyi yapabilir. Ve bu tehlikenin farkına varılmalıdır! Çünkü ben bile bu düşüncelerime rağmen yaşadığım bazı durumlar karşında biz diyebiliyorum. Kendimi kontrol edebiliyorum ama benim gibi biz diyecek milyonlarca kişi var ve çok azı kendini kontrol edebilir diye düşünüyorum.
Bu filmin birde Amerikan versiyonu var. 1981 yılında çekilmiş. The Wave isminde. Onu da seyrettim ancak bu kadar tat vermedi. Gerçi TV filmi diye çekilmiş. Genelde önce Alman filmi olarak çıkıp sonradan Amerikan versiyonu çekilen filmlerle karşılaşmıştım ama bu sefer tam tersini seyretmeme rağmen yine de Alman versiyonu daha iyi çıktı.
Konuya paralel olarak verilen mesajlar oldukça net işlenmiş. Özellikle bir detay var ki Amerikan versiyonunu seyredince tamamen emin oldum o da son toplantıda hocanın sahneye çıkıp haklı gerekçelerini savunurken yaptığı konuşma sırasında ağzından saçtığı salyalara yakın çekim yapıldığı an. İşte o an tam bir Hitler görüntüsüdür. Açın herhangi bir Hitleri anlatan film ya da belgesel seyredin, Hitlerin o kızgın konuşmaları sırasında etrafa saçtığı tükürükleri görürsünüz. İnsanlar o kadar hak verir ki konuşmalara o tükürükler sanki nur yağıyormuş gibi gelir insanlara. İşte yönetmen bir tükürük ile kompozisyonun sonuç kısmını bitirmiş. Bana da yönetmene saygı duymak kalıyor.
Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler..