16 yıl önce
Kaptan Tsubasa dizisine yorum yazdı:
Beyin Avcıları filmine yorum yazdı:
Filmin başında bu arkadaşlar adaya getiriliyor, sonra bir helikopter gidiyor uzaklara.. Red Kid'in jeneriğinde olduğu gibi.. Ama her nasıl oluyorsa pilot ve büyük abi gitmemiş aslında.. E nasıl gidiyor bu helikopter? Bu mudur yani mükemmel zeka dolu film? Kimse kusura bakmasın, bakanlarda bol bol eksi yağdırsın, tamamen saçmalıklarla dolu bir film..
İstila filmine yorum yazdı:
Senaryo bakımından oldukça zayıf bir film. Bir kaç filmin biraraya gelip yeniden çekimi gibi bir şey olmuş ve tartışmasız bir gerçek. Yeni hiçbir şey yok. Ama seyrettiriyor, en azından sıkılmadım. Biraz kısa film havasında bir senaryo vardı sanki ortada, herşey çok çabuk gelişti, çok çabuk bitti. Senariste "iyi bir senaristsin" diyemesemde, "bol bol film izlemiş biri" olduğunu farkettim :)
Yönetmene gelirsek, "deney" filmini oldukça beğenmiştim ama onunda senaryo zaten efsaneydi. Yönetmen oturup kamera karşısında konuyu anlatsada güzel bi film derdim. Bu filmde ise senaryo çakma olmasına rağmen yönetmen bence iyi iş çıkarmış. Sanırım hakkında tam bi fikrimin oluşması için bi kaç filmini daha izlemem şart ama takip edilesi bir yönetmen.
Fail-Safe filmine yorum yazdı:
Birbirine çok benzeyen ve mahkemelik olan iki kitabın kapışmasının beyazperdeye taşınmış halidir fail-safe ve dr.strangelove olayı. Kitapları okumadım ancak konu aynı olsa da senaryo farklı, tür farklı yani bu iki filmi kıyaslamak bana göre forvet ile kaleciyi kıyaslamak gibi bir şey..
Kubrick olayı "güldürerek anlatma" yolunu tercih edip son derece başarılı olurken, Sidney Lumet ise "gerçekler acıdır,acı da hayalgücünü bile aşar" diyerek son derece başarılı olmuş.
Filmi seyrederken günümüzü düşündümde, dünyada barışı adına "yeni yıldan dünya barışı bekliyoruz" demekten başka bi halt yiyememiş olmamızı geçtim, ne kadar geriye bile gittiğimizi içim karararak izledim. Şuan ben bu cümleyi bitirene veya siz okuyana kadar kafamıza bir atom bombasının düşmeyeceğinin garantisi yok kısacası.
Ayrıca demeden geçemeyeceğim, Henry Fonda’yı bi odaya kapatıp, dünyanın en saçma hikayesini anlattırıp, piyasaya film diye sürseler bile efsane film olur çıkarmış. Adamın duruşu yetiyor resmen. Diğer bi ... DevamıBirbirine çok benzeyen ve mahkemelik olan iki kitabın kapışmasının beyazperdeye taşınmış halidir fail-safe ve dr.strangelove olayı. Kitapları okumadım ancak konu aynı olsa da senaryo farklı, tür farklı yani bu iki filmi kıyaslamak bana göre forvet ile kaleciyi kıyaslamak gibi bir şey..
Kubrick olayı "güldürerek anlatma" yolunu tercih edip son derece başarılı olurken, Sidney Lumet ise "gerçekler acıdır,acı da hayalgücünü bile aşar" diyerek son derece başarılı olmuş.
Filmi seyrederken günümüzü düşündümde, dünyada barışı adına "yeni yıldan dünya barışı bekliyoruz" demekten başka bi halt yiyememiş olmamızı geçtim, ne kadar geriye bile gittiğimizi içim karararak izledim. Şuan ben bu cümleyi bitirene veya siz okuyana kadar kafamıza bir atom bombasının düşmeyeceğinin garantisi yok kısacası.
Ayrıca demeden geçemeyeceğim, Henry Fonda’yı bi odaya kapatıp, dünyanın en saçma hikayesini anlattırıp, piyasaya film diye sürseler bile efsane film olur çıkarmış. Adamın duruşu yetiyor resmen. Diğer bir oda ve Henry Fonda buluşması için tıklayın
İnsanlık Yolu filmine yorum yazdı:
Bence gözardı edilmemesi gereken bir film. Yönetmenlik eh işte ama oyunculuk ve senaryo oldukça güzel. Gerçekten imbd puanının "herzaman" işe yaramadığını kanıtlayan filmlerden. Ayrıca sanırım Joe Pesci’yi ilk defa iyi bir rolde izledim
The Hill filmine yorum yazdı:
Emir-komuta zinciri içinde dik durmaya çalışırken veya sadece tenlerinin renginden dolayı ezilen askerleri anlatan mükemmel bir film. Aynı zamanda hayatım boyunca gördüğüm en komik sahnelerden birine de sahip olan film.
Zenci eleman, esas elemanın uğradığı haksızlıklar ve kendisine yapılan ırkçı hareketler sonucunda limitini doldurur (ki ben bu sahnede komutana dalacak sanmıştım) ve kafadan birkaç tahtayı atarak, kırık bir şekilde hareket etmeye başlar. "Orduyu bıraktım artık" diyerek yaptığı hareketler ve konuşmalar beni gülmekten gebertti. Hele ki komutanın odasına girişi... offf hala gülüyorum :)
Şark Ekspresinde Cinayet filmine yorum yazdı:
Agatha Christie'in müthiş zekasıyla yazdığı, filmin yarısında katil/lerin kim olduğunu tahmin etmeme rağmen "nasıl çözecek" diye merakla izlediğim, mükemmel senaryo+film.
Filmin başındaki boğaz manzarası "homesick" olduğuma dair duygularımı iyice kabarttı. Gerçi İstanbul bildiğin köy gibi gösterilmiş ya da cidden öyleydi o zamanlar, sonuçta yeşilçamda da benzer şekilde gösteriliyor eski filmleri dikkatle izlersek.
Onun dışında Ingrid Bergman'ın cidden şarap gibi kadın olduğunun da göstergesi bir filmdir. Sean Connery zira aynı şekilde karizma tavanda.. Dedektif rolüne daha uygun biri gelebilir miydi diye düşündüm-sanırım hayır. Tam anlamıyla nokta atışı yapılmış.
Ayrıca Agatha Christie bu romanını İstanbul'da Pera Palace Hotel'de 411 nolu odada yazmış.
Ofsayt filmine yorum yazdı:
Bugünlerde "stadlarda çok küfür var o yüzden tribünlerde aile bölümü olsun" söylentileri çıkan ülkemi göz önünde tutunca daha anlamlı gelen şahane İran filmi.
Tek istekleri stadta ülkelerini desteklemek olan kadınların yaşadığı zorluğu o kadar güzel anlatmışki seyrederken "italyan yeni gerçekçi sineması halt etmiş" bile dedim. (ki yeni gerçekçiliğin hayranıyımdır).
Ayrıca bi yandan da "iran kazansın ya maçı" diye içten içe heyecanlanmadım da değil :)
Persona filmine yorum yazdı:
Filmden bi bk anlamadım diyenler olabilir. Bence filmi seyrettikten sonra yapılacak ilk iş birşey düşünmemektir. Zira filmi dikkatli seyredenlerin zihninde yemek yerken, yürürken, diş fırçalarken, okula/işe giderken ve özellikle uyumak için yataklarına uzandıklarında bazı kıvılcımlar çakacaktır.
Şöyle ki "acaba hemşire var mıydı yok muydu?" "Ortada bi hastalık varsa bu gerçekten aktriste miydi?Yoksa hemşirede miydi?" "Kadın neden sessizdi?" "Yanan rahip haberi ve savaş fotosu neden etkiledi?" "Adam karısını nasıl tanımaz?"..........
Şimdi bu sorulara tek tek cevap verip kafanızda oluşacak kıvılcımlara engel olmak istemiyorum ama kıvılcımların hızlanması için tek birşey söyleyeceğim. Persona’yı keşfeden Carl Gustav Jung amca şöyle demiş : "Bir adamı çalıştığı iş yerinde gözlemleyen biri, onun güleryüzlü, ileri görüşlü, samimi biri olduğu sonucuna varabilir. Ama aynı adam, başka bir ortamda, örneğin evinde, işyerindekinin tam tersi bir halde ol ... DevamıFilmden bi bk anlamadım diyenler olabilir. Bence filmi seyrettikten sonra yapılacak ilk iş birşey düşünmemektir. Zira filmi dikkatli seyredenlerin zihninde yemek yerken, yürürken, diş fırçalarken, okula/işe giderken ve özellikle uyumak için yataklarına uzandıklarında bazı kıvılcımlar çakacaktır.
Şöyle ki "acaba hemşire var mıydı yok muydu?" "Ortada bi hastalık varsa bu gerçekten aktriste miydi?Yoksa hemşirede miydi?" "Kadın neden sessizdi?" "Yanan rahip haberi ve savaş fotosu neden etkiledi?" "Adam karısını nasıl tanımaz?"..........
Şimdi bu sorulara tek tek cevap verip kafanızda oluşacak kıvılcımlara engel olmak istemiyorum ama kıvılcımların hızlanması için tek birşey söyleyeceğim. Persona’yı keşfeden Carl Gustav Jung amca şöyle demiş : "Bir adamı çalıştığı iş yerinde gözlemleyen biri, onun güleryüzlü, ileri görüşlü, samimi biri olduğu sonucuna varabilir. Ama aynı adam, başka bir ortamda, örneğin evinde, işyerindekinin tam tersi bir halde olabilir. "Öyleyse hangisi asıl karakterdir, gerçek kişiliktir?" diye sorar Jung. "... Normal bir kişilikte bile, karakter bölünmesi imkansız değildir."
Sahne sahne kritik yapmadan geçersek, hemşire insanlardan nefret etmiş. Savaşlar, yalanlar, kariyer hedefleri, aldatmalar, verilen kararlar... Bu yüzden TV’de gördüğü rahip haberinden o kadar çok etkileniyor, elindeki fotoğraftan, baloda kendisine iltifat olarak söylenen "çocuk size çok yakışır" cümlesinden.. Zaten zayıf kişiliğini ve ruhunu sürekli gülen, herşey yolunda mesajı veren "persona"sı ile gizliyor. Aynı şekilde kendini zeki bulmayan, sahildeki ufak bi seks deneyimi yüzünden psikolojisi bozulan, sıradan deneyimsiz (ki kendide farkında) bir hemşire olan diğer kahramanımız karşısında bir anda tiyatro sanatçısı bulunca bir yandan geçmişini anlatıp kendinden parçaları karşıya verirken, hayranlığı neticesinde karşıdan da parçalar alıyor. (gerçi sonlara doğru şiddetle red etmeye çalışıyor ama..)
Ayrıca bu kişilik değişimlerini hızlandıran diğer bir unsurda karakterlerin fiziksel olarakta birbirine benzemesidir.(bu benzerlikte ikisinin bir insan olduğuna işarettir) Bu düşüncemin oluşmasına yol açan iki sahne var biri hemşirenin yatarken aktrisin gelmesi, diğeri ise ikisinin yüzünün birleşmesidir. Aslında birde "masada uyuma" lafı var ama onu gerçekten hemşire mi dedi tam anlayamadım. Orası ucu açık zaten..
Kısa yazayım derken uzun tutmuşum.. Bilmiyorsam benim cahilliğim ama bence bu film psikoloji üzerine yapılmış en en en iyi filmdir..
Sınav filmine yorum yazdı:
%25 Testere + %25 12 Kızgın Adam + %25 Kahvaltı Kulübü + %25 Dünyalı = Exam
Testere'den gerilim, 12 Kızgın Adam'dan diyaloglar, Kahvaltı Kulübü'nden farklı insanların birlikte hareket etmesi, Dünyalı'dan teorileri almışlar ve bir film yapmışlar.
Yönetmen fena iş çıkarmamış ama senaryo biraz patlamış gibi geldi bana.
Şöyle bir olay söz konusu, sürekli baba maçlar 2-0 dan son dakikada 3-2, 4-3lük maç bi anda 5-4 oluyor vs. ve esas oğlanımız maçı kazanıyor tabi. E doğal olarak saçma gelebiliyor. Bence iki çeşit insana "mantıklı abi olur" dedirtir, 1-çocuklara 2- Türkiye-İsviçre, Türkiye-Çek Cumhuriyeti ve tabi özellikle de Türkiye-Hırvatistan maçını izleyenlere:) Yani şu dizi yeni yapılıyor olsaydı "ulen bizim maçlardaki olayın aynını çizgifilm yapmış adamlar hee" derdim heralde.