17 yıl önce
Özgürlüğün Rengi filmine yorum yazdı:
Suspiria filmine yorum yazdı:
Senaryo aslında 12 yaş civarındaki kızların bulunduğu bir okul için yazılmış en başta.. Sonra, bu film bu yaş aralığı için uygun olmaz diye eleştiriler gelince, oyuncular da ona göre seçilmiş, fakat senaryo değiştirilmeden =) Bazı sahnelerde zaten bir gariplik olduğu anlaşılıyordu. (birbirine dil çıkaran koca kadınlar falan =)) Genel olarak gerçekten geren bir film.. Renkler çok rahatsız edici özellikle.
This Way Up filmine yorum yazdı:
Renkler ve atmosfer ne kadar da Corpse Bride'ı çağrıştırıyor derken, bir yerden sonra iyice... =) neyse.. bayağı güzelmiş..
Veronika Ölmek İstiyor filmine yorum yazdı:
kanımca kitap fetişizmi ve başrol oyuncusu yüzünden böyle bir puana kurban gitmiş bu film.. biraz "boşlukları siz doldurun" havası var filmde (özellikle ağır çekimlerde, herhalde karakterin iç sesini bizim seslendirmemiz gerekiyor).. eğer seslendirmeyi beceremezseniz, gerçekten sıkıcı olacaktır film.. ama şahsen ben beğendim.. belki de sevgili Buffy'nin içinde rol alıp alabileceği en düzgün filmdir.. bir de, soundtrack gayet başarılı..
Dünyalar Savaşı filmine yorum yazdı:
!--SPOILER--!!--SPOILER--!!--SPOILER--!
ben bunu kısa film olarak çekerdim ki.. şimdi bir baba ve kızı var, böyle sorunları var filan.. orası önemli değil gerçi, bu ayrıntı hayatımıza hiçbir şey katmayacak, uzaylıların da pek umrunda değil zaten.. neyse, sonra bir takım süper teknolojik uzaylılar dünyaya geliyor.. biz dostuz falan demiyorlar.. kan gövdeyi götürüyor.. sonra allahın işine bak, adamlar (uzay-adamları.. seksistim evet) domuz gribinden ölüyor.. bunların bir de su ile ölen akrabaları vardı (bkz: Signs), ama tehlike beklemedikleri yerden gelince mortu çekiyorlar.. babayla kızın/ailenin ilişkisi de (muhtemelen geçici olarak) iyileşiyor.. film de burada bitiyor.. nasıl? yüz puan bana bence..
!--SPOILER--!!--SPOILER--!!--SPOILER--!
On İkinci Gece filmine yorum yazdı:
Çok çok eğlenceli bir film.. Hoş bir Shakespeare uyarlaması. Tavsiye edilir..
The Prisoner dizisine yorum yazdı:
Senaryoda çok boşluk var.. Uyarlama işini becerememişler anlaşılan, çünkü eski versiyonda değinilen ana tema bambaşka bir şeymiş aslında, ve onu çıkarınca kurgudan, ortada koca bir hiç kalmış.. Zamanımı boşuna harcamışım kısaca..
Arı Kovanının Ruhu filmine yorum yazdı:
ben çeksem, bir saate sığardı bu film.. tamam iyi hoş ama çok ağır ilerliyor.. yani sırf film değil, filmdeki insanlar da =) az diyalog, çok ayrıntı.. konuyu okumadan izlesem, yarısında kapayabilirdim.. ama gelin görün iki küçük kız süper tatlı.. o yüzden kapayamayabilirdim de =)
Aşka Davet filmine yorum yazdı:
Shall We Dansu?'yu izlemiş ve çokça beğenmiş biri olarak, Amerikan versiyonunu izlemek? ı ıh =) ama sıkıntıdan izleyeceğim sanırım (şu an kanal d'de oyunuyor =D)
bakıyorum da story board'u aynen kopyalamışlar bazı sahnelerde, aferin onlara.. ama animelerden fırlamış gibi sevimli-şapşal tipler bulamamışlar tabii ki..
Bahis filmine yorum yazdı:
"şans" üzerine, ilginç, izlenesi bir film.. sitedeki filmlerin çoğu ironik bir şekilde "özgün senaryo" diye işaretlenmiş bu arada ama, bu hakikaten "özgün" =)
bir de, bunu beğenenler bunu da beğendi..
İnsanlık tarihinde, korkuların en büyüğü "öteki"ye karşı duyulandır kanımca. Kişi, kendi gibi olmayan "yabancı"ya karşı, korkuların en tehlikelisini besler. Bu korku, "bilinmezlik"le doğrudan ilişkilidir, yani kişi, aslında bilmediği bir şeyden korkar. Bu da korkuların en tehlikelisidir. Zira, ötekinin kişilik haklarına ve hatta hayatına karşı bir tehdittir.
Tarihte bu korkuyu bariz bir biçimde bir devlet politikası haline getiren Güney Afrika’da bu durum, tarihe bir kara leke olarak geçen "aparthayd"ın doğmasına sebep olmuştur. Bu ayrımcılığa karşı savaşı süresinde, 27 yıl kadar hapis yatan Nelson Mandela ile ilgili çok güzel bir film izledik nişanlımla geçen gün: Goodbye Bafana (Özgürlüğün Rengi). Mandela’nın gardiyanı Gregory ile olan, o zamana göre olmaması gerektiği düşünülen iyi ilişkilerini anlatıyor şeklinde özetlenebilir konu. Gregory’nin anılarını yazdığı bir kitaptan uyarlanan filmle ilgili değinmek istediği ... Devamı
İnsanlık tarihinde, korkuların en büyüğü "öteki"ye karşı duyulandır kanımca. Kişi, kendi gibi olmayan "yabancı"ya karşı, korkuların en tehlikelisini besler. Bu korku, "bilinmezlik"le doğrudan ilişkilidir, yani kişi, aslında bilmediği bir şeyden korkar. Bu da korkuların en tehlikelisidir. Zira, ötekinin kişilik haklarına ve hatta hayatına karşı bir tehdittir.
Tarihte bu korkuyu bariz bir biçimde bir devlet politikası haline getiren Güney Afrika’da bu durum, tarihe bir kara leke olarak geçen "aparthayd"ın doğmasına sebep olmuştur. Bu ayrımcılığa karşı savaşı süresinde, 27 yıl kadar hapis yatan Nelson Mandela ile ilgili çok güzel bir film izledik nişanlımla geçen gün: Goodbye Bafana (Özgürlüğün Rengi). Mandela’nın gardiyanı Gregory ile olan, o zamana göre olmaması gerektiği düşünülen iyi ilişkilerini anlatıyor şeklinde özetlenebilir konu. Gregory’nin anılarını yazdığı bir kitaptan uyarlanan filmle ilgili değinmek istediğim noktalar, az da olsa spoiler içerebilir, ama çok değil. Yine de uyarayım.
Filmde gardiyan Gregory’nin koyu faşist karakterinin, zamanla Mandela’yla yakınlaştıkça, oldukça çarpıcı bir şekilde değiştiğine şahit oluyoruz. Hükümet tarafından, yasaklı yayın ilan edilmiş, yani üst düzey yetkililer hariç kimsenin okuyamayacağı Özgürlük Bildirisi’nin gerçek içeriğinden bihaber, siyahların bütün beyazları katletmek istediğiyle ilgili bir yazı olduğunu sanan Gregory, sonunda bir şekilde bildiriyi okuduğunda, "bilinmezlik" ve "korku" üzerine kurduğu faşist fikirlerin değişmesi, Mandela’yı daha yakından tanımaya başlamasının ve ona karşı duyduğu "öteki korkusu"nun da zamanla yok olmasının etkisiyle, tam bir duygusal ve zihinsel evrim geçiriyor. Tanıdıkça, bildikçe, korkuları azalıyor.
Tabii, bu noktada önemli bir durumun altını çizmek de gerekir. Peki neden öteki gardiyanlar da aynı evrimi geçirmiyor o halde? Onlar da tanıdıkça, bildikçe, korkularından ve faşizanlıklarından arınabilirlerdi diye düşünülebilir. Fakat Gregory’yi onlardan ayıran bir durum var: Gregory, küçükken yaşadığı köyde, hiç beyaz yaşıtı olmadığı için, siyahi bir çocukla arkadaşlık kurmuş ve aynı zamanda Mandela’nın da mensubu olduğu kabilenin dilini de öğrenmiştir bu arkadaşlık sayesinde. Ben, Gregory’nin bu evriminde, bu arkadaşlığın ve dil unsurunun da büyük payı olduğunu düşünüyorum. Arkadaşlık, önyargının çok sağlam temelleri olmamasına sebep olmuştur kanımca. Yani küçükken arkadaşı olan bir siyahın iyi biri olması, yetişkin Gregory’nin bilinçaltına "siyahlar da iyi insanlar olabilir"i yerleştirmiştir mutlaka.Dil konusuna gelince, iki farklı dünyayı birbirine yakınlaştıran çok önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum. "Bir ortak noktamız var, belki daha da çoğu vardır" mesajı yankılanıyor olmalı Gregory’nin zihninin derin bir köşesinde.
Sonuç olarak bu film, yıllardır tartışılan ve daha uzun yıllar da tartışılacağı apaçık olan bir kavramın, "öteki"nin neden "öteki" olarak görüldüğünün ve aslında önyargıların kimi etkenlerce nasıl kırılgan hale getirilebileceğinin, çok etkileyici bir örneğini sunuyor izleyiciye. Bu açıdan, konuyla alakalı olan izleyicilerin kesinlikle kaçırmaması gereken filmlerden biridir diye düşünüyorum.