14 yıl önce
Goethe'nin İlk Aşkı filmine yorum yazdı:
Hayalimdeki Aşk filmine yorum yazdı:
Gerçekten izlerken zevk aldığım, her sahnesi çok iyi kurgulanmış, senaryonun akıp gittiği ve oyuncukların çok iyi olduğu 'seyret, mutlu ol' tarzı filmlerden. Birkaç filmle tarzı benzetilebilir olsa da kesinlikle özgünlüğü yakalamış bir hikaye. Ama en önemlisi izlerken sizi gerçekten Ruby'nin varlığına(!) inandırması filmin en büyük başarısı. Ve son olarak benim gibi ilgilenenlere kısa da olsa harika ve her zamanki gibi karizma bir Antonio Banderas arz-ı endamı! Film bana göre yılın en iyi ilk onuna girer. İzlemenizi tavsiye ederim.
Agora filmine yorum yazdı:
Agora'nın, bir dönem filmi olarak kaliteli bir çizgi yakaladığı söylenemez. Her ne kadar film mimari açıdan başarılı bir görsellik sergilese de kurgusu havada kalmış izlenimi veriyor. Hele ki oyuncular -özellikle Rachel Weisz- antik dönem insanını yansıtmakta o kadar başarısızlar ki, oyunculuktaki yapaylık film boyunca seyirciyi rahatsız ediyor. Filmle ilgili bir diğer önemli unsur ise senaryosu ve kimin ne anladığı tabi ki. Çoğu insan filme dinlerin insanlığa olan (kötü) etkisi gözüyle yaklaşmış, körükörüne bir dine bağlanmanın (o da ne demekse) insanlığa nasıl da bela olduğunu bu film sayesinde(!) bir kere daha tanık olmuş. Ama benim izlediğim Agora'nın bunları söylediğinden emin değilim.
Film ilk olarak Paganların ihtişamı ve bilime olan ilgi ve sevgileriyle başlarken bir yandan da şu ana kadar ezilmiş ama yavaş yavaş seslerini çıkartmaya başlamış Hristiyanların gövde gösterisini gösteriyor. Ama Hristiyanları tamamen cahil ve barbar görmek f ... DevamıAgora'nın, bir dönem filmi olarak kaliteli bir çizgi yakaladığı söylenemez. Her ne kadar film mimari açıdan başarılı bir görsellik sergilese de kurgusu havada kalmış izlenimi veriyor. Hele ki oyuncular -özellikle Rachel Weisz- antik dönem insanını yansıtmakta o kadar başarısızlar ki, oyunculuktaki yapaylık film boyunca seyirciyi rahatsız ediyor. Filmle ilgili bir diğer önemli unsur ise senaryosu ve kimin ne anladığı tabi ki. Çoğu insan filme dinlerin insanlığa olan (kötü) etkisi gözüyle yaklaşmış, körükörüne bir dine bağlanmanın (o da ne demekse) insanlığa nasıl da bela olduğunu bu film sayesinde(!) bir kere daha tanık olmuş. Ama benim izlediğim Agora'nın bunları söylediğinden emin değilim.
Film ilk olarak Paganların ihtişamı ve bilime olan ilgi ve sevgileriyle başlarken bir yandan da şu ana kadar ezilmiş ama yavaş yavaş seslerini çıkartmaya başlamış Hristiyanların gövde gösterisini gösteriyor. Ama Hristiyanları tamamen cahil ve barbar görmek filmin de istediği olamaz çünkü bir yandan sınıfın en iyi öğrencilerinin de Hristiyan olduğunu öğreniyoruz. Üstelik Hristiyan olma süreci de aslında temelinde 'iyi insan olma' felsefesini barındırıyor(kölenin Hristiyan olma hikayesi vb.). Sonrasında seyrettiğimiz olay ise amiyane tabirle dini imanı bilim olan Paganların, o dinin boyunduğuyla cahil kalmayan, ileri görüşlü insanların Hristiyanları sadece varoldukları için katletmeleri. Sonra bunun intikamıyla güçlenen Hristiyanların da -aslı tamamen iyilik ve barış üzerine kurulan dinlerine rağmen Paganları acımasızca sahneden çıkarmaları. Daha sonra ne olacak diye beklerken Hristiyanlar mı Paganlar mı kavgası devam ederken aslında bakıyoruz ki zavallı Yahudiler yine, yeniden sürülmüşler, tek suçları kutsal bir mekanda insanları katletmek bu arada. Sonuç olarak asıl olay ''dinin kölesi insanlar bilime karşı ama zenginlik içinde ve etrafa terör saçarak hüküm sürerken, bilimi savunan insanlar kahramanca hayatlarını veriyorlar'' değil, insanın varolduğu yerde neye inandıkları önemli olmaksızın yozlaşmanın, kötülüğün ve en önemlisi kötülüğü iyilik göstemenin olacağıdır. Evet, suçu dine atmak insanlığa atmaktan daha kolay elbette, dinsiz olabilirsin ama insan olmak zorundasın. Ama tıpkı bu filmde olduğu gibi gerçek hayatta da sırf biz insanlığımıza laf edemediğimiz inançlarımıza laf ediyoruz.
Filme dönecek olursak iyi bir film değil ama buna rağmen mesajını açık vermeyerek (daha doğrusu bir mesajı olmayıp öyleymiş gibi göstererek) filmin konuşulmasını sağlıyor. Ki bu da kendi çapında bir başarı sayılabilir.
İlk ve Son Aşkım filmine yorum yazdı:
Filmi her ne kadar bilimkurgu-komedi beklentisiyle izlesem de seyrettiğim en farklı romantik filmlerden biriydi. Hikaye bir anda, daha filmin ilk saniylerinde gelen dünyanın sonu haberiyle başlıyor. Bu bile filmi beklediğimden farklı kıldı çünkü sizi buna hazırlayan bir arkaplan sunmadan hemen felaketin ortasına atıyor ama sonra bir daha şaşırtıp bu felaketin nasıl karşılandığını romantik(!) bir şekilde anlatıyor. Aslında filmin iki büyük eksiği de haberin nasıl karşılandığıyla ilgili. Öncelikle ev partisi sahnesi filmin başlarında olduğu için belki herkesi rahatsız etmemiştir ama filmin genel naifliğine bakınca çok sırıtıyordu. Eğer Steve Carrel'ı oynatacağım ama ciddi(!) olacağım iddiasında bulunuyorsa, yönetmenin böyle sahnelerden özellikle kaçınması gerekiyordu çünkü zaten seyirciler ister istemez ünlü bir komedi oyuncusunu bir kalıba koyuyorlar, ama sonra filmin hiç de öyle sıradan bir komedi filmi olmadığını anlayınca başta düşüncelerini bir süre gözden geçirmesi gerekiyor ki bu ... DevamıFilmi her ne kadar bilimkurgu-komedi beklentisiyle izlesem de seyrettiğim en farklı romantik filmlerden biriydi. Hikaye bir anda, daha filmin ilk saniylerinde gelen dünyanın sonu haberiyle başlıyor. Bu bile filmi beklediğimden farklı kıldı çünkü sizi buna hazırlayan bir arkaplan sunmadan hemen felaketin ortasına atıyor ama sonra bir daha şaşırtıp bu felaketin nasıl karşılandığını romantik(!) bir şekilde anlatıyor. Aslında filmin iki büyük eksiği de haberin nasıl karşılandığıyla ilgili. Öncelikle ev partisi sahnesi filmin başlarında olduğu için belki herkesi rahatsız etmemiştir ama filmin genel naifliğine bakınca çok sırıtıyordu. Eğer Steve Carrel'ı oynatacağım ama ciddi(!) olacağım iddiasında bulunuyorsa, yönetmenin böyle sahnelerden özellikle kaçınması gerekiyordu çünkü zaten seyirciler ister istemez ünlü bir komedi oyuncusunu bir kalıba koyuyorlar, ama sonra filmin hiç de öyle sıradan bir komedi filmi olmadığını anlayınca başta düşüncelerini bir süre gözden geçirmesi gerekiyor ki bu da seyircinin zihnindeki olay akışında kopukluklara sebep oluyor. Neyse ki Steve Carrel harika bir oyunculuk çıkarmış da -ki kendisinin hiç de hayranı değilimdir- film gerçekten hoş drama dönüşebilmiş. Diğer başrol Keira Knightly ise -ki onu da aslında beğenmediğimi bu filmde keşfettim- kendinden bu kadar farklı bir oyuncu olan rol arkadaşına çok iyi uyum sağlamış. Özellikle posterde ikisini görüp ne alaka, buradan bir kimya çıkmaz diyenler bir şanslarını denesinler.
Gelelim filmin sonuna. Eğer bir kıyamet filminden bahsediyorsak son herşeydir. Ki bu filmi izlerken ben beklentimi özellikle düşük tuttum. Çünkü hiç de öyle bildiğimiz kıyamet filmi değildi, bir yolculuk veya aşk filmi desek daha doğru bile olabilirdi ve ben de filmi izlerken kendimi filmin sakin akışına bıraktım. Ama öyle bir sonu var ki acaba ben de Penny gibi hep bir mucize beklediğimden mi bilmiyorum, o sahne bütün gece aklımdan çıkmadı. Sonunda(!) gerçek aşkı bulmuş iki insan (burası umrumda değil, gerçek aşk filmlerin sürprizi olmayalı yıllar geçti) sonun gelmesini beklerken, adam hem kız hakkında daha fazla birşey öğrenmek ister hem de kızı teselli eder. Ve sonra göktaşının atmosferden girişi duyulur. Sanırım izlediğim en etkileyici sahnelerden biridir bu. Çünkü göktaşının ihtişamlı gelişini ya da kaçışan insanları- yıkılan köprüleri göstermeden, insana camdan dışarı bakma isteği uyandıran o hissi her film veremez.
Son olarak filmin ikinci eksiği olan başlardaki yağma ve yıkım sahneleri bu filmde asılı kalmış. Çünkü filmin asıl olayı hala çim biçen adam, bahçe satışı yapan kadın ve haber sunmaya devam eden spikerken, o diğer olmamış sahneler her kıyamet filminde çok daha kalitelisine maruz kaldığımız olaylar. Film bu noktada özgün olma niteliğini kaybetmiş ama yine de o son bana filmin tüm eksiklerini unutturabilecek nitelikte.
Yükselen Ay Krallığı filmine yorum yazdı:
Moonrise Kingdom uzun zamandır izlediğim en iyi filmlerden biri. Tabi bu kadar iddialı bir yorum için öncellikle yönetmenden bahsetmek gerek. Çünkü eğer yönetmeni sevmiyorsanız özellikle uzak durun, zira tam anlamıyla bir Wes Anderson filmi. En son Darjeeling Limited'la üslubuna tekrardan hayran kaldığım Anderson, bu filmde de yolundan şaşmamış, her yönüyle farklı ve harika bir film ortaya çıkarmış. Zaten onun ve filmleri için söylenebilecek tek bir söz varsa o da kelimenin tam anlamıyla özgün olduğudur.
Sadece yönetmenlikte değil aynı zamanda senaryoda, sanat yönetiminde hatta oyunculukta bile Anderson'ın imzasının farkına varılabilir. Mesela bu filmi sadece Bruce Willis veya Tilda Swinton ya da Edward Norton için izlerseniz biraz şaşırabilirsiniz çünkü filmde oynayan kişinin Bruce Willis olduğunu farketmezsiniz, Kaptan Sharp'dır o sizin için ve film boyunca da öyle kalır. işte bunu her film başaramaz, dünyanın en ünlü yıldızlarını oynatıp, onları değil de karakteri izletmek her yöne ... DevamıMoonrise Kingdom uzun zamandır izlediğim en iyi filmlerden biri. Tabi bu kadar iddialı bir yorum için öncellikle yönetmenden bahsetmek gerek. Çünkü eğer yönetmeni sevmiyorsanız özellikle uzak durun, zira tam anlamıyla bir Wes Anderson filmi. En son Darjeeling Limited'la üslubuna tekrardan hayran kaldığım Anderson, bu filmde de yolundan şaşmamış, her yönüyle farklı ve harika bir film ortaya çıkarmış. Zaten onun ve filmleri için söylenebilecek tek bir söz varsa o da kelimenin tam anlamıyla özgün olduğudur.
Sadece yönetmenlikte değil aynı zamanda senaryoda, sanat yönetiminde hatta oyunculukta bile Anderson'ın imzasının farkına varılabilir. Mesela bu filmi sadece Bruce Willis veya Tilda Swinton ya da Edward Norton için izlerseniz biraz şaşırabilirsiniz çünkü filmde oynayan kişinin Bruce Willis olduğunu farketmezsiniz, Kaptan Sharp'dır o sizin için ve film boyunca da öyle kalır. işte bunu her film başaramaz, dünyanın en ünlü yıldızlarını oynatıp, onları değil de karakteri izletmek her yönetmenin harcı değildir. Özellikle de son zamanlarda yalnızca isimlere oynayan yönetmenlerin türediğini göz önüne alırsak, insan böyle filmler izlediğinde altın bulmuş gibi hissediyor.
Tabi - yine yönetmenin büyük başarısı sayesinde- bu filmde harikalar çıkaran çocuk oyunculardan da bahsetmek lazım. Tüm çocuk oyuncular gerçekten çok başarılıydı ve diğer tüm duayenleri-ki onlardan çokca vardı- bir kenara itmeyi başarmışlar. Fakat özellikle başroldeki Suzy karakterini oynayan Kara Hayward'a bayıldım, filme o kadar iyi dahil olmuş ki tüm oyuncular farklı olsa fakat o aynı kalsa yine de aynı film olurdu, çünkü sanırım bu filmin vazgeçilmezi oydu.
Uzun lafın kısası bu film bana ilaç gibi geldi, ve dediğim gibi Wes Anderson'ı seviyorsanız sakın kaçırmayın. Eğer sevmiyorsanız da çok şey kaçırdığınızı üzülerek belirteyim. Ve son olarak film için çocuk filmi diyenler var, sanırım bu çocuk deyince aklınıza ne geldiğine bağlı bir yorum. Eğer çocukların aslında yetişkinleri bağlayan korkulardan bağımsız olduğunu düşünüyorsanız, evet bu kesinlikle bir çocuk filmi ;)
Passchendaele Muharebesi filmine yorum yazdı:
Film bittiğinde insan ister istemez -diğer savaş filmlerinin çoğunda da olduğu gibi- 'peki değdi mi?' diye soruyor. Savaşın anlamsızlığına dair bir film aslında ya da senaryo kötü olduğu için filmin anlamsızlığını ben böyle yorumladım. Yönetmen, senarist ve başrol aynı kişi, zaten film de şahsına ait bir övgü niteliğinde; iyi de, kötü de, aşık da, kararsız da, asker de, hain de ve tabi kahraman da kendisi. Diğer herkes figürandan bir adım önde sadece. Filmi izleme sebebim, Wonderfalls'tan Caroline Dhavernas ise yine çok zarif ve tatlı bir oyunculuk sergilemiş ama dediğim gibi çok da karakter olamamış, oldurulmamış. Tavsiye edeceğim bir film değil ama anlamsız savaş = savaşın anlamsızlığı hayranıysanız ya da Kanada'nın savaş tarihine meraklıysanız buyurun izleyiniz. Fakat filmin özetindeki hikayeye kanmayın, heyecan verici bir tanım olmuş çünkü.
Limit Yok filmine yorum yazdı:
İzlediğim en kötü senaryolardan birine sahip. Çok büyük bir beklentiyle izlememiştim, sadece laf arasında birçok kişiden süper(!) bir film olduğunu duymuştum ve böylece bir daha o arkadaşlara film konusunda güvenmemeye karar verdim. Film sanki çekilirken yazılmış gibiydi, hap bitti ama yok aslında bitmemiş, yan etkileri var olsun ama çok zeki oluyorsun, bir şekilde çözersin ama o kadar kişi arasında bir tek Morra sorunu çözebiliyor... Daha ne saçmalık, ne gariplik alıp başını gidiyor. Oyuncular desen boşroldeki adamdan hiç hazzetmem zaten, yönetmen de farkında olayın, bir tek mavi gözlere zoom yapıp yapıp duruyor. Robert de Niro’nun rolünü herhangi bir dizi oyuncusu da pekala oynayabilirmiş, ’iyi ya Anna Friel varmış’ dedim o da hiç hoş bir deneyim olmadı güzelim kadına o rol mü verilir (hayır çirkilnleştirmelerini kastetmiyorum, olayın amacını anladım). Herkes çekimleri, efekleri beğenmiş ama bir filmde diğer herşey kötüyse onlar daha da kötü geliyor bana nedense. İşte böyle hiç beğen ... Devamıİzlediğim en kötü senaryolardan birine sahip. Çok büyük bir beklentiyle izlememiştim, sadece laf arasında birçok kişiden süper(!) bir film olduğunu duymuştum ve böylece bir daha o arkadaşlara film konusunda güvenmemeye karar verdim. Film sanki çekilirken yazılmış gibiydi, hap bitti ama yok aslında bitmemiş, yan etkileri var olsun ama çok zeki oluyorsun, bir şekilde çözersin ama o kadar kişi arasında bir tek Morra sorunu çözebiliyor... Daha ne saçmalık, ne gariplik alıp başını gidiyor. Oyuncular desen boşroldeki adamdan hiç hazzetmem zaten, yönetmen de farkında olayın, bir tek mavi gözlere zoom yapıp yapıp duruyor. Robert de Niro’nun rolünü herhangi bir dizi oyuncusu da pekala oynayabilirmiş, ’iyi ya Anna Friel varmış’ dedim o da hiç hoş bir deneyim olmadı güzelim kadına o rol mü verilir (hayır çirkilnleştirmelerini kastetmiyorum, olayın amacını anladım). Herkes çekimleri, efekleri beğenmiş ama bir filmde diğer herşey kötüyse onlar daha da kötü geliyor bana nedense. İşte böyle hiç beğenmediğim bir film, tam bir vakit kaybı -ki ben bunu kolay kolay demem, iyi kötü film sonuçta diye bakarım. Neyse en azından Steve Jobs’ın gerçekte neden öldüğünü öğrendik :)
Açlık Oyunları filmine yorum yazdı:
Eğer kitaplarını okumasaydım bu kadar beğenir miydim bilmiyorum. Gerçi kitabın harika bir anafikri vardı ama karakterler, kurgu ve biçim açısında bana göre başarısız bir seriydi. Aslında bu yüzden hem karakterler açısından hem de kurgu açısından film elinden geleni yapmış, iyi de yapmış. Ama yine de filmde, kitabı okumayanlar için hikayeyi anlama ve beğenme açısından ihtiyaç duyacakları sağlam bir arkaplan verilememiş. ve bir de yönetmen amiyane tabirle artislik(!) yapayım derken ipin ucunu kaçırmış sanki. Sahne geçişleri gerçekten kötüydü, çok yakın çekilmler bir zamandan sonra göze batıyordu. Oyunculara gelecek olursak, 'kitapları okuyup kendini uzman zanneden gençlik' ten biri gibi konuşacağım ama o nasıl bir Peeta (ki kitapta da hazzetmem, o yüzden çok üzülmedim), o nasıl bir Snow (bi pislik göremedim adamda, bildiğin hala Mr. Bennet) ve son olarak o nasıl bir Haymitch (yorumsuz)! Son olarak filmi, oyuncuları, kurguyu, herşeyi geçtim, Katniss rolünde Jennifer Lawrence gerçekten har ... DevamıEğer kitaplarını okumasaydım bu kadar beğenir miydim bilmiyorum. Gerçi kitabın harika bir anafikri vardı ama karakterler, kurgu ve biçim açısında bana göre başarısız bir seriydi. Aslında bu yüzden hem karakterler açısından hem de kurgu açısından film elinden geleni yapmış, iyi de yapmış. Ama yine de filmde, kitabı okumayanlar için hikayeyi anlama ve beğenme açısından ihtiyaç duyacakları sağlam bir arkaplan verilememiş. ve bir de yönetmen amiyane tabirle artislik(!) yapayım derken ipin ucunu kaçırmış sanki. Sahne geçişleri gerçekten kötüydü, çok yakın çekilmler bir zamandan sonra göze batıyordu. Oyunculara gelecek olursak, 'kitapları okuyup kendini uzman zanneden gençlik' ten biri gibi konuşacağım ama o nasıl bir Peeta (ki kitapta da hazzetmem, o yüzden çok üzülmedim), o nasıl bir Snow (bi pislik göremedim adamda, bildiğin hala Mr. Bennet) ve son olarak o nasıl bir Haymitch (yorumsuz)! Son olarak filmi, oyuncuları, kurguyu, herşeyi geçtim, Katniss rolünde Jennifer Lawrence gerçekten harikaydı. Hayır, kız zaten harika bir oyuncu olduğunu Winter's Bone'da kanıtlamıştı, o yüzden hemen sonrasında böyle bir etiket rolde oynaması pek hoşuma gitmemişti ama gerçekten filme değer katan bir oyunculuk sergilemiş. Hatta kitapta ilginç bir şekilde oldukça sevimsiz ve renksiz olan baş karakteri, özünü bozmadan izlenebilir hale getirmiş. Ama yine de bu rolüyle hatırlanmaz umarım, seyretmekten gerçekten keyif aldığım aktrislerin arasına girdi ve diğer rollerini sabırsızlıkla bekliyorum.
Uzun lafın kısası kitabı ya da Oyunlar'a temel olan hikayeyi bilmeyenler için bir yorum yapamam ama kitabı okuyanların- beğensin ya da beğenmesin- filmden haz alacağına inanıyorum. Abartılacak bir film değil -önümüzdeki günlerde öyle olacağa benziyor gerçi- ama aksiyonun ve dramın birlikteliği gayet hoş olan bir seyirlik.
Hizmetkar Albert Nobbs filmine yorum yazdı:
Glenn Close dışında iyi bir yanı olmayan, ne senaryoda ne yönetmenlikte ne de görsellikte hiç bir artısı olmayan bir film. Hikaye ya anlatmak istediğini anlatamıyordu ya da gerçekten kötüydü, izlerken içi boş, inandırı olmayan bir film izlediğimi düşündüm sürekli, ve sonunu sadece düzelir mi diye merak ederek getirebildim. J.R. Meyers'ın hikayesi bir toplum eleştirisi miydi yoksa sadece reklam olsun diye miydi anlamadım. Mia Wasikowska ise zaten hiç bir filmde beğenmediğim, bana göre dünyanın en renksiz (sadece fiziksel olarak değil) aktrisi, doğal olarak onun olduğu sahneler son derece ruhsuzdu. Sonuç; eğer gerçekten Glenn Close hayranı iseniz izlenebilir bir film, onun dışında geriye kalan herşey boş ve tatsız.
Artist filmine yorum yazdı:
Oyuncular şahane, yönetmen harika, müzikler süper, ha bir de sessiz film. Yani aslında bu yılın 'diğer' en iyilerinden bir adım öteye gitmesinin tek sebebi şu nostaljik ayrıntısı, ki o da bence tam olmalıymış; araya giren sesler, zekice birer espri olarak görülüyor olabilir ama ben hiç olmamasını yeğlerdim. Oyuncular iyi demişken bence asıl yıldız -ve tabi Oscar'ı alması gereken- Berenice Bejo'dur. Dujardin'e lafım yok, adam rolünü kusursuza yakın oynuyor ama Bejo'nun mimikleri, gülüşü, ağlayışı, oturuşu, kalkışı kısacası tüm varlığı filmin asıl olayı. (özellikle şantaj sahnesi ne demek istediğimi çok iyi anlatıyor) Sonuç olarak mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğu kesin ama bazı yorumlar da abartılı tabi. Özellikle bu zamanda böyle bir film çekip bunu izlettirmek çok zor iş diyenler aslında yönetmeni küçümsüyorlar, adamın böyle bir iddiası olmasa hiç kalkışmazdı herhalde, asıl Tarantino ya da Allen sessiz film çekseydi işte o zaman şaşırmak gerekirdi!
*bu arada filme epey bi sür ... DevamıOyuncular şahane, yönetmen harika, müzikler süper, ha bir de sessiz film. Yani aslında bu yılın 'diğer' en iyilerinden bir adım öteye gitmesinin tek sebebi şu nostaljik ayrıntısı, ki o da bence tam olmalıymış; araya giren sesler, zekice birer espri olarak görülüyor olabilir ama ben hiç olmamasını yeğlerdim. Oyuncular iyi demişken bence asıl yıldız -ve tabi Oscar'ı alması gereken- Berenice Bejo'dur. Dujardin'e lafım yok, adam rolünü kusursuza yakın oynuyor ama Bejo'nun mimikleri, gülüşü, ağlayışı, oturuşu, kalkışı kısacası tüm varlığı filmin asıl olayı. (özellikle şantaj sahnesi ne demek istediğimi çok iyi anlatıyor) Sonuç olarak mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğu kesin ama bazı yorumlar da abartılı tabi. Özellikle bu zamanda böyle bir film çekip bunu izlettirmek çok zor iş diyenler aslında yönetmeni küçümsüyorlar, adamın böyle bir iddiası olmasa hiç kalkışmazdı herhalde, asıl Tarantino ya da Allen sessiz film çekseydi işte o zaman şaşırmak gerekirdi!
*bu arada filme epey bi süre altyazı aradım, sonradan farkettim ki beyin bedava!
---Spoiler içerebilir.---
Goethe'nin hayat hikayesini bilmiyorum, bu yüzden filmin aslı olan aşk hikayesinin, Genç Werther'in Acıları'na ne denli esin kaynağı olduğundan ve bu sebeple filmin ne kadar gerçeği yansıttığından emin değilim. Fakat senaryoyu tamamen gerçek gibi kabul ederek izlenirse, eminim çok daha fazla keyif alıncaktır. Özellikle filmin sonunda, kitabın yarattığı heyecan ve hayranlık, ekrandan çıkıp seyirciye ulaşıyormuş gibi bir his yaratacak kadar da romantikleştiriyor insanı.
---Spoiler içerebilir.---
Filmin ilgi çekici bir diğer yanı ise, Goethe gibi ikonik bir karakteri başarıyla canlandıran genç oyuncu Alexander Fehling. Oyuncunun harakretlerindeki coşku ve yakışıklı yüzündeki dikkat çekici mimikleri gerçekten kendini ... Devamı
---Spoiler içerebilir.---
Goethe'nin hayat hikayesini bilmiyorum, bu yüzden filmin aslı olan aşk hikayesinin, Genç Werther'in Acıları'na ne denli esin kaynağı olduğundan ve bu sebeple filmin ne kadar gerçeği yansıttığından emin değilim. Fakat senaryoyu tamamen gerçek gibi kabul ederek izlenirse, eminim çok daha fazla keyif alıncaktır. Özellikle filmin sonunda, kitabın yarattığı heyecan ve hayranlık, ekrandan çıkıp seyirciye ulaşıyormuş gibi bir his yaratacak kadar da romantikleştiriyor insanı.
---Spoiler içerebilir.---
Filmin ilgi çekici bir diğer yanı ise, Goethe gibi ikonik bir karakteri başarıyla canlandıran genç oyuncu Alexander Fehling. Oyuncunun harakretlerindeki coşku ve yakışıklı yüzündeki dikkat çekici mimikleri gerçekten kendini seyrettiriyor. Bunun dışında bir dönem filmi olarak yükümlülüklerini yeterince yerine getiren film, Genç Werther'in Acıları'nı okuyup da dalgaya kapılmayarak intihar etmemiş olan(!) romantiklere eminim iyi gelecektir.