13 yıl önce
Zeynep'in Sekiz Günü filmine yorum yazdı:
Güneşi Gördüm filmine yorum yazdı:
Bu topraklar üzerinde yaşayan her insanın içini derinden yakan bir konu seçmiş bu sefer Mahsun Kırmızıgül. Beyaz Melek?le beklentilerimi çok yukarı çıkarmıştı, fakat seçtiği konu güzel olmasına rağmen, beklediğim kadar iyi bir filmle karşılaşmadım.
Tiyatro kökenli oyuncularla ve Altan Erkekli, Şerif Sezer, Erol Günaydın gibi ustalardan kurulu bir ekiple çalışması büyük bir avantaj, fakat simatografik anlamda eksiklikleri dikkat çekiyor. Sinemasal dili çok zayıf, sahne geçişleri sırıtıyor, diyaloglar sığ kalmış?
Hepimizin, her zaman kullandığı cümlelerle doluydu film. Bir de çok fazla konuda mesaj kaygısı taşımış. Doğu insanının yaşadıkları, terörün bölge halkına verdiği zarar, askerin insanlar üzerindeki etkisi, töreler, doğuda transeksüel eğilimler gösteren bir genç? Daha önce Vizontele?de de değinilen iki kardeşten birinin asker olması, diğerinin dağa çıkması gibi artık herkesin farkında olduğu ve çok sık kullanılan imgeler?
Sinemasal anlamda çok büyük bir farklılık yoktu aslında ... DevamıBu topraklar üzerinde yaşayan her insanın içini derinden yakan bir konu seçmiş bu sefer Mahsun Kırmızıgül. Beyaz Melek?le beklentilerimi çok yukarı çıkarmıştı, fakat seçtiği konu güzel olmasına rağmen, beklediğim kadar iyi bir filmle karşılaşmadım.
Tiyatro kökenli oyuncularla ve Altan Erkekli, Şerif Sezer, Erol Günaydın gibi ustalardan kurulu bir ekiple çalışması büyük bir avantaj, fakat simatografik anlamda eksiklikleri dikkat çekiyor. Sinemasal dili çok zayıf, sahne geçişleri sırıtıyor, diyaloglar sığ kalmış?
Hepimizin, her zaman kullandığı cümlelerle doluydu film. Bir de çok fazla konuda mesaj kaygısı taşımış. Doğu insanının yaşadıkları, terörün bölge halkına verdiği zarar, askerin insanlar üzerindeki etkisi, töreler, doğuda transeksüel eğilimler gösteren bir genç? Daha önce Vizontele?de de değinilen iki kardeşten birinin asker olması, diğerinin dağa çıkması gibi artık herkesin farkında olduğu ve çok sık kullanılan imgeler?
Sinemasal anlamda çok büyük bir farklılık yoktu aslında filmde. Beni etkileyen Altan Erkekli?nin oyunculuğu, Şerif Sezer?in duruşu, dedenin kör rolü ve güneşi görerek ölen Kado?nun elinde tuttuğu kurutulmuş kardelen ya da berfin çiçeği?
Film hakkında yazılacak çok şey var. Ama vasatı aşmayı başaramamış film.
Son günlerde gündeme gelen ?Mahsun Kırmızıgül, Yılmaz Güney olur mu?? sorusuna da bu filmi izledikten sonra vereceğim cevap: Mahsun?un daha çok yol kat etmesi gerekiyor. Ama önceliği Yavuz Turgul sinemasını incelemeye ayırabilir.
http://geceedebiyat.blogspot.com
Sonbahar filmine yorum yazdı:
Sosyalizm için mücadele eden ve bu uğurda F tipi cezaevinde 10 yıl geçiren, açlık grevleriyle düşünce özgürlüğü için mücadele veren, cezaevindeki son günlerinde bile çıplak ayakla revire gelip protestosuna devam eden ve gencecik yaşında akciğerlerinden hastalanan bir genç Yusuf.
Hayallerini, arkadaşlarını, ailesini, okulunu ve güzel bir yaşamı idealleri uğruna feda ettikten sonra, cezaevinden memleketi Hopa'ya annesinin yanına gelir. Doğu Karadeniz'in Gürcistan'la komşu olan en uç noktasındaki Hopa'da dağların yamaçlarında, müthiş bir doğanın karşısında barakadan bozma evde annesiyle yaşamaya başlar.
Karadeniz insanını, halkın gündelik yaşamını, insanların konuştuğu dili, bölgeye gelen Gürcü kadınların para karşılığında bedenlerini satmalarını ve bir insanın 10 yıllık cezaevi macerasından sonra topluma nasıl da yabancılaştığını anlatan güzel bir film Sonbahar.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak", Semih Kaplanoğlu'nun "Meleğin Düşüşü" filmlerinden etkilendiği, filmin genelinde ise Angelopulo ... DevamıSosyalizm için mücadele eden ve bu uğurda F tipi cezaevinde 10 yıl geçiren, açlık grevleriyle düşünce özgürlüğü için mücadele veren, cezaevindeki son günlerinde bile çıplak ayakla revire gelip protestosuna devam eden ve gencecik yaşında akciğerlerinden hastalanan bir genç Yusuf.
Hayallerini, arkadaşlarını, ailesini, okulunu ve güzel bir yaşamı idealleri uğruna feda ettikten sonra, cezaevinden memleketi Hopa'ya annesinin yanına gelir. Doğu Karadeniz'in Gürcistan'la komşu olan en uç noktasındaki Hopa'da dağların yamaçlarında, müthiş bir doğanın karşısında barakadan bozma evde annesiyle yaşamaya başlar.
Karadeniz insanını, halkın gündelik yaşamını, insanların konuştuğu dili, bölgeye gelen Gürcü kadınların para karşılığında bedenlerini satmalarını ve bir insanın 10 yıllık cezaevi macerasından sonra topluma nasıl da yabancılaştığını anlatan güzel bir film Sonbahar.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak", Semih Kaplanoğlu'nun "Meleğin Düşüşü" filmlerinden etkilendiği, filmin genelinde ise Angelopulos etkileri göze çarpıyor. Kimi yerlerde de Lynch'in Mulholland Drive ve Bertolucci'nin The Dreamers filmlerine gönderme yaparken; edebiyattan resime, müzikten felsefeye, politikadan sosyolojiye geniş bir altyapıyla örmüş filmini Özcan Alper.
Filmde Oğuz Atay'dan Sabahattin Ali'nin eserlerine, Van Gogh'un "Dinlenme Vakti" tablosuna, Çehov'un "Vanya Dayı" öyküsüne göndermelerin olması da filmi daha da güzelleştiriyor.
http://geceedebiyat.blogspot.com
Duvara Karşı filmine yorum yazdı:
Biri karısından ayrılmış, alkol ve uyuşturucu bağımlısı bir adam; diğeri ise ailesinin baskısından yılıp intihara teşebbüs eden bir kadın... Yolları bir psikiyatri kliniğinde kesişir ve kızın, ailesinden kurtulmak için, adama yaptığı evlenme teklifi, kızın ısrarları ve adamın kendine yeni bir hayat kurma isteğiyle gerçekleşir.
İki Türk’ün Almanya’da kendi geleneklerine ve topluma yabancılaşıp, kendi doğrularıyla kurdukları hayatlarında -ki bu hayatlar yıkık dökük bir binaya benziyor- duvara karşı duruşları...
Fatih Akın, Almanya’da yetişen biri olarak, oradaki Türklerin durumunu beyazperdeye çok başarılı bir şekilde yansıtmış. Türk kültürünü de, özellikle Alman seyirciler başta olmak üzere, tüm dünyaya göstermeye çalışıyor. Türk gelenekleri, Türk yemekleri, Türk rakısı, Türk müzikleri ve tabii ki muhteşem İstanbul manzarası...
Özellikle müzik konusunda tam anlamıyla bir seçki sunmaya çalışmış. Türk sanat müziğinden popa, türküden arabeske kadar... Kimi yerlerde müzikler biraz abartı ... DevamıBiri karısından ayrılmış, alkol ve uyuşturucu bağımlısı bir adam; diğeri ise ailesinin baskısından yılıp intihara teşebbüs eden bir kadın... Yolları bir psikiyatri kliniğinde kesişir ve kızın, ailesinden kurtulmak için, adama yaptığı evlenme teklifi, kızın ısrarları ve adamın kendine yeni bir hayat kurma isteğiyle gerçekleşir.
İki Türk’ün Almanya’da kendi geleneklerine ve topluma yabancılaşıp, kendi doğrularıyla kurdukları hayatlarında -ki bu hayatlar yıkık dökük bir binaya benziyor- duvara karşı duruşları...
Fatih Akın, Almanya’da yetişen biri olarak, oradaki Türklerin durumunu beyazperdeye çok başarılı bir şekilde yansıtmış. Türk kültürünü de, özellikle Alman seyirciler başta olmak üzere, tüm dünyaya göstermeye çalışıyor. Türk gelenekleri, Türk yemekleri, Türk rakısı, Türk müzikleri ve tabii ki muhteşem İstanbul manzarası...
Özellikle müzik konusunda tam anlamıyla bir seçki sunmaya çalışmış. Türk sanat müziğinden popa, türküden arabeske kadar... Kimi yerlerde müzikler biraz abartılı gibi gelse de genel olarak kullanılan müzikler, verilmek istenen duyguyu iyi yansıtmış.
Bazı yerlerde de sanki Almanya’da Türklere uygulanan kültür baskısının öcünü almaya çalışır gibi çok fazla Türk motifleri kullanılmış filmde. Almanya’da yaşayıp, Türk kültürüne katkı yapan bir yönetmen için de bu kadarı çok görülmesin.
Berlin’de Altın Ayı kazanan bu film "Yaşamın Kıyısında"ki kadar derin etki bırakmamış olsa da bende, yine de Fatih Akın gibi bir yönetmenin ileride neler yapabileceğinin ilk işaretleri bu filmde gizliymiş gibi geliyor bana.
Özellikle Birol Ünel’in oyunculuğuna değinmeden geçemeyeceğim. Kendi diline bile yabancılaşmış yalnız bir adamın portresini çok başarılı bir şekilde çiziyor.
http://geceedebiyat.blogspot.com
Av Mevsimi filmine yorum yazdı:
Türk sinemasının en büyük eksiklerinden biri de polisiye. Daha önce birkaç kez denenmesine rağmen ciddi bir işle karşılaşmadık şimdiye kadar. En sonEjder Kapanıbiraz olsun tutarlı bir iş çıkarıyor demek üzereydik ki filmin finalindeki mantık ihlalleri bizi hayal kırıklığına uğrattı.
FakatAv Mevsimibu konudaki eksiği kapatacak türde iyi bir altyapıyla çekilmiş. GerekYavuz Turgul?un yönetmenlikteki başarısı, gerekseŞener ŞenveCem Yılmaz?ın başroldeki,Çetin Tekindor?un yardımcı oyunculuktaki ustalıkları filmin kalitesine kalite katmış.
http://geceedebiyat.blogspot.com
Dünyalı filmine yorum yazdı:
Daha önce izlediğimde de beni büyük bir meraka sevk eden filmlerden biriDünyalı. O nedenle tekrardan izleme ihtiyacı hissettim. İkinci kere izlediğimde daha da büyük bir etki oluşturdu bende.
Bir odada geçen, çok büyük bir bütçeyle çekilmeyen fakat ana temasını felsefe üzerine inşa eden film insana birçok soru sorduruyor. Merak ettiriyor ve insanın kafasını karıştırıyor. 13000 yıldır yaşayan ve hiç yaşlanmayan bir adamın dünya tarihindeki birçok efsanenin ve mitolojinin yanlış bilinirliğini akademisyen arkadaşlarına anlatmaya başlaması ve etrafındaki bilim insanlarının her sorusuna verilecek bir cevabının olması?
Özellikle ciddi bir Hıristiyanlık eleştirisi getiren film felsefeye meraklı insanların ilgisini çekecektir.
http://geceedebiyat.blogspot.com
Prensesin Uykusu filmine yorum yazdı:
Çağan Irmaksinemasının ayrı bir tadı var benim için. Ne çekse keyifle izliyorum.Mustafa Hakkında Her Şey,Babam ve Oğlum,Issız Adamgibi filmleri şimdiden benim için klasik haline geldi ve her birini defalarca izledim.
Prensesin Uykusuda diğer filmlerinde olduğu gibi yalnız ve dışlanmış insan motifleri üzerine kurulmuş. Doğuştan gelen gülmeye eğilimli bir yüze sahip olan, çocuk esirgeme kurumunda yetişmiş ve okumaya meraklı bir kütüphane görevlisiyle, evlendiği adamla bir türlü uyum sağlayamamış ve kızını alıp kaçmak zorunda kalmış bir kadın arasında yaşanan elektriğe dayanan konu beni etkilemeyi başardı.
Küçük kızın uykusunu ana merkeze oturtan filmde daha önce Türk sinemasında hiç denenmeyen animasyon desteğiyle büyük bir fark oluşturmayı yine başarmışÇağan Irmak.
Her ne kadarMustafa Hakkında Her Şey,Issız Adam,Babam ve Oğlumkadar sağlam bir altyapıya sahip olmasa da Türk sineması açısından çok farklı bir etkiyle yenilikler sunuyor sinemaseverlere.
http://geceedebiyat.blogspot.com
New York'ta Beş Minare filmine yorum yazdı:
Mahsun Kırmızıgülilk filmiBeyaz Melek?le beğenimi kazanmıştı. Daha önce Türk sinemasında üzerinde durulmayan bir konuyu, huzurevlerini gündeme getirmişti. Seçtiği oyuncu kadrosunun da kalitesiyle iyi bir filme imza atmıştı. Daha sonra çektiğiGüneşi Gördüm?de de yer yer önemli saptamalarda bulunmuş, fakat birden fazla temaya değinme isteği nedeniyle filmde bir bütünlük oluşturamamış, izleyiciyi tam olarak etkileyememişti. New York?ta Beş Minare?yi izlemeye giderken şüphelerim vardı. Yine tam olarak bütünlüğü sağlayamayacağından, diyalogları yetersiz tutacağından ve iyi bir kadro oluşturduğu halde anlatmak istediği şeyi anlatamayacağından korkuyordum ki filmi izleyince bu korkumda haksız olmadığımı fark ettim. Kullandığı ileri teknolojiye rağmen, Hollywood desteğine, önemli oyunculara rağmen şimdiye kadar çektiği en yetersiz filmdiNew York?ta Beş Minare. Yer yer önemli sahnelere imza atsa da bu film, bende bir daha izleme isteği uyandırmayacaktır.
Cemal Şan?ın ?kalp, ruh ve akıl? üçlemesinin ilk filmi olan Zeynep?in Sekiz Günü?nü izlemiş, çok beğenmiştim. Özellikle Fadik Sevin Atasoy?un oyunculuğu beni çok etkilemişti. Renksiz hayatına renk katan bir karşılaşma ve birkaç günlüğüne de olsa büyük sarsıntılar yaşayan Zeynep? Ve yönetmenin bunu sahneye yansıtırken kullandığı teknik? Ve tabii ki Ali?nin arkadaşının evinde Zeynep?in söylediği şiir tadındaki sözler:
Bahçelerinde dolaşamıyorsam
Salonlarında, koridorlarında gezemiyorsam
Odalarında oturamıyor, balkonlarında kendimi bulamıyorsam
Dehlizlerinde saklanamıyor, burçlarında ağlayamıyorsam
Mahzenlerinde sarhoş olamıyor, mutfaklarında doyamıyorsam
Yorulduğumda sırtımı yaslayamıyorsam
Mutluluğumu tavan aralarına fısıldayamıyorsam
Nasıl fethetmiş olurum o kaleyi?
http://geceedebiyat.blogspot.com