"Heh işte yöremin en saf en doğal hali budur" dedirten bir filmdi. Kendimi ayıplıyorum izlemek için neden bu kadar geç kaldım diye. Yusuf kesinlikle gerçek hayattan alınmış ve Doğu Karadeniz'de bolca mevcut bir karakterdir. Dağların, derelerin, yaylaların içinde özgür bir şekilde doğup belli bir yaşa kadar geliyoruz, sonra eğitim bahanesiyle metropollere göç ediyoruz ve özgürlüğümüzü kaybediyoruz, sonra da o özgürlüğümüz için belki en çok da biz düzene isyan ediyoruz. Ve en sonunda yine o özgür doğduğumuz topraklarda son nefesimizi veriyoruz. Belki de oraları hiç terk etememek mi gerekir? (Karadenizin yaylarından metropole inen bir madam Yusuf)
önümüzde ne uzun günler, ne uzun geceler var daha. kaderin bize layık gördüğü tüm güçlüklere sabırla göğüs gereceğiz. şimdi olduğu gibi yaşlılığımızda da durup dinlenmeden çalışacağız. günü, saati gelince de ölüme boyun eğeceğiz. işte ancak orada, mezarlarımızda, nice acı çektiğimizi, nice gözyaşı döktüğümüzü, nasıl zor bir yaşamımız olduğunu bir bir anlatacağız. tanrı işte o zaman bize acıyacak...''
filmin finaline doğru trt 2 'de, yusuf ve elka'yı birbirlerinden habersiz farklı ortamlarda aynı filmi izlerken görürüz. ve izledikleri bu filmde geçen replik sonbahar ile çok güzel örtüşmüş doğrusu.
bazen boğazına bir düğüm atan bazen deli gibi ağlatan film. düşününce o muhteşem gürcü şarkı eşliğinde Karadeniz güzelliği, dalgaların kıyıya vuruşu gözlerimin önünde canlanıyor...
ah benim biricik eşim, zamanında senin o güzel gözlerinin önünde canlanan bu anlatı şimdi benim gözlerimde canlanıyor. Sen ve o güzel gözlerini hayatım boyunca hatırlayacağım. 6 yıl önce sen bu filme hüzünlenmişsin, şimdi de ben senin yorumunu görünce bu filme ağıdımı bıraktım... Huzur içinde uyu, güzel gözlüm, eşim, her şeyim...
Sosyalizm için mücadele eden ve bu uğurda F tipi cezaevinde 10 yıl geçiren, açlık grevleriyle düşünce özgürlüğü için mücadele veren, cezaevindeki son günlerinde bile çıplak ayakla revire gelip protestosuna devam eden ve gencecik yaşında akciğerlerinden hastalanan bir genç Yusuf.
Hayallerini, arkadaşlarını, ailesini, okulunu ve güzel bir yaşamı idealleri uğruna feda ettikten sonra, cezaevinden memleketi Hopa'ya annesinin yanına gelir. Doğu Karadeniz'in Gürcistan'la komşu olan en uç noktasındaki Hopa'da dağların yamaçlarında, müthiş bir doğanın karşısında barakadan bozma evde annesiyle yaşamaya başlar.
Karadeniz insanını, halkın gündelik yaşamını, insanların konuştuğu dili, bölgeye gelen Gürcü kadınların para karşılığında bedenlerini satmalarını ve bir insanın 10 yıllık cezaevi macerasından sonra topluma nasıl da yabancılaştığını anlatan güzel bir film Sonbahar.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak", Semih Kaplanoğlu'nun "Meleğin Düşüşü" filmlerinden etkilendiği, filmin genelinde ise Angelopulo... Devamı
Sosyalizm için mücadele eden ve bu uğurda F tipi cezaevinde 10 yıl geçiren, açlık grevleriyle düşünce özgürlüğü için mücadele veren, cezaevindeki son günlerinde bile çıplak ayakla revire gelip protestosuna devam eden ve gencecik yaşında akciğerlerinden hastalanan bir genç Yusuf.
Hayallerini, arkadaşlarını, ailesini, okulunu ve güzel bir yaşamı idealleri uğruna feda ettikten sonra, cezaevinden memleketi Hopa'ya annesinin yanına gelir. Doğu Karadeniz'in Gürcistan'la komşu olan en uç noktasındaki Hopa'da dağların yamaçlarında, müthiş bir doğanın karşısında barakadan bozma evde annesiyle yaşamaya başlar.
Karadeniz insanını, halkın gündelik yaşamını, insanların konuştuğu dili, bölgeye gelen Gürcü kadınların para karşılığında bedenlerini satmalarını ve bir insanın 10 yıllık cezaevi macerasından sonra topluma nasıl da yabancılaştığını anlatan güzel bir film Sonbahar.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak", Semih Kaplanoğlu'nun "Meleğin Düşüşü" filmlerinden etkilendiği, filmin genelinde ise Angelopulos etkileri göze çarpıyor. Kimi yerlerde de Lynch'in Mulholland Drive ve Bertolucci'nin The Dreamers filmlerine gönderme yaparken; edebiyattan resime, müzikten felsefeye, politikadan sosyolojiye geniş bir altyapıyla örmüş filmini Özcan Alper.
Filmde Oğuz Atay'dan Sabahattin Ali'nin eserlerine, Van Gogh'un "Dinlenme Vakti" tablosuna, Çehov'un "Vanya Dayı" öyküsüne göndermelerin olması da filmi daha da güzelleştiriyor.
Her yıl dede-babaanne ziyareti için Trabzon'un, yaşlılarının yarı rumca yarı türkçe konuştuğu bi köyünde bi kaç gün geçiren bi Karadenizli olarak film daha başlar başlamaz kendisini sevdirtti bana. O her yanı tahta ev, salonun ortasındaki kuzine, o manzara, her an güneşin kaybolup yağmurun yağabileceği o hava ve yarı türkçe yarı rumca olmasa da yarı türkçe yarı gürcüce, hemşince konuşan köyün yaşlıları... Doğu Karadeniz'in yavaş yavaş unutulan güzellikleri o kadar güzel anlatılmış ki o 2 günde sıkıldığım köyümü özlettirdi bana. Bunun dışında her şeyden azar azar vardı Sonbahar'da. Abartısız, saf ve sade. Kaçan bi gençlik de, aşk da, eli öpülesi bi ananın sevgisi de, ölüm de.
@kuduma61
12 yıl önce
@herseyyolunda
12 yıl önce
9.2 / 10
@barbara
12 yıl önce
8 / 10
@senadir
12 yıl önce
@212
13 yıl önce
@enik_kral
13 yıl önce
''yaşayacağız, vanya dayı ,
önümüzde ne uzun günler, ne uzun geceler var daha. kaderin bize layık gördüğü tüm güçlüklere sabırla göğüs gereceğiz. şimdi olduğu gibi yaşlılığımızda da durup dinlenmeden çalışacağız. günü, saati gelince de ölüme boyun eğeceğiz. işte ancak orada, mezarlarımızda, nice acı çektiğimizi, nice gözyaşı döktüğümüzü, nasıl zor bir yaşamımız olduğunu bir bir anlatacağız. tanrı işte o zaman bize acıyacak...''
filmin finaline doğru trt 2 'de, yusuf ve elka'yı birbirlerinden habersiz farklı ortamlarda aynı filmi izlerken görürüz. ve izledikleri bu filmde geçen replik sonbahar ile çok güzel örtüşmüş doğrusu.
@insandemosu
13 yıl önce
10 / 10
@thematrixhasyou
6 yıl önce
@tunabasar35
13 yıl önce
Hayallerini, arkadaşlarını, ailesini, okulunu ve güzel bir yaşamı idealleri uğruna feda ettikten sonra, cezaevinden memleketi Hopa'ya annesinin yanına gelir. Doğu Karadeniz'in Gürcistan'la komşu olan en uç noktasındaki Hopa'da dağların yamaçlarında, müthiş bir doğanın karşısında barakadan bozma evde annesiyle yaşamaya başlar.
Karadeniz insanını, halkın gündelik yaşamını, insanların konuştuğu dili, bölgeye gelen Gürcü kadınların para karşılığında bedenlerini satmalarını ve bir insanın 10 yıllık cezaevi macerasından sonra topluma nasıl da yabancılaştığını anlatan güzel bir film Sonbahar.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak", Semih Kaplanoğlu'nun "Meleğin Düşüşü" filmlerinden etkilendiği, filmin genelinde ise Angelopulo ... Devamı
Hayallerini, arkadaşlarını, ailesini, okulunu ve güzel bir yaşamı idealleri uğruna feda ettikten sonra, cezaevinden memleketi Hopa'ya annesinin yanına gelir. Doğu Karadeniz'in Gürcistan'la komşu olan en uç noktasındaki Hopa'da dağların yamaçlarında, müthiş bir doğanın karşısında barakadan bozma evde annesiyle yaşamaya başlar.
Karadeniz insanını, halkın gündelik yaşamını, insanların konuştuğu dili, bölgeye gelen Gürcü kadınların para karşılığında bedenlerini satmalarını ve bir insanın 10 yıllık cezaevi macerasından sonra topluma nasıl da yabancılaştığını anlatan güzel bir film Sonbahar.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak", Semih Kaplanoğlu'nun "Meleğin Düşüşü" filmlerinden etkilendiği, filmin genelinde ise Angelopulos etkileri göze çarpıyor. Kimi yerlerde de Lynch'in Mulholland Drive ve Bertolucci'nin The Dreamers filmlerine gönderme yaparken; edebiyattan resime, müzikten felsefeye, politikadan sosyolojiye geniş bir altyapıyla örmüş filmini Özcan Alper.
Filmde Oğuz Atay'dan Sabahattin Ali'nin eserlerine, Van Gogh'un "Dinlenme Vakti" tablosuna, Çehov'un "Vanya Dayı" öyküsüne göndermelerin olması da filmi daha da güzelleştiriyor.
http://geceedebiyat.blogspot.com
@the_naaled
13 yıl önce
@kuskucusomon
13 yıl önce
8 / 10
Bu film, derdini sanatla anlatmayı seçmiştir.
ben bu film bittiğinde, hiç bilmediğim yerlerdeki hiç tanık olmadığım acıları içimde hissetmiştim.