Tepedeki Ev, şaşırtıcı derecede özenle, maharetle, etkileyici bir biçimde yazılmış, çekilmiş bir korku dizisi. Korku dizisi ama derdi korkutmak değil. Korkutucu özellikleri ve korku dizi ya da filmlerinin, özellikle de hayaletli ev, perili köşk tarzı olanların klişeleri burada bolca var, ancak korkutucu olması, insan zihninin, psikolojisinin derinlerine sinmiş ölüm korkusunu yansıtabiliyor olmasından kaynaklanıyor. Ölüm, yani bedenin kaybedilmesi, çürümesi, biçim değiştirmesi, deforme olması ve ne kadar cenazede gelenek ve kültüre göre süslense ve güzelleştirilse bile gerçekte olanın yani çürümenin, yok olmanın engellenememesi, ötede bir şey olmaması , bütün bunların delirmeye dahil sebep olabilmesi, böylece ölüm korkusunun dışa vurumu. Ev bir metafor elbette: aile sağlıksız ilişkilerin de yürütülebildiği bir mekan, iyi bir anne ve baba olma konusunda yaşanan problemlerin dışa vurduğu bir mekan, çocukluk dönemi problemlerinin de ilmek ilmek dokunduğu bir mekan ayrıca. Bu yüzden bir yan... Devamı
Tepedeki Ev, şaşırtıcı derecede özenle, maharetle, etkileyici bir biçimde yazılmış, çekilmiş bir korku dizisi. Korku dizisi ama derdi korkutmak değil. Korkutucu özellikleri ve korku dizi ya da filmlerinin, özellikle de hayaletli ev, perili köşk tarzı olanların klişeleri burada bolca var, ancak korkutucu olması, insan zihninin, psikolojisinin derinlerine sinmiş ölüm korkusunu yansıtabiliyor olmasından kaynaklanıyor. Ölüm, yani bedenin kaybedilmesi, çürümesi, biçim değiştirmesi, deforme olması ve ne kadar cenazede gelenek ve kültüre göre süslense ve güzelleştirilse bile gerçekte olanın yani çürümenin, yok olmanın engellenememesi, ötede bir şey olmaması , bütün bunların delirmeye dahil sebep olabilmesi, böylece ölüm korkusunun dışa vurumu. Ev bir metafor elbette: aile sağlıksız ilişkilerin de yürütülebildiği bir mekan, iyi bir anne ve baba olma konusunda yaşanan problemlerin dışa vurduğu bir mekan, çocukluk dönemi problemlerinin de ilmek ilmek dokunduğu bir mekan ayrıca. Bu yüzden bir yandan çocukluklarını izlerken bir yandan da yetişkin halleriyle bu sorunlarla yüzleşmelerine tanık oluyoruz karakterlerimizin. Çocukluk dönemi kısımlarından başlayarak karakterlerin bir anlamda aileden, evden, babadan-aslında isa’dan- kopuş sürecini öğrenirken yetişkin halleriyle de eve ve yuvaya dönüşü, yuvayla, evle, anne babayla hesaplaşmayı ve yüzleşme sürecini de yaşıyoruz. Ev, anne, baba: ölümle yüzleşmek. Ölmeyi kabullenmek. Ölümün "uyanmak" olduğunu kabullenmek. Herşey kötü bir kabustu, ama uyandım diyebilmek. Finaldeki katharsisten sonra ölülerimiz ölmüş oldukları gerçeğiyle ait oldukları yerde kalarak kabusu bitirerek, hayatta kalanlar geri kalan sürelerini nasıl geçirmeleri gerektiğiyle ve sorunlarıyla, hasır altı ettikleri ve yüzleşemedikleri gerçek sorunlarıyla yüzleşerek, İsa’yı temsil eden baba da en büyük fedakarlığı yapıp yuvaya dönmesi gerektiği gerçeğiyle yüzleşerek ve bunu hayata geçirerek hikayeyi tamamlıyor dizi.
Dizinin final bölümü hariç çıtanın çok ama çok iyi olduğunu söyleyebiliriz. Her şey yerli yerinde. Gerilimler, ürkütücü sahneler, bir korku filminde bekleyebileceğimiz her şey, klişeler de dahil olmak üzere çok ekonomik, çok doğru zamanda ve doğru bir dozajda kullanılıyor. Bana göre dizinin atmosferi çok doğru, çok ince bir şekilde kurulmuş. Gerçekten olup bitenden çok zihnin olup biteni nasıl algıladığı üzerine ikircikli, huzursuz edici bir gerilim kurularak bir çeşit işkenceye tabi tutulduğumuzu söyleyebiliriz. Final bölümü ise kötü bir son ve kötü bir bölüm değil, ancak dizinin geri kalanına kıyasla daha zayıf bir performansı var, çünkü final bölümünde karakterlerimiz yüzleşmelerini alenen yaşamaya başlayınca senaryo ister istemez rengini belli ediyor, oysa hikaye herşeyin alenen anlatılması ve ifşa edilmesi üzerine ilerlemiyor, ima ederek, işaret ederek anlatıyordu meramını. Son bölüm hem hikayenin sonlandırılması hem de metaforların yerinin açık edilmesi kaygısı veya kararıyla çok inceliklerle, ürkütücü ve etkileyici bir tarzda kurduğu o zihin cehennemini, o delilik kuşkusu ve korkusunu; o ölümden, ölüm soğuğundan kaçma arzusunu kenara koymasa bile hafifçe kenara doğru iteliyor, böylece hikaye zedeleniyor. Oysa mutlu sonların olmadığı, belki ima edildiği bir final, ailenin ve dinin bir kez daha yüceltildiği bir finalden çok daha etkileyici bir iz bırakabilirdi. 10 bölüm boyunca karakterlerin iç dünyaları, korkuları ve acıları arasında insanı anlamaya çalışırken bize işaret edilen yerde yeniden hollywood mesajları görüyoruz. O zaman da ister istemez Haneke’nin saniyede 24 kare yalan sözü akla geliyor. Seyirciyi rahatlamaya ve ona yalan söyleyerek gerilimin atmaya yönelik çabaların karşısında deliliğin, korkunun içerisinde hayatta kalmak için direnebilen karakterleriyle son olmayan bir finalle diziyi bitirmek çok daha iyi olurdu.
Sıkıntıdan patladım. Klişelerin yanında sessiz bakışmalardan ibaret sahneleri yüzünden odanın farklı köşelerine dalarak hayatı sorgularken, yarın yatırılacak faturayı düşünürken buluyorsunuz kendinizi. İlk iki bölümü eziyet çekerek izledim ve bu kadar övgüye rağmen, kalan bölümlerde ne olursa olsun şu ilk iki bölümde içerdiği sıkıcılıktan ötürü benim nezdimde iflah olamaz bu dizi.
Başarılı Netflix yapımlarından biri. Korku öğeleri oldukca iyi kullanılmış. Bir solukta bitirdiğim dizilerden biri oldu. Geçmiş ve günümüzde ailenin hikayesi oldukça iyi işlenmiş. İzleyiciyi sasirtabilmek zor iştir ama altından kalkmislar. Gerilimli atmosferi iyi hissettiriyor. Konu bütünlüğünü bu kadar bozmadan her bir olayın detayınin toplanabilmesi büyük bir başarı. Oldukça beğendim.
Muhtemelen izlediğim en iyi Netflix dizilerinden. Yıllardır korku filmi parolası altında pek korkunç olmayan diziler izledik fakat bu dizinin her bir bölümünde ortalama korku filminde bulunduğu kadar tüyler ürpertecek malzeme bulunuyor. Oyuncuların performansları ise ayrı ayrı çok iyi. Hikayelerini solo anlatan bölümler var ve tüm bölüm onların üzerinden gidiyor. Bu çok riskli gibi görünse de hepsi işin üstünden muazzam kalkmışlar.
@parfenrogojin
8 yıl önce
9.4 / 10
Dizinin final bölümü hariç çıtanın çok ama çok iyi olduğunu söyleyebiliriz. Her şey yerli yerinde. Gerilimler, ürkütücü sahneler, bir korku filminde bekleyebileceğimiz her şey, klişeler de dahil olmak üzere çok ekonomik, çok doğru zamanda ve doğru bir dozajda kullanılıyor. Bana göre dizinin atmosferi çok doğru, çok ince bir şekilde kurulmuş. Gerçekten olup bitenden çok zihnin olup biteni nasıl algıladığı üzerine ikircikli, huzursuz edici bir gerilim kurularak bir çeşit işkenceye tabi tutulduğumuzu söyleyebiliriz. Final bölümü ise kötü bir son ve kötü bir bölüm değil, ancak dizinin geri kalanına kıyasla daha zayıf bir performansı var, çünkü final bölümünde karakterlerimiz yüzleşmelerini alenen yaşamaya başlayınca senaryo ister istemez rengini belli ediyor, oysa hikaye herşeyin alenen anlatılması ve ifşa edilmesi üzerine ilerlemiyor, ima ederek, işaret ederek anlatıyordu meramını. Son bölüm hem hikayenin sonlandırılması hem de metaforların yerinin açık edilmesi kaygısı veya kararıyla çok inceliklerle, ürkütücü ve etkileyici bir tarzda kurduğu o zihin cehennemini, o delilik kuşkusu ve korkusunu; o ölümden, ölüm soğuğundan kaçma arzusunu kenara koymasa bile hafifçe kenara doğru iteliyor, böylece hikaye zedeleniyor. Oysa mutlu sonların olmadığı, belki ima edildiği bir final, ailenin ve dinin bir kez daha yüceltildiği bir finalden çok daha etkileyici bir iz bırakabilirdi. 10 bölüm boyunca karakterlerin iç dünyaları, korkuları ve acıları arasında insanı anlamaya çalışırken bize işaret edilen yerde yeniden hollywood mesajları görüyoruz. O zaman da ister istemez Haneke’nin saniyede 24 kare yalan sözü akla geliyor. Seyirciyi rahatlamaya ve ona yalan söyleyerek gerilimin atmaya yönelik çabaların karşısında deliliğin, korkunun içerisinde hayatta kalmak için direnebilen karakterleriyle son olmayan bir finalle diziyi bitirmek çok daha iyi olurdu.
Diziyi herkese muhakkak öneriyorum.
@theerdinc555
8 yıl önce
1 / 10
@murhin
8 yıl önce
8 / 10
@abow
8 yıl önce
@furkandgn9
8 yıl önce
8.8 / 10