12 yıl önce
Cake filmine yorum yazdı:
Kocan Kadar Konuş filmine yorum yazdı:
Gayet eğlenceli ve hoş bir filmdi. Eğlencelik olmasına rağmen günümüz kızlarının en büyük sıkıntılarından biri olan "kendim mi olayım" yoksa "onlar gibi mi olayım"a da komedi açısından bakış atması çok yerinde olmuş.
Efsun'un annesi an itibariyle yaşı 30a yaklaşan tüm türk kızlarının annesiyle aynı. Etrafındaki kızlar ise birebir aynı... Türk kızı klişelerini güzel anlatmış, ucundan kıyısından da türk erkeği klişelerine dokundurmuş. Hernekadar Sinan gibi erkekler yok denecek kadar az olsa da yine de iyi kotarmış durumu. Sadece Efsun karakterinin biraz abartı olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kitap okuyan ve kişiliğini geliştirme konusunda ortalama kızlardan daha başarılı olan birisinin sosyal medyadan, günümüz kızlarının hal ve tavırlarından bu kadar bihaber olması pek akla yatkın gelmedi bana. Bunun dışında herşey iyiydi filmde. Müzikler de baya hoştu, Model falan şarkı yapmış film için, başarılı diyebilirim.
Velhasıl baya bildiğin aile komedisi havasında, populariteden kopmayıp azıcık ... DevamıGayet eğlenceli ve hoş bir filmdi. Eğlencelik olmasına rağmen günümüz kızlarının en büyük sıkıntılarından biri olan "kendim mi olayım" yoksa "onlar gibi mi olayım"a da komedi açısından bakış atması çok yerinde olmuş.
Efsun'un annesi an itibariyle yaşı 30a yaklaşan tüm türk kızlarının annesiyle aynı. Etrafındaki kızlar ise birebir aynı... Türk kızı klişelerini güzel anlatmış, ucundan kıyısından da türk erkeği klişelerine dokundurmuş. Hernekadar Sinan gibi erkekler yok denecek kadar az olsa da yine de iyi kotarmış durumu. Sadece Efsun karakterinin biraz abartı olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kitap okuyan ve kişiliğini geliştirme konusunda ortalama kızlardan daha başarılı olan birisinin sosyal medyadan, günümüz kızlarının hal ve tavırlarından bu kadar bihaber olması pek akla yatkın gelmedi bana. Bunun dışında herşey iyiydi filmde. Müzikler de baya hoştu, Model falan şarkı yapmış film için, başarılı diyebilirim.
Velhasıl baya bildiğin aile komedisi havasında, populariteden kopmayıp azıcık da olsa populariteyi eleştiren bir film olmuş. İyi olmuş, güzel olmuş.
Geçmiş filmine yorum yazdı:
Son dönemde izlediğim en başarılı dram filmlerinden birisidir. Asghar Fahradi yine yapmış yapacağını. Size hikayeyi anlatmıyor, resmen yaşatıyor, doğal sesler, belirsizlikler ve basitmiş gibi duran ama pis kokuların da yükseldiği ilişkiler... Gerim gerim gerildiğim birçok sahnede şaşkınlıkla ağzımın açık kalmasının yanı sıra dramın da dibine vurdum resmen. Anne-kız ilişkiler, eski eşler, yeni eşler, arada kalmış çocuklar, hatta çalışanlar... Alakasız bir oyuncunun bile bulunmadığı her karenin, her cümlenin hatta hatta her mimiğin bir anlamının olduğu film yavaş gibi gelse de çok yoğun ve çok da yorucu aslında. Bu biraz izleyicinin ne aradığıyla da alakalı evet ama öyle bir noktada yakalıyor ki izleyiciyi, kayıtsız kalmamak imkansız.
Bu filmle birlikte Asghar Fahradi "soundtracklar film için çok önemli, olmazsa olmazı" tabumu yerle bir etti. Müziksiz film izleyemeyen ben, Fahradi'nin sadece filmlerinin sonunda giren müziklerler "aa filmde hiç müzik yoktu lan" dedirtip "müziksiz de film ... DevamıSon dönemde izlediğim en başarılı dram filmlerinden birisidir. Asghar Fahradi yine yapmış yapacağını. Size hikayeyi anlatmıyor, resmen yaşatıyor, doğal sesler, belirsizlikler ve basitmiş gibi duran ama pis kokuların da yükseldiği ilişkiler... Gerim gerim gerildiğim birçok sahnede şaşkınlıkla ağzımın açık kalmasının yanı sıra dramın da dibine vurdum resmen. Anne-kız ilişkiler, eski eşler, yeni eşler, arada kalmış çocuklar, hatta çalışanlar... Alakasız bir oyuncunun bile bulunmadığı her karenin, her cümlenin hatta hatta her mimiğin bir anlamının olduğu film yavaş gibi gelse de çok yoğun ve çok da yorucu aslında. Bu biraz izleyicinin ne aradığıyla da alakalı evet ama öyle bir noktada yakalıyor ki izleyiciyi, kayıtsız kalmamak imkansız.
Bu filmle birlikte Asghar Fahradi "soundtracklar film için çok önemli, olmazsa olmazı" tabumu yerle bir etti. Müziksiz film izleyemeyen ben, Fahradi'nin sadece filmlerinin sonunda giren müziklerler "aa filmde hiç müzik yoktu lan" dedirtip "müziksiz de film izleniyormuş, hem de hiç fark etmeden" dedirmeyi başardı. Kendi açımdan çağ açıp-kapattığım bu yönetmeni koruyup saklamalı, birkaç yıl arayla mutlaka film yaptırmalı.
Diğer yandan film "bir ayrılık" ile benzer noktalara parmak basıp paralel ilerlese de sanki onun devamı gibi. "Bir ayrılık" filminin sonunda bir cam bölmenin ayırdığı iki eş sanki ayrılmış aradan 4 yıl geçmiş ve yine bir cam bölmenin ayırdığı sahneyle başlıyorlar tekrar görüşmeye... Boşanmak için Fransa'ya gelen Ahmet beraberinde getirdiklerinden ziyade tam da filmin adı gibi "geçmiş"iyle yüzleşme yaşıyor aslında. Üstüne üstelik bir de garip bir ilişkiler yumağının ortasında buluyor kendisini...
Öhm, velhasıl film "türünü sevene" muazzam bir gerilim yaşatacak, dramı iliklerine kadar hissetirecek ve oyunculuk seyri sunacaktır. Ama türünü sevene, tekrar ediyorum; TÜRÜNÜ SEVENE.
American Horror Story dizisine yorum yazdı:
ilk iki sezonu iyiydi -özellikle 2. sezon çok çok iyiydi- ama bu sezonun senaryosu, havası, karakter altyapıları daha bi güçlü daha bi kaliteli. Kadro bile daha güçlü... Kathy Bates var ya daha ne olsun :) Gençlerden Emma Roberts var - ki çok iyi iş çıkarıyor dizide... Kadro çok daha iyi yani.
Bilmeyenler için dizi "ucuz korku" düşüncesi yaratsa da kesinlikle öyle değil, özellikle bu sezonda... Dram kısmının ağırlığını koymasıyla "korku" kısmının azaldığına katılmakla birlikte kesinlikle buna ihtiyaç vardı diyorum ben. Zira bu sezonunun izlenilirliliği çok daha fazla bana göre. İlk sezon bittikten sonra izlemeye başlamıştım mesela ben diziyi ama izlemeden önce açıkçası klasik korku hikayeleri olduğundan emindim neredeyse, ne zaman ki ilk sezon bitti, ikinci sezona başladım o zaman "tamam" dedim diziyi fazla hafife almışım. Şimdi ise dizi çıtayı öyle bi yükseltti ki "daha ne olabilir" diye düşünmeden edemiyorum -ki bu biraz da korkutuyor beni açıkçası, her bölümde daha fazla keyif verm ... Devamıilk iki sezonu iyiydi -özellikle 2. sezon çok çok iyiydi- ama bu sezonun senaryosu, havası, karakter altyapıları daha bi güçlü daha bi kaliteli. Kadro bile daha güçlü... Kathy Bates var ya daha ne olsun :) Gençlerden Emma Roberts var - ki çok iyi iş çıkarıyor dizide... Kadro çok daha iyi yani.
Bilmeyenler için dizi "ucuz korku" düşüncesi yaratsa da kesinlikle öyle değil, özellikle bu sezonda... Dram kısmının ağırlığını koymasıyla "korku" kısmının azaldığına katılmakla birlikte kesinlikle buna ihtiyaç vardı diyorum ben. Zira bu sezonunun izlenilirliliği çok daha fazla bana göre. İlk sezon bittikten sonra izlemeye başlamıştım mesela ben diziyi ama izlemeden önce açıkçası klasik korku hikayeleri olduğundan emindim neredeyse, ne zaman ki ilk sezon bitti, ikinci sezona başladım o zaman "tamam" dedim diziyi fazla hafife almışım. Şimdi ise dizi çıtayı öyle bi yükseltti ki "daha ne olabilir" diye düşünmeden edemiyorum -ki bu biraz da korkutuyor beni açıkçası, her bölümde daha fazla keyif vermesi bir sonraki bölümden beklentimi yükseltmeme neden oluyor artık.
Finale 1 adım kala bu sezonun hem çıtayı yükselttiğini hem de "cadılık" konseptine gereken saygıyı yeniden kazandırdığını söyleyebiliriz herhalde. Bu yüzdendir ki 4. sezonun gelmesine çok sevindim. Üstelik "circus" gibi bir konseptin olmasına daha çok sevindim. Bu demektir ki 3. sezonda eksik kalan "korku" öğeleri bu sezonda fazlasıyla yer alacak...
Not: Konunun "circus" olduğunu öğrendiğimde aklıma Carnivale geldi. Umarım o kadar etkileyici olur.
The Good Wife dizisine yorum yazdı:
bu sene dramada en iyi dizi, en iyi kadın oyuncu ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dallarında Golden Globe adaylıkları vardı dizinin amma lakinki eli boş döndü malesef, American Foreign Press'in Breaking Bad'in final yapması nedeniyle The Good Wife'ı biraz görmezden geldiğini düşünüyorum açıkçası.. Zira bu sezon cidden çok iyiler. tamam Julianna Margulies'in üzerinde çok fazla yük olduğu için her sezon üstesinden gelecek performans sergiliyor ve mutlaka ya Emmy ya da Golden Globe -çoğu zaman ikisinde de- adaylığı oluyordu ama bu sezon Will Gardner karakterindeki değişiklikleri bu kadar başarılı yansıtmasıyla Josh Charles'ın da adaylıkları arttı, People Choice Awards'da en iyi dizi ve en iyi erkek oyuncu ödülünü aldılar ama Golden Globe 'dan en azından Josh'ın ödül almasını bekliyordum açıkçası.
Orphan Black dizisine yorum yazdı:
Birkaç ay önce izlemeye karar vermiş olsam da izlemekte neden bu kadar geç kaldığımı merak ettiğim yapımdır Orphan Black. Halbuki bilim-kurguyu çok severim ve bu gerçekten başarılı bir yapım olmuş. Tatiana Maslany harika, kadın gerçekten her bir karakteri canlandırırken farklılığını hissettiriyor. Alkışlamamak imkansız. Kurgu olarak da gayet iyi bence, yavaş yavaş bilgi vermeleri ama 2. sezona da bir sürü soru bırakmaları çok yerinde olmuş. Belki finali biraz daha "etkileyici" yapabilirlerdi diye düşünmekle birlikte bu da yeterliydi diyebiliyorum aslında...
Yeniden 70'ler dizisine yorum yazdı:
Hikaye adından da anlaşılacağı gibi 70’lerde Wisconsin’dave genel olarak Eric Forman’nın bodrum katında geçiyor. Bu arada dizi Wisconsin’ın Point Place kasabasındageçmektedir ama Point Place kasabası gerçek değil. 8 sezon boyunca ise Eric Forman, Donna Pinciotti, Steven Hyde, Micheal Kelso, Jackie Burkhard ve başka bir ülkeden değişim programıyla gelmiş Fez’inliseden mezun olmalarınıve hayata atılmaya çalışmalarını izleriz. Tabiki yaşadıkları saçma sapan olaylar ve gönül ilişkileri de eksik olmaz. Dizi 8 sezon sürmüş olsa da dizideki zaman dilimi 17 Mayıs 1976 ile 31 Aralık 1979’dur. Yine 8 yıl boyunca Teen Choise, People Choise, Emmy, Young Artist, Costume Designers Guild, gibi birçok ödül adaylıkları vardır. 1 Emmy ödülü 29 başka ödül kazanmıştır. 5. sezon isimleri Led Zeppelin, 6. sezon isimleri The Who, 7. sezon isimleri Rolling Stones ve 8. sezon isimleri ise Queen şarkılarına gönderme yapmaktadır.
Dizi ile ilgili en sevdiğim şey, öncelikle dönemini güzel anlatması, dialoglar, kı ... DevamıHikaye adından da anlaşılacağı gibi 70’lerde Wisconsin’dave genel olarak Eric Forman’nın bodrum katında geçiyor. Bu arada dizi Wisconsin’ın Point Place kasabasındageçmektedir ama Point Place kasabası gerçek değil. 8 sezon boyunca ise Eric Forman, Donna Pinciotti, Steven Hyde, Micheal Kelso, Jackie Burkhard ve başka bir ülkeden değişim programıyla gelmiş Fez’inliseden mezun olmalarınıve hayata atılmaya çalışmalarını izleriz. Tabiki yaşadıkları saçma sapan olaylar ve gönül ilişkileri de eksik olmaz. Dizi 8 sezon sürmüş olsa da dizideki zaman dilimi 17 Mayıs 1976 ile 31 Aralık 1979’dur. Yine 8 yıl boyunca Teen Choise, People Choise, Emmy, Young Artist, Costume Designers Guild, gibi birçok ödül adaylıkları vardır. 1 Emmy ödülü 29 başka ödül kazanmıştır. 5. sezon isimleri Led Zeppelin, 6. sezon isimleri The Who, 7. sezon isimleri Rolling Stones ve 8. sezon isimleri ise Queen şarkılarına gönderme yapmaktadır.
Dizi ile ilgili en sevdiğim şey, öncelikle dönemini güzel anlatması, dialoglar, kıyafetler, saçlar buram buram 70ler. Diğer yandan günümüz dizilerine bir çok açıdan da örnek teşkil ediyo, Fonda 70ler rock’n roll’uyla yuvarlak masada dönen duman altı sohpetler ise favorim. Hayalsahnelerini de es geçemiycem, ayrıca ara ara yaptıkları yılbaşı ve thanks giving bölümleri var ki kesinlikle görülmeye değer. Dizi Led Zeppelin, Kiss, Queen gibi müzikal efsaneleri (bir bölümde Alice Cooperkonuk oyuncu olmuştur) hissettirmekle kalmıyor, Star Wars ve Annie Hall gibi filmlerin nasıl etki braktığını da görüyoruz, Feminizm, Rock’N Roll, ot ve anarşiden bahsetmeme gerek yok herhalde. Tabii 100. bölüm için yaptıkları müzikal bölüm ise başlı başına bir efsane bence 8. sezonda diziden 2 oyuncu da almamış olsaydı kesinlikle "efsane bir dizi" diyebilirdim, yine efsane gerçi ama biraz eksik. Velhasıl geçmiş dönem dizileri arasında bana göre en iyilerden, izleyin yani, ama bitinceçok üzülüyo insan.
Orange Is the New Black dizisine yorum yazdı:
Çok iyi bir dizi. İlk bölümü garip gelse de izledikçe sevilen, hatta sonra baya bildiğin kendisine hayran bırakan bir dizi. Bi' kere çok çeşitli kadın profilleri var dizide... Yan karakterler olarak nitelendirebileceğimiz bu karakterlerin hayatına kısa kısa bakışlar atmamız aslında bize iyi ve kötünün nasıl içiçe olduğunu ispatlamıyor da neyi ispatlıyor? Hepsinin kendine özgü nedenler var ve empati kurmamak imkansız. Diğer yandan dizi bence birçok insanın sandığı gibi "beyaz kadın dramı" falan değil. Evet öyle gibi başlıyor ama ilerleyen bölümlerde asıl karakterimiz Piper'ın nasıl da farklı biri olduğunu-yada tam tersi aslında hep öyle ama modern dünyaya nasıl uyum sağladığını- görüyoruz. Bunu özellikle Alex'le olan ilişkisinden anlayabiliriz bence.
Bu arada ilk bölümlerdeki "fazla" cinselliğin dikkat çekmek amacı ile stratejik bir şey olduğunu düşünüyorum, nitekim bu da diğer bölümlerde daha yerinde ve dozunda cinsellikle dengeleniyor. Yani homofobik değilim ama ilk bölümlerdeki cins ... DevamıÇok iyi bir dizi. İlk bölümü garip gelse de izledikçe sevilen, hatta sonra baya bildiğin kendisine hayran bırakan bir dizi. Bi' kere çok çeşitli kadın profilleri var dizide... Yan karakterler olarak nitelendirebileceğimiz bu karakterlerin hayatına kısa kısa bakışlar atmamız aslında bize iyi ve kötünün nasıl içiçe olduğunu ispatlamıyor da neyi ispatlıyor? Hepsinin kendine özgü nedenler var ve empati kurmamak imkansız. Diğer yandan dizi bence birçok insanın sandığı gibi "beyaz kadın dramı" falan değil. Evet öyle gibi başlıyor ama ilerleyen bölümlerde asıl karakterimiz Piper'ın nasıl da farklı biri olduğunu-yada tam tersi aslında hep öyle ama modern dünyaya nasıl uyum sağladığını- görüyoruz. Bunu özellikle Alex'le olan ilişkisinden anlayabiliriz bence.
Bu arada ilk bölümlerdeki "fazla" cinselliğin dikkat çekmek amacı ile stratejik bir şey olduğunu düşünüyorum, nitekim bu da diğer bölümlerde daha yerinde ve dozunda cinsellikle dengeleniyor. Yani homofobik değilim ama ilk bölümlerdeki cinsellik beni biraz rahatsız etti, fakat diziyi izlemeye devam ettiğimde buna deydiğini gördüm... Jenji Kohan muhteşem bir iş başarmış bence, Weed'si izlemedim fakat çok övgüsünü aldım yani kıyaslama yapamıyorum ama sadece bu yapımıyla bile bundan sonraki yapımlarında referans olabileceğini anladım. Sizce başyapıt mı bilmem de benim favori dizilerim arasında baya yükseklerde OITNB.
Öyle ki dizi bence kendisinden beklenmeyecek derecede objektif bakıyor bir çok olaya. İkili ilişkilerde öyle bir noktadan yakalıyor ki adamı "hassss... doğru lan" falan diyosunuz. Bir çok dialogu etkileyici buldum ben, özellikle Piper'nın banyoda mahkum bir öğrenciyle girdiği dialog var ki duvarlara falan yazılmalı bence. Hani dizi için OZ'un kadın versiyonu falan diolar ya tam olarak öyle değil içinde bolca komedi de var diğer yandan dram dozu da yüksek. Yani bir OZ değil ama diziyi anlatan en yakın ifade de bu sanırım...
NOT 1: That '70s Show'dan hastası olduğumuz Laura Prepon'ı burada da izlemek ayrıca bir artıydı benim için, bir yandan "hayat ona da adil davranmamış yeaa" derken diğer yandan sexapalitesinden etkilenmemek imkansız sanırım, ne varki 2. sezonda olmayacak olması (daha doğrusu sadece 4 bölümde rol alacakmış) beni kahırlara boğsa da Piper'ın hikayesinin nereye gideceğini çok merak ediyorum.
NOT 2: Soundtrack'in bir dizi için ne kadar önemli olduğunu gösterdiği için de ayrı bir övgüyü hak ediyor yapım. Açılış jeneriğinden tutun da bölüm sonlarındaki müziklere kadar şarkı ve sahne müziği seçimleri tek kelimeyle 10 numara bence.
Ejderha Dövmeli Kız filmine yorum yazdı:
David Fincher’e yakıştıramadığım bir yapım.
Bu filmle Fincher’ı da kaybetmiş oluyoruz bence. Zira yeni birşeylere değil de yapılmış bir şeylere yönelmş yönetmen. Üstelik isveç yapımı gibi ciddi anlamda "iyi" diyebileceğimiz bir hali varken. İsveç yapımı süper değildi elbet kitapla karşılaştırıldığında çok eksikleri vardı ama anlatılmak isteneni "net" bir şeklde anlatıyordu. Fincher’a çok iş düşüyor ekstradan ne katacak çok merak ediyorum. Ki filmi çekmenin seyirciye oynamadan başka bir şey olduğunu da sanmıyorum. Kitap tutmuş e iyi kötü bi filmi de çekilmiş o zaman hollywood olarak biz bunu allayıp pullayalım da para kazanalım. Mantık bundan öte değil gibime geliyor. Ama film aslında kitap bundan çok daha ötesi. Heleki "kadına şiddet" konusunun sıkça gündeme geldiği ülkemizde daha da dikkat edilmesi gereken altmetinleri var. Bu yapım filmin yüzeysel kısmı olan "kayıp kızı bulmak"tan öteye gidemeyecek kanımca...
Performanslar hakkında yorum yapmıyorum zira filmi izlemedm ama fragmanda ... DevamıDavid Fincher’e yakıştıramadığım bir yapım.
Bu filmle Fincher’ı da kaybetmiş oluyoruz bence. Zira yeni birşeylere değil de yapılmış bir şeylere yönelmş yönetmen. Üstelik isveç yapımı gibi ciddi anlamda "iyi" diyebileceğimiz bir hali varken. İsveç yapımı süper değildi elbet kitapla karşılaştırıldığında çok eksikleri vardı ama anlatılmak isteneni "net" bir şeklde anlatıyordu. Fincher’a çok iş düşüyor ekstradan ne katacak çok merak ediyorum. Ki filmi çekmenin seyirciye oynamadan başka bir şey olduğunu da sanmıyorum. Kitap tutmuş e iyi kötü bi filmi de çekilmiş o zaman hollywood olarak biz bunu allayıp pullayalım da para kazanalım. Mantık bundan öte değil gibime geliyor. Ama film aslında kitap bundan çok daha ötesi. Heleki "kadına şiddet" konusunun sıkça gündeme geldiği ülkemizde daha da dikkat edilmesi gereken altmetinleri var. Bu yapım filmin yüzeysel kısmı olan "kayıp kızı bulmak"tan öteye gidemeyecek kanımca...
Performanslar hakkında yorum yapmıyorum zira filmi izlemedm ama fragmandan anladığım kadarıyla Daniel Greig, Micheal Nyqvist’ten sonra ’Blomkvist’ karakterini götürebilecek gibi duruyor ama Noomi Rapace’den sonra ’Salander’ karakterini kralı gelse oynayamaz bence, ki fragmanlarda da Rooney Mara acayip eğreti durmuş geldi gözüme...
Asıl yorum filmi izledikten sonra gelecek tabi ama şu haliyle bile filmden beklentim düşük yani klasik hollywood tarzının dışında birşey beklemiyorum. Siz de beklemeyin...
Temple Grandin filmine yorum yazdı:
Otizm... Tek bir kelime ama yaşaması ve hazmetmesi de bir o kadar zor bir kelime... Otistik insanlar hala muammadır bana göre. Zira "normal" yani dünya nüfusunun çoğunluğu gibi bir aklım olduğu için onları asla anlayamayacağımı düşünüyorum. Ama bu film birçok açıdan açıklayıcı bir yapım olmuş.
Herşeyden önce buna dikkat çekmek isterim. Zihin engelli insanlarla otistik insanları karıştırmayın arkadaşlar ve o yüzden filmi "Forrest Gump" ya da "I'm sam" gibi yapımlarla kıyaslamayın lütfen... Zira otizm bir engel değildir. Aksine birçok otistik insan "normal" diye tabir ettiğimiz kişilerden daha "akıllı" işler yapabilir. Film bunun en güzel örneklerinden birisi.
Otistiklerin tek ve en büyük farkları dünyayı bizler gibi algılamadıklarıdır. Film bunu öyle güzel anlatıyor ki sanki biz Temple'nin kafasının içindeymişiz gibi görüyoruz herşeyi. Görselliği mümkün olduğunca onların gözünden anlatmaya çalışmış film. Bence bunu çok güzel yapmış. En büyük artılarından birisi de bu görselliğidir fil ... DevamıOtizm... Tek bir kelime ama yaşaması ve hazmetmesi de bir o kadar zor bir kelime... Otistik insanlar hala muammadır bana göre. Zira "normal" yani dünya nüfusunun çoğunluğu gibi bir aklım olduğu için onları asla anlayamayacağımı düşünüyorum. Ama bu film birçok açıdan açıklayıcı bir yapım olmuş.
Herşeyden önce buna dikkat çekmek isterim. Zihin engelli insanlarla otistik insanları karıştırmayın arkadaşlar ve o yüzden filmi "Forrest Gump" ya da "I'm sam" gibi yapımlarla kıyaslamayın lütfen... Zira otizm bir engel değildir. Aksine birçok otistik insan "normal" diye tabir ettiğimiz kişilerden daha "akıllı" işler yapabilir. Film bunun en güzel örneklerinden birisi.
Otistiklerin tek ve en büyük farkları dünyayı bizler gibi algılamadıklarıdır. Film bunu öyle güzel anlatıyor ki sanki biz Temple'nin kafasının içindeymişiz gibi görüyoruz herşeyi. Görselliği mümkün olduğunca onların gözünden anlatmaya çalışmış film. Bence bunu çok güzel yapmış. En büyük artılarından birisi de bu görselliğidir filmin. Özellikle "frenchfish" örneğine dikkat edin lütfen... Okadar yerinde bir örnekki havada hiç bir soru kalmıyor neredeyse...
Filmin konusu -gerçek yaşamdan uyarlandığı için- başı-sonu belli şeyler genellikle... Ama kendi içindede dikkat çekici unsurları var. Fakat filmin en büyük artısı peroformanslarıdır tabiki. Claire Danes aldığı Golden Glob ödülünü sonuna kadar hak ediyor. Hani oynamıyor yaşıyor derler ya işte Claire'de aynen öyle yapıyor, oynamıyor yaşıyor resmen karakterini... Aynı şekilde Julia Ormond (ki kendisini çok severim) ve Catherine O'hara da öyleydiler...
Sinematografi başarılı, performanslar başarılı e daha ne olsun :) İzlemeyen kalmasın bence, zira hayat hikayesi olarak izlemeye değer olduğu gibi birçok açıdan eğitici bir film aynı zamanda...
Not: Jennifer Aniston'a '"madem bu kadar başarılı rol yapabilme kabiliyetin vardı neden yıllarca kendini salak romantik komedilerde harcadın" demek isterim evet.