12 yıl önce
Arınma Gecesi filmine yorum yazdı:
Sabotaj filmine yorum yazdı:
"Aksiyon Dede" @CATBALCA
67 yaşına gelmiş Arnold amcadan o eski şaşalı günlerindeki gibi aksiyon beklemek yanlışlık olur. Bu yüzden biraz geri planda kalıp öne başka oyuncuları çıkarabilir. (Bunu söylemek benim için kolay tabi)
Film ise sürekli izlediğimiz bildiğimiz türde. Durum böyle olunca yapmamız gereken şey belli: Filmi izleyip içimizdeki şiddeti bu sayede atıp rahatlayacağız. Ayrıca keyif alacağız.
Puanım: 6
Hız Tutkusu filmine yorum yazdı:
Şahin ve Çetesi
Yüksek çözünürlük, büyük ekran, iyi seslerle izlemesi çok keyifli oluyor. Oyundan hatırladığımız bazı şeyleri görmek de hoşumuza gidiyor. Bunların yanını güzel arabalar, güzel çekim teknikleri ve doğal güzellikleri ekleyince iyi vakit geçiriyoruz. Ancak oyuncu seçimi ve senaryo kısmında biraz daha çalışsalardı çok daha kaliteli bir film olabilirmiş.
Puanım: 7
Damnation filmine yorum yazdı:
ALINTI
Yiğit Kahraman
Kaynak: http://www.bakiniz.com/karhozat-lanet-bela-tarr/
?Pencerenin kenarında, boş boş dışarı bakıyorum. Nice seneler orada oturdum? Bir şeyler bana hep sonraki anda delireceğimi söyledi. Ama öyle olmadı?. üstelik delirmekten korkmuyorum. Delilik korkusu bir şeylere? sadık kalma anlamına gelebilir. Henüz bir şeye bağlı değilim.? Karhozat (ingilizcesiyle Damnation; türkçesiyle Lanet) filminde Karrer yaşadığı bunalımı, tek bağımlılığı olarak sevdiği kadına itirafında, bundan güzel anlatamazdı herhalde. Bela Tarr?ın, Karanlık Harmoniler (Werckmeister Harmonies ) ve Satantango fimlerinin arkasında kalmış fakat bana göre en iyi filmidir Karhozat. Karrer ortayaşı geçmiş, sisteme ? belki de hayatına tutunmamayı seçmiş ve bunu da bir din gibi yaşayan, Macaristan?ın küçük bir kasabasında, evde kendine göre haklı boşluğunda oturarak yaşayan bir adamdır. Dışarı çıktığındaysa sadece Titanic Barda içki içip, aşık olduğu kadını dinle ... DevamıALINTI
Yiğit Kahraman
Kaynak: http://www.bakiniz.com/karhozat-lanet-bela-tarr/
?Pencerenin kenarında, boş boş dışarı bakıyorum. Nice seneler orada oturdum? Bir şeyler bana hep sonraki anda delireceğimi söyledi. Ama öyle olmadı?. üstelik delirmekten korkmuyorum. Delilik korkusu bir şeylere? sadık kalma anlamına gelebilir. Henüz bir şeye bağlı değilim.? Karhozat (ingilizcesiyle Damnation; türkçesiyle Lanet) filminde Karrer yaşadığı bunalımı, tek bağımlılığı olarak sevdiği kadına itirafında, bundan güzel anlatamazdı herhalde. Bela Tarr?ın, Karanlık Harmoniler (Werckmeister Harmonies ) ve Satantango fimlerinin arkasında kalmış fakat bana göre en iyi filmidir Karhozat. Karrer ortayaşı geçmiş, sisteme ? belki de hayatına tutunmamayı seçmiş ve bunu da bir din gibi yaşayan, Macaristan?ın küçük bir kasabasında, evde kendine göre haklı boşluğunda oturarak yaşayan bir adamdır. Dışarı çıktığındaysa sadece Titanic Barda içki içip, aşık olduğu kadını dinler. Karrer için, yarattığı bu boşluktan çıkmanın tek koşulu da aşık olduğu kadındır. Aşık olduğu kadına giden tek yol ise barın sahibinin önerdiği yasadışı işi yaparak, kazandığı parayla hayatının kadınıyla bir başlangıç yapmak ve sonuç olarak sisteme dahil olmaktır. Karrer?in çıkış yolu olan şarkıcının belirsizliği ve bu güvenemediği adamla birlikte olmaktansa, daha güçlü olan kocasıyla evliliği ve ondan da güçlü gördüğü bar sahibiyle birlikte olması varoluşundan gelen bir şifredir. Karrer?in mutlak sadakatine karşı kadının ruhu sadakatsizdir ve tüm bunlar Karrer?i anlamsızlığının daha da derinliğine sürükleyecektir? Bela Tarr?ın kendine özgü sinematografisiyle işlenmiş bu muhteşem film, Karrer?in karakterine nazire yapan uzun bir planla açılıyor? Bu uzak sekansında Bela Tarr bize bir pencereden sırayla giden teleferikleri gösteriyor ve anlamı bozmadan genişleyen kamera Karrer?in anlamsız bakışlarında yoğunlaşıyor ki, bu sahne bile Karrer?in yaşadığı sıradanlığı, boşluğu ve varoluş sıkıntısını en anlamlı şekilde seyirciye anlatıyor. Bela Tarr, filmlerinden aşina olduğumuz 360 derece dönüp, ağır ağır tüm çekim yerlerini dolaştıran ve her duyguyu kesmeden gösteren kamera, bizi adeta büyülüyor. Bela Tarr, diğerleri gibi siyah beyaz çektiği bu film ile bu duyguları da ancak böyle anlatırdım diyor. Bu güzel görselliğin yanında, yönetmen filmlerini siyah beyaz çekmesinin nedeni olarak, filmlerin siyah beyaz saklanmasının daha sağlıklı olmasından dolayı olduğunu söylemiştir. Bela Tarr, bu filminde de görüntü yönetmenliğini ele alıyor ve güzel fotoğraf kareleri yakalayarak başlattığı sahnelerini, adeta birer ifade çılgınlığına çeviriyor. Gerçek dünyayı, her filmde kullandığı artık onunla özdeşleşen sürekli yağan yağmur ve çamuruyla; köhne barıyla, bardaklardan görsel anlamda müthiş kareler çıkarmasıyla, kalabalık insanları aynı planda kullanımıyla ve Mihaly Vig?in eşsiz melankolik akordeonuyla yarattığı o sefil ve karanlık atmosferle ve durmadan dans eden insanlarıyla Bela Tarr lanetini minimalist bir tiyatro şölenine çeviriyor? Diğer filmlerinden farklı olarak, sürekli içilen sigara ve film boyunca ortalıkta dolaşan sefil köpekler, Karrer?in bitmeyen bunalımı, derin sıkıntısı ve boşluğunu çok iyi anlatıyor. Öyle ki, yaşlı kadının ona hikaye anlattığı sahnede, ilk sekansta köpeklerin yağmur altında, çamurda yiyecek aradıklarını, ordan oraya gittiklerini görürüz. Filmin sonunda ise kendisine havlayan köpeğe Karrer?in de havlayarak göreceğiz. ?Delilik korkusu, bir şeylere sadık kalma anlamına gelebilir. Henüz bir şeye bağlı değilim. Her şeyin bana sadık olmasına rağmen, sadık olduğum bir şey yok. Onlara bakmamı istiyorlar. Nesnelerin, olguların çaresizliğine, penceremin dışındaki pis köpeğin kurşuni gökyüzünün altında, delicesine yağan yağmurda, su içişine bakmamı istiyorlar. Acıklı çabalarını izlememi istiyorlar.Herkes mezara girmeden önce konuşmaya çalışıyor. Zaten düştüler, konuşacak zaman kalmadı. Beni delirtmek için nesnelerin bu geri dönülmezliğini istiyorlar. Ama bir sonraki anda ise delirmemi istiyorlar.? Karrer sevdiği tek kadına karşı giriştiği bu şiirsel açılımında, varoluşsal boşluğunu; kendisiyle nasıl başa çıktığını çok açık ve acıtan bir şekilde haykırıyor. Solistin, Titanic Barda Karrer?in umutsuzluğunu bu kadar güzel bir melankoliyle anlattığı bir şarkı daha yoktur herhalde. Onun ?keyss? diye başlayan eşsiz inleyişini her sinemaseverin dinlemesi gerekir. Karrer de zaten bu ayin için ordadır. Bela Tarr?ın uzun ve uzak planlarını kesmeden yaptığı geçişleri de ayrı bir tat katıyor bu lanete -ki duvardan akan yağmur suyundan ilerleyen kamera bizi bardaki kalabalığın toplu hüznüne ulaştırıyor. Kalabalığın barda, daire oluşturarak orkestra eşliğinde yaptığı dakikalarca süren senkronize dansla ise yaşam süreci ve onları boş bakışlarla izleyen Karrer?in bu sürecin nasıl dışında kaldığı vurgulanıyor. Karrer aslında, aşık olduğu kadının gücünün , umursamazlığından geldiğini biliyor. Ama tek çıkış yolunun, sevdiği kadında olduğunu da anlıyor. Filmde birçok aşk teması işlenmiş, ancak film seyirciye felsefi bir soru yöneltiyor: ?çıkış yolu aşk mıdır?? Bireyin tüm varoluşsal sıkıntısından kurtulması aşkla mı olacak? Tsai Ming Liang ve Reha Erdem?in de filmlerinde sürekli olarak işlediği aşksızlık teması Bela Tarr?ın romandan uyarladığı filminde de kendini gösteriyor. Sonuçta, Karrer?in tüm çabaları, tüm tiradları sonuçsuz kalacak ve kadın onunla gelmeyecektir. Karrer?in filmin sonundaki sahnede, kendine havlayan köpeğe, bir köpek gibi çamur içinde havlaması, köpeğin metafor olarak Karrer?in bunalımını tasvir etmesi açısından çok önemli bir sahnedir. Film, dinmez bir yağmur ve çamurla son bulur ki bu da bir Bela Tarr filmi için son derece manidardır. Bela Tarr,Karhozat?ta ?Sürekli bunalım içinde olmak bir seçim mi; yoksa varoluştan gelen bir şifre mi? Sistemin size sunduğu her şeyi reddetme; bunları gereksiz ve alçak bulma, delilik başlangıcı mıdır ?? gibi sorulara cevap aramıştır. Kuşkusuz Bela Tarr, kendine özgü sinematografisiyle ve dini mesajlar vermemesi gibi özellikleriyle de Tarkovsky?den ayrılan büyük bir minimalist yönetmendir.
Puanım: 8
Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti filmine yorum yazdı:
Maymunlar insanlardan çok fazla şey öğrenmiş. Hani derdik ya Batının iyi yanlarını alacaksın. İnsanlarında iyi yanlarını alacaksın. Tabi insanlardan sadece kötü şeyler görenlerin alabileceği ne kadar doğru şey vardır bilemiyorum.
Filmin konusu yeterince ilginç zaten üstüne bunu iyi bir kurgu ve mükemmel efektlerle destekleyince çok kaliteli bir film ortaya çıkmış. Devam filminin gelecek olması beni şimdiden meraklandırıyor.
Film boyunca Caesar`ı hayranlıkla izledim desem yeridir. Caesar`da her bir liderde olması gereken her şey mevcut. Karizma dahil. Zira kendisi dünyanın ihtiyacı olan lider.
Puanım: 9
Bayanlar ve Baylar filmine yorum yazdı:
Sinema adına yapılmış en kaliteli ve sıradışı işlerden biri. Bu kadar filmi bir araya getirip anlamlı bir bütünlük oluşturmak çok zor bir iş.
Filmi izlerken ilk başta şaşırıp kaldım. Daha sonra bu yapıya o kadar alıştım ki sanki tek bir film izliyormuşum gibi geldi. Hikaye klasik olsada (zaten özelliği burada) adeta büyülendim.
Puanım: 10
Kod Adı: Olympus filmine yorum yazdı:
Amerika hep kazanır.
Terörü kendisi yaratıp sonra "yok eden" ülke Amerika bakınız günümüz Orta doğu`su.
Filmdeki iki detay dikkat çekiciydi özellikle
İlki Amerika bayrağını indirip yere atarken havada süzüldüğün gördük ama yere düşmesini göstermediler. Çünkü Amerika bayrağı yere düşmez hiçbir zaman. İkincisi ise Washington Anıtı`na uçağın çarpması aklıma nedense tek bir kare geldi ikiz kulelere uçağın çarpması. Sanırım bir yüz yıl daha kullanacaklar bu durumu çünkü adamlar mağdur.
Bunun yanında açıkça yapılan propagandayı da görmezsek oturup keyifli bir film izleyebiliriz.
Seyir notu: 7
Eleştiri notu: 1
Chaplin filmine yorum yazdı:
Birisini bütün olarak anlatmak bence bir sinema filmiyle mümkün olacak bir şey değil. Ancak özet geçilebilir filmde. Tabi Chaplin söz konusu olunca bu iş dahada zor. Bu yüzden kendisininde filmde dediği gibi "Beni anlamak istiyorsanız filmlerimi izleyin."
Sinema ve sanatçıların siyasi ve sosyal görüşlerini yaptıkları eserlere yansıtmaları kadar doğal bir şey benim için. İsteyen beğenip izler, isteyen izlemez. Bu yüzden insanların işlerine engel olmak, sindirmeye çalışmak ne demokrasiye nede ahlaka yakışır.
Puanım: 7
Kelebeğin Rüyası filmine yorum yazdı:
Film iki yarı olarak ayrı ayrı düşünmek gerek:
İlk yarı daha neşeli olmasının yanında Cumhuriyet Tarihi`nin en büyük sorunu olan Cumhuriyetin Anadolu insanına uzak kalmasını sadece belirli bir zümreye aitmiş gibi yaşanılmasını, yapılan devrimlerin biraz tepeden inme olduğunu ve milli koruma kanununun dayattıklarını gözümüzün içine sokmadan anlatmış. Zaten böyle olması daha iyi.
İkinci yarıda ise daha duygusal ve yoğun bir film var karşımızda. Bu durum bende biraz seyir zevkinin düşmesine neden oldu.
Filmin tamamına bakınca ise Türk Sineması adına kaliteli bir film olmuş. Gerek oyunculuk gerek görsellik olarak. Film bütçelerinin artmasıyla birlikte daha da kaliteli ve güzel filmler yapacağız.
Puanım: 8
The Animatrix filmine yorum yazdı:
Matrix birçok insan için bilim-kurgunun son noktası. Benim içinse bir gözardı ettiğimiz bir gerçekliğin kaçınılmaz sonucu. Çünkü insanlar ve makineler arasındaki savaş bence Sanayi Devrimi ile başladı ve kartopu gibi büyüyerek ilerliyor. Teknolojinin gelişim hızına bakarsak 50-100 yıl sonrasını kestirmek bile güç.
Matrix hikayesini temellendirmek için iki bölüm, üstüne krema olarak da yedi bölüm var. HEr bölümün farklı çizimlerinin farklı olması güzel ancak hikayeyi desteklemek adına biraz yavan kalmışlar.
Puanım: 7
Film konusu itibariyle çok güzel olsa bile oyuncu seçimleri ve mantıksızlıklar kalitesini düşürüyor. Filmin güzel yanı süresinin tam kararında olması gereksiz yere uzatıp bizi sıkabilecek olaylara girişmemişler
Puanım: 7