8 yıl önce
Ahlat Ağacı filmine yorum yazdı:
Bad Genius filmine yorum yazdı:
aşırı ahlaki sonu hariç dört dörtlük film. Sonunu sevmedim. Ancak kurgu mükemmel.
Bonnie ve Clyde filmine yorum yazdı:
beklediğim gibi retro hava içinde janti abiler, cool ablalar falan yoktu. Sıkıcı değil ama çok da bir olayı yok. İzlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz.
Uğur Böceği filmine yorum yazdı:
Derdini iyi anlatmış, ergen filmi gibi görünse de tek bir gereksiz planın olmadığı, anne kız çatışmasının, özgür olma yolunda ilerleyen bireyin buhranını ve çatışmalarını iyi anlatmış iyi film.
Amadeus filmine yorum yazdı:
Mükemmel! Salieri'nin yaşlılık sahnelerinde sergilediği oyunculuğa hayran oldum. Dekorlar, kıyafetler, müzikler, opera ve her şeyiyle estetik açıdan kusursuz bir film. Sunduğu bu görsel ve işitsel estetik sayesinde üç saat olmasına rağmen bir an bile sıkmıyor. Senaryo ise son derece sürükleyici. Bu film 4.5 saat olsa yine seyredilirdi. Yaşlı adamın anlatımı şeklinde kapılıyoruz hikayeye ve film boyunca hiç dinmeyen bir merak oluşuyor.
Mozart'ın kimsesizler arasına öylesine bir mal parçasıymış gibi gömme zahmeti bile duyulmadan fırlatılışı çok koydu
Sofra Sırları filmine yorum yazdı:
mükemmel! Bu filmi daha iyisi çıkana kadar senenin en iyi türk filmi ilan ediyorum.
Köstebek filmine yorum yazdı:
bana mı öyle geliyor adamı kıskandığımdan mıdır nedir bilmiyorum ama bu johnny depp'in mafya rollerinde oynadığı bütün filmlerin hikayesinde bir eksiklikler varmış gibi geliyor. Sanki yapımcılar senaryoya çok abanmayın zaten oyunculuklar kotarır filmi demiş gibi. Bu filmde de gerçekten kotarıyor oyunculuklar, Al Pacino'yla Depp'in karşılıklı rolleri baya iyiydi. Film bir şekilde izletiyor kendini ve sonu çok vurucu. Hikaye de iyi ama sanki bir takım aksaklıklar var gibi.
2001: Uzay Macerası filmine yorum yazdı:
Filmin sonunda monolitin girdiği odada elinde meşale tutan Apollon heykelleri var. Apollon Antik Yunan?da ışığın ve düzenin tanrısıydı ve Antik Yunan?ın Arktik dönemlerinde insanlar savaş yıkım gibi büyük sorunların doğurduğu kaygılara çare bulmak için Parnassos Dağı?nın tepesinde bulunan, ona adanmış Delfi tapınağına giderlerdi. Bu yol boyunca insanların vardıklarında dertlerine derman bulacakları düşüncesi, bu inanmışlık işleri kolaylaştırırdı. Tapınağın girişinde ??Kendini bul?? yazardı ve vardıklarında sorunlarını anlattıkları rahipler onlara müphem kehanetlerde bulunurlardı. Misal Pers işgali sırasında onlara kurtuluşun tahtalarda olduğunu söylemişlerdi. Verdikleri bu kehanetler insanları sorunlarının üzerine düşünmeye itiyor ve onlara farklı bakış açıları kazandırarak sorunlarını kendi kendilerine çözmelerini sağlıyorlardı. Tahta kehanetinden sonra meclislerde ortaya tahtalarla ilgili binlerce öneri ve fikir sunulmuş; kimi tahta evlere sığ ... DevamıFilmin sonunda monolitin girdiği odada elinde meşale tutan Apollon heykelleri var. Apollon Antik Yunan?da ışığın ve düzenin tanrısıydı ve Antik Yunan?ın Arktik dönemlerinde insanlar savaş yıkım gibi büyük sorunların doğurduğu kaygılara çare bulmak için Parnassos Dağı?nın tepesinde bulunan, ona adanmış Delfi tapınağına giderlerdi. Bu yol boyunca insanların vardıklarında dertlerine derman bulacakları düşüncesi, bu inanmışlık işleri kolaylaştırırdı. Tapınağın girişinde ??Kendini bul?? yazardı ve vardıklarında sorunlarını anlattıkları rahipler onlara müphem kehanetlerde bulunurlardı. Misal Pers işgali sırasında onlara kurtuluşun tahtalarda olduğunu söylemişlerdi. Verdikleri bu kehanetler insanları sorunlarının üzerine düşünmeye itiyor ve onlara farklı bakış açıları kazandırarak sorunlarını kendi kendilerine çözmelerini sağlıyorlardı. Tahta kehanetinden sonra meclislerde ortaya tahtalarla ilgili binlerce öneri ve fikir sunulmuş; kimi tahta evlere sığınalım, kimi tahta kayıklarla kaçıp ülkeyi terk edelim demiş, ancak en sonunda büyük bir asker kurdurduğu tahtadan gemilerden oluşan filolarla perslere karşı savaşıp işgali püskürtmüştü. Film ??İnsanın şafağı?? yazısıyla maymunlarla (appes) başlıyor. Burada kendi halinde yaşayan maymunlar diğer hayvanlara karşı savunmasızlardır ve bir kaplan aralarından birine saldırdığında kaçıp onu ölüme terk etmek zorunda kalırlar. Ancak daha sonra monolit iner maymunlar beytullaha yüz sürer gibi monoliti elleyip merak giderirler ve daha sonra kemikleri silah olarak kullanmayı öğrenirler. İlkin kendilerinden daha güçsüz hayvanlara saldırıp etini yer ardından kıt su kaynaklarını işgal eden diğer maymunları kovup aralarından birini öldürürler. Savunmasız haldeyken bu icatla birden güçlenen insanlığın atası birden kendi soyuna bile zarar vermeye ve öldürmeye başlıyor... Ardından kamera uzay çağına kayıyor. Burada hala gizemini koruyan monolite ulaşmak için insanoğlu bir seyehate çıkıyor ve bu yolda yine bir alet olan bilgisayarın insanları öldürüp sorun çıkardığına tanık oluyoruz. Yolculukta sürekli uzay aracının bir sperm hücresine benzeyen başına zoom yapılarak bir metafor yakalanıyor. Bu araç insanlığın uzaya saldığı bir tohum. Zaten ışık huzmesinden geçtikten sonra araç uzay boşluğunda bir sperm hücresine dönüşüyor ve orada bir zigot oluşturuyor. Bu zigot göründükten sonra karakterimiz bir odaya giriyor. Odada Apollon heykelleri var ve karakter burada kendini buluyor. Yönetmen bunu burada karakterin kendi yaşlanmış haline baktığı planlarla direkt fiziksel olarak göstermiş. Oda minimal eşyalarla döşenmiş ve içinde tablo, heykel gibi sanat eserleri var. Bu oda uzayın derinliklerinde yani baktığınız zaman diğer insanlarla ve dünyayla bağlantısız; odanın içinde herhangi bir iletişim aracı görünmüyor. Karakterimiz adeta bir keşişin kendini manastıra kapatması gibi bu odadan hiç çıkmadan yaşlanıyor. Burada göze çarpan bir detay odaya ilk girdiğinde içeride duran küçük uzay aracının adam yaşlanınca ortadan kaybolması. Bu anne rahmine yapışıp zigota dönüşen spermi simgeliyor olabilir. Veya artık bu yoldan geri dönüş olmadığını, adamın gemileri yaktığını vs. Adam bu odadaki ömrünün son kertesinde yatağa düşmüş, ölmek üzereyken monolit odaya giriyor ve adam adeta bir aydınlanma yaşamış, o monolitin olayını kavramış ancak heyecandan konuşamıyormuş gibi eliyle monoliti gösteriyor ve ölüyor. Adam ölünce plasenta içinde bir bebeğe yani bebeğin anne karnındaki son evresine dönüşüyor doğmaya hazır hale geliyor. Yani adam bir sorunun cevabını bulmak, monolitin gizemini çözmek için yola çıkıyor, bu yolda dünyadan ayrılıp uzaklaşıyor, bir spermin içinden çıkıp zigota dönüyor, bir rahime girip burada kendisini buluyor ve bir keşiş gibi ömrünü orada geçirerek düşünüyor, ve en sonunda monoliti görüp aydınlanıyor ve sorusunun cevabını bulduğunda insanlığın uzaya serptiği bu tohum nihayet başka bir boyutta bir bebek olarak doğuyor. İnsanlığın yeni şafağında insanlığın medeniyetinin çağ atlayışını temsil ediyor bu. Ancak burada bebek çıplak ve savunmasız. Çıplak yani üzerinde hiçbir eşya, hiçbir alet yok. Bu durum ve film boyunca gözümüzün içine sokulan minimalizm bize yeni bir çağ açıp medeniyeti yükseltmenin yolunun eşyalardan kurtulmak olduğunu mu anlatıyor? Bebek, maymun, maymunun maymun öldüren silahı ve insanın ona ihanet edip öldüren bilgisayarı HAL 9000 öğeleriyle aslında insanlığın bundan sonra geleceği yer veya yapması gereken şey en başa dönmek bütün alet ve eşyalardan kurtulmak mı demek istiyor? Peki o aydınlanma ve ilerleme sağlayan monolitin anlamı ne? Yoksa direkt kehaneti çözüp de varacağımız cevabı mı simgeliyor? Bu benim fikrim, doğruluğu tartışılır ancak kesin olan bir şey varsa o da Stanley Kubrick bize bu filmle yeni bir delfi kehaneti veriyor ve insanlığın geleceği hakkında düşünmemizi ve medeniyetimizin gelişimi ve varacağı yerle ilgili sorunlara çözüm bulmamızı istiyor.
Cebimdeki Yabancı filmine yorum yazdı:
2016 yapımıPerfetti Sconosciuti isimli italyan filminden arak bu film.
1492: Cennetin Keşfi filmine yorum yazdı:
Ridley Scott muhteşem bir yönetmen. Filmde repliksiz sahnelerin replikli sahnelerden daha çok olmasına rağmen o 2.5 saatin nasıl geçtiğini anlayamadım. Çok güçlü bir sinema dili kullanılmış, oyunculuklar muazzam, tema muazzam, seyredeceğiniz görüntüler muazzam. Hiç vakit kaybetmeden seyredin derim.
ağaç dalları arasında tepeden çekilen öpüşme sahnesi çok iyiydi. Filmin sonundaki intihar metaforuyla Sinan’ın olmak istediği kişiyi öldürüp babasının yolundan gitmesi bir yandan oedipal çatışmanın çözüme kavuşmasını simgelerken bir yandan da babasıyla sorunlu ilişkileri olup kendine farklı yol çizmeye çalışan izleyicilerin durduk yerde amına koyarak derin düşüncelere sürüklüyor.
bakmayın filmin 188 dk olduğuna reklamıyla arasıyla 3.5 saat, üstüne düşünmesiyle 1 hafta, hatta bir ömür uzunluğunda bu film.