2 ay önce
Balina filmine yorum yazdı:
Hamnet filmine yorum yazdı:
Hamnet uyarlaması, görsel dünyasıyla ne kadar etkileyici görünürse görünsün, hikayenin ruhunu oluşturan o en vurucu kısımları eksik bıraktığı gerçeğini ne yazık ki değiştirmiyor. Özellikle Will’in Agnes’e "gitmeme izin verme" diye adeta yalvardığı, geri geri yürüyerek kopamadığını gösterdiği o mistik ve sarsılmaz bağı filmde tam olarak hissedememek büyük bir kayıp; yapım, bu derin kader birliğini sanki sadece "hamile kaldı diye evlenmek zorunda kalmışlar" gibi sığ bir düzleme indirgemiş. Bunun yanı sıra Agnes’in hem kendi üvey annesinden hem de kayınvalidesinden yıllarca çektiği o ağır aile içi baskının ve çilelerin gösterilmemesi, karakterin metanetini ve yalnızlığını eksik bırakıyor. Çocukların babalarını yılda sadece bir-iki kez görebildikleri o büyük mesafenin ve babasız büyümenin yarattığı boşluğun yeterince işlenmemesi bir yana; kitabın en can alıcı noktası olan o "isimsiz acı" vurgusunun atlanması ise tam bir hayal kırıklığı. Eşi ölene dul, anne babası ölene yetim denirken, ikiz ... DevamıHamnet uyarlaması, görsel dünyasıyla ne kadar etkileyici görünürse görünsün, hikayenin ruhunu oluşturan o en vurucu kısımları eksik bıraktığı gerçeğini ne yazık ki değiştirmiyor. Özellikle Will’in Agnes’e "gitmeme izin verme" diye adeta yalvardığı, geri geri yürüyerek kopamadığını gösterdiği o mistik ve sarsılmaz bağı filmde tam olarak hissedememek büyük bir kayıp; yapım, bu derin kader birliğini sanki sadece "hamile kaldı diye evlenmek zorunda kalmışlar" gibi sığ bir düzleme indirgemiş. Bunun yanı sıra Agnes’in hem kendi üvey annesinden hem de kayınvalidesinden yıllarca çektiği o ağır aile içi baskının ve çilelerin gösterilmemesi, karakterin metanetini ve yalnızlığını eksik bırakıyor. Çocukların babalarını yılda sadece bir-iki kez görebildikleri o büyük mesafenin ve babasız büyümenin yarattığı boşluğun yeterince işlenmemesi bir yana; kitabın en can alıcı noktası olan o "isimsiz acı" vurgusunun atlanması ise tam bir hayal kırıklığı. Eşi ölene dul, anne babası ölene yetim denirken, ikizi ölen bir çocuğun dilde bile bir karşılığının olmayışını anlatan o sarsıcı tespiti perdeye taşımamak, hikayenin yas duygusunu çok eksik ve yüzeyde bırakmış. Karakterlerin iç dünyasındaki bu hayati katmanlar ve o derin sadakat duygusu ıskalandığı için, ortaya çıkan yapım ne yazık ki duygusal anlamda hep bir parça yarım hissettiriyor.
Asparagus filmine yorum yazdı:
Filme adını veren kuşkonmaz metaforu başlı başına bir deha: Sadece fallik bir sembol değil; topraktan fışkıran o ilk, ham ve aktif (eril) enerjiden, serpilip dallanan ve estetik bir forma dönüşen (dişil) yaratım döngüsüne kadar yaratıcılığın her evresini temsil ediyor. 70’lerin feminist sanat ruhunu taşıyan bu animasyon, kadın cinselliğini pasif bir nesne olmaktan çıkarıp; meraklı, aktif ve hatta bazen rahatsız edici bir özne olarak karşımıza dikiyor. Karakterin kendi iç dünyasını (o sihirli çantasını) bir tiyatro sahnesinde sergilemesi ise sanatçının o tekinsiz ama büyüleyici yaratım sürecinin en somut özeti.
Gece ve Sis filmine yorum yazdı:
Tüm bu olanlara kimin kalbi dayanabilir? Dünya ne kadar acımasız!
Saykoterapi: Bir Seri Katil Hakkında Yazmaya Karar Veren Yazarın Sığ Hikayesi filmine yorum yazdı:
Lama sahnesi müthiş ya!
Ungentle filmine yorum yazdı:
Ve diğerleri güneşin peşinden koşarken, güneş de sanki onun peşinden koşardı.
Orlando filmine yorum yazdı:
Orlando karakterinin duygu geçişlerini öyle güzel veriyor ki Tilda Swinton tekrar tekrar ve tekrar hayran bırakıyor beni kendisine.
Yönetmenin Virginia Woolf romanını film haline getirtmesine ayrı, filmin ışığı, renkleri, kostümü ve her sahnesinin görsel bir şölen sunmasını ayrı sevdim. Hayır aşık oldum!
Beni çok heyecanlandıran bir filmdi. Cinsiyet geçişleri ve kadınlık/erkeklik üzerine yazılmış tüm bu metinler yüz yıllar değişse de cinsiyet üzerine bakış açısının nasıl da toy kaldığını görüyoruz. Zamanın ötesinde bir yazardan, kıymetli bir film yaratmış bir yönetmenin filmini izledim.
Ah kalbim!
28 Gün Sonra filmine yorum yazdı:
Walking Dead dizisinde Rick'in uyandığı gibi Jim bir hastane odasında uyanıyor. Fakat neden çıplak yattığını anlayamadım.
Bu filmden önceki zombi filmlerinde hep yavaş ve aksak ilerleyen zombileri görürdük. İlk kez bu kadar hızlı koşan ve atik zombiler görmek bu filmi ilk izlediğimde beni çok heyecanlandırmıştı. Bu filmi özel kılanlardan biri de budur. Şimdiki zamanda izlendiğinde aynı heyecanı vermemesi çok normal. Fakat o dönem büyük heyecan uyandırmış, ondan sonraki gelenlere ilham kaynağı olmuştur. Yoksa hala ağır aksak zombi izlerdik.
Ayrıca “28 Gün Sonra”nın en çarpıcı yanlarından biri, Londra’nın kalbini bomboş görmekti.
Filmdeki o sahneler gerçekten şehirde çekildi. Danny Boyle sabahın en erken saatlerinde, birkaç dakikalığına yolları kapatmak için özel izin aldı. İnsanları uzak tutmak için yollara görevli kadın polisler koymuşlar çünkü “polis erkek olunca sürücüler daha agresif oluyordu” diye anlatıyor Danny Boyle.
B ... DevamıWalking Dead dizisinde Rick'in uyandığı gibi Jim bir hastane odasında uyanıyor. Fakat neden çıplak yattığını anlayamadım.
Bu filmden önceki zombi filmlerinde hep yavaş ve aksak ilerleyen zombileri görürdük. İlk kez bu kadar hızlı koşan ve atik zombiler görmek bu filmi ilk izlediğimde beni çok heyecanlandırmıştı. Bu filmi özel kılanlardan biri de budur. Şimdiki zamanda izlendiğinde aynı heyecanı vermemesi çok normal. Fakat o dönem büyük heyecan uyandırmış, ondan sonraki gelenlere ilham kaynağı olmuştur. Yoksa hala ağır aksak zombi izlerdik.
Ayrıca “28 Gün Sonra”nın en çarpıcı yanlarından biri, Londra’nın kalbini bomboş görmekti.
Filmdeki o sahneler gerçekten şehirde çekildi. Danny Boyle sabahın en erken saatlerinde, birkaç dakikalığına yolları kapatmak için özel izin aldı. İnsanları uzak tutmak için yollara görevli kadın polisler koymuşlar çünkü “polis erkek olunca sürücüler daha agresif oluyordu” diye anlatıyor Danny Boyle.
Bu kadar merkezi bir bölgeyi gerçekten boşaltarak çekim yapabilen başka kimse olmadı.
Bugün aynı sahneleri çekmek istesen, dijital efektlerle taklit edebilirsin ama o gerçek sessizliğin yarattığı tedirginliği asla tam hissedemezsin.
Dijital kamerayla çekilmesi o dönem radikal bir tercihti; düşük çözünürlük, karanlık, grenli görüntüler — her şey daha belgesel gibi hissettiriyor. Üstelik ucuz dijital kameralarla çekilmesinin bir diğer nedeni de o dönemde 35 mm filmle bu kadar hızlı çekim yapmak mümkün değildi. Bu sayede yönetmen sokakları kimse fark etmeden birkaç dakikada çekebildi.
Get Ready filmine yorum yazdı:
Bu yönetmen arkadaşımız film buluntuları ile karanlık odada oynamayı ve deneysel içerikler yaratmayı çok seviyor belli ki. Çok garip bir kafası var. Bir çocuğun kendi kendine soyut yarattığı oyunlar gibi filmleri.
Annemin evi terk edişi geldi aklıma. Hala buna ağlıyor olmak üzdü beni.