18 saat önce
Saplantı filmine yorum yazdı:
"Filmler bittiği gibi bu hayat da bitecek"
Backrooms filmine yorum yazdı:
Bir filmin iyi olup olmadığını anlamak için yıllardır ölçütüm Renate Reinsve'di. Kadroda onun adını görüyorsam gönül rahatlığıyla izliyordum. Bu filmle birlikte o dönemin de sonuna gelmiş oldum
The Great Arch filmine yorum yazdı:
Miraculum’dan beri Xavier Dolan’ın en ciddi performansını izliyoruz. Kendi filmlerinde de başkalarının projelerinde de genelde karakterleri her an patlayabilecek yoğun bir duygusallık taşıyor. Ama Jean-Louis Subilon tamamen farklı bir yerde duruyor.
Sakin, ölçülü ve sürekli iki dünya arasında sıkışmış biri. Bir tarafta kusursuz bir vizyona inanan idealist bir mimar var, diğer tarafta o vizyonu sürekli parçalara ayırıp uygulanabilir hale getirmeye çalışan katı bir devlet sistemi. Subilon’un rolü bu iki dünya arasında gidip gelmek aslında. Tam bir arabulucu. İmkânsız görünen sanatsal fikirleri sistemin kabul edebileceği bir dile çevirmek zorunda. Aynı zamanda tam tersini de yapıyor: bürokrasinin sert gerçekliğini mimarın tolere edebileceği bir şeye dönüştürüyor.
Bu yüzden hiçbir zaman gerçekten bir tarafı seçmiyor. İkisini aynı anda taşımaya çalışıyor ve sistemin çökmesini engellemek için sürekli denge kuruyor.
Xavier Dolan’ı hem oyuncu hem yönetmen olarak gerçekten çok beğeniyoru ... DevamıMiraculum’dan beri Xavier Dolan’ın en ciddi performansını izliyoruz. Kendi filmlerinde de başkalarının projelerinde de genelde karakterleri her an patlayabilecek yoğun bir duygusallık taşıyor. Ama Jean-Louis Subilon tamamen farklı bir yerde duruyor.
Sakin, ölçülü ve sürekli iki dünya arasında sıkışmış biri. Bir tarafta kusursuz bir vizyona inanan idealist bir mimar var, diğer tarafta o vizyonu sürekli parçalara ayırıp uygulanabilir hale getirmeye çalışan katı bir devlet sistemi. Subilon’un rolü bu iki dünya arasında gidip gelmek aslında. Tam bir arabulucu. İmkânsız görünen sanatsal fikirleri sistemin kabul edebileceği bir dile çevirmek zorunda. Aynı zamanda tam tersini de yapıyor: bürokrasinin sert gerçekliğini mimarın tolere edebileceği bir şeye dönüştürüyor.
Bu yüzden hiçbir zaman gerçekten bir tarafı seçmiyor. İkisini aynı anda taşımaya çalışıyor ve sistemin çökmesini engellemek için sürekli denge kuruyor.
Xavier Dolan’ı hem oyuncu hem yönetmen olarak gerçekten çok beğeniyorum. Kamera arkasında da önünde de yaptığı her şey kusursuz onu daha fazla beyazperdede görmek istiyorum.
Filmi Xavier Dolan için izlediğim çok mu belli oldu?
İlişki filmine yorum yazdı:
Film sürekli önemliymiş gibi davranıyor ama aslında söyleyecek hiçbir şeyi yok. Hayvan gibi kötü bir film yapmak da ayrı başarı
Sevgilinin Ardından filmine yorum yazdı:
Aslında çok naif ve güçlü bir yerden başlıyor. Kaybın iki farklı yüzü, bir annenin oğluna duyduğu özlemle bir adamın sevgilisine duyduğu özlemin kesişmesi. Aynı acının içinde, birbirini anlamaya çalışan iki yalnız insan fikri gerçekten etkileyici.
Ama film ilerledikçe bu derinlik yerini tuhaf bir şekilde “kıskanç anne” anlatısına bırakıyor. Üstelik bunu neredeyse romantize ederek yapıyor ve o noktada bütün o duygusal potansiyel biraz sönüyor.
Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filmine yorum yazdı:
Çok düzgün bir film mi? Değil. Ama zaten derdi de o değil gibi. Yer yer dağınık hissettirse de o karanlık, melankolik atmosferi tutturmuş. Karakterlerin arasında gezinen yalnızlık hissi geçiyor izleyiciye. Müzikleri Uzay Heparı’ya mı seçtirmişler bilmiyorum aşırı iyilerdi. Çalan şarkılar sahnelerin duygusunu baya yukarı çekiyor. Sırf o soundtrack için bile izlenir.
Endless Summer Syndrome filmine yorum yazdı:
Keşke internet paketim bitseydi de Twitter’da o gif’e denk gelip merakıma yenik düşmeseydim. Fransız sinemasında tekrara düşen kimin eli kimin cebinde temalı ilişkilere bir yere kadar tahammül gösterebilirim ama burada etik olarak son derece problemli bir ilişkinin estetik bir gerilim unsuru gibi ele alınması feci mide bulandırdı. Konu okumadan paldır küldür film izleme olayını an itibariyle bitirmiş bulunuyorum.
Mağaramdan sevgiler
Çatışma filmine yorum yazdı:
Filmi uzun zamandır ararken tesadüfen bugün bulup izlememin tam da yaşadığımız olaylara denk gelmesi kötü bir tesadüf oldu. Ekrandaki kurgu ile dünyanın şu anki hali arasında bir bağ kuruyor ve bu da izleme deneyimini daha ağır bir yere taşıyor. Savaş filmleri çoğu zaman gösterişe kaçabiliyor ama Warfare daha çok kaosun ve belirsizliğin hissine odaklı.
Bi kere Call On Me ile beni zaten başta tavladı. Epeydir bu kadar iyi bir açılış sahnesi izlememiştim. Fakat filmin en güçlü tarafı kesinlikle ses kullanımıydı. Atmosferi neredeyse tamamen ses üzerinden kuruyor. Ses tasarımıyla ilgili aldıkları ne kadar ödül varsa analarının ak sütü gibi helaldir.
Late Shift filmine yorum yazdı:
Leonie Benesch’i tanımayan biri onu gerçekten hemşire zannedebilir. Bu kadar doğal bir performansın arkasındaki hazırlık sürecini ciddi anlamda merak ediyorum.
Uğultulu Tepeler filmine yorum yazdı:
Konuya az çok hakimdim ama gotik atmosferli Canısı remake’i izleyeceğimi tahmin etmiyordum.
Yine de Heathcliff‘den biraz İbrahim Erkal gururu beklerdim. Cath’le sarılırken yatak odasını farkedip “Onunla günlerce bu yatakta yattın! Onun kulağına bu yatakta aşk kelimeleri fısıldadın değil mi?! Sıra bende hadi soyun kaç paraysa ödiycem!” şeklinde bir gurur monoloğu patlatsaydı çok da absürd durmazdı.
Bir insanın istemediği eylemlere zorlanması, kendi bilincinin dışında gerçekleşen bir varoluşa sürüklenmesi ve buna rağmen tüm sonuçların ona yazılması… işte korku burada başlıyor.