M
16 yıl önce
Av Mevsimi filmine yorum yazdı:
Seni Seviyorum Phillip Morris filmine yorum yazdı:
eşcinsellerin sürekli birileriyle seks yapan insanlar değil de, herkes gibi acı çeken, aşık olan, birilerinin peşinde koşan, aşık olduğu kişi için her şeyi göze alabilen insanlar olduğunu göstermesi açısından harika bir film. gerçek bir hikaye olması ayrıca ilginç tabii...
Dövüşçü filmine yorum yazdı:
krisçın beyl'in oyunculuğu muhteşem tek kelimeyle. mutlaka izlenmeli diyorum...
boks filmin görünen konusu ama asıl olay süt kuzusu olan bir adamın abisine ve annesine karşı verdiği varoluş mücadelesi, onların dümen suyundan çıkma hikayesi. sevgili olmasa yapamazmış ama...
Şantaj filmine yorum yazdı:
muhtemelen yönetmen rahatsız edici bir film yapmaya çalışmış. kendi kendine demiş ki abi bir vızıltı olsun ortalıkta. bu da sembolik bişey olsun. hayatın boktanlığına, boşluğuna, .öte gelmişliğe dair bir sembol koyalım demiş. bir de sahne geçişleri zor olsun, milleti uyuz edelim, sahneyi beklentiler dahilinde çabucak bitirmeyelim. haneke tarzı olsun böyle, uzattıkça uzatalım sahneyi seyirci ambale olsun, avrupa sineması havası verelim demiş. abidik gubidik yakın çekim yapmayı da ihmal etmeyelim abi demiş ek olarak. elleri, yüzü falan çekelim, zumlayalım böyle anlamsız anlamsız demiş. haa demiş bir de müzik mi değil mi belli olmayan sesler koyalım iyice dağıtsın demiş seyirciler. ama yaratmak istediği o avrupa sineması rahatsız ediciliğini yaratamamış. vasatın altında bir holivud filmi çıkmış ortaya. çok kötü değil film. ama holivud tarzına alışkın bünyeye, kafaya örs düşmüş etkisi yapar.
Denizanası filmine yorum yazdı:
"şişenin içinde bir gemi, ne toz tutar ne de yüzebilir" temalı israil filmi. film o kadar etkileyici ki bunu nasıl anlatabileceğimi bilemiyorum. ben aşağıda yazdıklarımda kendimi tatmin ettim. okumazsanız iyi edersiniz. izleyin ama, kaçırmayın...
bakın, okumayın demiyorum okuyun, ama izledikten sonra hobi olarak okuyun...
spoiler (spoiler candır, canandır, yürek yarısıdır, baba yarısıdır, amcadır yani, bildiğin amca...)
+ filmdeki kahramanlarımızdan birisi garson kız.denizden gelen ve bir anda garson kızın karşısında dikilen kız çocuğu garson kızın kendi çocukluğu belki de. kız onunla bir dolu vakit geçiriyor. ne zamanki garson kız onu olduğu gibi, çocuk haliyle kabul edemiyor, o zaman denizden gelen kız ödünç aldığı elbiseyi de bırakıp kayboluyor ortadan. garson kız kendi anne babasının ona yaptığını denizden gelen kıza yapıyor: onu, çocukluğunu, çocuk davranışlarını kabul etmiyor, onu şekle sokmaya çalışıyor, (eğitimin tanımlarında sıkça karşılaştığımız gibi) istendik davranışlar ... Devamı"şişenin içinde bir gemi, ne toz tutar ne de yüzebilir" temalı israil filmi. film o kadar etkileyici ki bunu nasıl anlatabileceğimi bilemiyorum. ben aşağıda yazdıklarımda kendimi tatmin ettim. okumazsanız iyi edersiniz. izleyin ama, kaçırmayın...
bakın, okumayın demiyorum okuyun, ama izledikten sonra hobi olarak okuyun...
spoiler (spoiler candır, canandır, yürek yarısıdır, baba yarısıdır, amcadır yani, bildiğin amca...)
+ filmdeki kahramanlarımızdan birisi garson kız.denizden gelen ve bir anda garson kızın karşısında dikilen kız çocuğu garson kızın kendi çocukluğu belki de. kız onunla bir dolu vakit geçiriyor. ne zamanki garson kız onu olduğu gibi, çocuk haliyle kabul edemiyor, o zaman denizden gelen kız ödünç aldığı elbiseyi de bırakıp kayboluyor ortadan. garson kız kendi anne babasının ona yaptığını denizden gelen kıza yapıyor: onu, çocukluğunu, çocuk davranışlarını kabul etmiyor, onu şekle sokmaya çalışıyor, (eğitimin tanımlarında sıkça karşılaştığımız gibi) istendik davranışlar oluşturmaya çalışıyor.
+ diğer kahramanımız asyalı bir bakıcı. çocuğundan uzak düşmüş. bu sebeple çocuk da annesine kızgın. neredesin diye hesap soruyor telefonda annesine.
+ üçüncü kahramanımız (ya da kahramanlarımız)da yeni evli bir kadın ve erkek. tüm amaçları kaldıkları otelde denizi görebilecekleri bir odaya sahip olmak. şair olduğunu düşündükleri kadın da kendi hakkından feragat edip deniz manzaralı odasını çiftimize veriyor. çünkü onun için intihar edeceği yerin pek bir önemi yok. öldüğü zaman da yanında buldukları (nisanart'ın da yukarıda yazdığı) şiir, yeni evlenen kadının, şair kadını kıskanarak döktürdüğü şiirdir.
+ filmde dolaylı da olsa hep bir deniz vurgusu var: küçük kız denizden çıkıp geliyor, asyalı kadın çocuğuna büyük bir yelkenli maketi almak için çırpınıyor, yeni evli çiftimiz denizi görmek için can atıyorlar falan filan.
+ ayrıca anne-kız sorunları da göze çarpıyor. garson kız dibine kadar problemli bu konuda. kendisinin beş parasız olması, annesinin başka hayatlar için bir şeyler yapmaya çalışması, evler inşa etmek istemesi ama kızın başını sokacak doğru düzgün bir evinin bile olmaması filmin en ironik kısımları. asyalı kadının çocuğuyla yaptığı konuşmaların, bu garson kızın medyatik annesinin afişinin önünde gerçekleşmesi de ironik bir durum olmuş, zira medyatik anne kızıyla ilgili durumlar hep -miş gibi yapıyor. gerçekten ilgilenmiyor kızıyla. "terapiste gitmek istersen paranı ben öderim" diyor mesela. asyalı kadın da tam tersi çocuğu için ölüyor. beğendiği gemiyi çocuğuna almak için gittiğinde geminin yerinde olmadığını görünce yıkılıyor. bakıcılığını yaptığı kadın da kendi kızına göstermediği ilgiyi, sevgiyi, şefkati bakıcısına gösteriyor. (kızı, oynadığı rolü nasıl bulduğunu sorduğunda annesine "harikaydın, çok beğendim" diyemiyor. "sen kızımsın, objektif olamam" demekle yetiniyor.)
+ ek olarak kesişen hayatlar falan yok filmde. ucundan kıyısından birbirine dokunan hayatlar var. yönetmen hayatları kesiştirecem diye kasmamış kendini (innaritu bunu iyi yapıyor kabul ediyorum).
+ filmin sonundaki dondurmacı olayına girersem ağlamaya başlarım. hiç değinmiyorum...
+ fotoğrafçı kız: benim ailem soykırımdan kurtulmuştu. onlardan hiçbir şey istemezdim.
garson kız: sen ikinci kuşak mısın?
fotoğrafçı kız: hepimiz birşeylerin ikinci kuşağıyız.
spoiler
Mekanik filmine yorum yazdı:
özellikle ben foster'ın performansı için izlenmesi gereken bir film. ama yine de çerezlik olmaktan kurtulamıyor tabii...
Cadılar Zamanı filmine yorum yazdı:
kötü demeye bile dilim varmıyor. o derece vakit kaybı...
Ulis'in Bakışı filmine yorum yazdı:
izlemesi zor ve ağır ilerleyen film. daha önce de belirttiğim gibi holivud filmlerine ve bol sürprizli fransız filmlerine aşina izleyici için iyi bir sabır sınavıdır böyle filmler. tam olarak anladığımı iddia etmiyorum ama gözüme çarpan noktalar aşağıdakiler.
spoiler
+ filmde çok ilginç geçişler var. mutlaka gözünüze çarpar.
+ müzikleri çok etkileyici. fazla müzik olduğunu söyleyemem ama olanlar gerçekten güzel.
+ sisin içinde çekilen sahneler çok etkileyici, özellikle de açık havada konser veren orkestra. oradaki müzik zaten bitiriyor insanı.
+ lenin heykelinin taşınması sahnesi etkiledi beni.
+ zorlu bir yolculuk sonrası iki arkadaşın birbirine kavuşması görülmeye değer sahnelerden biri.
+ filmde hiçbir savaş sahnesi yok (en azından ben öyle hatırlıyorum). ama görüntüler ve ara sıra gelen patlama sesleri daha bir ürkütücü olmuş. hiç de patlama sahnesine falan gerek kalmamış. yıkık binalar, kaçak göçek yaşayan halk, su sıkıntısı ve su bulma mücadelesi gibi durumlar zaten savaş ... Devamıizlemesi zor ve ağır ilerleyen film. daha önce de belirttiğim gibi holivud filmlerine ve bol sürprizli fransız filmlerine aşina izleyici için iyi bir sabır sınavıdır böyle filmler. tam olarak anladığımı iddia etmiyorum ama gözüme çarpan noktalar aşağıdakiler.
spoiler
+ filmde çok ilginç geçişler var. mutlaka gözünüze çarpar.
+ müzikleri çok etkileyici. fazla müzik olduğunu söyleyemem ama olanlar gerçekten güzel.
+ sisin içinde çekilen sahneler çok etkileyici, özellikle de açık havada konser veren orkestra. oradaki müzik zaten bitiriyor insanı.
+ lenin heykelinin taşınması sahnesi etkiledi beni.
+ zorlu bir yolculuk sonrası iki arkadaşın birbirine kavuşması görülmeye değer sahnelerden biri.
+ filmde hiçbir savaş sahnesi yok (en azından ben öyle hatırlıyorum). ama görüntüler ve ara sıra gelen patlama sesleri daha bir ürkütücü olmuş. hiç de patlama sahnesine falan gerek kalmamış. yıkık binalar, kaçak göçek yaşayan halk, su sıkıntısı ve su bulma mücadelesi gibi durumlar zaten savaş psikolojisine sokuyor insanı yeterince.
+ adamın tüm mücadelesinin manakis kardeşlerin görücüye çıkmamış 3 bobin filmini bulmak için olması ayrıca bir enteresan zaten. yapmadığı yaşamadığı şey kalmıyor bu uğurda. manakis kardeşleri biraz inceleyince adama hak veriyorsunuz ama.
+ bir de filmin başlarında "bakın sayın izleyenler şu görüntüleri çeken adamların 3 bobin filmini arıyorum" dercesine gösterilen siyah beyaz manakis kardeşler filmi de etkiliyor izleyeni. oradaki insanlar garip bir şekilde ürküttü beni. benzer duyguyu queen’in innuendo adlı parçasının klibini izlerken de yaşıyorum. müziğin yavaşladığı bölümde o dans eden kadın ve erkekler tüylerimi diken diken ediyor.
+ ek olarak filmdeki en büyük amaç olan ulis’in bakışı filmi için de çok fazla ümitlenmeyin.
+ yazmayı unuttum. şöyle güzel bir bölümü var:
"öyle tatlı bir keder ki ayrılık, sabaha kadar iyi geceler dileyeceğim artık. gözlerinde uyku barınsın ve yüreğinde huzur.
uyku da huzur da ben olsam, gözlerine ve yüreğine yalnız ben dolsam. kimden yardım dilemeli, tanrı’ya ne kadar yakarmalı biçare yüreği. ne oldu sana, benim güzel mutlu köyüm?"
+ düşündüm de şiir gibi bir film bu ya. depresif fazlasıyla...
+ oha! şu diyalogu nasıl unuttum:
kadın: niçin ağlıyorsun?
erkek: seni sevemiyorum. o yüzden ağlıyorum.
+ bir de şunu buldum ki çok fena.
http://www.dailymotion.com/...
spoiler
not: itüsözlük’te yaptığım yorum...
Çölde Kutup Ayısı filmine yorum yazdı:
komedi öğeleri de barındırıyor ama tam anlamıyla bir dram var ortada. izleyin, kaçırmayın diyorum.
eleman bir tren yolculuğu esnasında şunları sarf ediyor: "hayatımın içinden akıp giden tren, yoluna devam ediyordu. ancak trenleri birçok nedenden dolayı affedebiliriz. en basiti, o bir trendir. arabaların tersine, trenler dünyanın arka tarafında ilerler. istasyona yakın kenar mahalle evleri diğerlerinden biraz daha iyi haldedir. ama raylarda yol alırken yalnızca kötü halde olanları görebilirsiniz. hiçbir araba yolculuğu, bir memleket hakkında tren yolculuğu kadar fikir veremez. bahçelerimize, çatı katlarımıza ve barakalarımıza bakarsınız. iplerde kuruyan iç çamaşırlarımızı görürsünüz. bahçe süslerimize, kerevizlerimize, pırasalarımıza, verandalarımıza ve tuğladan yapılma barbekülerimize bakarsınız. flaman topraklarında boy gösteren, mahkeme kararınca onaylanmış ama tadı olmayan otları ağır ağır yiyen inekleri görürsünüz. rayların kenarındaki, yer ... Devamıkomedi öğeleri de barındırıyor ama tam anlamıyla bir dram var ortada. izleyin, kaçırmayın diyorum.
eleman bir tren yolculuğu esnasında şunları sarf ediyor: "hayatımın içinden akıp giden tren, yoluna devam ediyordu. ancak trenleri birçok nedenden dolayı affedebiliriz. en basiti, o bir trendir. arabaların tersine, trenler dünyanın arka tarafında ilerler. istasyona yakın kenar mahalle evleri diğerlerinden biraz daha iyi haldedir. ama raylarda yol alırken yalnızca kötü halde olanları görebilirsiniz. hiçbir araba yolculuğu, bir memleket hakkında tren yolculuğu kadar fikir veremez. bahçelerimize, çatı katlarımıza ve barakalarımıza bakarsınız. iplerde kuruyan iç çamaşırlarımızı görürsünüz. bahçe süslerimize, kerevizlerimize, pırasalarımıza, verandalarımıza ve tuğladan yapılma barbekülerimize bakarsınız. flaman topraklarında boy gösteren, mahkeme kararınca onaylanmış ama tadı olmayan otları ağır ağır yiyen inekleri görürsünüz. rayların kenarındaki, yere sabitlenmiş tozlu mermer ve granitlerin, sevdiklerimizin son durağı olan yeri simgelediklerini görmek istiyorsanız trene binin."
Özel Tim filmine yorum yazdı:
Film sosyal psikolog Stanley Migran’dan yapılan harika bir alıntıyla başlıyor: "Sosyal Psikolojinin bize öğrettiği önemli bir şey vardır. Bu da, bir insanın davranış şeklini karakterinin değil, içinde bulunduğu ortamın belirlediğidir."
İzlenmesi gereken harika bir film. Özellikle kamera hareketleri, kameraya kan sıçraması gibi etkiler filmi daha da vurucu yapıyor seyirci açısından.
+ oyunculuklar iyi dedim ama gözüme çarpan olmamış bir sahne çömezin kopmuş kolu tuttuğu sahne. çok yapay olmuş orası sanki.
+ çömezin teşkilat içinde yaşadığı eziklik, telefonu çaldığında yaşadığı gerilim kesinlikle görülmeye değer. bazı hal ve hareketlerine yarıldım resmen. özellikle de avcı battalın telefonlarını dinlemeye alalım dediğinde çömezin telefonu çalıyor ya. o andaki hareketleri kopartıcı.
+ intihar sahnesini tüm açıklığıyla gösterebilselermiş ben o zaman önünde eğilirdim bu filmin.
+ intihar sahnesinin hemen sonrasında elemanlar bilgisayardaki verici bilgilerini incelerken pamuk seyhan'ın adı altında görülmemesi imkansız bir şekilde kırmızı kırmızı parlayan "uyumlu" ... Devamı
+ oyunculuklar iyi dedim ama gözüme çarpan olmamış bir sahne çömezin kopmuş kolu tuttuğu sahne. çok yapay olmuş orası sanki.
+ çömezin teşkilat içinde yaşadığı eziklik, telefonu çaldığında yaşadığı gerilim kesinlikle görülmeye değer. bazı hal ve hareketlerine yarıldım resmen. özellikle de avcı battalın telefonlarını dinlemeye alalım dediğinde çömezin telefonu çalıyor ya. o andaki hareketleri kopartıcı.
+ intihar sahnesini tüm açıklığıyla gösterebilselermiş ben o zaman önünde eğilirdim bu filmin.
+ intihar sahnesinin hemen sonrasında elemanlar bilgisayardaki verici bilgilerini incelerken pamuk seyhan'ın adı altında görülmemesi imkansız bir şekilde kırmızı kırmızı parlayan "uyumlu" yazısının çömezin gözünden kaçmasını, hemen öncesinde yaşadığı intihar şokuna bağlıyorum. izleyenlerden de böyle yapmalarını rica ediyorum.
+ battal'ın evinde hasta kızı gören herkesin aklına "organları için öldürüldü" düşüncesi mutlaka gelmiştir. ben o kadar zeki olamam, kesin değilim.
+ bir de son sahnede çömezin küvette suyun içinde elindeki kokuyu keseleyerek inatla çıkarmaya çalışması çok etkileyici olmuş. kızın ne için öldürüldüğü ortaya çıkınca o koku daha bir anlamlı hale geliyor tabii.
+ sonuç itibariyle ağır ağır, rahatsız edici bir şekilde ilerleyen güzel bir film olmuş. birkaç küçük nokta da görmezden gelinebilir diye düşünüyorum. konuyu işlemesi ve akıcılığın yavaşlığı açısından bir avrupa sineması havası sezdim. yanlış sezmiş de olabilirim, hemen kızmayın...