şiirsiz yaşanır mı, sevdiğiniz şiirler ?

"Bir misafirliğe gitsem

bana temiz yatak yapsalar;

her şeyi, adımı bile unutup,

uyusam..." M. C. Anday
mademkiustanındoğumgünü,ondanolsunşiirde..

akçaburgazlı yekta'nınyalnızlığına kara taştan tapınak kurduğunda söylediği mezmurdur

karşımızda binler mumluk bir lamba yanıyor

n'apalım akşamdır. uydurulmuş yıldızların çöreklendiği

elini elime alıp davut'la mızıka dinlediğimiz

benim kenarından bir ucunu kaldırıp baktığım

sonra ürküp birden indirdiğim

biz küçük adamlarız. davut'la ben. şiirler okuruz.

Aşık olmuşluğumuz vardır. sapıtmışlara

peygamber olduğumuz

yoklukların sonuna vardığımız kapkara masmavi gözlerle

bilmişliğimiz yoktur. bağışlayıp inandılar. hamd ederiz

gelip dikilen bu ucuz akşamla yeni bir hüzne başlıyoruz

ama davut yok. yalan söyledim. davut ölmüş.

kaldırıp gömmüşler mi? bilemiyorum.

yakıp savurmuşlar mı? bilemiyorum.

o kalabalıkların toptan günahkar olduğu yahut

bağışlandığı

akımsı kalın kumaşların kanlanıp kumlara belendiği

o kıvırcık sakallar ve kargılar döneminde

o bakır döneminde

o hep birden sayılmanın erinci döneminde

parçalayıp dağıtmışlar mı? bilemiyorum.

davut yok. yalan söyledim. onun sürekli ölmesi var yanımda.

elimi elime alıp mızıka dinliyorum

yeni bir hüzne başlıyorum.

bu gidişe ben, tek başıma ayak uyduramadım

pencerede bir elleri öbür kulaklarında

kıvıl böcek kurtları yavruları

karanlık bir yelkenden hızla boşalan kıllı tükenmez rüzgar

şehirler. yolları boyunca dükkanlar açık,

mostralar düzdük

bilimleri sürdük getirdik çılgın ateş yalnızlığımızdan

o bizi dövüp sövemeyen acemi, haydi yufka

yürekli tanrılar katına

kaldım. durmadan davut'u büyütüp öldürdüm.

başka üç kişi daha öldürdüm.

sonunda durdum sana başladım.

sana başladım. akşam mıydı?

gelip gelip gidiyordu havuzların balıklı boşluğu

heykellerin ayıpsız çıplaklığı

davutsuzduk. umutsuzduk. umutsuz kalmak iyiydi.

iyiydi, dinlendiriyordu. dönendiriyordu.

kara kara kuyulara kapandık. korktuk. çıkmadık.

bu benim gerçeğim. durmayıp şarkı söylemek.

durmayıp yalnız kalıyorum. ufacık, yeşilli adalarda.

yalnız kalmaya savaşıyorum. kadınlarla. erkeklerle.

çocuklarla.

tarihlerle, bilimlerle, kalabalıkla savaşıyorum.

büyük tapınaklar kuruyorum. kara taştan. kalın

arabalar koşuyorum

kendim girip tek başıma tapınıyorum. yaralarımı sarıyorum.

birden bir yerden o ışık. bir yerden o ses.

artık sana attığım temeller tutmuyor.

çünkü sen hiç yoksun. hiç olmadın.
ölüm bana sırıtarak gel

Ölümü öp nolur

Yüzünde,o tanıdık riyakarlık

Çünkü nice dost dediklerim,

Sarılıp öptüklerim,

Suratlarında aynı eda

Ve sahtekarlık

Elbette haksın, haktan gelirsin

Kimi gördük ki,

Dünyaya kazık kakmış da kalmış

Heykelin bile dikilse

Sen öldükten sonra

Bakarsın tepene kuşlar kakalmış

Cahar atıp şeş oynasam

Gene yenersin beni

Ölüm bana gülerek gel

Ölümü öp nolur

Sırtımdan vurdurma beni

Alnıma sık kurşunu

Karşıma geç,yüzüme bak ve

Öttür baykuşunu..

Beni sordun mu ölüm

İkiz kardeşin doğuma

Bağlayan ne çözen ne

Bu hayat denen düğümü

Kimi havyar yerken

Kimi soğan cücüğünü

Üç beş arşın beze sarar

Öyle gidersin
He Lan

He lan bir Türkiye derim başka bir şey söylemem

Haram yemem çocuğuma da ondan lokma yedirtmem

He lan bilmem mi bunlara ne laf yetiştirir yalancı çenen

Susamayı Kerbelada öğrenen benim Sıffını da bilen ben

He lan hemen başa sultan kesilensin veya cumhurbaşkanı

Hatıra gelir sana milletin günbegün kazıklanması veya anı

He lan post gösterip suni elyaf kaftanını kafesledinse babanı

Merak etme münker nekir takdir eder bu profesyonel çabanı

He lan yersen benim derdim vatan millet Sakarya

Sen Faureden Respighiden ne anlarsın hıyar ağa!

İsmet Özel
Rubailer - Ömer Hayyam (Kesinlikle başyapıt)

Elimde olsa dünyayı küçümserdim;

İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim;

Daha doğrusu bu aşağılık yere

Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.

**

Bu dünyaya gelip gitmemizin kazancı nerde?

Ömrümüzün umut ipliği ne oldu, nerde?

Bu feleğin çemberinde nice temiz canlar

Yandı kül oldular, hani dumanları, nerde?

**

Biliyorum varlığın, yokluğun dış yüzünü;

Yükselmenin de alçalmanın da içyüzünü;

Ne çıkar öte yanını da bilsem feleğin:

Bezmişim bilgiden, atmışım her türlüsünü.

**

Gerçek eren içinde kir tutmayandır;

Varlığını korkusuzca hiçe sayandır;

Bu topraklar üstünde en temiz kişi

Sağlığında toprak kesilmiş olandır.

**

Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?

Kimselerin kulu kölesi değil misin?

Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?

Keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin.

**

Kimi gizlenir, kimselere görünmezsin;

Kimi renk renk dünyalarda görünür yüzün

Kendi kendinle sevişmek bu seninki:

Çünkü seyreden sen, seyredilen de sensin.

**

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!

Bırak onu bunu da gönlünü tut hoş!

Şu durmadan kurulup dağılan evrende

Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

**

Hep bir çember, dolanıp durduğumuz!

Ne önümüz belli, ne sonumuz.

Kim varsa bilen, çıksın söylesin:

Nerden geldik? Nereye gidiyoruz?

**

Aşk bir beladır, ama Tanrıdan gelme;

Halk neden karşı kor Tanrı emrine?

Bize herşeyi yaptıran kendi madem,

Kulu sorguya çekmenin alemi ne?

**

Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;

Er geç kuyusunu kazar herkesin.

Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela

Sonunda yok olacak değil misin?

**

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:

Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz.

Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;

Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.

**

Ne bilginler geldi, neler buldular!

Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.

Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?

Birer masal söyleyip uyuya kaldılar.

**

Bu ucsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,

Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi:

Biri iyinin kötünün aslını bilir,

Öteki ne dünyayı bilir ne kendini.

**

Ben ne camiye yararım, ne havraya!

Bir başka hamur benimki, başka maya.

Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim:

Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya!

**

Bu çürük temelli kubbede neyiz ki biz?

Tasta delik arayan karıncalar gibiyiz.

Ne korku, ne umut kapılarını bilen

Şaşkın, gözü bağlı, avanak öküzleriz.

**

Bu dünya iki kapılı bir han,

Girdi mi dertlere düşer insan.

Tanınmadan yaşamak en iyisi:

Elinde olsa da hiç doğmasan.

**

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,

Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?

Ev mi dayanır, bu sel yatağına?

Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?

**

Can verinceye dek bu çorak yerde

Dertten başka ne geçer ki eline?

Ne mutlu çabuk gidene dünyadan;

Hele bu dünyaya hiç gelmeyene!

**

Dünyaya geldiler, coşup taştılar;

Güldüler, eğlendiler, anlaştılar;

Bir kadehte sızıverdiler bir gün

Ölüm uykusunda kucaklaştılar.

**

Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!

Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.

Kendini satmıyan adama ekmek yok:

Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

**

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:

Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;

Bana kötü deyip kötülük edeceksen,

Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

**

Yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar;

Altına baktım, çürüyüp toprak olmuşlar.

Yokluk ovasında başka ne var ki zaten:

Daha gelmemişler var, gelip gitmişler var.

**

Yaşamanın sırlarını bileydin

Ölümün sırlarını da çözerdin;

Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:

Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol BEHRAMOĞLU
SİZ AŞK'TAN N'ANLARSINIZ BAYIM?

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Alt katında uyumayı bir ranzanın

Üst katında çocukluğum...

Kağıttan gemiler yaptım kalbimden

Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.

Aşk diyorsunuz,

limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca

Havı dökülmüş yerlerine yüzümün

Büyük bir aşk yamadım

Hayır

Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım

Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı

Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...

Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.

Aşk diyorsunuz ya

Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Balkona yorgun çamaşırlar asmay

Ki uçlarından çile damlardı.

Güneşte nane kurutmayı

Ben acılarımın başını

evcimen telaşlarla okşadım bayım.

Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.

İnsan kaybolmayı ister mi?

Ben işte istedim bayım.

Uzaklara gittim

Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin

Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye

Çikolata yedim bir köşeye çekilip

Zehrimi alsın diye

Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz

İlahiler öğrendim.

Siz zehir nedir bilmezsiniz

Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde

Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,

Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,

Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin

Bir şiir aradım.

Geçen üç yıl boyunca

Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.

Ülkem olmayan ülkemi

Kayboluşumu aradım.

Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Bir ters bir yüz kazaklar ördüm

Haroşa bir hayat bırakmak için.

Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım

Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.

Annem

Ki beyaz bir kadındır.

Ölüsünü şiirle yıkadım.

Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım

Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Acının ortasında acısız olmayı,

Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.

Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.

Aşk diyorsunuz ya,

İşte orda durun bayım

Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım

Kendimin ucunda

Öyle ıslak,

Öyle kötü kokan,

Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım

Aşkı aşk bilir yalnız!

DİDEM MADAK
GİTTİĞİN YAĞMURLA GEL

Bugünlerde içim sıkıldıkça düşüyorum yollara,

Bugünlerde seni düşünüyorum sık sık, neden?

Bugünlerde pek konuşmuyorum ben kimseyle,

Ortaköy'ü bilirsin. Aynı kahvedeyim çok zamandır.

Herkes aynı, her şey aynı,

Bir tek, bir tek sen yoksun...
Çocuklar Gibi/Sabahattin Ali

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kah el üstündeydim, kah hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi.
PARİS

Ben ben ben Paris'teyken

Aman aman ben Paris'teyken

Bahardı dallarda gezen

Ben ben ben Paris'teyken

Aman bir Sacre-Coeur, Notre Dame

Pır pır kölelerin gölgesi

Kara ve beyaz işçiler işçiler

Paris'i her gece yeniden kurarlar

Paris'i hergece yeniden kurarken

Kulesi duvarı freski vitrayı

Kuran benim yapan benim diyemeden

Her gece aman aman her gece

Kara ve beyaz ölüler

Altından soğuk taşların

İnce ezgilerle seslenirler

/Gülten AKIN
Bir mesaja cevap veriyorsunuz.
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
Aktivasyon Mailim Gelmedi!
ŞİFREMİ UNUTTUM
AKTİVASYON MAİLİ GÖNDER
ÜYE OL