11 yıl önce
Diriliş filmine yorum yazdı:
Leo bu filmle Oscar alırsa daha da gitmem Oscarlara, Will Smith abim gibi koyarım tepkimi. Adam 2,5 saat sadece acı çekti, Tom Hardy tek başına taşıdı filmi.
Diriliş filmine yorum yazdı:
Leo bu filmle Oscar alırsa daha da gitmem Oscarlara, Will Smith abim gibi koyarım tepkimi. Adam 2,5 saat sadece acı çekti, Tom Hardy tek başına taşıdı filmi.
Me and Earl and the Dying Girl filmine yorum yazdı:
Genel itibariyle güzel anlatımlı naif film ve bol sinema referansıyla hoşuma gitmişti ancak;
4. duvarı yıkan filmler çok hoşuma gider, kimileri sevmese de kanaatimce seyirci ile film arasında özel bir bağ kurulmasını sağlıyor ve ben oyuncu/yönetmenin doğrudan bana bir şeyler anlatmasını etkileyici bulurum. Ancak bu filmde ana karakter dış ses olarak hikayeye girip yalan söylüyor. Dış ses kullanımı/seyirciye doğrudan hitap, genelde seyirciye olay örgüsünü açıklamak ya da daha önemlisi karakter ile seyirci arasında bağ kurulmasını sağlamak için kullanılır. Ancak izleyiciye alanen yalan söylemek bir nevi kutsal bir bağı kopartmaktadır. İzleyicinin ya da bir kitap söz konusu ise okuyucunun anlatılan ile tek bağlantısı anlatıcıdır ve bu gerçekten de kutsal bir bağdır. Daha önce Agatha Christie bir romanın da benzer bir hamle ile anlatıcının katil olduğu bir hikaye anlatmış ve bu konuda çok eleştiri almış, hatta aslında katilin başka biri olduğuna da ... DevamıGenel itibariyle güzel anlatımlı naif film ve bol sinema referansıyla hoşuma gitmişti ancak;
4. duvarı yıkan filmler çok hoşuma gider, kimileri sevmese de kanaatimce seyirci ile film arasında özel bir bağ kurulmasını sağlıyor ve ben oyuncu/yönetmenin doğrudan bana bir şeyler anlatmasını etkileyici bulurum. Ancak bu filmde ana karakter dış ses olarak hikayeye girip yalan söylüyor. Dış ses kullanımı/seyirciye doğrudan hitap, genelde seyirciye olay örgüsünü açıklamak ya da daha önemlisi karakter ile seyirci arasında bağ kurulmasını sağlamak için kullanılır. Ancak izleyiciye alanen yalan söylemek bir nevi kutsal bir bağı kopartmaktadır. İzleyicinin ya da bir kitap söz konusu ise okuyucunun anlatılan ile tek bağlantısı anlatıcıdır ve bu gerçekten de kutsal bir bağdır. Daha önce Agatha Christie bir romanın da benzer bir hamle ile anlatıcının katil olduğu bir hikaye anlatmış ve bu konuda çok eleştiri almış, hatta aslında katilin başka biri olduğuna dair kitap dahi yazılmıştır. Çok belirli durumlarda kullanabileceğini kabul ediyorum (örneğin Christie'nin yaptığı gibi okuyucuyu ters köşeye yatırmak veya alenen yalancı olan bir antikahramanın bu özelliğini vurgulamak gibi) ancak bu filmde sadece senaryoyu klişelikten kurtarma çabası olarak gözüküyor. Söylenilen yalanın ardından ihanete uğrayan izleyicinin ana karakter ile ve dolayısı ile filmle bağı kopuyor. En etkileyici kısım olması gereken filmin sonu bu yüzden hissizleşiyor. Şahsen film boyunca empati kurduğum ve birlikte gülüp hüzünlendiğim karakterin en dramatik anında artık hiçbir şey hissetmiyordum.
Klişe bir senaryodan da güzel bir film çıkabilir, hatta çıkıyormuş da ancak keşke yönetmen/senarist farklı olmaya çalışırken kendi ayağına sıkmasaymış.
Frank filmine yorum yazdı:
Şunu da buraya bırakalım; bir tek ben bu kadar etkilenmiş olamam heralde bu şarkıdan:
http://www.youtube.com/watch?v=0zA1Ld2ZnwE
Sadece Aşıklar Hayatta Kalır filmine yorum yazdı:
Bir filmde yönetmen farkı nedir sorusunun cevabı adeta bu film. Kendisinden çok fazla şey vaat etmeyen, hatta Twilight sonrası çok ayağa düşmüş bir konuda bu kadar eli yüzü düzgün bir film beklemiyordum açıkcası. İyi bir yönetmen, iyi bir ekip ve iyi müzikler bir filmi konusundan ve hatta bir raddeye kadar senaryosundan bağımsız olarak başarılı bir film yapabiliyorlar demek ki. Ancak senaryo olarak beni tatmin ettiğini söyleyemeyeceğim:
Film pek çok yerinde çok daha iddialı replikler, tiratlar kullanma, genel olarak çok daha iddialı bir beyanda bulunma şansını yakalıyor ama bunu hiç bir yerinde değerlendirmiyor. Açıkcası böyle karakterlerden çok daha altı dolu tespitler ve daha felsefik-eleştirel bir bakış beklerdim. (bkz: The Man From Earth). Ancak karakterlerimiz toplumu 'zombi' olarak yaftalayıp, konun hiç üzerine gitmiyorlar. Böyle olunca da gerek edebi, gerek bilimsel göndermeler havada kalmış hissi yaratıyor. Aynı durum 'su sorunu' için d ... DevamıBir filmde yönetmen farkı nedir sorusunun cevabı adeta bu film. Kendisinden çok fazla şey vaat etmeyen, hatta Twilight sonrası çok ayağa düşmüş bir konuda bu kadar eli yüzü düzgün bir film beklemiyordum açıkcası. İyi bir yönetmen, iyi bir ekip ve iyi müzikler bir filmi konusundan ve hatta bir raddeye kadar senaryosundan bağımsız olarak başarılı bir film yapabiliyorlar demek ki. Ancak senaryo olarak beni tatmin ettiğini söyleyemeyeceğim:
Film pek çok yerinde çok daha iddialı replikler, tiratlar kullanma, genel olarak çok daha iddialı bir beyanda bulunma şansını yakalıyor ama bunu hiç bir yerinde değerlendirmiyor. Açıkcası böyle karakterlerden çok daha altı dolu tespitler ve daha felsefik-eleştirel bir bakış beklerdim. (bkz: The Man From Earth). Ancak karakterlerimiz toplumu 'zombi' olarak yaftalayıp, konun hiç üzerine gitmiyorlar. Böyle olunca da gerek edebi, gerek bilimsel göndermeler havada kalmış hissi yaratıyor. Aynı durum 'su sorunu' için de mevcut. Sanki 'su sorunu' sadece bu filmin bir mesaj vermesi gerekiyor, bu da o olsun bari şeklinde metnin içine yedirilmiş gibi duruyor. Aynı şey esas vampirimiz intihar ikileminde de mevcut. Aslında hareket noktası olabilecek, çok derinleştirilebilecek bu mevzu, 'aman, doğayı sev, dans et' falan denilerek kapatılıyor ve unutuluyor.
Sonuç olarak benim gözümde sinematografik manada çok başarılı (Jim Jarmush'dan daha aşağısını beklemezdik zaten), metinsel olarak ise vasatı aşamayan bir yapıt, Only Lovers Left Alive.
Hazine Avcıları filmine yorum yazdı:
Son yıllarda seyrettiğim en kötü filmlerdendi açık ara. Hani zaman veya para kaybı olarak nitelendiremeyeceğim çünkü bedavaya seyretseniz, hatta seyretmek için zaman bile ayırmayıp film direkt beyninize download edilse bile kendinizi hakarete uğramış hissederdiniz. Filmin başarısız yanlarını analiz etmeye falan gerek yok uzak durun diyorum, sonra uyarmadı demeyin.
Çığlıklar Ve Fısıltılar filmine yorum yazdı:
Filmin DVD'sinde -en azından bendeki versiyonunda- ek olarak bir Ingmar Bergman röportajı var. 2000 yılında eski dostu Erland Josephson'la birlikte verdikleri bu röportaja ulaşabilenlerin muhakkak seyretmelerini tavsiye ederim. Çok samimi -hatta bazen neredeyse acımasız- bir konuşmada iki efsane hayatlarını doğrularını ve yanlışlarını büyük bir dürüstlükle aktarırken ikisininde anlayış ve felsefelerine hayran kaldım. İmkanı olanlar bu etkileyici röportajı kaçırmasınlar
Cassandra'nın Rüyası filmine yorum yazdı:
Filimadamındaki özetiyle filmin alakası yok, hatta ben başka bir film mi seyrettim diye kontrol etmem gerekti, bence özeti dikkate almayın.
Şahane Hayat filmine yorum yazdı:
Ya güzel film de, biraz fazla "A Christmas Carol" olmamış mı? Bence bu kadar sevilmesinin nedeni yeşilçam filmlerinin de hala sevilmesinin nedeni olan o nostalji sıcaklığı. Şahsen film olarak beklediğimi bulamadığımı söylemeliyim.
Barselona, Barselona filmine yorum yazdı:
Nedense Wood Allen'ın en az beğendiğim (Scoop gibi Woody Allen olduğuna inanmak istemediğim filmleri bilincimden silerek) filmi.
Not: Bunun ne kadarı tüm filmi Javier Bardem'i kıskanarak geçirmemdendir, orasını bilemem =)