15 yıl önce
Bornova Bornova filmine yorum yazdı:
Osama filmine yorum yazdı:
10 Şubat 2012 Basra
Dördüncü film
Osama-Siddiq Barmak
Unutmam ama affedebilirim." Nelson Mandela
Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan Osama, uzun bir kapı gıcırtısı sesiyle başlıyor ve izleyicisini rahatsız edeceğinin işaretini başından veriyor.
Film, saksıda serumla beslenen bir tutam saçın hikayesini anlatıyor...
Afganistanda hayatta kalmanın bedelini hayatıyla ödeyen bir kız çocuğunu anlatıyor...
Çocuk olma şansı olmayan çocukların, çocuk olmaya duydukları özlemi anlatıyor ...
Gökkuşağının altından geçmenin imkansızlığında umudu anlatıyor...
Bir kadını "allahım kadınları niye yarattın?" diye ağlatan, çaresizliği anlatıyor...
Ve aşkı anlatıyor.. Espandinin göz yaşlarında Osamanın bacaklarından kanlar süzülürken.
Bacaklardaki kanı anlatıyor... derin kuyularda asılı kalan kadınlığı anlatıyor...
Taliban askerleri tarafından fark edilme, öldürülme korkusunu anlatıyor...
Erkekmiş gibi yapan bir kadın olmak mı, yoksa kendi kimliğinde kadın olarak yaşamak mı zor...sevinememe ... Devamı10 Şubat 2012 Basra
Dördüncü film
Osama-Siddiq Barmak
Unutmam ama affedebilirim." Nelson Mandela
Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan Osama, uzun bir kapı gıcırtısı sesiyle başlıyor ve izleyicisini rahatsız edeceğinin işaretini başından veriyor.
Film, saksıda serumla beslenen bir tutam saçın hikayesini anlatıyor...
Afganistanda hayatta kalmanın bedelini hayatıyla ödeyen bir kız çocuğunu anlatıyor...
Çocuk olma şansı olmayan çocukların, çocuk olmaya duydukları özlemi anlatıyor ...
Gökkuşağının altından geçmenin imkansızlığında umudu anlatıyor...
Bir kadını "allahım kadınları niye yarattın?" diye ağlatan, çaresizliği anlatıyor...
Ve aşkı anlatıyor.. Espandinin göz yaşlarında Osamanın bacaklarından kanlar süzülürken.
Bacaklardaki kanı anlatıyor... derin kuyularda asılı kalan kadınlığı anlatıyor...
Taliban askerleri tarafından fark edilme, öldürülme korkusunu anlatıyor...
Erkekmiş gibi yapan bir kadın olmak mı, yoksa kendi kimliğinde kadın olarak yaşamak mı zor...sevinememeyi anlatıyor...
Savaşta erkeklerini kaybetmiş kadınların, evlerinde açlıktan ölmeye mahkum bırakılışlarını anlatıyor...
Düğün eviyle cenaze evinin aynı anda yaşanabilmesini anlatıyor...
Temizlenenmek için yıkanmanın asla yetmeyeceği anlatıyor...
Kadının seçme özgürlüğünün sadece kapısına vurulacak kilit olduğunu anlatıyorbizim buralarda ve tüm coğrafyalardaki görünmeyen kilitleri anlatıyor...
İp atlamadan kadın olan milyonlarcasını anlatıyor...
Açız diyen dul kadınlara karşı tahammülsüzlüğü anlatmak için çok profesyonel kameralara gerek olmadığını anlatıyor...
Talibangerçeğini, Taliban askerlerini neredeyse hiç yakın plandan göstermeyerek bu korkunun insanın içine nasıl işlediğini anlatıyor...
Hazin bir sonu anlatıyor...
Film de müzik yok... Tüyler ürperten bir boyutta, sessizce anlatıyor ...
Hayali Aşklar filmine yorum yazdı:
09 şubat 2012 Basra
Üçüncü Film
Les amours imaginaire- Hayali Aşklar-Xavier Dolan
mantığın ötesindeki tek gerçek aşktır Alfred de Musset
Xaiver Dolan yine I Killed My Mother gibi hem yazmış, hem yönetmiş, bir de oynamış. Henüz izlemedim ama ilk filmin daha başarı bulanların sayısı az değil.
Hayali Aşklarşiir gibi bir film gerçekten, aşka içkin olan deliliğin hoş bir sorgulaması.
Eşcinsel bir erkek ve kendinden emin bir kadının ölümlülerin en güzeli Adonis e olan aşkları. Sanırım mitolojide de iki tanrı aynı anda ona aşık oluyorlardı. Zaten filmin bir yerlerinde yönetmenin de Adonisle Nicolası örtüştürdüğü bir sahne de var.
Filmde, iki sevgi biçiminin yani bir kadının bir erkeği sevmesiyle, bir erkeğin bir erkeği sevmesi arasında kurulmak istenen benzerlik, belki de ortada iki kişi yok dedirtecek kadar iyi verilmiş. Film boyunca her yürek atışında, her telaşta, her bekleyişte, her hayal kırıklığında, her merakta, sevdiğine doğru yapılan her yürüyüşte aynılığı sezmek mümkün. Özell ... Devamı09 şubat 2012 Basra
Üçüncü Film
Les amours imaginaire- Hayali Aşklar-Xavier Dolan
mantığın ötesindeki tek gerçek aşktır Alfred de Musset
Xaiver Dolan yine I Killed My Mother gibi hem yazmış, hem yönetmiş, bir de oynamış. Henüz izlemedim ama ilk filmin daha başarı bulanların sayısı az değil.
Hayali Aşklarşiir gibi bir film gerçekten, aşka içkin olan deliliğin hoş bir sorgulaması.
Eşcinsel bir erkek ve kendinden emin bir kadının ölümlülerin en güzeli Adonis e olan aşkları. Sanırım mitolojide de iki tanrı aynı anda ona aşık oluyorlardı. Zaten filmin bir yerlerinde yönetmenin de Adonisle Nicolası örtüştürdüğü bir sahne de var.
Filmde, iki sevgi biçiminin yani bir kadının bir erkeği sevmesiyle, bir erkeğin bir erkeği sevmesi arasında kurulmak istenen benzerlik, belki de ortada iki kişi yok dedirtecek kadar iyi verilmiş. Film boyunca her yürek atışında, her telaşta, her bekleyişte, her hayal kırıklığında, her merakta, sevdiğine doğru yapılan her yürüyüşte aynılığı sezmek mümkün. Özellikle son sahnede bakışlar, tavır, mimik, adım atış tıpatıp aynı.
Işık efektli Sevişme sahneleri de gerçekten inanılmaz bir hassasiyetle sunulmuş.Homofobik kişilere açılmış bir savaş gibi filmin orta yerinde durup duruyorlar. Bence yönetmen bu savaşıda çok doğru bir yerden, bir kadın erkek ilişkisine benzerliği üzerinde açıyor savaşı ve tüm homofobikleri hizaya sokuyor sanki. Ama bunu öylesine yumuşak yapıyor ki bu tartışmaya dair herkesin kafasındaki ezberleri zorluyor.
Dalida'nın Bang Bang şarkısının kullanıldığı yavaş çekim sahneler hiç bitmesin istiyor insan. Sanırım yönetmen en çok da vermek istediği benzerliğe vurgu yapmak için yavaş çekimi bir anlatım biçimi olarak seçmiş. Sevişme sahnelerinin de yavaş çekim olduğunu düşünürsek.
İsimsiz oyuncuların aşka dair paylaştıkları diyolaglar terapi gibi görünse de hiç rahatsız etmiyor. bir taraftan film içinde yürüyen tartışmayı zenginleştiriyorlar adeta.
Marie nin sigara üzerine yaptığı uzunca değerlendirme ise benim sigara ile kurduğum ilişkiyi tazeledi açıkçası. Sigarayı seviyorum. Sigara içmek sanki unutmak gibidir. Moralim dibe vurduğunda sigaram elimdeki tek şeydir. Yakarım, tüttürürüm ve sesimi keserim...Sigara duyguları saklar... sigara benim dirilmemi engeller. Beni hayatta tutar...Beni ölene kadar hayatta tutar...
DolanınHayali Aşıkların senaryosunu, başrolü paylaştığı iki arkadaşıyla daha fazla zaman geçirebilmek için yazdığı söyleniyor. Doğru olabilir mi acaba?
Xavier Dolan bence harika oynamış. Mimikleri, tavrı, davranışları, oynamamış daha çok yaşamış. Oyunculuğuda yönetmenliği kadar başarılı genç adamın.
Işıklandırma, film de sadece sevişme sahnelerinin hakimi değil fakat filmin genel ışığı da çok hoş geldi bana. Marie'nin yaptığıportakal rengi " yorumuna karşılık"mandalina!" çıkışı yönetmenin renk algısının bizimkinin çok üstünde olduğunu zaten gösteriyor da ...işte.
Ocakta yemegim var, gitmem lazim cümlesinin böyle bir filmde yeri olabileceğini düşünemezdim açıkçası. Ve bu kadar yürek burkan bir anlama gelebileceğini. En az gey olduğumu nasıl düşünürsün cümlesi kadar yaralayıcıydı.
Film hakkında yapılan yorumları okurken farkettim ki çoğu kişi the dreamers filmine benzetmiş filmi. Yönetmenin Evet esinlendim demek için de sanırım Louis Garrelrin bize göz kırptığı sahne ile bitiyor film. Ne güzel olmuş değil mi?
Sınıf filmine yorum yazdı:
08 Şubat 2012 Basra
İkinci film- Entre Les Murs-Sınıf- Laurent Cantet
Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi sanırım. Beni izlemeye yönelten şey filmin ödüllü bir film olmasından çok şuan Basrada yaşadığım için öğretmenlik yapamıyor olmam galiba.
Film başlarken Ölü Ozanlar Derneği havası hissetmiştim ve açıkçası filme iyi başlamamıştım. Neyse ki film tam tersi bir yere gitti ve izleyenleri büyük bir hayal kırıklığından kurtardı.
Eğitim yılının başında öğretmenler odası görüntülerini hatırlayın, ellerinde dosyalar...iyi bir eğitim yılı için hiç bir engel yok gibi görünüyor. Herkes hevesli ve kendini hazır hissediyor. Bu çocuklar ne kadar şanslı diyor insan, bu ekip her şeyi çözer...
Tüm dünyada öğretmen odaları böylemidir bilinmez ama ben kendimde, her yeni yıla başlarken böyle aptalca bir güç hissederim. Her engeli aşabileceğim hissine kapılırım. Asla yılmayacağımızı sandığımız o başlama duygusu ne kadar da tanıdık.
Film devam ederken o her engeli aşabiliriz ile başlayan öğretmen tavr ... Devamı08 Şubat 2012 Basra
İkinci film- Entre Les Murs-Sınıf- Laurent Cantet
Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi sanırım. Beni izlemeye yönelten şey filmin ödüllü bir film olmasından çok şuan Basrada yaşadığım için öğretmenlik yapamıyor olmam galiba.
Film başlarken Ölü Ozanlar Derneği havası hissetmiştim ve açıkçası filme iyi başlamamıştım. Neyse ki film tam tersi bir yere gitti ve izleyenleri büyük bir hayal kırıklığından kurtardı.
Eğitim yılının başında öğretmenler odası görüntülerini hatırlayın, ellerinde dosyalar...iyi bir eğitim yılı için hiç bir engel yok gibi görünüyor. Herkes hevesli ve kendini hazır hissediyor. Bu çocuklar ne kadar şanslı diyor insan, bu ekip her şeyi çözer...
Tüm dünyada öğretmen odaları böylemidir bilinmez ama ben kendimde, her yeni yıla başlarken böyle aptalca bir güç hissederim. Her engeli aşabileceğim hissine kapılırım. Asla yılmayacağımızı sandığımız o başlama duygusu ne kadar da tanıdık.
Film devam ederken o her engeli aşabiliriz ile başlayan öğretmen tavrının nasıl yerle bir olduğunu, öğretmenler odasının havasının nasıl değiştiğini ve öğretmen tutumlarının nasıl karşı karşıya gelebileceğini görüyoruz. Film bu açıdan nasıl da dökülüyor sonlara doğru. Seyircinin genel beklentisi, bir yerde çocukların hizaya gelmeleri, öğretmenin onları kapsamayı başarması olabilir ama film bunu seyirciye hiç vermiyor. Ciddi bir gerçekçilikle devam ediyor sonuna dek.
Yönetmenimiz seyirciyi gerçekten hiç yönlendirmemiş. Film başından sonuna objektif bir yaklaşımın ürünü olmuş. Bu açıdan çok ayarında diyebiliriz...hele Türkiyedeki okul dizilerini düşünürsek... Bu film izleyiciye, bunlar iyi karakterler, bunlar da kötü, şimdi onların savaşını izleyeceğiz demiyor. Biz film boyunca hiç bir karaktere çok yakın hissedemiyoruz kendimizi ve kimseye öfkelenemiyoruz. Bunu yakalamak başarı getiyor işte ve çok zor bir iştir tahminimce.
Filme konu olan okulun, dejavantajlı bir grup öğrenciden oluşması, bu yolla Fransadaki göçmen sorununa da değinmesi filmi ödüle götüren ögelerden biri olmuş olsa gerek.
Filmin asıl vuruculuğu oyuncuların doğal perfermanslarında aranmalı bence. Özellikle sınıf sahnelerinde sanki doğaçlama bir akış var. Gerçi oyuncuların çoğu profesyonel değil ve kendilerini oynamışlar. Hatta kendi isimlerini kullanıyorlar sanırım. Sınıfta türk bir öğrenci de var adı Burak. Gerçek ismi de Burak Özyılmazmış.
Filmde diyaloglar çok orjinal ve zengin. Öğretmenimiz de çok konusuyor, aslında biz öğretmenler sınıflarda ne kadar çok konuşuyoruz değil mi? Öğretmeni oynayan oyuncumuz aynı zamanda filmin senaristiymiş bu arada. François Begaudeau. Belki de sınıf sahnelerin böyle akıp giden bir doğaçlama havası vermesi bundandır.
Çok uluslu etnik sınıflar Türkiye içinde gündem olmuştu yakın zamanda. Takip etmedim bu meseleyi ama gündeme yeniden gelecek olursa, bu filmi önereceğimiz çok arkadaşımız olacak sanırım.
Eğitim alanı Türkiye ile kıyaslandığında Fransadaki bazı uygulamalar dikkat çekiciydi. Örneğin öğretmenlerin öğrencileri tek tek konuştukları, bizim buralarda sınıf zümre toplantılarına benzer toplantılarda sınıf temsilcisi öğrencilerin olması gibi. Bu alanın demokratik bir kaç adımla çözülemeyecek kadar köklü sorunlar barındırdığı açık ancak Türkiyede de işlerin sürekli öğrencilerden gizli kapılar arkasında yürüyor olması da bi acayip. Bu toplantıda gündemin birden bire kahve makinası oluvermesi de yönetmenin çok iyi yakaladığı bir öğretmen tavrı olmuş bence, çok hoştu.
Film göstermiştir ki açıklık, dürüstlük, saygı ve etik davranışlar üzerine kurulu bir sınıf atmosferi yaratmakta kararlı öğretmenimiz bile sonunda etik olmayan bir davranış sergilemekten sorgulanır hale gelir. Hiç bir şey çözülmez. Seyirciye yeni bir ters köşe gelir, okulun kuralları işler ve Süleyman okuldan atılır.
Filmin sonlarına doğru 9 ay boyunca ne öğrendiklerini tartıştıkları bölüm çok hoştu. Keşke bizim öğretmenlerimizde de herkes öğrenebildiği kadarını öğrenir rahatlığı hakim olsa. Ve ben de de tabi ki...
Ve son sahneler, öğrenciler ve öğretmenler bir futbol maçında barıştırılır(?)...ve son kareler... boş sınıflar...boş sınıflar görüntüsüyle eğitim sistemine dönük yapılan eleştiriler zirve yapar... bence bu film ancak böyle biterse en güzel haliyle bitmiş olur...
Modern Zamanlar filmine yorum yazdı:
07 Şubat 2011 - Basra
İlk film - Modern Zamanlar-Charlie Chaplin
Basra'ya gelmeden önce izlediğim bir filmden etkilenerek bir karar almıştım. Julie and Julia izleyenler bilir, Julie 365 günde 524 yemek tarifi yapmaya karar verdiğinde yaşamı pek de istediği gibi gitmemektedir. Yarım bıraktığı işlerin sıkıntısından kurtulabilmek için, ne zaman biteceğini bildiği ve yapmaktan keyif alacağı bir işe kalkışır. Bir internet bloğunda gün gün yaptıklarını yayınlar ve sonuçları itibari ile bu süreç onu bambaşka bir yere taşır. Film iki gerçek öykuden yola çıkalarak çekildiği için "böyle şeyler filmlerde olur" deme lüksümüzüde elimizden alıverir.
Ben de Basra da geçireceğim 180 gün boyunca 200 film izleme kararı almıştım. Beni disipline etmesini umarak izlediklerim hakkında her gün Filmadamına yazmak istiyorum.
Basrada ilk izlediğim film Modern Zamanlar hakkında:
Filmin ilk sahneden niyetini belli ediyor olması ne kadar hoş. Anlatmak istediğini en kısa, en net, en sade, şekliyle daha ilk sah ... Devamı07 Şubat 2011 - Basra
İlk film - Modern Zamanlar-Charlie Chaplin
Basra'ya gelmeden önce izlediğim bir filmden etkilenerek bir karar almıştım. Julie and Julia izleyenler bilir, Julie 365 günde 524 yemek tarifi yapmaya karar verdiğinde yaşamı pek de istediği gibi gitmemektedir. Yarım bıraktığı işlerin sıkıntısından kurtulabilmek için, ne zaman biteceğini bildiği ve yapmaktan keyif alacağı bir işe kalkışır. Bir internet bloğunda gün gün yaptıklarını yayınlar ve sonuçları itibari ile bu süreç onu bambaşka bir yere taşır. Film iki gerçek öykuden yola çıkalarak çekildiği için "böyle şeyler filmlerde olur" deme lüksümüzüde elimizden alıverir.
Ben de Basra da geçireceğim 180 gün boyunca 200 film izleme kararı almıştım. Beni disipline etmesini umarak izlediklerim hakkında her gün Filmadamına yazmak istiyorum.
Basrada ilk izlediğim film Modern Zamanlar hakkında:
Filmin ilk sahneden niyetini belli ediyor olması ne kadar hoş. Anlatmak istediğini en kısa, en net, en sade, şekliyle daha ilk sahneden, lafı hiç dolandırmadan,ben buyum diyerek anlatıyor. Seyirciyle kurduğu bu samimi ilişki filmin tamamına nasıl da siniyor. İlk sahne ile ilgili bazı söylentiler de yok değil. Koyun sürüsü içindeki siyah koyunu herkes farketmiştir. İşte bu siyah koyunun diğerlerini bilinçlendirmek için aralarına karışmış komünist bir koyun olduğu söyleniyor...hadi hayırlısı:)
Filmde coşku, merak duygusu ve heyecan hiç kesintiye uğramıyor. Bunda Şarlonun kişiliğinin ve filmin kurgusal dizgisinin payı çok büyük ancak filmin müziklerinin payı da yok sayılamaz herhalde. Sessiz filmlerde müzik çok daha farklı kullanılıyormuş. Chapline ait olduğunu bildiğimiz filmin müziklerinin sırrı ise her kareye ustaca girmeleri ama asla filmin hakimi olmamaları sanırım. Filmin final sahnesinde kullanılan parça, ilk kez ellili yıllarda "Nat King Cole'un" seslendirdiği, sözleriyle ünlü, popüler bir şarkı haline gelmiş.
http://www.youtube.com/watch?v=I85ApzR43jU
Sözsüz halini tercih edecekler de olacaktır sanırım.
Filmin akılda kalan sahnelerinden vida sıkma sahneleri bana "erken final" keyfi yaşattı açıkçası. Film sanki oracıkta bitiverse neden bitti demeyecektim. Bu sahneler, bu yıpratıcı süreç karşısında ortaya konabilecek insani tepki ve karşılıkların neler olabileceğini içeriyor. Fabrika sahneleri sistemin en ağır yanlarını ortaya koyuyor olsa da, bu filmde Şarlo buna değil, yaşam umudunun var olduğuna, mutluluk arayışına, insanın sahip olduğu temel özelliklere vurgu yapıyor bence.
Şarlonun umursamaz, beceriksiz, sakar tavırları modern iş anlayışına Chaplinin verdiği en etkili cevaplardan biri oluyor film boyunca. Bu tavırlar sanki bir düşünme sistematiğine dair de eleştirel göndermeler içeriyor.
Film o kadar güçlü ki eleştirdiği şeyi hem çok büyütüyor ve çok önemli bir sorun haline getiriyor hem de bir o kadar küçültüyor ve başa çıkılabilir kılıyor. Örneğin yemek yeme makinası sahnesinde hem makinalaşmanın gelebileceği boyutları farkettiriyor hem de karikatürize ederek aşağılıyor.Diğer taraftan makinalaşma karşısında insanın her zaman önemli bir gücü olacağını hissettirerek izleyicisini rahatlatıyor.
Bir filmin bu iki şeyi yapabilmesi çok etkileyici açıkçası.
Filmin diyaloglar içeren bir senaryosu daha bulunmaktaymış. Hatta film son anda sessiz film olarak çekilmiş. Sanırım sesli film teknolojisi gelişmiş olmasına rağmen sessiz olarak çekilmesinde Chaplinin konuşmalı sinemaya geçişi protesto ettiğini düşünebiliriz. Gerçi film konuşma içeriyor. Dikkat edilirse Şarlonun şarkı söylediği sahne dışında tüm konuşmalı sahnelerde ses mekanik bir aletten geliyor. Patronun odasında bir radyodan, fabrikada bir mikrofondan ve yine patronun odasında yemek makinası için yapılan ses kaydından. Bunların hepsinde ortak yön itici olmaları ve olumsuzluk içermeleri. Chaplin söz konusu olduğunda bunlar tesadüf olamaz sanırım. Şarlonun şarkı söylediği sahne ise sanırım bu konuda o dönem yapılan tartışmalardaki çatışmayı güçlendirmek için var.
Chaplinin sessiz filmlerin duyguları daha iyi yansıttığını söylediğini biliyoruz ancak Modern Zamanlar Chaplinin de son sessiz filmi oluyor ve bu filmle 1914 yılında yarattığı Şarlo tiplemesine de veda ediyoruz.
İşin eğlencesine varacaksak otomatik inek sahnesine çok güldüğümü belirtmek isterim ve mağazada patenle kaydığı sahnede çok heyecanlandığımı...Tekrar hapisaneye girmek için uğraştığı sahnelerde polisle kurduğu ilişkide içten içe gururlandığımı...Fabrikada yarı makina haline geldikten sonra diğer işçilerle çatıştığını, onların makinalar çalışınca işe geri döndüklerini farkettirmesi ile işçi üzerine kurduğum bilincin doğruluğuna nasıl yeniden güvendiğimi de ekliyorum...
Ve tabiki filmdeki aşk... Öksüz kızın filmin başlarında mutsuz,başka yollara sapacak kadar umutsuz olduğunu düşünürsek... Aşkın yaşamı değiştiren gücü...Tüm denemelere rağmen filmin sonunda yeniden umutsuzluğa kapıldığında "Neşelen biraz...Asla ölümden bahsetme...Daha uzun zaman beraberiz... diyen Şarlo nasıl da kolundan tutuyor ve ayağa kaldırıyor kızımızı.
Bu filmin Chaplinin gerçek hayatından izler taşıdığı söyleniyor. Annesinden ayrılıp fabrikada çalışmak zorunda kalışı ya da annesinin akıl hastanesinde yatması gibi...
Şarlo nun dans ettiği, şarkı söylediği, o dillere destan olmuş sahneye gelecek olursak: Söylenecek bir şey yok. Sadece sözler evrensel yani tam bir Şarloca... Hiç bir anlamı yok ama bunun Chaplinin anlatmak istediğinden eksiltiğini kim söyleyebilir ki.
Hatta "j-five" nakaratında filmin orjinal kayıtlarını kullandığı bir parça yapmış. Çok ta güzel olmuş...
http://www.youtube.com/watch?v=baIXpun6piw
Özet olarak sessiz ama çok ses getiren bu film için; yaşadığımız boktan hayatın film olmuş en güzel hali diyebiliriz bence...
Anonim filmine yorum yazdı:
4 şubat gece 03:25 Türkiye Basra uçuşu. Ekranda tekrar bu film. Bu filmi daha önce Randevu İstanbul Film Festivalinde görmüştüm.Basra için hiç fena bir başlangıç sayılmazdı üstelik. Tüm başlangıçlar için...Yinede güzeldi...
Beşinci Film
Bornova Bornova-İnan Temelkuran
"Yarının teminatı olan evlatlarımızın Atatürk ilkeleri yerine yabancı ideolojilerle yetişerek sonunda birer anarşist olmasını önleyecek tedbirler alınacaktır."Kenan Evren
"Saygı, korkuyla eşdeğer yürüyor... Bana iki tokat atsaydı, ben dururdum. Boşanmazdık"Demet Akalın
Kenan Evren,Demet Akalınikilisinin sözleriyle başlayan ve açılışa gizlenen vurgu asla rahatsız edici bir zorlamaya dönüşmeden akıp gidiyor filmin içinde.
Yönetmen İnan Temelkuran'ın memleketi İzmir'i mekan yaptığı, uzun sahneler, vurucu diyaloglarla süslü, bildiği şeyi sinemalaştırmanın her durumda başarı getiriyor olduğunun ıspatı gibi bir film...