5 yıl önce
Son Tren filmine yorum yazdı:
Generallerin Gecesi filmine yorum yazdı:
Arka plana işlenmiş detaylarla süslenmiş kaçırılmaması gereken bir WW2 filmi. Oyunculuklara diyecek lafım yok. Peter O’Toole ayrı, Omer Sharif ayrı döktürmüş.
Adalet hususunda düşünülmesi gereken bir yönü var filmin. Hatta vatan, millet çıkarları diye giyilen üniformaların kişisel çıkarlar söz konusu olunca nasıl bir kamuflaj olduğu hakkında da. Ayrıca şiddet ve cinsellik...
Fransız Müfettişin "Cinayet zaten generallerin mesleği değil mi?" sorusuna Binbaşı(Albay) Grau’nun "Büyük ölçekte takdir edilen bir şey, küçük ölçekte canice olur" demesi gibi adalet bazen küçük farklardan ibarettir. Hatta bu fark toplumun en önemli diye addettiği generalin, kimsenin umursamayacağı bir fahişeyi öldürmesi bile olabilir. Yoksa adalet niye var?
Nereye Gidiyorsunuz? filmine yorum yazdı:
Tarihten ziyade dini gözle yapılmış olmasına rağmen çok kaliteli bir film. Gerek kostümler gerek dekor olsun çok güzel hazırlanmış. Bir aşk hikayesi gibi dursa da aslında arka planda İsa’nın havarilerinden Petrus’un Roma’ya gelişi ve yaşanan olaylar işleniyor. Eğer bu tarz konulara meraklıysanız veya Roma İmparatorluğu ile ilgili filmleri seviyorsanız kaçırmayın.
His Majesty Minor filmine yorum yazdı:
Kurdun Uyanışı, Ayı, Ateş Savaşı gibi filmlerin yönetmenine hiç yakıştıramadığım bir film. Neredeyse tüm filmlerini izledim, bu film yönetmenin en kötü filmi.
Dava filmine yorum yazdı:
Kitabı okuduğumda da aynı şekilde yoğun bir daralma hissi yaşamıştım, film sayesinde de aynı duyguyu tekrar hatırlamış oldum.
İnsan sonunu başını bilmediği bir boşlukta yaşıyor. Ancak bunun farkına vardığında "dava" başlamış oluyor. Doğru diye bilinenleri, kanun diye korkulanların üstüne gittikçe önce bunların saçma olduğunu sonra kazanacağını düşünüyor ama anlıyor ki sonu yok. Aslında her şey harcanan bir ömürle kalıyor.
Freud’un söylediği (iddia edilen) bir söz var. "bir kişi hayatın anlamını sorguluyorsa hastadır". En kısa özeti bu olsa gerek.
The Basilisks filmine yorum yazdı:
Fellini’nin "aylaklar" filminin farklı bir versiyonu. Tabii ki bir Fellini değil ama yeni gerçekçi sinema severler için izlenesi bir film.
The Man in the High Castle dizisine yorum yazdı:
1.sezon sonu yorumu;
Öncelikle diziyi duyduktan sonra oluşan bekletimi karşılamadığını üzülerek belirteyim. Tam olarak ne bekliyordum bilmiyorum ama WW2 hakkında fazlasıyla belgesel, film izlemiş-okumuş biri olarak en azından olaylar nasıl değişti, nereden itibaren tersine döndü bilmek isterdim. Yani Midway’den mi döndü, Normandiya mı başarısız oldu, Stalingrad mı düştü.. Bu kısımlar verilse daha memnun olurdum, kopukluk giderilmeliydi bence. Bu durum bende kafa karışıklığına da yol açtı çünkü başlarda bir bölümde Rommel’den bahsediyorlar, "çöl tilkisi başa geçecek" vs diyorlar ama Rommel 44’te öldü. Bilenler bilir, Hitler intihar etmesini sağladı. Demek ki 44ten hatta Afrika Savaşlarından önce bir işler oldu yani 43’ten önce savaşın şekli değişti.
Klasik hikaye kısırlılığı - her olay bir kişinin herkesi tanıması üzerinden yürüyor ya illet oluyorum bu işe. Juliana "o ben değilim" nidasıyla ortada takılıyordu ama bir anda networkü kgb ajanları ... Devamı1.sezon sonu yorumu;
Öncelikle diziyi duyduktan sonra oluşan bekletimi karşılamadığını üzülerek belirteyim. Tam olarak ne bekliyordum bilmiyorum ama WW2 hakkında fazlasıyla belgesel, film izlemiş-okumuş biri olarak en azından olaylar nasıl değişti, nereden itibaren tersine döndü bilmek isterdim. Yani Midway’den mi döndü, Normandiya mı başarısız oldu, Stalingrad mı düştü.. Bu kısımlar verilse daha memnun olurdum, kopukluk giderilmeliydi bence. Bu durum bende kafa karışıklığına da yol açtı çünkü başlarda bir bölümde Rommel’den bahsediyorlar, "çöl tilkisi başa geçecek" vs diyorlar ama Rommel 44’te öldü. Bilenler bilir, Hitler intihar etmesini sağladı. Demek ki 44ten hatta Afrika Savaşlarından önce bir işler oldu yani 43’ten önce savaşın şekli değişti.
Klasik hikaye kısırlılığı - her olay bir kişinin herkesi tanıması üzerinden yürüyor ya illet oluyorum bu işe. Juliana "o ben değilim" nidasıyla ortada takılıyordu ama bir anda networkü kgb ajanlarını geçti. Hadi bunu dizi diyelim kabul edelim.
Film makaralarının önemini doğruyu söylemek gerekirse başta "propoganda"nın gücüne bir metafor diye düşünmüştüm ve çok beğenmiştim ama son bölümlerde en azından şimdilik "hadi len" seviyelerine düştüm. Şimdilik diyorum çünkü umarım ilerleyen sezonlarda mantıklı bir yere bağlarlar. Çünkü bu işin sonu zaman makinasına gidecek diye korkuyorum.
Direnişçiler arasına müslüman, yahudi ve zenci eklenmesi biraz ABD’nin bu tarz farklılıklarla kurulduğu mesajını vermeye çalışmış sanki ama bu anca amatör eğlendirir. Gerçekte yan yana savaşan zenci ve beyazlar Amerika’ya dönünce aynı barda beraber bira bile içemediler, neyse..
Japon-Nazi kıyaslaması yaparsak, Japon tarafını daha güzel işlemişler diyebilirim. Nazi tarafında o etkiyi göremedim. Ayrıca bu ittifakın küçük ortağı İtalya noldu? Hala Arnavutluk’u geçmeye mi çalışıyor Musollini? :)
Dizi malum bir kitap uyarlaması olduğu için ve kitabı okumadığım için "kitapta böyleydi dizide şöyle" diye bir yorum yapamıyorum. Diziyi yeterince beğenirsem kitabı da okurum muhtemelen.
2.Sezona sırf ww2 alternatif son teması olduğu için devam edeceğim. Umarım boşa zaman harcamıyorumdur.
2.Sezon
Biliyordum işin tuhaf bir yere bağlanacağını ve bunun "gerçek dünya"da kalmak yerine yani sanki Axisler kazanmış da ABD’de direnişçiler savaşıyor gibi olmayacağını ama yine de izledim. Kendi mantıksızlığını mantıklı kabul ederseniz sorun yok. Gayet güzel. Bana pek hitap etmediği için dizi boyunca sıkıntı yaşadım. Bu sezon içinde görmüş olduğumuz Akdeniz’in baraj yapılması durumu dışında hala ilginç bir detay göremedim. En azından bu tarz katkılar biraz daha fazla olsaydı keşke. Dünya haritasını bile doğru düzgün bu sezonun başında görebildik. Belki de izleyiciyi merakta bırakmak istediler, bu da bir ihtimal.
Sonuç
Her şeyi kabul ettim de o son...
İki Adam ve Bir Dolap filmine yorum yazdı:
Herkesin sırtında taşıdığı bir gardırop vardır, kiminin cinsel tercihi kiminin dini inancı kiminin sosyal sınıfı, milliyeti, ırkı.... Daha güzel anlatılamazdı.
The Virgin's Bed filmine yorum yazdı:
Görebileceğiniz en ilginç İsa tasvirine sahip filmlerden biri. Uzun sekanslar oldukça etkileyici ama film yer yer boğuyor. Ben bunun tamamen konu ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Yönetmenin ve oyuncuların oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim.
Hayatımızın En Güzel Yılları filmine yorum yazdı:
Filmin yönetmeni William Wyler, 2.Dünya Savaşı sırasında ABD ordusunda görev almış, kendi gözleriyle gerçekleri görmüş ve bunları kamera almış sayılı yönetmenlerden birisi. Hatta thunderbolt’un çekimleri için B-25 bombardıman uçağına koruyucu kulaklıksız bindiği için kalıcı duyma problemi yaşamış. Bu filmi de döndükten sonra çekmiş. Doğal olarak savaşın sıcaklığını barındıran bir film ancak kahramanlıklardan ziyade dönenlerin hayata tutanmaya çalışmalarını gösteren bir film. Ve daha da önemlisi savaşı gören yönetmenin gözünden bir film. İzlenmeli.
Filmin bir tek güzel sahnesi vardı o da;
Wehrmacht subayı ile SS subayının birbirlerine silah çektikleri sahnedir. O da zaten 1 dakika sürdü sürmedi.