Y
15 yıl önce
Kral ve Ben filmine yorum yazdı:
Kurdun Günü filmine yorum yazdı:
Aşırı-rasyonelleşmiş ve "Toplumsal Sözleşme"sini bozmuş bir dünya, yani "büyüsü bozulmuş" bir dünya nasıl yeniden büyülenir?
Filmi izlediğim zaman modern, modernleşme, modernizm ve modernite kavramlarını bir kez daha film üzerinden irdeledim ve bugüne kadar farkına varamadığımız bu gerçeklik beni derinden sarstı. Gerek durağan gidişatı, gerekse olaylar arasındaki bağlantılarıyla filmin; anlatmak istediği mesajı çok net bir şekilde verdiğini düşünüyorum.
İlk sahnede gördüğümüz aile babasının öldürülmesi, modern toplumdaki en küçük yapı taşı olan çekirdek ailenin yok olması ve dolayısıyla toplum kavramının çöküşüne bir gönderme olarak yorumlanabilir. Sonrasında gelişen olayları ise bir zincirin halkaları olarak düşünürsek; her bir halkanın kopmasıyla zincirin anlamını yitirmesi gibi, yüzyıllardır varlığını sürdüren toplumsal sözleşmenin de bozulduğunu söyleyebiliriz.
Filmin seyir sürecinde ailenin en küçük ferdi olan Beni , olaylar karşısında ... DevamıAşırı-rasyonelleşmiş ve "Toplumsal Sözleşme"sini bozmuş bir dünya, yani "büyüsü bozulmuş" bir dünya nasıl yeniden büyülenir?
Filmi izlediğim zaman modern, modernleşme, modernizm ve modernite kavramlarını bir kez daha film üzerinden irdeledim ve bugüne kadar farkına varamadığımız bu gerçeklik beni derinden sarstı. Gerek durağan gidişatı, gerekse olaylar arasındaki bağlantılarıyla filmin; anlatmak istediği mesajı çok net bir şekilde verdiğini düşünüyorum.
İlk sahnede gördüğümüz aile babasının öldürülmesi, modern toplumdaki en küçük yapı taşı olan çekirdek ailenin yok olması ve dolayısıyla toplum kavramının çöküşüne bir gönderme olarak yorumlanabilir. Sonrasında gelişen olayları ise bir zincirin halkaları olarak düşünürsek; her bir halkanın kopmasıyla zincirin anlamını yitirmesi gibi, yüzyıllardır varlığını sürdüren toplumsal sözleşmenin de bozulduğunu söyleyebiliriz.
Filmin seyir sürecinde ailenin en küçük ferdi olan Beni , olaylar karşısında yalnız, tepkisiz ve içine kapanık bir karakter olarak görüyoruz. Babasının ölümü karşısındaki kayıtsızlığı, kuşunu korumaya çalışırken havasızlıktan ölümüne sebep olması, çevresindeki insanları sürekli gözlemlemesi bize Ben hakkında bir takım ipuçları veriyor. Bu ipuçları, çocuğun ne kadar büyük bir travma geçirdiğinin bir kanıtıdır. Bütün bu korku ve şaşkınlık bulutu içinde, insanları gözlemleyerek edindiği bilgilerden sonra hayal gücünün verdiği cesaretle kendini ateşe atarak başkalarını kurtarmak istiyor. Bu durum da umudun, insanoğlu yeryüzünden silinmedikçe var olacağının en büyük örneğidir. Filmdeki diğer karakterler de bahsedilen tüm kavramları beslemektedir.
Toplumsal sözleşmesi bozuk olan bir dünyada ahlak aranmaz, çünkü açlıktan gelen kaos ve yağma vardır. Bertolt Brechtin Üç Kuruşluk Operasında da söylediği gibi tüm dünyada her zaman önce ekmek, sonra ahlak gelir. Büyüsü bozulan dünyayı eski haline getirmek için insanın önce doymuş olması gerekir, ancak o zaman yeni bir toplumsal sözleşmeden bahsedilebilir.
Terazinin bir kefesinde Batıya duyulan büyük hayranlık, diğer kefesindeyse Doğunun ezilmişliği sonucu ortaya çıkan büyük nefret ve bu iki kefe arasında adeta şizofrenik gel-gitler yaşayan güçlü bir KralBatının ilmini alıp kendi krallığına uygulamayı amaç edinmiş ancak ters düşen noktalarda dengeyi sağlamak adına ilginç yollara başvurabilen bu Kral ve onun krallığı hakkında ilk izlenimleri henüz güvertedeyken ediniyoruz; çıplak ve sert duruşa sahip vücutlar, emreden konuşmalar aklımıza hemen zalimlik, adaletsizlik, barbarlık vs. (vs. vs.) kavramlarını çağrıştırıveriyor.
Modern kıyafetlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen sevgili öğretmenimiz Anna, film boyunca kimi zaman krala kafa tutuyor, kimi zaman onu tiye alıyor, kimi zaman ise ona büyük bir saygı duyuyor. Krallığın sahip olduğu oryantalist atmosfere rağmen başını dik tutmayı beceriyor ve hatta bir nebze modern olabilmeyi öğretiyor. Böylece Doğu-Batı ilişkisindeki tüm aşk, nefret ... Devamı
Terazinin bir kefesinde Batıya duyulan büyük hayranlık, diğer kefesindeyse Doğunun ezilmişliği sonucu ortaya çıkan büyük nefret ve bu iki kefe arasında adeta şizofrenik gel-gitler yaşayan güçlü bir KralBatının ilmini alıp kendi krallığına uygulamayı amaç edinmiş ancak ters düşen noktalarda dengeyi sağlamak adına ilginç yollara başvurabilen bu Kral ve onun krallığı hakkında ilk izlenimleri henüz güvertedeyken ediniyoruz; çıplak ve sert duruşa sahip vücutlar, emreden konuşmalar aklımıza hemen zalimlik, adaletsizlik, barbarlık vs. (vs. vs.) kavramlarını çağrıştırıveriyor.
Modern kıyafetlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen sevgili öğretmenimiz Anna, film boyunca kimi zaman krala kafa tutuyor, kimi zaman onu tiye alıyor, kimi zaman ise ona büyük bir saygı duyuyor. Krallığın sahip olduğu oryantalist atmosfere rağmen başını dik tutmayı beceriyor ve hatta bir nebze modern olabilmeyi öğretiyor. Böylece Doğu-Batı ilişkisindeki tüm aşk, nefret vs.( vs. vs.) gibi öğeleri çeşitli biçimlerde görüyoruz. Yine filmdeki en etkileyici sahnelerden birisi olan Tom Amcanın kulübesinin Siyam Krallığına uyarlanmış versiyonu başarılı bir sentez olarak yorumlanabilir.
Aslında biraz düşündüğümüz zaman, bizim kafamızdaki o hem korkup hem bayıldığımız Batı imgesinin farklı bir versiyonunun da Batılı toplumun Doğu için hissettikleriyle çok da farklı olmadığını söyleyebiliriz. Hani iyilik/kötülük, dişilik/erkeklik vs. (vs. vs.) gibi kavramları denilince akla gelen ying yang, bir nevi Doğu ve Batıyı da simgeliyor diyebilirz: kendi içlerinde ayrı ve aynı, birbirini besleyen ve birbirlerinden beslenenDoğuyu da Batıyı da oluşturan toplumların varolma biçimi
Ancak buna rağmen, ötekileştiriyoruz biz olmayanı, etiketliyoruz; daha iyi ve daha kötü yapıyoruz. Kral (öteki) ve ben diyoruz. İşteşlik değil de karşılık yüklüyoruz kurduğumuz cümlelerdeki anlamlara... Peki nedir ötekileştirme, nerede başlar? Bireyselleşme yolunda atılan adımların temeli midir, yoksa bireyselleşmenin en son basamağı mıdır? Bence her ikisinin de doğruluk payı var: birey olmanın verdiği ihtiyaçla ve birey olmak için var ederiz ötekiyiTerazinin bir kefesinde Batıya duyulan büyük hayranlık, diğer kefesindeyse Doğunun ezilmişliği sonucu ortaya çıkan büyük nefret ve bu iki kefe arasında adeta şizofrenik gel-gitler yaşayan güçlü bir KralBatının ilmini alıp kendi krallığına uygulamayı amaç edinmiş ancak ters düşen noktalarda dengeyi sağlamak adına ilginç yollara başvurabilen bu Kral ve onun krallığı hakkında ilk izlenimleri henüz güvertedeyken ediniyoruz; çıplak ve sert duruşa sahip vücutlar, emreden konuşmalar aklımıza hemen zalimlik, adaletsizlik, barbarlık vs. (vs. vs.) kavramlarını çağrıştırıveriyor.
Modern kıyafetlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen sevgili öğretmenimiz Anna, film boyunca kimi zaman krala kafa tutuyor, kimi zaman onu tiye alıyor, kimi zaman ise ona büyük bir saygı duyuyor. Krallığın sahip olduğu oryantalist atmosfere rağmen başını dik tutmayı beceriyor ve hatta bir nebze modern olabilmeyi öğretiyor. Böylece Doğu-Batı ilişkisindeki tüm aşk, nefret vs.( vs. vs.) gibi öğeleri çeşitli biçimlerde görüyoruz. Yine filmdeki en etkileyici sahnelerden birisi olan Tom Amcanın kulübesinin Siyam Krallığına uyarlanmış versiyonu başarılı bir sentez olarak yorumlanabilir.
Aslında biraz düşündüğümüz zaman, bizim kafamızdaki o hem korkup hem bayıldığımız Batı imgesinin farklı bir versiyonunun da Batılı toplumun Doğu için hissettikleriyle çok da farklı olmadığını söyleyebiliriz. Hani iyilik/kötülük, dişilik/erkeklik vs. (vs. vs.) gibi kavramları denilince akla gelen ying yang, bir nevi Doğu ve Batıyı da simgeliyor diyebilirz: kendi içlerinde ayrı ve aynı, birbirini besleyen ve birbirlerinden beslenenDoğuyu da Batıyı da oluşturan toplumların varolma biçimi
Ancak buna rağmen, ötekileştiriyoruz biz olmayanı, etiketliyoruz; daha iyi ve daha kötü yapıyoruz. Kral (öteki) ve ben diyoruz. İşteşlik değil de karşılık yüklüyoruz kurduğumuz cümlelerdeki anlamlara... Peki nedir ötekileştirme, nerede başlar? Bireyselleşme yolunda atılan adımların temeli midir, yoksa bireyselleşmenin en son basamağı mıdır? Bence her ikisinin de doğruluk payı var: birey olmanın verdiği ihtiyaçla ve birey olmak için var ederiz ötekiyi