Çok geç fark ettim, keşke daha önce keşfedip izleseydim dediğiniz filmler olur ya, işte bu o filmlerden biri değil. Winona Ryder hayranıyımdır ve filmi gördüğümde beklenti dolu bir şekilde izledim. Beklentimin karşılığını alamadım diyebilirim.
Susanna, gençliğinin bir geçiş döneminde, içinde bulunduğu sözüm ona buhranından çıkamayınca, ölüme, ölümün nasıl bir şey olduğuna dair merakı oluşmuştur. En sonunda bir kutu aspirin ile bir şişe votkayı içerek bir intihar girişiminde bulunur. Bu durum ailesi için bardağı taşıran hamledir ve kızlarının akıl sağlığını toparlayabilmesi için tam olarak legal sayılamayacak bir şekilde akıl hastanesine gönderilir. Bu noktadan sonra film, susanna'nın gerçekten deli olup olmadığını, normalin ne olduğunu sorgulamasıyla, ikinci planda ise akıl hastanelerindeki yöntemlerin ve teşhislerin ne derece yerinde ve doğru yapıldığına dair başka bir sorgulama ilerler.
Film, Susanna Kayzen'in anılarını yazdığı bir günlük vari kısa romanından uyarlanmıştır. Bu... Devamı
Çok geç fark ettim, keşke daha önce keşfedip izleseydim dediğiniz filmler olur ya, işte bu o filmlerden biri değil. Winona Ryder hayranıyımdır ve filmi gördüğümde beklenti dolu bir şekilde izledim. Beklentimin karşılığını alamadım diyebilirim.
Susanna, gençliğinin bir geçiş döneminde, içinde bulunduğu sözüm ona buhranından çıkamayınca, ölüme, ölümün nasıl bir şey olduğuna dair merakı oluşmuştur. En sonunda bir kutu aspirin ile bir şişe votkayı içerek bir intihar girişiminde bulunur. Bu durum ailesi için bardağı taşıran hamledir ve kızlarının akıl sağlığını toparlayabilmesi için tam olarak legal sayılamayacak bir şekilde akıl hastanesine gönderilir. Bu noktadan sonra film, susanna'nın gerçekten deli olup olmadığını, normalin ne olduğunu sorgulamasıyla, ikinci planda ise akıl hastanelerindeki yöntemlerin ve teşhislerin ne derece yerinde ve doğru yapıldığına dair başka bir sorgulama ilerler.
Film, Susanna Kayzen'in anılarını yazdığı bir günlük vari kısa romanından uyarlanmıştır. Bu yüzden bir nevi gerçek hikayelere dayanmaktadır denilebilir. Ama işin aslı bir günlükten uyarlanmakta olan anılardan derlenmiş kısa romanın filme dönüştürülmüş olması. Doğal olarak ne doğru düzgün bir başı, ne bir çok olayın kayda değer bir sonu var. Filmin bu şekilde olmasını maalesef sevemedim. Ayrıca, akıl hastanesinde işlenen kişilerle ilgili yüzeysel konuşmalardan ziyade flashback sahneler beklerdim. En vurucu olan, kedi sevgisi muhabbetine yüzünü yakan kızın, bu anı gerçekleştirdiği kısmı görmeyi beklerdim Rolly'in durumuna ise neredeyse hiç değinilmedi. Angelina bu kadar öne çıkmış ve başarılı olmuş buna eyvallah ama Elisabeth'i de en az Angelina kadar başarılı buldum ve onun karakteriyle ilgili olarak da bir derinlik beklerdim.
Susanna'ya konulan teşhisi yansıtmadığından yakınılır. Olayın zaten susanna'nın hasta olmadan hasta muamelesi görme üzerine olduğu bek anlaşılmamış. Hemşirenin konuşması da mı burada yeterli olmadı yani? Angelina'nın bu rolü bu kadar başarılı oynamasını normal karşılıyor. Zaten bir önce filmi "gia" da aynı karaktere benzer bir performansı (ki bence çok daha iyisini) sergiliyor. Muhtemelen o filmde ödül vermedik burada ödüllendirelim diyerek ödül verdiler.
Nazarımda ortalamadan öteye geçememiş, fazla pohpohlanmış bir film olarak yer etti.
Bazı kullanıcılar çok yanlış anlamış filmi. Filmi neticenizle değil gözünüzle izlerseniz filmi daha iyi anlayabilirsiniz. Oyunculuklar ve hikaye oldukça başarılı tavsiye edilir.
Daha hafif vaka olan Susanna’nın akıl hastanesine yatırılarak modern dünyanın getirdiği tımarhaneyi bize sorgulatıyor. Belirli hastalara eğilerek onların hastalıkları ve kimler oldukları anlatılmış. Bu süreçte de bir süre kurdukları arkadaşlığa odaklanılmış. Modern aile yapısındaki ilişkilere, kızına yükledikleri misyon, kızın hastalığına ebeveyn mi yoksa dışardan bir kimse olarak mı bakıldığı da gösterilmiş. Oyunculuklar müthişti ve müzikler anlamlı. Uzun olmasını ve yer yer sıkılacağınızı göz önüne alarak izleyebilirsiniz. Gerçi dönem filmlerinin birçoğu uzun sanırım.
Filmde şımarıklığın adı olmuş Borderline. Açıkçası başrolün hastalığı tam olarak yansıttığını düşünmüyorum. Filmi izlerken o çaresizliği o başıboşluğu hissetmedim. Lisa rolündeki hastalığını çok daha iyi yansıtmış.
Hikaye cok sarmadi, inandirici degildi. Ki zaten basrol iyi bir secim degil, o zamanin ikonuydu napalim. Inandirici olmamasinin sebebi tutucu toplumun tepkisini cekmemek icin softlastirilmasi olabilir. Kitabi okumadim ama cok yuksek ihtimal diyim, kusacak kadar amerikan trailler ve tepkilerine bakmis biri olarak soyluyorum.
Şizofreni, borderline vs... illa ki bir şok, bir kalıtsallık vardır dibinde ve gerçekten kontrol edilebilecek şeyler değil... yaşayan insanlar bilir ne kadar ağır olduğunu fakat Susanne borderline değil, oldukça normal bir vaka, hatta Susanne borderline ise bizim 15-23 yaş arası tüme yakın genç kızlarımız da mı borderline ?
@tiamath
2 yıl önce
6 / 10
Susanna, gençliğinin bir geçiş döneminde, içinde bulunduğu sözüm ona buhranından çıkamayınca, ölüme, ölümün nasıl bir şey olduğuna dair merakı oluşmuştur. En sonunda bir kutu aspirin ile bir şişe votkayı içerek bir intihar girişiminde bulunur. Bu durum ailesi için bardağı taşıran hamledir ve kızlarının akıl sağlığını toparlayabilmesi için tam olarak legal sayılamayacak bir şekilde akıl hastanesine gönderilir. Bu noktadan sonra film, susanna'nın gerçekten deli olup olmadığını, normalin ne olduğunu sorgulamasıyla, ikinci planda ise akıl hastanelerindeki yöntemlerin ve teşhislerin ne derece yerinde ve doğru yapıldığına dair başka bir sorgulama ilerler.
Film, Susanna Kayzen'in anılarını yazdığı bir günlük vari kısa romanından uyarlanmıştır. Bu ... Devamı
Susanna, gençliğinin bir geçiş döneminde, içinde bulunduğu sözüm ona buhranından çıkamayınca, ölüme, ölümün nasıl bir şey olduğuna dair merakı oluşmuştur. En sonunda bir kutu aspirin ile bir şişe votkayı içerek bir intihar girişiminde bulunur. Bu durum ailesi için bardağı taşıran hamledir ve kızlarının akıl sağlığını toparlayabilmesi için tam olarak legal sayılamayacak bir şekilde akıl hastanesine gönderilir. Bu noktadan sonra film, susanna'nın gerçekten deli olup olmadığını, normalin ne olduğunu sorgulamasıyla, ikinci planda ise akıl hastanelerindeki yöntemlerin ve teşhislerin ne derece yerinde ve doğru yapıldığına dair başka bir sorgulama ilerler.
Film, Susanna Kayzen'in anılarını yazdığı bir günlük vari kısa romanından uyarlanmıştır. Bu yüzden bir nevi gerçek hikayelere dayanmaktadır denilebilir. Ama işin aslı bir günlükten uyarlanmakta olan anılardan derlenmiş kısa romanın filme dönüştürülmüş olması. Doğal olarak ne doğru düzgün bir başı, ne bir çok olayın kayda değer bir sonu var. Filmin bu şekilde olmasını maalesef sevemedim. Ayrıca, akıl hastanesinde işlenen kişilerle ilgili yüzeysel konuşmalardan ziyade flashback sahneler beklerdim. En vurucu olan, kedi sevgisi muhabbetine yüzünü yakan kızın, bu anı gerçekleştirdiği kısmı görmeyi beklerdim Rolly'in durumuna ise neredeyse hiç değinilmedi. Angelina bu kadar öne çıkmış ve başarılı olmuş buna eyvallah ama Elisabeth'i de en az Angelina kadar başarılı buldum ve onun karakteriyle ilgili olarak da bir derinlik beklerdim.
Susanna'ya konulan teşhisi yansıtmadığından yakınılır. Olayın zaten susanna'nın hasta olmadan hasta muamelesi görme üzerine olduğu bek anlaşılmamış. Hemşirenin konuşması da mı burada yeterli olmadı yani? Angelina'nın bu rolü bu kadar başarılı oynamasını normal karşılıyor. Zaten bir önce filmi "gia" da aynı karaktere benzer bir performansı (ki bence çok daha iyisini) sergiliyor. Muhtemelen o filmde ödül vermedik burada ödüllendirelim diyerek ödül verdiler.
Nazarımda ortalamadan öteye geçememiş, fazla pohpohlanmış bir film olarak yer etti.
@ayazwho
5 yıl önce
8.8 / 10
@marcelinery
5 yıl önce
@muhammed_b
6 yıl önce
@amaranta
6 yıl önce
@neyseya
8 yıl önce
6.5 / 10
Kitabi okumadim ama cok yuksek ihtimal diyim, kusacak kadar amerikan trailler ve tepkilerine bakmis biri olarak soyluyorum.
@zangocyus
9 yıl önce
@tutimik
9 yıl önce
@josephwhite
12 yıl önce
6 / 10
@fnk17
12 yıl önce
9.3 / 10