Köksüz

(2013)

Nobody's Home

Film 1 Saat 21 Dk. Dram Türkiye 16 Mart 2014

7.3

65 OY
PUAN VER
5

Imdb: 6.5 (1.303 OY)

KONUSU
Köksüz, bir kaybın ardından yeniden aile olmayı başaramayan, gün geçtikçe kendini yok eden dört kişinin kaybolma hikayesidir. Nurcan, kocasının ölümünden sonra üç çocuğu ile baş başa kalır; büyük kızları Feride, ailede baba rolünü üstlenmek zorunda kalır. Zaten tutunacak bir dala ihtiyacı olan Nurca ... Devamı
Köksüz, bir kaybın ardından yeniden aile olmayı başaramayan, gün geçtikçe kendini yok eden dört kişinin kaybolma hikayesidir. Nurcan, kocasının ölümünden sonra üç çocuğu ile baş başa kalır; büyük kızları Feride, ailede baba rolünü üstlenmek zorunda kalır. Zaten tutunacak bir dala ihtiyacı olan Nurcan bu duruma dört elle sarılır, Ferideyi neredeyse kocası yerine koyar ve tüm sorumluluğu ona yıkar. Babasına taparcasına hayran olan evin tek erkeği 17 yaşındaki İlker, evdeki idarenin ablasına geçmesine tepki olarak hızla aileden uzaklaşır. Ergenlik çağında, ailesine en ihtiyaç duyduğu zamanda ne annesine ne ablasına yaklaşabilen evin en küçüğü Özge ise bir kenarda unutulur ve varlığını hatırlatabilmek için çaba harcar durur. Feridenin evin yükünden bunalıp, kendisiyle evlenmek isteyen Gülağanın teklifini çıkış yolu olarak görüp kabul etmesiyle evdeki dengeler alt üst olur. Yönetmen Deniz Katıksız kendi sözleriyle ilk filminde, "arada kalmış, kendine rol biçememiş insanların başkalarınca giydirilen rolleri beceriksizce taşıma çabalarının hikayesini" anlatıyor.

YORUM YAZ

SPOILER

YENİ YORUMLAR

Tüm Yorumlar

@yingyang

9 yıl önce

Etkileyici idi. Hepimiz biraz bu filmde oynuyoruz aslında.

@poormf

11 yıl önce

7 / 10

Tercihlerimizi değil gereklilikleri ya da biçilen rolleri yaşıyoruz temalı film, sorgulamadan, tanıklıkla yetindiği için eksik kalsa da "kendi için olamama" hikayesini başta Ahu Türkpençe olmak üzere doğal oyunculuklarla gayet güzel anlatıyor.

Başarılı bir anlatıma sahip, ama sırıtan ergen fantazisi mastürbasyonla anlatılsaydı daha gerçekçi olacaktı...

@tugceozturk0

12 yıl önce

\"Köksüz\" bir İzmirli hane!

Eşinin kaybını kabullenemeyen Nurcan, bütün ailenin yükü omuzlarına çöken Feride, ergen bir erkek çocuk olarak kendi kaçışlarına sığınmaya çalışan İlker ve her şeyi sessizce izleyerek büyüyen Özge karakterleri ve İzmir?yle Köksüz beni ansızın içine çekip aldı.Film, kuşkusuz ki sahicilik kavramını oyuncularıyla birlikte sonuna kadar hissettirmesiyle 20. Adana Altın Koza Film Festivali’nde tüm oyunculara ve yönetmen Deniz Akçay Katıksız’a da Yılmaz Güney ödülünü kazandırmıştır. Aynı zamanda pek çok Türkiye ve yurtdışı festivalinde gösterilmiş ve başka ödüllere de layık görülmüştür.

Yönetmenin metni, karakterlerin tüm duygularını sürekli tıkanan lavabolarının boruları gibi tıkanmış, ne olursa olsun artık akmayacak haldeki bir benzerlikte sunmakta. Ailenin bu tıkanmışlığı ve çıkışsızlığı böyle güzel bir şekilde anlatılmış. Aynı duyguyu birbirinden farklı şekilde yaşayan
... Devamı
\"Köksüz\" bir İzmirli hane!

Eşinin kaybını kabullenemeyen Nurcan, bütün ailenin yükü omuzlarına çöken Feride, ergen bir erkek çocuk olarak kendi kaçışlarına sığınmaya çalışan İlker ve her şeyi sessizce izleyerek büyüyen Özge karakterleri ve İzmir?yle Köksüz beni ansızın içine çekip aldı.Film, kuşkusuz ki sahicilik kavramını oyuncularıyla birlikte sonuna kadar hissettirmesiyle 20. Adana Altın Koza Film Festivali’nde tüm oyunculara ve yönetmen Deniz Akçay Katıksız’a da Yılmaz Güney ödülünü kazandırmıştır. Aynı zamanda pek çok Türkiye ve yurtdışı festivalinde gösterilmiş ve başka ödüllere de layık görülmüştür.

Yönetmenin metni, karakterlerin tüm duygularını sürekli tıkanan lavabolarının boruları gibi tıkanmış, ne olursa olsun artık akmayacak haldeki bir benzerlikte sunmakta. Ailenin bu tıkanmışlığı ve çıkışsızlığı böyle güzel bir şekilde anlatılmış. Aynı duyguyu birbirinden farklı şekilde yaşayan dört karakterin, son çare olarak kendini kurtaracak bir yardım eli arayışı perdeye yansıtılmış. Ayrıca filmin cast seçimini ve kadronun birbirine uyumunu çok başarılı bulduğumu da eklemeliyim. Zaten castla ilgili; Lale Başar ve Savaş Alp Başar?ın gerçekte de anne-oğul olması ve büyük bir keyifle izlediğim anneannenin, yönetmenin kendi anneannesi olması gibi harika, küçük görünümlü büyük detaylar var.

Başkarakterleri şöyle bir anlatmak gerekirse filmi çepeçevre kasvetiyle saran Nurcan?dan başlamak en doğrusu belki de. Nurcan, asabi, tek başına sokağa çıkmaktan agorafobik düzeyde korkan, kendi başına hiç bir işini halledemeyen, yaşlı annesi tarafından bile azarlanan ve yönlendirilmeye çalışılan, yüzünde her daim bir mutsuzluk ve mennuniyetsizlik barındıran, çocuklarına sevgi gösterip onlara kol kanat olmak yerine, çocuk gibi onlardan ilgi bekleyen, televizyona bağımlı yaşayan, temizlik işleriyle kafayı yemiş histerik bir kadındır. Sıra ailenin tüm yükünü olan biten ağırlığı ile sırtına alan Feride?de. Filmin göz ardı edilmeyecek başarılı noktalarından biri , Ahu Türkpençe?nin iliklerine kadar işleyerek canlandırdığı Feride karakteri. Ahu Türkpençe, Feride?nin bakışıyla duruşuyla, hüznüyle içine akan göz yaşlarıyla, kaderine teslim oluşuyla, sıkıntılarını izleyiciyi sıkıntıya sokacak kadar ortaya koymuş.

Hikaye 8-10 ay içinde sürmektedir. Mekan ve zaman geçişini en iyi yansıtan noktayı yönetmen son derece hoş bir ayrıntı olarak evin önündeki incir ağacına bağlamaktadır. Ev iki katlı olmasına rağmen katlar arası geçiş dış merdivenle sağlanmış ve üst kat çocuklara, alt kat ise ebeveynlere ayrılmıştır. Anne, babanın kayıplığı ile hayatını aşağı katta bırakmış. Annenin eşsizliği, çocukların babasızlığı gerçekliği bu mekan seçimiyle derinden ve ustaca yansıtılmıştır.Psikolojik tahliller sırf o evde sınırlı kalmıyor; İlker?in evde iktidarı düştüğünde kapısında bitip seviştiği yetişkin kadın ve uyuşturucu kullanan genç erkek arkadaşların toplaşma zamanları, Feride?nin yoğun iş ortamı arasındaki küçük anne rolü, Özge?nin boynu bükük ve kimsesiz gösterisinden dönüşü aralara, iktidar gösterileri, anne-baba ikameleri eklemiş ve aynı zamanda babanın yerine geçmek için yapılan eve meyve alma gibi sembolik hareketler yerleştirilmiştir.

Köksüz?de gerçekliğin son derece iyi yansıtabilmiş olmasını yönetmenin Ekşi Sinema?ya verdiği röportajındaki şu sözlerinden çıkarabilmemiz mümkün olabilir. ? (?) Babamı erken yaşta kaybettim ve sonrasında algım ister istemez bu ?bir ayağı eksik? ailelere kaydı. Ve hem kendi hikayemden, hem yakın arkadaş ya da tanışlardan görüp dinlediklerimden devşirdiğim bir kurmaca çıktı ortaya. İçindeki hikayeler pek çok gerçek hikayeden devşirilmiştir, bu yüzden ?gerçek hikayeden esinlenilmiştir? diyebilirim fakat pek çok farklı hikayeyi harmanladığı için de aslında bir kurmaca.? Aynı zamanda birçok kişice ?erkeksiz hayatın zorluğu? olarak algılanan film konusu Deniz Akçay Katıksız?ın ?(?) Asıl anlatmak istediğim, bugüne kadar Türk sinemasında nedense es geçilen türden bir anne kız ilişkisiydi. Babanın yokluğu bu hikaye için sadece bir astar olabilir.? yorumuyla noktalanmış oluyor. Köksüz?de verilmek istenen en büyük duygu, aile bireylerinin birbirinin hem en büyük desteği, hem en büyük yükü olmayı başarabildiği bir grup olması olabilir.

Filmin üç noktalı sonu derin düşünceler bırakmakta insanın zihninde. Kız annesinden kaçmak için, fakat kurtulamayacağını bilerek evleniyor. Başlarında şimdi erkek var, fakat annenin temel derdi başlarında bir erkeğin olmaması değil. Annenin bambaşka patolojik bir durumu var kızıyla ilgili. Son sahnede her ikisinin de kendi ölümlerine gider gibi olduklarını söylemek yanlış olmasa gerek.

Film biletini satın aldığım esnada ağzımdan çıkan ?Köksüz? kelimesinin ağırlığı bir düşünceye daha sevk etti beni. Neden Köksüz?dü filmin adı? Bu merakımı Abbas Bozkurt?un eleştiri yazısında son bir not olarak verdiği kısımla dindirmiş bulundum: Deniz Akçay, Bir+Bir?in 25. sayısındaki söyleşide, ?Köksüz? adını seçmesini şöyle açıklamış: ?Bizde genel olarak aile kurmak kök salmak demektir. (?) Aile, kurulmaya uğraşılan, ancak kurulamayan, tesis edilemeyen bir birim. Aileyle ilgili bir kökten bahsetmenin mümkün olmadığını düşündüğüm için filmin adını ?Köksüz? koymak istedim.? Oysa, filmin başlığı onun bu niyetinden sapıp, filmdeki ?babanın yokluğu? vurgusunu perçinliyor. Akçay?ın niyetinden azade bir biçimde, filmin kendi dili, ?köksüz? kelimesini muhtemel özgürleştirici çağrışımlarıyla, bir kimseyi zincirlerinden arındırmış, onu bağlayan yasalardan koparmış bir unsur olarak değil, kökleri olmadığı için etrafta kendini bilmeden dolanma hali olarak taşıyor üstünde. İlker?in evden kopup etrafta serseri mayın gibi dolanışını ve serbestçe salınan zararsız öfkesini düşününce, ?köksüzlük? filmin grameri içinde bir itaatsizlik değil, bir başıboşluk halini imliyor.

Abbas Bozkurt?un Altyazı dergisinde yayınlanan -Köksüz: Kanepeye Çöken Histeri- yazısında yer alan ?İçindeki hiçbir şey bir sanat yönetmeni tarafından yerleştirilmiş hissi vermeyen, varlığını hissettirmeden bu dört karakterin arasına süzülen evin içindeki kesif havaya dalmışken, salonda birden yükseliveren seslerin ve patlayıp ortalığa saçılan duyguların gerginliğiyle pürdikkat perdeye bakarken, arada fırsatını bulup, şuna hayıflanmadım da değil: Halihazırda böylesine güçlü bir anne-kız ilişkisi yakalamışken ne diye vurgu sürekli ?babanın yokluğu?na doğru kayar? Hele de film, bu aile özelinde, babanın yokluğunun, zaten ortaya çıkmaya hazır bekleyen histeri dalgasının olası bir fitilleyicisi olduğunu usuldan sezdirmişken. Annenin artık kullanmadığı yatak odasına bakarken fonda çalan melodramatik müzik, babanın rolüne bürünme hezeyanları yaşadığını çoktan anladığımız İlker?in babasının sandığı arabanın peşinden koşturması ya da İlker?in bol cigaralı arkadaş meclislerinde diğer arkadaşları polise kafa atan babalarından bahsederken onun yere düşen gözlerine yakın plan girmemiz? Arada amatörlük nişanı gibi sırıtan bu birkaç sahne, belki de yönetmenin film diliyle yeterince haşır neşir olmamasının getirdiği bir zaafla, anneyle kızın ilişkisinin sahiciliğini, aile üyelerinin birbirine okudukları bedduaların çıplaklığını lekeliyor. Anneyle Feride?nin arasındaki ilmeklerin gücü, bu sahnelerin yanlış vurgusu sağolsun, hep bir ?baba? hayaletiyle gölgeleniyor?? olumsuzeleştirisi filmin bende var olan mükemmelliğini bir anda yıkıp geçmekte. Yazıyı okumamın ardından bu yadsınamaz gerçeği kabul etmek durumunda kalmaktayım.

Her şeye rağmen Deniz Akçay Katıksız, hem derinlikli senaryosu, hem de sade anlatımı, yerli yerinde kadraj seçimleri ve gereksiz uzunluktan kaçınıp, 81 dakikalık zaman diliminde çok iyi bir sonla bitirmesi ile ilk denemesinin altından son derece başarılı bir şekilde kalkmış.

@lackawanna

12 yıl önce

Kesinlikle takdire şayan bir iş çıkartmışlar. Avrupa’da çekilmiş olsa sesini buralardan duyardık diye düşünüyorum.

@lith

13 yıl önce

8.5 / 10

İki kere sinemanın kapısından dönüp üçüncüde izlemeyi başardığım ve bu kadar ısrar etmekle yanılmadığım film.Yan karakterler dahil tüm oyuncuların bu kadar başarıyla seçilmesi, bravo gerçekten! Oyuncuların bu kadar başarılı olması, senaryonun olası boşluklarını da kapatmış gibi o nedenle hem samimi hem de sert bir film çıkmış ortaya. Kısaca öyküsü, kurgusu her şeyini sevdim.

Kızın aşık olmadığı çocuğu öptükten sonra ağlayarak diş fırçalaması müthiş bir sahneydi.

@lostris

13 yıl önce

8 / 10

Oyuncuları genel anlamda doğal ve başarılı buldum ama bazı sahneler var ki Ahu Türkpençe döktürmüş..

--Feride’nin kız kardeşinin gösterisine son anda çıkan toplantı nedeniyle gidemeyecek olması, telefonda annesine yalnız gitmesi gerektiğini anlatması, annesinin özgüvensizliğiyle telefonda boğuşması, sesi titreyerek, yine de sabırla yolu tarif etmesi, başarılı olamayışı, içinde olduğu çıkmazı akıttığı gözyaşlarıyla hissettirmesi..--

--Tek başına herşeye yetişmeye çalışan, kendi hayatını hiçe sayan Feride’nin erkek kardeşiyle olan sahnesi:’ Yoruldum artık’ diyerek öyle bir yardım isteyişi var ki, yaşadığı duygu patlaması o kadar gerçek ki..--

@benkendimveben

13 yıl önce

7.5 / 10

deniz akçay ın ilk kez kamera arkasına geçtiği fillmi. senarist olan yönetmen memleketişmin acı gerçeklerini abartıya kaçmadan olanı olduğu gibi vermiş. allayıp pullamadan . bizleri yönlendirmeden . ailenin küçük kızı ise bana ucundan bir amelie ye bi gönderme olduğunu düşündürdü nedense.ahu türkpençe nin sabrına sükunetine diyecek yok adeta karakter ile içiçe geçiyor ve kendini oynuyordu.

izmir den çıkan bir dram daha. bornova bornova dan sonra yine güzel bi noktaya temas etti. ama anne nin içinde bulunduğu durumdan çıkabilmesi için seçtiği yöntem üzücü . toplum olarak biz ne yapabiliriz nasıl kurtarabiliriz bunu da düşündürmeliydi belki de . freudyen bir bakış açısını da erkek çocukta görebiliyoruz.

etrafımızda büyük şehirlerde" iş hayatı " kavramının kadınların ekonomik hayata girmesinin bazı sorunlara da yol açtığını mı görüyoruz nedir?
SPOILER

Köksüz filmine Benzer Film ekliyorsun.

Arama Sonuçları

Köksüz filmini Kategorize ediyorsun.

Bu filmi aşağıdaki seçenekleri işaretleyerek kategorize edebilirsin.

Arama Sonuçları

Köksüz filmine Konu ekliyorsun.

Arama Sonuçları

FİLM İLE İLGİLİ İSTATİSTİKLER
GİRİŞ YAP
Şifremi Unuttum!

ÜYE DEĞİL MİSİNİZ?

HEMEN ÜYE OLUN
Aktivasyon Mailim Gelmedi!
ŞİFREMİ UNUTTUM
AKTİVASYON MAİLİ GÖNDER
ÜYE OL