Hemen her gün açıp bir siyah beyaz film izleyen, Charlie Chaplin'in koleksiyonuyla, posterleriyle, dvd'leriyle evimi süslemiş birisi olarak; bu ne lan? tepkisi vermeme neden olmuş filmdir. Ucuz, sene 2012'de basit. Nerede 1914'teki Charlie Chaplin, nerede 2012'de bu siyah beyaz film? Üstüne gram birşey koyamamış, aksine taklit etmiş. Sanat, sinema bik bik diye gözlüklü purolu çok bilmiş gözükmek adına bu filme güzel şeyler yazamam. Sessiz sinemaya saygı duruştan, geçiş dönemini eleştirmekten çok uzaktır. Ya ben çok şey bekledim ya da bu filmin tek olayı siyah beyaz görünüp o dönemin filmleri hakkında gram bilgisi olmayan insanların ay ne sıcak ne güzel konuşmasız ne güzel hissettirdi beğenmeyen kitleden demetçilerden gözükmeyeyim yeeeee diye bakmasıdır.
"Artist" : Sinemanın sinemaya verdiği en güzel cevap...
Kaç zaman oldu bir filmi tebesümle tamamlamadığım. Kahkahalarla güldüğüm yerler oldu bazı filmlerde, bazı filmlerde acıdığım karakterler, fakat bir tebessüm sağlayan film nicedir gelmiyordu perdeye. Artist e dek...
Teknolojik gelişmeler hızla artarken azalan sinema kalitesi, sinema endüstrisinin 3d oyunları, reklamın hücüm bot gibi üzerimize çullandığı televizyon sektörü derken, gerçekten iyi filmler yıl boyunca belki bir elin parmaklarını geçmez sayıya indi. (vizyona giren) Tabii bu teknolijik çılgınlık
bir yana asıl çılgınlık zamanımızda sessiz film yapıp bir de vizyona sokmak olarak görülebilir. Görülmeli de zaten... Büyük bir çılgınlık ve risk örneği "Artist" aynı zamanda güzel bir sinemasal manevra. 4:3 oranı, siyah beyazı vb. unsurlarıyla tam bir intihar teşebbüsü. Yine de sular neyseki tersine aktı da "Artist" ödüller toplayarak sesini duyurdu. İzleyciler tarafından da sevildi.
Film ilk başta adapte sorunu yaşattı, alış... Devamı
"Artist" : Sinemanın sinemaya verdiği en güzel cevap...
Kaç zaman oldu bir filmi tebesümle tamamlamadığım. Kahkahalarla güldüğüm yerler oldu bazı filmlerde, bazı filmlerde acıdığım karakterler, fakat bir tebessüm sağlayan film nicedir gelmiyordu perdeye. Artist e dek...
Teknolojik gelişmeler hızla artarken azalan sinema kalitesi, sinema endüstrisinin 3d oyunları, reklamın hücüm bot gibi üzerimize çullandığı televizyon sektörü derken, gerçekten iyi filmler yıl boyunca belki bir elin parmaklarını geçmez sayıya indi. (vizyona giren) Tabii bu teknolijik çılgınlık
bir yana asıl çılgınlık zamanımızda sessiz film yapıp bir de vizyona sokmak olarak görülebilir. Görülmeli de zaten... Büyük bir çılgınlık ve risk örneği "Artist" aynı zamanda güzel bir sinemasal manevra. 4:3 oranı, siyah beyazı vb. unsurlarıyla tam bir intihar teşebbüsü. Yine de sular neyseki tersine aktı da "Artist" ödüller toplayarak sesini duyurdu. İzleyciler tarafından da sevildi.
Film ilk başta adapte sorunu yaşattı, alışkanlıklarım yüzünden. Sessiz film kültürüm çok azdır. Fakat bu sıkıntıyı çabuk aştım. Sonrası su gibi aktı.
Konusu ise hayli güzel, sinema tarihine tanıklık ediyorsunuz bir yandan. Sessiz filmlerden sesli filmlere geçiş dönemini, ilk sesli filmleri, sessiz film izleyen seyircilerin coşkusunu, müzikalin doğuşunu adım adım izliyorsunuz. İzlerken de ana karakter George Valentin ile ilgili görkeme, çöküşe, yeniden doğuşa tanık oluyor ufak nüanslara (Kendi çektiği filmde kuma gömülmesi, filmlerini yakması) ortak oluyorsunuz. Oyunculuklar da bir harika gerçekten. Filmin küçük köpeğine dek herkes harika oynuyor. Sinemayı iyi hatmetmiş bir yönetmen elinden çıkma film. Bu her karesinden belli. Artist her ögesiyle kesinlikle alkışı hakeden bir yapımı. Sinemanın hala sanat olduğunu, sinemanın hala birleştirici bir gücü olabileceğini, samimiyetini anlattığı, risk aldığı, teknolojiye verilen en iyi yanıt olduğu için.
The Artist... Filmekimi'nde 5 dakika boyunca ayakta alkışlanan tek film olan The Artist, sinema tarihi için bir nimet adeta. Tamamen 22 kare ve sessiz olarak çekilen film, sessiz sinemanın bitimi - sesli sinemanın başlangıcı dönemine dair müthiş bir eleştiri yönelterek, o dönemleri adeta yaşatıyor izleyiciye. Öyle bir film ki Artist, insanlara bak bu 1929 senesinin filmi diye gösterseniz çogu kişi
yi kandırabilirsiniz, o derece başarılı. Ayrıca bir köpek bu kadar mı iyi yönetilir, köpek yaşıyor resmen, bildiğin insan gibi oynuyor. Michel Hazanavicius'un yönetmenligi gerçekten çok başarılı. Cannes'da en iyi erkek oyuncu seçilen Jean Dujardin ise sanki o yıllarda gerçekten yaşayan bir star gibi. Müthiş.
Film sessiz dönemden sesli döneme geçmeyi hem teknik olarak anlatmış- mimikler, oyunculuklar, ses vs- hem de bu geçişte neler hissedildiğini anlatmış bize. O yüzden başarılı.
Başrol oyuncusunun filmin bir yerinde kadehin masaya konduğunda çıkardığı sesle başlayarak çevredeki sesleri duyması ve dengesini kaybetmesi sahnesi ayrıca başarılıydı. Adamın hissettiği duyguları aynen yaşamanıza neden oluyor.
Fakat film bittiğinde yoğun bir başağrısı hissettim. Sanırım müziklerin yoğunluğundan, inişli çıkışlı yapısındandı. Ona da yapacak bir şey yok, çünkü sessiz filmlerde bazı duyguları verebilmek için müzik kullanılıyormuş.
Film Chaplin dönemlerine götürerek nostalji yaptırıyor bize.. Ve bunu da başarıyor. O dönemi gerek ortam, gerek kıyafetler bakımından iyi yansıtmış. Güzel ve kaliteli bir film fakat 'en iyi film' değil bana göre. Ama en iyi oyuncu kesinlikle bu filmde. Oscar'ı hak etmiş Jean Dujardin. Bi' adam bu kadar mı sempatik olur.. Filmde Clark Gable'a benzettiğim anlar oldu.. Artık takibimde. (:
Dediğim gibi iyi film ama daha fazlası değil.. En azından sondaki dans için izlenir.. Dönüp dönüp o dansı izledim film bittiğinde.
@alone
14 yıl önce
@cemal_erdem
14 yıl önce
7.5 / 10
Kaç zaman oldu bir filmi tebesümle tamamlamadığım. Kahkahalarla güldüğüm yerler oldu bazı filmlerde, bazı filmlerde acıdığım karakterler, fakat bir tebessüm sağlayan film nicedir gelmiyordu perdeye. Artist e dek...
Teknolojik gelişmeler hızla artarken azalan sinema kalitesi, sinema endüstrisinin 3d oyunları, reklamın hücüm bot gibi üzerimize çullandığı televizyon sektörü derken, gerçekten iyi filmler yıl boyunca belki bir elin parmaklarını geçmez sayıya indi. (vizyona giren) Tabii bu teknolijik çılgınlık
bir yana asıl çılgınlık zamanımızda sessiz film yapıp bir de vizyona sokmak olarak görülebilir. Görülmeli de zaten... Büyük bir çılgınlık ve risk örneği "Artist" aynı zamanda güzel bir sinemasal manevra. 4:3 oranı, siyah beyazı vb. unsurlarıyla tam bir intihar teşebbüsü. Yine de sular neyseki tersine aktı da "Artist" ödüller toplayarak sesini duyurdu. İzleyciler tarafından da sevildi.
Film ilk başta adapte sorunu yaşattı, alış ... Devamı
Kaç zaman oldu bir filmi tebesümle tamamlamadığım. Kahkahalarla güldüğüm yerler oldu bazı filmlerde, bazı filmlerde acıdığım karakterler, fakat bir tebessüm sağlayan film nicedir gelmiyordu perdeye. Artist e dek...
Teknolojik gelişmeler hızla artarken azalan sinema kalitesi, sinema endüstrisinin 3d oyunları, reklamın hücüm bot gibi üzerimize çullandığı televizyon sektörü derken, gerçekten iyi filmler yıl boyunca belki bir elin parmaklarını geçmez sayıya indi. (vizyona giren) Tabii bu teknolijik çılgınlık
bir yana asıl çılgınlık zamanımızda sessiz film yapıp bir de vizyona sokmak olarak görülebilir. Görülmeli de zaten... Büyük bir çılgınlık ve risk örneği "Artist" aynı zamanda güzel bir sinemasal manevra. 4:3 oranı, siyah beyazı vb. unsurlarıyla tam bir intihar teşebbüsü. Yine de sular neyseki tersine aktı da "Artist" ödüller toplayarak sesini duyurdu. İzleyciler tarafından da sevildi.
Film ilk başta adapte sorunu yaşattı, alışkanlıklarım yüzünden. Sessiz film kültürüm çok azdır. Fakat bu sıkıntıyı çabuk aştım. Sonrası su gibi aktı.
Konusu ise hayli güzel, sinema tarihine tanıklık ediyorsunuz bir yandan. Sessiz filmlerden sesli filmlere geçiş dönemini, ilk sesli filmleri, sessiz film izleyen seyircilerin coşkusunu, müzikalin doğuşunu adım adım izliyorsunuz. İzlerken de ana karakter George Valentin ile ilgili görkeme, çöküşe, yeniden doğuşa tanık oluyor ufak nüanslara (Kendi çektiği filmde kuma gömülmesi, filmlerini yakması) ortak oluyorsunuz. Oyunculuklar da bir harika gerçekten. Filmin küçük köpeğine dek herkes harika oynuyor. Sinemayı iyi hatmetmiş bir yönetmen elinden çıkma film. Bu her karesinden belli. Artist her ögesiyle kesinlikle alkışı hakeden bir yapımı. Sinemanın hala sanat olduğunu, sinemanın hala birleştirici bir gücü olabileceğini, samimiyetini anlattığı, risk aldığı, teknolojiye verilen en iyi yanıt olduğu için.
@gotella
14 yıl önce
@elitacilan
14 yıl önce
8 / 10
@ibodirector
15 yıl önce
9.5 / 10
yi kandırabilirsiniz, o derece başarılı. Ayrıca bir köpek bu kadar mı iyi yönetilir, köpek yaşıyor resmen, bildiğin insan gibi oynuyor. Michel Hazanavicius'un yönetmenligi gerçekten çok başarılı. Cannes'da en iyi erkek oyuncu seçilen Jean Dujardin ise sanki o yıllarda gerçekten yaşayan bir star gibi. Müthiş.
@nur610
15 yıl önce
10 / 10
@ozgen
15 yıl önce
8.8 / 10
Başrol oyuncusunun filmin bir yerinde kadehin masaya konduğunda çıkardığı sesle başlayarak çevredeki sesleri duyması ve dengesini kaybetmesi sahnesi ayrıca başarılıydı. Adamın hissettiği duyguları aynen yaşamanıza neden oluyor.
Fakat film bittiğinde yoğun bir başağrısı hissettim. Sanırım müziklerin yoğunluğundan, inişli çıkışlı yapısındandı. Ona da yapacak bir şey yok, çünkü sessiz filmlerde bazı duyguları verebilmek için müzik kullanılıyormuş.
@emili
15 yıl önce
@timeline11
15 yıl önce
Dediğim gibi iyi film ama daha fazlası değil.. En azından sondaki dans için izlenir.. Dönüp dönüp o dansı izledim film bittiğinde.
@muzozum
15 yıl önce
7.5 / 10
iii sayılır.....