filmi yeni izledim ve üzerine de salonda bulunan diğer tüm izleyiciler ve sevenleriyle yönetmenle hem bu film hem de sineması üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. bilgiler tazeliğini yitirmeden, hem film hem de yönetmenle ilgili aklımda kalanları yazayım.
yönetmenin bu filminden önce, "boş ev" ve "ilkbahar, yaz, sonbahar, kış...ve ilkbahar" filmlerini izlemiştim. daha önceki yorumlarda da yazıldığı gibi, "acı"`yı bu diğer iki filmden ayıran en önemli özellik, diyalogların ve sertliğin daha yoğun şekilde kullanılması olmuş. filme belli bir tema çerçevesine oturtmak zor. çünkü intikam, merhamet, sevgi-sizlik gibi ana temalar ve bunlara bağlı yan temalar çıkarsamak son derece olası. ancak yönetmenin bu filmde asıl anlatmak istediği, para karşısında insan hayatının ne kadar önemsizleştiği, söz konusu para olduğunda insanların birbirlerine ne kadar vahşice ve acımasızca davranabileceklerini göstermekmiş. ve bunu da filmlerini çekerken yaptığı şekliyle siyahı(bu film için para) vurgulayarak... Devamı
filmi yeni izledim ve üzerine de salonda bulunan diğer tüm izleyiciler ve sevenleriyle yönetmenle hem bu film hem de sineması üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. bilgiler tazeliğini yitirmeden, hem film hem de yönetmenle ilgili aklımda kalanları yazayım.
yönetmenin bu filminden önce, "boş ev" ve "ilkbahar, yaz, sonbahar, kış...ve ilkbahar" filmlerini izlemiştim. daha önceki yorumlarda da yazıldığı gibi, "acı"`yı bu diğer iki filmden ayıran en önemli özellik, diyalogların ve sertliğin daha yoğun şekilde kullanılması olmuş. filme belli bir tema çerçevesine oturtmak zor. çünkü intikam, merhamet, sevgi-sizlik gibi ana temalar ve bunlara bağlı yan temalar çıkarsamak son derece olası. ancak yönetmenin bu filmde asıl anlatmak istediği, para karşısında insan hayatının ne kadar önemsizleştiği, söz konusu para olduğunda insanların birbirlerine ne kadar vahşice ve acımasızca davranabileceklerini göstermekmiş. ve bunu da filmlerini çekerken yaptığı şekliyle siyahı(bu film için para) vurgulayarak beyazı(insan) ortaya çıkarmak şekliyle gerçekleştirmiş. ama film(ler)ini izleyen her insanın kendince farklı anlamlar çıkarılmasını da memnuniyetle karşılayıp ve bunu "ben filmimi yapıp sunuyorum, isteyen istediğini alıyor, belki de bu nedenle seviliyorumdur" şekliyle yorumladı. bu noktadan bakılınca haneke`ye olan sevgisi de daha anlaşılır bir duruma geliyor. kendi görüşümce, bir filmin -hanekenin deyişiyle- iyi olması için can yakmasının gerekliliği dışında, yoruma açık ve her izleyenin farklı şekillerde yorumlanabilmesi de önemli. görünen o ki, kim ki duk, bu her iki öğeyi de filmlerinde son derece uygun bir biçimde yansıtıyor.
borçlulardan para tahsil etmeye çalışan bir adamın(kang-do), sert ve acımasızca insanları sakat bırakmasıyla açılıyor film. bir süre bu şekilde devam ettikten sonra, annesi olduğunu söyleyen bir kadın çıkıyor. kang-do ilk başta bunu kabul etmese de çok uzun sürmüyor inkarı. çünkü yıllardır yalnız ve sevgiye aç. kabul edilir kılıp kılmayacağı son derece tartışmaya açık acımasızlığı da bu noktada daha anlaşılır oluyor ki. buradan bakarak şiddet eğilimi gösteren birçok kişiyi anlayabiliriz belki de. yukarıda da söylediğim gibi, yönetmen burada da bir noktayı vurgulayarak, aslında karşıtını gözler önüne sermeyi planlamış bence. annesiyle mutlu bir şekilde yaşamaya çalışsa da bu sefer de, yaptığı acımasızlıklardan nasibi almış kişilerin intikamı ile boğuşuyor. bu noktada annesi ona destek çıkıyormuş gibi gözükse de, asıl darbeyi annesinden alıyor. zira....(gerisini de siz izleyip görün)
Bugün Kore Film Haftası sayesinde izlemiş bulunduğum film. İzlemenizi tavsiye ederim. Adını izleyiciye hissettiren bir film. Kim Ki Duk çok şeker bi adammış ayrıca.
Duk filmlerinin içinde en iyisi diyemeyeceğim ama bolce şiddet içeren bir intikam filmi olmasının yanında; içinde merhamet, şefkat, sevgi, sevgisizlik, konularının da işlendiği, diyaloğu diğer filmlerine nazaran daha çok olan oldukça sert bir film diyebilirim.
Diğer filmlerini izlemeyenlere bu film cok zor gelecektir. Zaten Duk filmleri ve filmlerinin atmosferleri çok zordur, bazen sizi saatlerce günlerce esir alabilir.
Filmin ilk yarısı oldukça kasvetli; karanlık mekanlarda, torna atölyelerinde esas oğlanın haraç toplamaya çalıştığı birtakım insanlara yaptığı işkenceleri izleyerek geçiyor. Sonra evine donuyor yatıyor uyuyor. Her gün bu saçma hayata uyanıyor ve aynı şeyleri yaparak yaşıyor. Bir gün bir kadın çıkıyor ve ben senin annenim diyor ve tabi esas oğlanın vurdumduymazlığı yüzünden annenin bunu oğluna inandırması oldukça zor oluyor. Filmin anne ? oğul arasında geçen sahnelerinde çok konuşulacak şeyler var. Annesine tecavüz sahnesi inanı... Devamı
Duk filmlerinin içinde en iyisi diyemeyeceğim ama bolce şiddet içeren bir intikam filmi olmasının yanında; içinde merhamet, şefkat, sevgi, sevgisizlik, konularının da işlendiği, diyaloğu diğer filmlerine nazaran daha çok olan oldukça sert bir film diyebilirim.
Diğer filmlerini izlemeyenlere bu film cok zor gelecektir. Zaten Duk filmleri ve filmlerinin atmosferleri çok zordur, bazen sizi saatlerce günlerce esir alabilir.
Filmin ilk yarısı oldukça kasvetli; karanlık mekanlarda, torna atölyelerinde esas oğlanın haraç toplamaya çalıştığı birtakım insanlara yaptığı işkenceleri izleyerek geçiyor. Sonra evine donuyor yatıyor uyuyor. Her gün bu saçma hayata uyanıyor ve aynı şeyleri yaparak yaşıyor. Bir gün bir kadın çıkıyor ve ben senin annenim diyor ve tabi esas oğlanın vurdumduymazlığı yüzünden annenin bunu oğluna inandırması oldukça zor oluyor. Filmin anne ? oğul arasında geçen sahnelerinde çok konuşulacak şeyler var. Annesine tecavüz sahnesi inanılmaz gereksizdi, çocuğun kendini tatmin ettiği sahnelerde annesinin onu gözlemlemesi ve yardım eder gibi onun da buna dahil olmasına ben de bir anlam veremedim,saçma geldi bana.. Sonra bir de balık sahnesi vardı.Neyse? Annesi olduğuna inandığımızda ise esas oğlanın daha iyi daha merhametli olduğunu, artık yalnız olmadığı için mutlu olduğunu izliyoruz. Tam bu noktada annesinin planı işlemeye başlıyor. Annenin neden bu kadar ısrarcı olduğunu da öğrenmiş oluyoruz ki burda filmin bizi götürdüğü yerde beynimden vurulmuşa döndüm. Esas oğlanın annesine kavuşmasına sevinemeden kaçırıldığı için kahrolmasına mı üzülelim, annenin oğullarından birinin diğer oğlunu katlettiğinin acısını mı yaşayalım. Ve finaldeki mezar sahnesi bizi bu sorularla başbaşa bırakarak sona eriyor. Bazı hatalar ve gereksiz diyaloglar haricinde beni memnun eden bir film olduğunu söylemeliyim.
Duk filmlerini sevdiğim için tavsiye edebilirim fakat ilk duk filminiz bu olmasın:)
Ki-Duk Kim'in ağır sessizlik hakim olan filmlerine aşina olduğumdan,normal bir filme göre az bile sayılabilecek diyalog içerenfilm,gözümde sürekli diyalog olan bir film haline dönüşebildi.Bu filmin tarifi gerçekten de 'acı' ile yapılabilirdi.Ki-Duk Kim'dan intikam filmi izlemenin tadı bir başkaydı.Filmin özelinde baktığımızda bariz mantık hataları ya da benim cevabını bulamadığım sorular can sıksa da,başarılı ve oldukça rahatsız edici bir film olmuş.
oldukça melankolik bir filmdir.tek bir mutlu bir karakter bile göremezsiniz.o nedenle karamsar bir ruh halindeyseniz kesinlikle uzak durmanız gereken bir film.Özgün bir senaryoya sahip olmasına karşın,inandırıcılıktan oldukça uzak.Bu nedenledir ki,filmi sıkılarak izledim.
Filmin konusunda "Acaba gerçekten annesi mi?" sorusunu görünce annesi olmadığını anlayıp üstelik filmle 20 dakika zaman geçirdiğinizde az çok sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Ama tüm bunlara rağmen filmi izlemeyi bırakamıyorsunuz. Çünkü yer yer abartılar olsa da değinilen konular çok dikkat çekici. Adamın ruh halini çözümlerken hepimiz birer Freud kesiliyoruz. Uykudayken yastıkla mastürbasyon yapması, annesine tecavüz etmesinden "oedipus kompleks"i, anne sevgisi görmediğinden diğer insanlara karşı merhametsiz ve öfke dolu olması ve bunun gibi birkaç tane daha kişilik bozukluğu...
Kim Ki Duk, Pieta filmiyle aslında bizlere daha çok şey söyledi.
Adının hakkını veren bir yapım. Her anında acıyı içinizde hissetmenizi sağlamış yönetmen. Old boy'la kıyaslanmasının nedeni finalden önceki seans sanırım ki Old boy kadar olmasa da oldukça etkileyiciydi. Oyunculukları, mekan ve kostüm tasarımı ve senaryosuyla kusursuz bir film. Sürprizini izlemeden önce bilmeme rağmen çok beğendim tavsiye ederim. İyi seyirler.
@sarhosatlarzama
13 yıl önce
yönetmenin bu filminden önce, "boş ev" ve "ilkbahar, yaz, sonbahar, kış...ve ilkbahar" filmlerini izlemiştim. daha önceki yorumlarda da yazıldığı gibi, "acı"`yı bu diğer iki filmden ayıran en önemli özellik, diyalogların ve sertliğin daha yoğun şekilde kullanılması olmuş. filme belli bir tema çerçevesine oturtmak zor. çünkü intikam, merhamet, sevgi-sizlik gibi ana temalar ve bunlara bağlı yan temalar çıkarsamak son derece olası. ancak yönetmenin bu filmde asıl anlatmak istediği, para karşısında insan hayatının ne kadar önemsizleştiği, söz konusu para olduğunda insanların birbirlerine ne kadar vahşice ve acımasızca davranabileceklerini göstermekmiş. ve bunu da filmlerini çekerken yaptığı şekliyle siyahı(bu film için para) vurgulayarak ... Devamı
yönetmenin bu filminden önce, "boş ev" ve "ilkbahar, yaz, sonbahar, kış...ve ilkbahar" filmlerini izlemiştim. daha önceki yorumlarda da yazıldığı gibi, "acı"`yı bu diğer iki filmden ayıran en önemli özellik, diyalogların ve sertliğin daha yoğun şekilde kullanılması olmuş. filme belli bir tema çerçevesine oturtmak zor. çünkü intikam, merhamet, sevgi-sizlik gibi ana temalar ve bunlara bağlı yan temalar çıkarsamak son derece olası. ancak yönetmenin bu filmde asıl anlatmak istediği, para karşısında insan hayatının ne kadar önemsizleştiği, söz konusu para olduğunda insanların birbirlerine ne kadar vahşice ve acımasızca davranabileceklerini göstermekmiş. ve bunu da filmlerini çekerken yaptığı şekliyle siyahı(bu film için para) vurgulayarak beyazı(insan) ortaya çıkarmak şekliyle gerçekleştirmiş. ama film(ler)ini izleyen her insanın kendince farklı anlamlar çıkarılmasını da memnuniyetle karşılayıp ve bunu "ben filmimi yapıp sunuyorum, isteyen istediğini alıyor, belki de bu nedenle seviliyorumdur" şekliyle yorumladı. bu noktadan bakılınca haneke`ye olan sevgisi de daha anlaşılır bir duruma geliyor. kendi görüşümce, bir filmin -hanekenin deyişiyle- iyi olması için can yakmasının gerekliliği dışında, yoruma açık ve her izleyenin farklı şekillerde yorumlanabilmesi de önemli. görünen o ki, kim ki duk, bu her iki öğeyi de filmlerinde son derece uygun bir biçimde yansıtıyor.
borçlulardan para tahsil etmeye çalışan bir adamın(kang-do), sert ve acımasızca insanları sakat bırakmasıyla açılıyor film. bir süre bu şekilde devam ettikten sonra, annesi olduğunu söyleyen bir kadın çıkıyor. kang-do ilk başta bunu kabul etmese de çok uzun sürmüyor inkarı. çünkü yıllardır yalnız ve sevgiye aç. kabul edilir kılıp kılmayacağı son derece tartışmaya açık acımasızlığı da bu noktada daha anlaşılır oluyor ki. buradan bakarak şiddet eğilimi gösteren birçok kişiyi anlayabiliriz belki de. yukarıda da söylediğim gibi, yönetmen burada da bir noktayı vurgulayarak, aslında karşıtını gözler önüne sermeyi planlamış bence. annesiyle mutlu bir şekilde yaşamaya çalışsa da bu sefer de, yaptığı acımasızlıklardan nasibi almış kişilerin intikamı ile boğuşuyor. bu noktada annesi ona destek çıkıyormuş gibi gözükse de, asıl darbeyi annesinden alıyor. zira....(gerisini de siz izleyip görün)
@ahmetkutlu
13 yıl önce
8 / 10
@antimatter
13 yıl önce
@esmeralda
14 yıl önce
8.8 / 10
Diğer filmlerini izlemeyenlere bu film cok zor gelecektir. Zaten Duk filmleri ve filmlerinin atmosferleri çok zordur, bazen sizi saatlerce günlerce esir alabilir.
Filmin ilk yarısı oldukça kasvetli; karanlık mekanlarda, torna atölyelerinde esas oğlanın haraç toplamaya çalıştığı birtakım insanlara yaptığı işkenceleri izleyerek geçiyor. Sonra evine donuyor yatıyor uyuyor. Her gün bu saçma hayata uyanıyor ve aynı şeyleri yaparak yaşıyor. Bir gün bir kadın çıkıyor ve ben senin annenim diyor ve tabi esas oğlanın vurdumduymazlığı yüzünden annenin bunu oğluna inandırması oldukça zor oluyor. Filmin anne ? oğul arasında geçen sahnelerinde çok konuşulacak şeyler var. Annesine tecavüz sahnesi inanı ... Devamı
Diğer filmlerini izlemeyenlere bu film cok zor gelecektir. Zaten Duk filmleri ve filmlerinin atmosferleri çok zordur, bazen sizi saatlerce günlerce esir alabilir.
Filmin ilk yarısı oldukça kasvetli; karanlık mekanlarda, torna atölyelerinde esas oğlanın haraç toplamaya çalıştığı birtakım insanlara yaptığı işkenceleri izleyerek geçiyor. Sonra evine donuyor yatıyor uyuyor. Her gün bu saçma hayata uyanıyor ve aynı şeyleri yaparak yaşıyor. Bir gün bir kadın çıkıyor ve ben senin annenim diyor ve tabi esas oğlanın vurdumduymazlığı yüzünden annenin bunu oğluna inandırması oldukça zor oluyor. Filmin anne ? oğul arasında geçen sahnelerinde çok konuşulacak şeyler var. Annesine tecavüz sahnesi inanılmaz gereksizdi, çocuğun kendini tatmin ettiği sahnelerde annesinin onu gözlemlemesi ve yardım eder gibi onun da buna dahil olmasına ben de bir anlam veremedim,saçma geldi bana.. Sonra bir de balık sahnesi vardı.Neyse? Annesi olduğuna inandığımızda ise esas oğlanın daha iyi daha merhametli olduğunu, artık yalnız olmadığı için mutlu olduğunu izliyoruz. Tam bu noktada annesinin planı işlemeye başlıyor. Annenin neden bu kadar ısrarcı olduğunu da öğrenmiş oluyoruz ki burda filmin bizi götürdüğü yerde beynimden vurulmuşa döndüm. Esas oğlanın annesine kavuşmasına sevinemeden kaçırıldığı için kahrolmasına mı üzülelim, annenin oğullarından birinin diğer oğlunu katlettiğinin acısını mı yaşayalım. Ve finaldeki mezar sahnesi bizi bu sorularla başbaşa bırakarak sona eriyor.
Bazı hatalar ve gereksiz diyaloglar haricinde beni memnun eden bir film olduğunu söylemeliyim.
Duk filmlerini sevdiğim için tavsiye edebilirim fakat ilk duk filminiz bu olmasın:)
@lowen
14 yıl önce
7 / 10
@ozgurce_81
14 yıl önce
@sebo
14 yıl önce
Kim Ki Duk, Pieta filmiyle aslında bizlere daha çok şey söyledi.
@volk
14 yıl önce
9.7 / 10
@orenishii
14 yıl önce
7 / 10
@masue
14 yıl önce
8.4 / 10